Esas bizim yüreğimiz daralıyor!

Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş, bütünüyle erkeklerden oluşan Bakanlar Kurulu'na atfen "içim daralıyor" açıklamasında bulundu... Özür dileriz beyfendi(!) ama salt Bakanlar Kurulu mu? Esas bizim sizin de dahil olduğunuz bu erkek egemen hükümetten, yaşamı biz kadınlara zindan eden "Büyük Erkek" Meclisinizden midemiz bulanıyor; her geçen gün bizi biraz daha yoksullaştıran IMF politikalarınızdan, işsizlik-enflasyon-zam ve vergi furyasıyla bizim sırtımıza yüklemeye çalıştığınız ekonomik buhrandan, militarizm ve savaş çığırtkanlığınızdan yüreğimiz daralıyor!
Ve bizim "yürek darlığımız" Bakanlar Kurulu'nda ya da hükümette birkaç kadının yeralmasıyla değişecek türden değil. Sözü edilemeyecek kadar az sayıda da olsa, arada bir aranızda yer açtığınız, Çiller somutunda olduğu gibi sizinle yarışmak için sizden de erkek olmak zorunda olan nadide kadın üyelerinizin bizim derdimize deva olamadığı, olamayacağı şimdiye kadar olanlarla kanıtlanmış durumda. Bizim kavgamız kadınları en iyi durumda "içaçıcı bir çiçek" derekesinde gören sizin zihniyetiniz, sizin politikanız, sizin sömürü düzeninizle!
Şurası açık: Yaşadığımız toplumdaki koyu erkek egemenliğinin en belirgin ifadesi, sözümona milleti temsil eden meclisin sergilediği tablodur. Mecliste yeralan vekillerin % 98'i erkektir. Bu şartlarda bunlar milletvekili değil, en iyi durumda "erkeklerin vekili" olabilirler. "Millet"in hemen hemen yarısını oluşturan kadınlara bu mecliste % 2'den de az temsiliyet oranı düşmüştür. Kaldı ki, kadın olsun erkek olsun mecliste yeralan milletvekilleri zaten "millet"in ezici çoğunluğunu oluşturan işçi ve emekçi kitlelerinin temsilcileri değil, bir avuç sömürücü sınıf ve zümrenin çıkarlarının savunucusudurlar.
Bu tablodaki bir "meclis"ten ezilen ve sömürülen kadın yığınlarının yararına herhangi bir karar ya da yasanın çıkmasının kolay kolay mümkün olmayacağı da aslında açıktır. Kadın hareketinin 25 yıldır peşinde koşturduğu, mücadelesini verdiği "Medeni Yasa" değişikliğinin geldiği nokta bir kere daha bunu kanıtlamaktadır.
Çok açık biçimde erkeğin kadın üzerindeki üstünlüğü üzerine kurulu olan, kadın ile erkek arasındaki tüm ilişkilerde kadının zararına erkeğe daha fazla hak ve öncelik tanıyan Medeni Yasa'nın değişmesi gerektiği ilk olarak 1975 yılında Birleşmiş Milletler çerçevesinde kadın-erkek eşitliğinin ele alınmasıyla gündeme geldi. 1975 yılından itibaren çeşitli kadın dernekleri Medeni Yasa'da nelerin değişmesi gerektiği üzerine bir çalışma yapmaya ve tartışma yürütmeye başladılar.
1985 yılında yine Birleşmiş Milletler bünyesinde Nairobi Dünya Kadın Konferansı yapıldı. Bu konferansın özelliği, 170'in üzerinde dünya devletinin ortak bir "Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi"ni imzalamasıdır. Ancak, sözleşmeyi imzalayan devletler arasında TC yoktur! TC bu sözleşmeyi, kadın hareketinin zorlamasıyla, ancak 1987'de imzalamıştır. Sözleşme, taraf olan devletlere, ülkelerinde siyasal ve toplumsal yaşamdaki tüm kadın-erkek ayrımcılığını engellemek ve ortadan kaldırmak için önlem alma yükümlülüğünü getiriyordu.
Siyasal ve toplumsal yaşamda ayrımcılığın ortadan kaldırılması mücadelesinde kadın hareketi ülkemizde öncelikle yasal alanda "bir temizlik" yapılması, bunun için Medeni Yasa'nın ve buna bağlı olarak Türk Ceza Kanunu'nun ilgili maddelerinin değiştirilmesi noktalarında yoğunlaştı.
1980'li yılların ortalarından itibaren ivme kazanan kadın hareketi giderek artan ölçüde "Medeni Yasa değişmeli!" sloganını haykırıyor, Medeni Yasa değişikliğini meclisin gündemine sokmaya çalışıyordu. Çeşitli kadın çevre ve kuruluşlarının üzerinde çalıştıkları Medeni Yasa Değişikliği Önerisi 1993'te sürdürülen bir kampanya sonucunda yüzbin imzayla Meclis Başkanı'na sunuldu. O günden bu güne Medeni Yasa Değişikliği Önerisi komisyonlardan komisyonlara sürüne sürüne 2000 yılında "Yeni Medeni Yasa Tasarısı" olarak TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edildi ve ardından nihayet meclise gelebildi. Adalet Komisyonu'nun kabul ettiği değişiklikler ve bu temelde hazırlanan yeni yasa tasarısının meclis gündemine gelmesiyle birlikte kıyamet koptu. Meclisin ezici çoğunluğunu oluşturan erkek vekiller yapılmak istenen değişikliklerin erkeklerin kimi imtiyazlarına dokunduğunu görüyor ve yaygarayı koparıyorlardı. (Yapılmak istenen değişiklikleri ve bunlara nasıl karşı çıkıldığını daha önceki sayılarımızda da yazmıştık.)
Erkek vekilleri, erkek egemenliğinin yasal temeli anlamına gelen "Aile birliğinin reisi kocadır" hükmünün değiştirilerek bunun yerine "Eşler, aile birliğini beraberce yönetirler" ilkesinin geçirilmesini bir türlü hazmedemiyorlardı. Yine kabul etmeye yanaşmadıkları bir başka değişiklik "mal rejimi"yle ilgiliydi. Ama diğer taraftan, bir yanda uluslararası sözleşmelere attıkları imzalar ve bundan da önce AB'ye girmek için yapmak zorunda oldukları yasal düzenlemeler artık uzun boylu ertelemeyi imkânsız kılıyor ve şöyle ya da böyle bir adım atılmasını gerektiriyordu. Evlilik süresince "edinilmiş mallara katılma rejimi" noktasında süren tartışma uzadı ve araya giren meclis tatiliyle "Medeni Yasa Değişikliği" bir kere daha ertelenmiş oldu.
Geçtiğimiz ay içinde Medeni Yasa değişikliği yeniden meclis gündemine geldi. Özelde boşanma durumunda kadınları mağdur durumda bırakan, evlilik süresince edinilen tüm malları erkeğin mülkü olarak kabul eden eski "mal rejimi"nin yerine, yeni kurulan evliliklerde seçmeli "mal rejimi" esasını kabul eden bir değişiklik yapıldı. Buna göre yeni evlenen çiftler, "edinilmiş mallara katılma rejimi", "mal ayrılığı rejimi", "paylaşmalı mal ayrılığı" ya da "mal ortaklığı" olmak üzere dört "mal rejimi" arasında bir seçim yaparak hangi mal rejimini kabul ettiklerini önceden belirleyeceklerdi.
Bu değişiklik pratikte, kadın hareketinin yıllardan beri savunduğu evlilik süresince edinilmiş malların kadın ile erkek arasında paylaştırılması anlamına gelen "edinilmiş mallara katılma rejimi"nin esas alınması talebinin salt bir seçenek düzeyine indirgenmesi anlamına geliyordu. Fakat, kadın ile erkek arasındaki eşitsizliği sürdürmeye yeminli erkek partiler ve erkek meclis salt bu kadarıyla da yetinmedi. Son anda meclisteki partilerin grup başkanvekillerinin kendi aralarında yaptıkları bir anlaşmayla kadınların aleyhine bir başka ayak oyunu daha yapıldı. TBMM Adalet Komisyonu'nda son anda yapılan bu değişiklikle, "edinilen mallara katılma rejimi"nin ancak yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak evliliklere ve eski evliliklerde de sadece evliliklerin 1 Ocak 2003 tarihinden sonraki bölümüne uygulanması kararlaştırıldı.
Böylelikle sözümona kadınların eski Medeni Yasa'dan doğan mağduriyetlerini gidermek iddiasıyla çıkarıldığı iddia edilen yeni Medeni Yasa şu an süren evlilikler bazında kadınları mağdur etmeye devam edecek. Bu somut olarak 17 milyon evli kadının erkeğin lehine mağdur edilmesi anlamına geliyor.
Tüm Barolar Kadın Hukuku Komisyonu Yürütme Kurulu Başkanı Ayşen Erdoğan oynanan bu oyunun sonuçları açısından şu açıklamada bulunuyor:
"Tüm Türkiye'de tapulu malların yüzde 90'ı erkeklerin üzerinde kayıtlı. Oysa üretimin üçte ikisinde kadın da çalışıyor. Sanırım sadece bu örnek bile kadınların uğradığı haksızlığı ortaya koyuyor. Tasarıdaki mal rejiminin eşitlikçi bir temele dayanması çok önemli. Biz hukukçu kadınlar, yasal mal rejimi olarak medeni kanun yasa tasarısında kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejiminin geçmişe etkili olarak evlenme tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde yasallaşmasını istiyoruz." (Cumhuriyet gazetesinden)
Çeşitli kadın kuruluş ve örgütlerinin protesto ve tepkilerine rağmen Adalet Komisyonu'nda kabul edilen yeni tasarının meclisten bu şekliyle geçmesi bekleniyor. Böylelikle yeni Medeni Yasa "aile birliğinin reisi kocadır" ya da kadınlar evlendiklerinde "kızlık soyadlarını" taşıma hakkına sahiptir türünden değişikliklerle yeniden makyaj edilmesine karşın, özellikle boşanma durumunda kadınları mağdur eden en temel bir sorunda eski sisteme devam şeklinde biçimlendirilmiş, kadın hareketinin bu noktada talep ettiği "köklü değişiklik" esasen lafta kalmıştır.
Medeni Yasa değişikliğiyle toplumsal eşitsizliğin giderileceği zaten düşünülemez. Yasalarda değişiklik toplumsal alanda değişiklik değildir. Fakat yasal alandaki köklü değişiklik toplumdaki kadın erkek ayrımcılığının ortadan kaldırılmasının ilk ön adımı olarak görülmek zorundadır. İşte bu noktada kadın hareketinin 25 yıllık koşturmasına ve onyıllardır meclis komisyonlarında yürütülen çalışmalar ertesinde ancak bir arpa boyu yol gidildiği ortadadır.
Mal rejimi ile ilgili noktadaki son an değişikliğiyle 17 milyonu aşkın kadını ciddi biçimde mağdur bırakan ve pratikte yeni Medeni Yasa'nın uygulanmasını 30-40 yıl erteleten karar, kadın hareketine daha önümüzde "çook uzun süren bir engelli koşu var" dedirtmektedir.
Bu nokta üzerinde duruyoruz, çünkü bu nokta evli kadınları ekonomik olarak sarsan, kendilerine kötü davranan kocalarına bağımlı kılan, istenilmeyen evliliklere katlanmayı dayatan en önemli sorunlardan biridir. Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye'de her iki kadından biri evlendiğine pişmandır. Evli ve çocuk sahibi olan kadınların yüzde 83'ü eğitim, iş ve ekonomik özgürlüğünü kazanmadığı, yüzde 54'ü evlendiği, yüzde 53'ü de okulunu bıraktığı için pişmanlık duymaktadır. Bu, Türkiye'de yaşayan kadınların ezici çoğunluğunun mutsuzluğunun profilidir. Ancak tam da kadınların yasal, ekonomik ve toplumsal eşitsizliği, kadınları bu mutsuzluk koşullarını değiştirmekten alıkoymaktadır. Evlilikte ekonomik özgürlüğü olmadığı için erkeğin eline bakmak zorunda olan kadınlar, çocuklarının ve kendilerinin gelecekleri korkusuyla sevgisiz ve mutsuz oldukları, hatta şiddet ve horlanmayla karşılaştıkları evliliklere katlanmayı boşanmaya yeğ tutmaktadırlar. Çünkü bir boşanma durumunda, evlilik süresince kadının çocukların ve ailenin bakımı, beslenmesinde harcadığı emek yok sayılmakta, evlilik süresince edinilen mallar erkeğin sayılmaktadır. Bu nedenle büyük çoğunlukla boşanan kadınlar ve çocukları kesin bir yoksullaşmayla yüzyüze gelmektedirler. Yürürlüğe girdiğinde yeni Medeni Yasa da bu noktadaki bariz eşitsizliği değiştirmeyecektir.
Yasalar önündeki eşitlik, gerçek yaşamda eşitlik demek değildir, dedik. Erkeklerin kesin hakim olduğu bu meclisten kadın aleyhine eşitsizliklerle dolu yasaların temizlenmesini, aşılmasını beklemek boşunadır. Bu yasaların değişmesi için önce zihniyetin değişmesi, gerçekten kadın ve erkeğin eşitliğini hedefleyen bir demokratik dönüşüm, devrim gereklidir. Bundan 84 yıl önce gerçekleşen Büyük Sosyalist Ekim Devrimi bize örnektir. Bayrağına insanın insan üzerindeki sömürüsüne son verilmesini yazan proletarya önderliğinde 1917'de, bir çırpıda günün en gerici rejimlerinden biri olan Çarlık iktidarının kadın-erkek eşitsizliğini perçinleyen yasalar kaldırılıp tarihin çöplüğüne atılmıştır. Bunun salt bir başlangıç olduğu bilinciyle sosyalizmin inşasıyla birlikte adım adım kadınların ekonomik ve toplumsal eşitliği ve özgürlüğü yolunda ilerlenmiştir. Kadınların toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi bizzat politika ve devlet yönetiminde de yeraldığı ve oranlarının yükseltilmesi için başından itibaren bilinçli bir politika izlendiği Sosyalist Sovyetler Birliği kadınların kurtuluşu sorununda bugün de bize örnektir.

17 Kasım 2001