Sosyal güvenlik sistemi uğruna mücadeleyi örgütleyelim!
Türkiye'de işçi ve emekçilerin ekonomik ve sosyal durumu sözcüğün
gerçek anlamında tam bir felakettir. En basit, kaba veriler bile alındığında
işçi ve emekçilerin ekonomik ve sosyal durumlarının ne düzeyde olduğunu
görmek mümkündür.
Bu yönde yakın zamanda Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından
yapılan "Türkiye'nin Yoksulluk Haritası" araştırması somut
bir örnektir. DPT bir kişi için günlük "minimum gıda harcamaları"
ve "temel gereksinmeler harcamasının" ne olması gerektiğini
ve nüfusun ne kadarının bu verilere göre yaşamak zorunda olduğunu
tespit etmek için bir araştırma yapmış. Bu araştırmanın sonuçlarında
dikkati çekenler şunlar:
DPT, önce yoksulluk sınırını istatistikler düzeyinde mümkün olduğunca
düşük gösterebilmek amacıyla hem kişi başına düşmesi gereken günlük
"minimum gıda harcamaları" ve "minimum temel gereksinmeler
harcaması tutarı" için en düşük rakamları çıkış noktası almış.
DPT'ye göre Türkiye'de bir kişi günlük minimum gıda giderlerini bir
dolarla yani yaklaşık 1 milyon 500 bin TL ile ve "minimum temel
gereksinmelerini" de birbuçuk dolarla yani yaklaşık 2 milyon
225 bin TL ile sağlayabileceğinden yola çıkmış. Gerçek yaşamda her
işçi, her emekçi çok yakından bilir ki, ne bir dolarla günlük temel
gıda gereksinmelerini ne de birbuçuk dolarla genel temel gereksinmeleri
karşılamak mümkündür. Birbuçuk milyon lira ile en asgari düzeyde üç
öğün karın doyurmak; birbuçuk dolarla temel gereksinimleri (diyelim
ki karnını doyurduktan sonra bir günlük barınma, işine gitme ve evine
dönme harcamalarını) karşılamak mümkün değildir. Bunu DPT'nin istatistikçileri
de çok iyi bilirler. Fakat sorun çıkış noktası alınan istatistiklerin
gerçek yaşamla uyum içerisinde olup olmadığı değil de, gerçek yaşamın
kafada kurulan istatistik üçkağıda uydurulması olduğunda, kağıt üzerinde
DPT, bir dolarla bir kişiyi minimum düzeyde doyurur ve kişiye minimum
düzeyde temel gereksinmelerini birbuçuk dolarla karşılatır.
DPT Türkiye'de yoksulluğun gerçek boyutlarını mümkün olduğunca düşük
gösterebilmek amacıyla böyle kaba istatistiki oyunlara başvurmuş.
Bu tür üç kağıtlara başvurmasa yoksulluğun gerçek boyutları, milyonlarca
işçi ve emekçinin sefaletinin gerçek seviyesi daha açık bir biçimde
ortaya çıkacak. Anlaşılan DPT yoksulluğun gerçek boyutlarını ortaya
çıkarmak için değil, gerçekte yoksulluğun gerçek boyutlarını mümkün
olduğunca gizlemek için bu araştırmayı yapmış.
Fakat minare o kadar büyük, işçi ve emekçilerin yoksulluğunun boyutları
o kadar korkunç durumda ki, çarpıtılmış veriler temelinde yapılan
istatistikler bile gerçek durumu bütünüyle gizleyemiyor. DPT'nin verilerine
göre Türkiye nüfusunun % 15'i (66 milyon toplam nüfustan yola çıkıldığında
9,9 milyon insan) bir günlük temel gıda harcamaları için yalnızca
bir dolar ve daha düşük bir harcama yapabilecek durumda. Bir günlük
temel gereksinmeleri için en fazla ancak birbuçuk dolar ayırabilecek
insan ise nüfusun % 38'i, yani mutlak verilerle 25 milyon işçi ve
emekçi. Bu demektir ki her on kişiden biri açılık sınırında ve her
7 kişiden 4'ü en ağır yoksulluk koşullarında sürünmekte, daha doğrusu
süründürülmektedir.
38 milyon insan (DPT'nin tespit ettiği) asgari gereksinmelerini karşılamak
için ancak 45 dolarlık, TL cinsinden yaklaşık 72 milyonluk bir gelire
sahiptir. Aylık 72 milyon TL ile bir emekçi bir ayda konut kirasını,
elektrik, su, ulaşım harcamalarını ve gıda giderlerini karşılama durumundadır!
Herhangi bir kentte en kötü bir konutun aylık kirasının minimum 50
milyon olduğu bugünkü şartlarda bir işçinin kirayı verdikten sonra
geri kalan 22 milyonunu elektrik ve su için minimum harcamasına ayırması,
o zaman yiyip içmemesi, bir yerden bir başka yere gitmek için her
gün tabanlarına güvenmesi, üstüne başına hiç bir giyecek almaması
vb. gereklidir. Ya da yalnızca kuru ekmek yiyip her hangi bir konutta
oturmaması, elektrik su, ulaşım gibi harcamalarının hiç olmaması lazımdır.
Neresinden bakılırsa bakılsın, harcamalar ne biçimde dağıtılırsa dağıtılsın
72 milyonluk gelirle sahip bir emekçinin asgari temel gereksinmelerini
karşılaması mümkün değildir.
Bu demektir ki gerçekte nüfusun yalnızca %38'i değil çok daha büyük
bir bölümü yoksulluk sınırları içerisinde yaşama durumundadır.
Bu yoksulluğa, işçi ve emekçilerin bu korkunç sefaletine rağmen ne
sefaletiin acılarını biraz olsun dindirebilecek bir sosyal güvenlik
sistemi ne de bu yönde devletin bir perspektifi vardır. Milyonlarca
işçi ve diğer emekçiler tam tersine sistem ve bu sistemin bekçisi
devlet tarafından serbest pazar ekonomisinin (vahşi kapitalizmin)
acımasız kanunlarına ve bunun sosyal sonuçlarına mahkum edilmiştir.
Resmi enflasyon oranının %75 düzeyinde olduğu, gerçek ücretlerin büyük
oranda düşürüldüğü, milyonlarca işçinin asgari ücret, hatta onun da
altındaki ücretle çalıştırıldığı, fiyatların sürekli ve otomatik bir
zama tabi tutulduğu, çalışanların kitlesel olarak işinden atıldığı,
işsizliğin büyük boyutlarda olduğu, işçi ve emekçilerin çoğunluğunun
ne işsizlik, emeklilik ne de hastalık sigortasının bulunduğu bu ülkede;
işçilerin ve emekçilerin en azından minimum ihtiyaçlarını karşılayabilecek
bir sosyal güvenlik sistemi uğruna mücadeleye çekilmesi tayin edici
önemde bir sorundur.
İster işsiz isterse de çalışan olsun çalışabilir durumdaki tüm işçi
ve emekçiler ile ailelerini kapsayan kapsamlı bir sosyal güvenlik
sistemi uğruna mücadele, bugünkü kapitalist sistemin bekçisi devlete
karşı sınıf mücadelesini geliştirmek ve güçlendirmek açısından da
önemli bir kaldıraç olacaktır.
21 Ekim 2001
