İKLİMLER DEĞİŞTİ Mİ?
Ağır kış koşulları hemen hemen her yerde etkisini gösteriyor. Aşırı
kar yağıyor, yollar kapanıyor, ilçelerle, köylerle ulaşım kesiliyor.
Biraz kar yağması İstanbul'da hayatı çok önemli oranda etkiliyor.
Kışın kar yağması bir anlamda 'normal'. Kış mevsiminin doğal sonucu.
Bu doğallık içinde doğal olmayan kış mevsiminin içinde şiddetli yağmur
yağması, sel felaketlerinin oluşmasıdır. Neredeyse her mevsimde aşırı
yagmurlar sonucu sel felaketlerinin oluşması 'olağan' hale geldi.
Rize, İzmir, Mersin, Silifke, Antalya, Kütahya vb. şehirlerinde yaşanan
sel felaketlerinde insanlar öldü. Henüz miktarı tam olarak belirlenemeyen
maddi hasar oluştu.
'Rahmet yağıyor' sel baskınlarına yol açıyor. Alt yapısı olmayan,
ya da altyapısı güya olan 'Ege'nin incisi İzmir' sık sık şiddetli
yağmur yağması sonucu, sel baskınlarını yaşıyor. Altyapısı olduğu
söylenilen büyük şehirler, aşırı yağmur yağdığı koşullarda, altyapının
gerçekte olmadığı ortaya çıkıyor.
Dere yataklarının daraltılması, dere yataklarının akış yönünün değiştirilmesi
de sel baskınlarında önemli rol oynuyor. Akış yönü değiştirilen, daraltılan
dereler taşmakta, dere kenarlarında yapılan evler ve tarım alanları
sular altında kalmaktadır.
Sel baskınlarında önemli diğer bir etken, yeşil bitki örtüsünün, ormanların
yok edilmesi sonucu yaşanmaktadır. Yağan yağmur orman olmadığı için,
yeşil bitki örtüsü olmadığı için, toprak tarafından emilememekte,
başı boş kalan yağmur suları birikerek önünde ne bulursa alıp götürmektedir.
"Nerde o eski günler?" deyimini hepimiz bilir ve yer yer
de kullanırız. Bir olumsuzluk yaşandığında, o bağlamda olumluluğa
atıfta bulunmak için, eskiden olumlu olanı vurgulama bağlamında kullanılan
bu deyim, yanında "nerde o eski havalar" deyimi de kullanılmaya
başlanıyor. "Nerde o eski havalar?" Eskiden böyle miydi?
Yolunda gitmeyen, değişen bir takım şeyler var. Aktardığımız gelişmelerin
temelinde iklim değişiklikleri yatıyor.
İklim nedir? Nasıl oluşur?
İklimin ne olduğuna kısaca bir göz atalım.
İklim; bir ülke ya da bölgenin uzun bir süre içindeki ortalama atmosfer
durumu ve sözkonusu durumun gelişimini yansıtan meteoroloji olaylarının
tümü olarak tanımlanmaktadır.
Dünyanın farklı bölgeleri farklı iklim koşullarına, dolayısıyla da
farklı bitki örtüsüne sahiptir.
Bir bölgenin iklimini belirleyen bir dizi etken vardır. Güneş ışınlarının
eğik ya da dik düşmesi sıcaklık derecelerinin değişmesine neden olur.
Büyük denizlere yakınlık bir başka etkendir. Denizler karalara göre
daha geç soğuduğundan ve ısıyı daha uzun süre koruduğundan kıyı bölgeleri
iç bölgelere göre daha ılıktır. Sıradağlar, yükseklik, havadaki nem
oranı, rüzgârlar, güneşli ya da rüzgârlı günlerin sayısı gibi etkenler
de iklimlerin oluşmasında önemli rol oynarlar.
Atmosferin çeşitli tabakaları var. Bu tabakalar, dünyaya en yakın
olanı ve kalınlığı Ekvator kuşağında 12 km ve kutuplarda 8 km olan
Troposfer, onun üzerinde 30 km kalınlığında Stratosfer, onun üzerinde
30 km kalınlığında Mezosfer 50 km ve en dışta bulunan Termosfer diye
adlandırılırlar.
Troposfer iklim şartlarının oluştuğu tabakadır ve dünyanın çeştli
kısımlarında belli farklılıklar göstermesine karşın, orta enlemlerde
dünyadan uzaklaştıkça her km'de aşağı-yukarı 60 C ısı düşüşü olur.
Troposferin Stratosfere geçiş bölgesinde ısı dünya yüzeyine göre,
-300 C ile -700 C'ye kadar düşer. Dünyadan 25-30 km kadar yüksekliğe
ulaşan Stratosfer, içinde Ozon gazı bulunması nedeniyle tekrar göreceli
sıcak bir tabaka oluşturur ve ısı, bu tabakada -200C'ye kadar yükselir.
Bunun sebebi güneş ışınlarındaki mor ötesi (Ultra viyole) röntgen
ışınlarını Ozon molekülleri içinde absorve etmesi ve bu sıcaklığı
muhafaza etmesidir. Güneş, hesaplamalara göre her metrekaresinde sürekli
olarak uzaya 73 milyon vat/m2 enerji iletmektedir. Bir başka ifadeyle
güneşin etkin ısısı 57500C. Ancak bu enerjinin sadece 342 vat/m2 enerjisi
dünyaya ulaşmaktadır. 342 vat/m2 enerjinin %31'i buzla kaplı alanlar,
kutuplar ve bulutlardan yansıyarak tekrar uzaya atılmakta ve geri
kalan 237 vat/m2 enerjiden Troposferdeki bazı gazlar, subuharı, aerosol
tanecikleri ve Stratosferdeki Ozon tabakasına 68 vat/m2 enerji takılarak
ancak 169 vat/m2 kadarı toprağa ve denizlere ulaşabilmektedir. Tüm
hava akımlarını ve iklim kuşaklarını bu enerji oluşturmakta ve canlıların
yaşama koşullarını sağlayan sabit denebilecek dünya yüzeyinin ortalama
ısısını bu enerji belirlemektedir.
Dünyanın küresel biçimi ve güneş etrafında 365 gün 6 saat gibi bir
zamanda bir tur dolaşımı esnasında eksenin yörünge düzlemi ile 23.450
gibi belli bir açıya sahip olması dünya yüzeyinde ısı farklılıklarını
ve bu da Troposferdeki gazların genleşmesi ya da küçülmesi gibi değişmeler
sonucu hava basınçlarını ve hava akımlarını oluşturmaktadır. Normal
hava basıncı denilen şey, deniz seviyesinde 450 Atmosferin m2'ye 10
ton basıncıdır. Bu basınç 100 Paskal ya da 1 Hektopaskal olarak adlandırılır.
Havanın ısısı ve içindeki su buharının yoğunluğu ve yükselti gibi
nedenler bu basıncın değişmesini sağlar. Bu basınç değişimine yüksek
basınç ya da alçak basınç denir.
Bu basınç farklılıkları dünyaya güneş ışınlarının doğrudan ya da yatık
gelmesi sonucu, örneğin Ekvator kuşağında sıcak yüksek basıncın, kutuplarda
soğuk alçak basıncın yer değiştirmesiyle düzenli periyodik hava değişimlerini
yaratır. Örneğin Afrika'daki Sahra çölünde 600C'ye varan sıcaklıkta
oluşan kuru hava, denizlerden yükselen su buharı ile birleşerek tropikal
bölgelerde düzenli tropik yağmurların yağmasına sebep olur. Aynı şekilde
Asor adaları ve Havai adaları çevresi, Büyük Okyanus'ta güneş ışınlarını
en çok ve doğrudan alan bölge olarak tespit edilmiştir ve bölgede
dünyadaki büyük hava değişimlerinin merkezidir.
Bu hava akıntılarının yanısıra güneş ışınlarından ısınan okyanusların,
soğuk olan bölgelerdeki ısısı düşük su kütleleriyle yer değiştirmesi,
deniz ve okyanuslarda su akıntılarına sebep olur. Örneğin Avrupa'da
hava değişimlerini ve iklim şartlarını belirleyen Golfstrim, Ekvator
bölgesinden Kuzey Kutbu'na doğru gider ve Grönland adasının güneyinden
soğuyarak Kuzey Ameraka'nın doğusundan tekrar Ekvator kuşağına döner.
Golfstrim akıntısının yüzyıllardır düzenli sirkülasyonu yavaşladığı
veya yön değiştirdiği taktirde, bugüne kadar yaşanan ılıman iklim
kuşağı, yerini ya kurak steplere, ya da soğuk iklim bölgelerine bırakacaktır.
Golfstrim ve diğer okyanuslardaki bu düzenli diğer akıntıların sirkülasyonu
sayesinde, hava ısısına, içindeki su buharı oranına göre ve bir dizi
başka etkenlerle dünyada tropikal, suptropikal, savan, step, çöl ve
buzul bölgeleri oluşmuştur.
Kısaca böyle özetlenebilecek olan iklimler özelliklede son yıllarda
giderek değişmeye başlamıştır. İklimlerin değişmesinin nedenleri üzerine
dergimizin değişik sayılarında ayrıntılı olarak durduk. Bu değişikliğin
temelinde esas olarak sera efektinin yattığını, sera efektinin temelinde
de fosil yakıtların kullanılmasının yattığını ayrıntılı bir şekilde
ortaya koyduğumuz için, burada yeniden üzerinde durmuyoruz.
İklim değişimlerini insan kendi pratiğinde de gözlemleyebilir. Örneğin
bundan 10 yıl öncesinde yaşanmayan bir durum, şimdi yaşanıyorsa ve
sık sık yaşanıyorsa, ortada anormal bir gelişmenin olduğu olgudur.
Bu gelişmenin temelinde doğanın kâr uğruna, sınır tanımaz bir şekilde
hoyratça talanı yatmaktadır.
Aşırı yağışlar, sel baskınları, kasırgalar, fırtınalar, aşırı sıcaklar,
aşırı soğuklar vb. iklim değişimlerinin sonucudur.
Doğal olayların olmasını insanlık önleyemez. Doğanın kendi döngüsü
içinde meydana gelen bir takım (yağmur, deprem, sel, çığ gibi) olayların
olması önlenemez. Fakat alınacak tebbirlerle doğa olaylarının yaratacağı
tahribatı en aza indirgemek mümkün. Ama kapitalizmde doğa olayları
sonuçları itibariyle felaketli olmaktadır. Çünkü kapitalizmin felsefesinin
temelinde yer alan toplum ve çevre sağlığının korunması değil, daha
fazla kârdır. Gözünü para bürümüş, dinIĞImanı para olanın çevreyi
düşünmeyeceği, hele hele toplumu hiç düşünmeyeceği aşikardır.
Kendisi büyük insanlık için felaket olan bu düzende, doğa olayları
emekçiler için felaketli sonuçlara yol açıyor.
Peki bunu önlemenin, bu gidişe son vermenin yolu var mı? Biz var diyoruz.
Bıkıp, usanmadan alternatifin ne olduğunu söylüyoruz. Büyük insanlığı
uyarmaya, bilinçlenmeye, örgütlenmeye çağırıyoruz.
Bu gidişata son vermenin yolu devrimdir. Bu düzenin devrimle yerle
bir edilmesidir. Gidişin nereye doğru olduğu yavaş yavaş açığa çıkıyor.
Doğa kendisinden alınanı birer birer geri alıyor. Kendisine verilen
yaraların intikamını alıyor. Dünya yok olmaya doğru, eğer bu gidişe
son verilmezse gidiyor.
Bu gidişi durduralım. Doğa ile uyum içinde bir hayat mümkün. Gelecek
kuşakların kurtuluşu için, dünyanın yok edilmemesi için çare büyük
insanlığın ellerinde.
İş işten geçmeden, hala zaman varken uyan ve gerçeği gör!
