Proletarya Diktatörlüğü 3. Defter:
Proletarya Diktatörlüğü
"Genç Proleter"
Minübüsten
indi, sabah ayazında matbaaya doğru yürümeye başladı. Ara sokaklarda
yeni bir günün koşuşturması başlamıştı bile... Börekçiye uğradı,
bir parça börek aldı. Çayla iyi giderdi. Matbaanın kapısını açıp
içeriye girdi, matbaanın arka tarafında bulunan küçük bir bölmede
elbisesini çıkarıp iş tulumunu giydi. Yandaki bölmeyi mutfak olarak
kullanıyorlardı. O bölmeye geçip çayın suyunu ocağa koydu. Diğer
iş arkadaşlarının gelmesini beklerken çay da olurdu.
Birkaç yıl önce başlamıştı bu matbaada işe. Önceleri getir götür
işleri yapıyordu. Derken baskı makinasının nasıl kullanıldığını
öğrenmişti. Ustası baskı makinasının başından ayrılmak zorunda kaldığında
artık baskıyı kendisi yapabiliyordu. Birşeyler öğrenmişti ama daha
öğreneceği şeyler vardı. Sabırlıydı, öğrenirdi.
Meslekte ilerliyordu. Ama ilerlediği bir başka alan daha vardı:
Siyaset! İşe başladığı yıl matbaada çalışan Salim Usta "Genç
Proleter"e, (Salim Usta zaman zaman kendisini böyle çağırırdı)
ilgi göstermişti. Bir yandan mesleği öğretmiş diğer yandan matbaa
dışındaki olaylara, iş yaşamına, dünya ve ülke sorunlarına ilişkin
sohbetler yürütmüştü. Ustasının akıcı bir dille anlattıklarından
hayli etkilenmişti "Genç Proleter"... Ama bir süre sonra
ustası işten ayrılmak zorunda kalmıştı. Giderken "Genç Proleter"e
okumasını, çok okumasını salık vermişti. Ustasına göre okumak iyiydi
ama yeterli değildi: "Okumak, öğrenmek iyidir ama yetmez"
diyordu Usta; "Tavır koyacaksın... Haksızlığa, adaletsizliğe,
sömürüye karşı tavır takınacaksın! Yorumlamak yetmez, sistemi sorgulamak
ve değiştirmek gerek" demişti...
Ustasının öğüdüne uymuştu. Eline ne geçerse okuyordu. Kimi zaman
kendi bastıkları kitaplardan ilginç ve öğretici bulduklarını evine
götürüyor, gece sabahlara kadar okuyordu. Matbaada bir dizi abur
cubur kitap yanında yer yer nitelikli politik kitaplar da basıyorlardı.
Bu arada dünyadaki ve ülkedeki gelişmeleri izliyor, bilinci ve gücü
oranında sömürü sistemine karşı mücadele içinde yer almaya çalışıyordu.
Çayı demlerken, "Kimbilir bugün nasıl bir iş basacağız?"
diye içinden geçirdi. İşe yaramaz kitapların basılmasından nefret
ediyordu. Onca emek ve para karşılığı hazırlanan kitaplar işçilerin,
emekçilerin bilincini köreltmeye hizmet ediyorlardı. Oysa siyasi
kitaplar öyle miydi?! Örneğin dün gece geç saatlerde bitirdiği kitap
öyle miydi? Uykusuz kalmıştı ama ne çok şey öğrenmişti okuduğu kitaptan...
Börek ve çaydan oluşan kahvaltısını bitirdi. Saate baktı, daha işin
başlamasına epey zaman vardı. "Bugün ne basacağız acaba?"
diye bir kez daha içinden geçirdi. Makinanın yanına gitti. Akşamları
işten çıkmadan önce kalıp bölümünde çalışan arkadaşı ertesi gün
basılacak işlerin montajını yapıp kalıplara çekiyor, baskı makinasının
yanına indiriyordu. Gitti, önceki akşamdan arkadaşının bıraktığı
kalıplardan birini aldı. Bir kitabın ilk formasıydı bu. Baskı kalıbının
üzerinde kitabın isminin bulunduğu sayfa gözüne ilişti. "Leninizm
- Okullar ve kendi kendine öğrenim için ders defterleri - Proletaryanın
büyük öğretmenlerinden derlenmiştir" ibaresinin altında büyük
harflerle kitabın ismi yazılmıştı: "III. DEFTER - PROLETARYA
DİKTATÖRLÜĞÜ".
Bu seriyi tanıyordu. İlk iki kitabı okumuş, "Marksizm-Leninizmin
Küçük Kitaplığı - Leninizm" dizisinin "Leninizm nedir?"
ve "Proleter Devrimin Teorisi" isimli ilk iki kitabında
Leninizmin özünün ne olduğunu öğrenmiş, proletarya devrimi konusunda
temel görüşleri okuyup kavrama fırsatı bulmuş; derli toplu bilgiler
elde etmişti. Kitaplar 1935'te Moskova-Leningrad'daki SSCB'deki
Yabancı İşçiler Yayınevi Kooperatifi tarafından yayınlanmış olan
derlemelerdi. Marx, Engels, Lenin ve Stalin'in çeşitli eserlerinden
yapılan alıntılar, konularına göre belirli bir sistem içinde ve
bütünlüklü bir şekilde okura sunulmuştu.
"Gerçekten iyi kitaplardı. Demek üçüncü kitabını da basacağız"
dedi. Sevindi.
Aynı zamanda meraklandı da. Acaba hangi konular yeralıyordu kitapta?!
İçindekiler sayfasını aradı. Kalıpların birini bıraktı, diğerini
aldı. Karışık dizilmiş kalıplardan içindekileri bulamadı. Hoş, bulsaydı
bile koca kalıpları evirip çevirmekte zorlanacaktı. Yok, böyle olmayacaktı.
Aklına geldi: Film bölümünde her zaman basılan işin filminin yapıldığı
baskı örnekleri olurdu. Bu kitabın da olmalıydı. Gidip en iyisi
oradan bakmak diye geçirdi içinden. Film atölyesine gitti. Masanın
üzerinde bir dosyanın içindeydi aradığı...
İçindekiler sayfasını açtı. Konulara gözgezdirmeye başladı.
İlk başlıkta "1- Marksist-Leninist Devlet Öğretisi" yazıyordu.
İlgili başlığın sayfalarını açtı. Bu bölümde çeşitli altbaşlıklarda
"bir sınıfın diğerleri üzerindeki diktatörlüğü olarak devletin
özü" ortaya konuyor; proleter devrimin vazgeçilmez önkoşulu
olarak burjuva devlet makinesinin paramparça edilmesi" gerektiği
düşüncesi işleniyor; Anarşistlerin devlet sorununa yaklaşımlarıyla
polemik yürütülüyor ve "burjuva devlet ve biçimleri" ele
alınıyordu.
Aklına Salim Usta'nın devletle ilgili anlattıkları geldi. "Günümüzde"
diyordu Salim Usta, "birçokları bizi yöneten devletin niteliğini
kavrayamıyorlar. Onu parlamenter yolla değiştirip dönüştüreceklerini
düşünüyorlar. Reformlarla işi çözeceklerini sanıyorlar. Reformizm,
bu bağıntıda da hakim hale geliyor. Dikkat etmek lazım, devrimci
mevziyi terketmemek lazım."
İlgisini çekmişti. Devlet konusunda birşeyler okumuştu, ustasından
birşeyler dinlemişti ama hâlâ tam olarak sorunu kavramamıştı. Okumak
ihtiyacı hissediyordu. Hele şu kitap bir basılaydı...
Bu bölümde "Burjuva devlet ve biçimleri" başlığı altında,
burjuva demokrasisi ve faşizm üzerine altbaşlıklar bulunuyordu.
İçindekiler sayfasından ilgili sayfalara geçti. Sayfaları yavaş
yavaş çevirerek gözatmaya başladı. Salim Usta ile faşizm üzerine
ilk sohbeti aklına geldi. Ustası konuya "faşizmin ne olduğu"
sorusu ile başlamıştı ve faşizmin ne olduğunu biraz anlatmıştı.
Ve eklemişti: "Parlamenter maskeli faşizmin hüküm sürdüğü bir
ülkede yaşıyoruz. Faşizmin ne olduğunu günlük yaşantımızda görmek
mümkün ama birileri bunu tahlil edemeyecek kadar kör. Faşizmin mali
sermayenin en gerici, en şoven, en emperyalist unsurlarının açık,
terörcü diktatörlüğü olduğunu göremiyorlar. Başka tanımlarla kafa
karıştırıyor, faşizmin gerçek niteliğinin görülmesini engelliyorlar!"
Ustasının da yer yer sohbet konusu yaptığı faşizm üzerine kitapta
derli toplu bilgiler bulacağını biliyordu artık. Okuduğunda konuyu
daha iyi kavrayabilecekti. Kitap bir basılsın...
İçindekiler sayfasına döndü yeniden. İkinci ana başlık olan "Proletarya
diktatörlüğü ve en önemli üç yanı" başlığı altında proletarya
diktatörlüğünün tarihsel zorunluluğu ortaya konuyor; yine proletarya
diktatörlüğünün üç temel yanına dikkat çekiliyordu.
Bir gün öğle paydosunda Salim Usta'ya proletarya diktatörlüğünün
ne olduğunu sormuştu. Ustası konuyu kabaca anlatmıştı. Daha sonra
eklemişti: "Bu sorun geçmişte de, günümüzde de Marksizmin bu
noktadaki görüşlerinin en fazla tahrif edildiği konulardan birisidir.
Proletarya diktatörlüğünün gerekliliği görüşünü savunmayan Marksist
değildir." "Bu kadar önemli ha!" diye içinden geçirmişti
o zaman...
Sayfaları karıştırırken proletarya diktatörlüğünün üç temel yanının
ne olduğunun açımlandığı paragraf dikkatini çekti, okumaya başladı:
"1- Proletarya iktidarından, sömürücüleri ezmek için, ülkeyi
savunmak için, diğer ülkelerin proleterleriyle bağları sağlamlaştırmak
için, tüm ülkelerde devrimi geliştirmek ve zafere ulaştırmak için
yararlanılır.
2- Proletarya iktidarından, emekçi ve sömürülen kitlelerin burjuvaziden
kesin olarak koparılması için, proletaryanın bu kitlelerle ittifakını
pekiştirmek için, bu kitleleri sosyalist inşaya katmak için, bu
kitlelerin proletarya tarafından devletsel yönetimi için yararlanılır.
3- Proletarya iktidarından, sosyalizmi örgütlemek için, sınıfları
ortadan kaldırmak için, sınıfsız bir topluma, sosyalist topluma
geçmek için yararlanılır.
Proletarya diktatörlüğü, tüm bu üç yanın birleşmesidir."
Okumayı kesti. Tekrar içindekiler sayfalarına döndü. İkinci arabaşlığın
son altbaşlığında "Proletarya diktatörlüğüne aşama olarak proletaryanın
ve köylülüğün devrimci-demokratik diktatörlüğü" konusu irdeleniyordu.
Üçüncü başlıkta proletarya diktatörlüğü konusunda "yeni bir
devlet tipi olarak proletarya diktatörlüğü ve proletarya diktatörlüğünün
devlet biçimi olarak sovyetler" işleniyordu. Yeni tipte devletin
ilk tarihsel deneyi olan Paris Komünü üzerine de bir altbaşlığın
bulunduğu bu bölümde "Sovyet devletinin proleter niteliği ve
işçi-köylü hükümeti şiarının içeriği, bürokratizme karşı mücadele
ve partinin yeni tipteki devlet içinde yeri konuları ele alınıyordu.
"Genç Proleter" bir içindekilere bakıyor, bir ilgisini
çeken başlıkların bulunduğu sayfalara bakıyor, gözgezdiriyordu.
Proletarya diktatörlüğü konusunda merak ettiği konuları derli toplu
biçimde -önceki kitaplar gibi- okuyabilecekti.
Derken son ana başlığa, kitabın son bölümüne geldi: "Devletin
sönüp gitmesinin önkoşullarını yaratmak için proletaryanın devlet
iktidarının azami ölçüde güçlendirilmesi" başlığı vardı. "Devletin
sönüp gitmesi" konusunu duymuştu ama fazla bir şey bilmiyordu.
Ustası da bu konuda fazla birşey anlatmamıştı. "Neyse"
dedi, "bu eksikliği kitabı okuduğumda gidereceğim"...
Bu arada kapı açıldı, içeriye matbaanın film-montaj ve kalıp işlerini
yapan arkadaşı girdi. Kitabın örnek baskılarını karıştıran "Genç
Proleter"e;
"Günaydın, erkenci..." dedi.
"Günaydın" dedi "Genç Proleter"...
"Ooo, bu ne hız böyle?! Kitap basılmadan kitabı okuyup bitirdin
herhalde! Bırak kitap basılsın da ondan sonra okursun!" diye
takıldı arkadaşı.
"Elbette okuyacağım... Hem de derli toplu!" deyip gülümsedi
ve ekledi: "Sen de okumalısın, sen de okumalısın!"
"Bas da bir an evvel biz de kitabı okuyalım!" dedi arkadaşı
içtenlikle.
"Evet, evet, bir an evvel basılmalı... "Proletarya Diktatörlüğü"
isimli kitap da dizinin ilk iki kitabı gibi okunmalı!" dedi
"Genç Proleter" arkadaşına ve kalıbı makinaya bağlamak
için baskı bölümüne yöneldi...
