İnternet sayfalarından kendilerini tanıtan Afganistanlı kadın örgütünün mesaj ve tanıtım yazısının çevirisini yayınlıyoruz. İlgili örgütü yakından tanımıyoruz, ancak bu sayfalardan okuduğumuz siyasi yaklaşımları doğru demokratik-devrimci bir tavır olarak değerlendiriyoruz. Emperyalizmin ve dünya gericiliğinin egemenliğinde ve kendi çıkarları için çıkardıkları gürültü içinde ezilenlerin gerçek çıkarları için mücadele eden grup ve örgütlerin seslerinin boğulduğu günümüz koşullarında Afganistanlı kadınların seslerini duyurmayı enternasyonalist görevimiz biliyoruz. Onların mesajı, hangi koşullar altında olursa olsun, kadınların mücadeleyi örgütleme azimlerinin yokedilemeyeceğini gösteriyor ve bize güç veriyor.
YDİ ÇAĞRI

Afganistan Devrimci Kadınlar Birliği'nin mesajı:

Talibanlar Afganistan'da 1996'dan beri iktidarda ve kadınlara karşı savaşları da o zamandan beri sürüyor. Talibanlar neredeyse her hafta günlük yaşamı bir işkenceye dönüştüren yeni bir yasa çıkarıyorlar. Tırnaklarını ojeleyen, kız arkadaşının fotoğrafını çeken veya resmini çizen, flüt çalan, bir şarkıya alkışla tempo tutan ya da tam tersi alkışlamayan, Afganlı bir kadını çaya davet eden biri Taliban yasalarını çiğnemiş oluyor. Televizyon izleyen, plaktan veya kasetten müzik dinleyen biri de Taliban yasalarını çiğnemiş oluyor. İzinli olan tek radyo istasyonu, şeriat radyosu.
Kadınlar çalışamaz, çalışmalarının izinli olduğu tek alan tıbbi alan. 8 yaşını dolduran kız çocukları okula gidemez. Hiçbir kadın, yanında erkek kardeşi ya da babası olmaksızın evden dışarı adımını atamaz. Kadınların oturduğu evlerde pencereler ya duvarla örülmek ya da boyayla karartılmak zorundadır.
6 Eylül 1997'den beri kadınlara ve kız çocuklarına devlet kliniklerine giriş yasaklanmıştır. Talibanlar bunu erkek ile kadın klinik personeli ve hastalar arasındaki rastlantısal ilişkinin engellenmesiyle gerekçelendirmektedirler. Kabil'de bir hastane kadın kliniğine dönüştürüldü. Bu klinikte toplam 45 yatak var, sadece birkaç saatliğine elektrik var, akar su yok, laborotuvar yok, ameliyathane yok.
Talibanlar kadınlara erkeksiz alışveriş yapmayı, veyahut gıda yardımı için kuyruğa girmeyi de yasakladıklarından, sadece Kabil'de hemen hemen 50 bin dul açlıktan ölmeyle karşı karşıya.
Kadınların büyük çoğunluğu yoksul ve Burka alacak kadar bile paraları yok. Burka, Taliban iktidarının en belirgin sembolü. Burka, bütün vücudu kaplayan ve göz hizasında delikleri bulunan bir çarşaf, rengi de kara veya kahverengi olmak zorunda. Burka insani olan herşeyi kapkara örten, kadının bir birey olarak görülmesini engelleyen bir çarşaf. Burka altında hareket görünmez oluyor, ses "yüz"süz oluyor.
Fakat Afganlı kadınlara karşı savaş Talibanlarla başlamadı. Mücahitlerin iktidarı döneminde de Afganlı kadınlar kitlesel olarak tecavüze uğradılar ve her türlü erkek şiddetine maruz kaldılar. 1994 ve 1995 yıllarında karşılıklı olarak silahlı mücadele yürüten gruplar açısından keyfi tutuklamalar, kitlesel katliamlar, çok yaygın olarak işkence, kadınlara ve çocuklara yönelik tecavüz haberleri yazıldı.
Afganistan'da da kadınlar herşeye rağmen güçlü olduklarını ispatlıyor, varolan erkek egemen yapıya ve kadın düşmanı yasalara karşı direniyorlar. Afganistan 1920'den beri aktif bir kadın hareketine sahip ve bu hareket Talibanlar ve Mücahitler tarafından dahi tamamen yokedilemedi.
RAWA (Afganistan Devrimci Kadın Birliği), partilerüstü bir örgüt olarak Nisan sonunda tüm Afganistanlı partilerin kadın düşmanı politikalarına karşı Peşavar'da 5. kadın yürüyüşüne çağrı yaptı ve bu yürüyüşe yaklaşık 1000 kadın katıldı.
RAWA Pakistan'daki sığınmacı kamplarında ücretsiz tıbbi bakım, okul ve çocuk yuvaları örgütlemesi yürütüyor. RAWA, Afganistan'daki kadınlar için çeşitli yardımlarda bulunuyor. Kadınlar için alışveriş yapılıyor, tıbbi yardım sağlanıyor, kaçak ilaç tedarik ediliyor, kadınlar ve kızlar için okul eğitimi örgütleniyor, vs.
Ne yazık ki, RAWA'nın çalışmaları son bir yıldır daha da zorluklarla karşı karşıya kaldı. Çünkü, artık Pakistan'da da şeriat yasaları geçerli kılındı ve orada da artık kadınlar Burka giymeye zorlanıyorlar, eskiden bu sadece bazı kırsal alanlarda sözkonusuydu.
Federal Almanya'daki pederşahi sığınma yasaları Afganistanlı kadınlara sığınma hakkı tanımıyor. Federal Almanya idari mahkemeleri Afganistan'da devletleşmiş bir iktidar yapısının olmadığına, dolayısıyla devlet tarafından baskı ve takibatın olmadığına karar verdiler.
Sevgimiz ve dayanışmamız bu dünyanın her yerinde mücadele yürüten kadınlarınadır!



RAWA'nın (Afganistan Devrimci Kadınlar Birliği) kendi tanıtımı:

Afganistan Devrimci Kadınlar Birliği RAWA, 1977'de Kabil'de bağımsız bir kadın örgütü olarak kuruldu, amacı Afganistan'da insan hakları ve sosyal adalet için mücadeleydi.
Kurucuları, 1977'de Pakistan'da KGB'nin Afgan ajanları ve Gulbuddin Hikmetyar köktendinci grubunun işbirliğiyle katlettiği Meena önderliğinde az sayıda Afganistanlı aydın kadındı.
RAWA'nın amacı giderek sayıları artan siyasi ve sosyal olarak aktif kadınları bir örgüt içinde birleştirmek, kadın hakları için ortak bir mücadeleyi örgütlemek ve böylelikle demokratik-laik değerler üzerinde yükselen özgür bir toplum için mücadele yürüten kesimi desteklemekti. RAWA kısa zamanda sosyOĞpolitik çalışmanın, eğitim, sağlık, çocuklar ve gençlik çalışmasının içine girdi, ama siyasi ajitasyon çalışması da yürütüyordu.
Moskova'dan dikte edilen Nisan 1978 darbesi öncesinde RAWA'nın faaliyetlerinin esasını kadın hakları ve demokrasi için ajitasyon oluşturuyordu. Daha sonra da, özellikle Aralık 1979'daki Sovyet işgalinden sonra RAWA doğrudan işgale karşı direniş mücadelesine katıldı. Anti-Sovyet direnişine katılan müslüman köktendinci "özgürlük savaşçıları"nın çoğunluğunun tersine RAWA, demokrasi ve din işleri ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını amaçlıyordu.
Sovyetlerin misilleme ve siyasi baskılarına rağmen RAWA giderek büyüyor ve sayıları artan RAWA aktivistleri Pakistan'daki sığınmacı kamplarında kadınlar arasında çalışmalarına başlıyorlardı. Bu kadınları ve çocuklarını desteklemek için RAWA geniş bakım sunan okullar örgütledi (yatma olanakları, yemek vs.), kadınlar ve çocuklar için Quetta'da seyyar ekipli bir hastane kuruldu. Ayrıca kadınlar için sağlık ve çocuk bakımı alanlarında kurslar açıldı. Kadınlar için en önemli olanlar ama, okuma-yazma kursları ve edebiyat ve retorik kurslarıydı.
Egemenlere karşı gösterilerin örgütlenmesi, önce Sovyetlerin ve onların kuklalarının, daha sonra da köktendincilerin caniliklerinin teşhir edilmesi RAWA'nın tutarlı siyasi çalışmasının bir parçasıdır. Bu nedenle, RAWA'lı kadınlar Sovyetlere karşı ajitasyonları nedeniyle bunlar tarafından "hain" olarak damgalandılar, müslüman köktendinciler ise demokratik, laik, anti-köktendinci görüşleri nedeniyle RAWA'ya karşı cephe aldılar. Halkımızın düşmanlarına karşı tavizsiz tutumumuz bazılarımızın hayatına mal oldu, örneğin kurucu üyemizin ve çok sayıda aktif kadının katledilmesinde ispatlandığı gibi. Fakat biz herşeye rağmen, tüm ölümcül saldırılara rağmen ilkelerimize daima sadık kalacağız.
Görüşlerimizi, amaçlarımızı yaygınlaştırmak ve genelde Afganistanlı kadınların siyasi-sosyal hakları ve imkanlara dikkatini çekmek için RAWA 1981'den beri iki dilli (Farsça ve Paştu) bir dergi çıkarıyor: PAYAM-E-ZAN (Kadın haberleri). Bu dergi hâlâ çıkıyor ve Urdu ve İngilizce dilinde sayılar da ekleniyor.
1992 yılında Sovyet kukla rejiminin yıkılmasından beri RAWA siyasi mücadelede, köktendincilere ve ultra köktendinci Talibanlara, genelde bunların Afgan halkına karşı haydutluklarına, özelde de inanılmaz ultra-erkek şovenisti ve kadın düşmanı yönelimlerine karşı mücadeleye yoğunlaşıyor. Andaki siyasi gelişmeler ve buna bağlı olarak RAWA'nın üzerine düşen görevlerin yanısıra, büyük travma geçiren kadınlara ve çocuklara yönelik dev boyutta bir sosyal ve yardım çalışması da önümüzde duruyor. Ama bizi destekleyen hiçbir sivil toplum örgütü ve enternasyonal örgüt olmadığından, parasızlıktan sosyal yardım programlarımız çok kısıtlı.



Kadınların Cumartesi Eylemi Sona Erdi...

Tam 11 ay 9 gün önce, yani 13 Ocak 2001 Cumartesi günü, çeşitli kadın gurupları ve çeşitli kuruluşlardan kadınlar, o dönemde gündemde olan siyasi tutsakları F Tipine kapatma projelerini protesto etmek ve bu nedenle açlık grevi ve ölüm orucuna yatmış devrimci, demokrat tutsaklarla dayanışma, özellikle de yalnızlaştırmanın ve yalıtılmışlığın ne demek olduğunu çok iyi bilen kadınlar olarak F tiplerine kapatılmak istenen kadın tutsaklarla dayanışma ve haklı mücadelelerini desteklemek amacıyla, o günden bu yana her Cumartesi saat 13.00'de Galatasaray Postanesi önünde biraraya geldik.
Cumartesi eylemleri devletin bütün yıldırma ve sindirme çabalarına, katılımcıların hepsinin her zaman aynı disiplini ve özveriyi gösterememiş olmasına (özellikle kitlesel katılım açısından) karşın yaklaşık bir senedir istikrarlı bir şekilde devam etmekteydi.
İdeolojik alandaki bütün farklılıklarımızın bilinciyle, bu farklılıklara rağmen - tabii ki farklılıklarımızı dile getirerek - özellikle böyle yakıcı ve güncel bir sorunda ortak noktalarımızı bulup öne çıkararak bugüne kadar getirmiş olmak önemlidir. Bu birliktelik, en ufak güncel sorunlarda bile biraraya gelebilmenin çok zor olduğu, oluşturulan eylembirliklerinin ise kısa bir süre içerisinde çözüldüğü bilindiğinde daha da büyük bir önem kazanmaktadır.
Bu eylem biçiminin; gelinen aşamada artık etkisini yitirdiği, kendi kendisini tekrarlamaya başladığı, katılımın da azalmasıyla birlikte, belli bir moral bozukluğuna yolaçtığı vb. belirtilerek eylemi bitirme kararı alındı. Bunun bir sürü eylem biçimleri içerisinde bir eylem biçimi olduğu, bu anlamda eylem biçiminin mutlaklaştırılmaması gerektiği vurgulandı. Ayrıca önümüzdeki süreçte de cezaevlerindeki ve F tiplerindeki kadın tutsaklarla dayanışmanın değişik biçimlerde devam ettirilmesi konusunda fikirbirliğine varıldı.
Bu platform, esas olarak 8 Mart sürecinde oluşturulmuş ve Cumartesi eylemleriyle devam etmiştir. Önümüzdeki dönemde de bu platform birliğini koruyacak ve ortaklaşılabilindiği noktalarda eylemlerine devam edecektir.
22 Aralık Cumartesi günkü son eyleme daha geniş çaplı bir ön hazırlık yapıldı. Siyah kartonlar üzerine 19 Aralık katliamında ve ölüm orucunda yaşamını yitirmiş olan kadın tutsakların isimleri yazıldı. "Tecriti kaldırın, ölümleri durdurun", "Tecrite karşı yaşasın kadın dayanışması" yazılı iki tane büyük afiş hazırlandı. Bunun dışında eylemin bitirilmesi ile ilgili bir tanesi kamuoyuna yönelik, diğeri ise kadın tutsaklara gönderilmek üzere iki tane metin hazırlandı.
Eylem günü Galatasaray Postanesi önönde polisin kalabalığı ve hazırlığı göze çarpıyordu. Ve tabii ki gözaltına alınmaların yaşanacağından emin yoğun bir medya grubu!
Biz, kadın tutsaklara mektuplarımızı gönderdikten sonra, hazırladığımız kartonlar ve afişlerle basın açıklamamızı yapmak üzere postaneden dışarı çıktık. Polisin tartaklamalarına ve engelleme çabalarına rağmen (bu arada polis eyleme katılanları kordon içerisine almıştı bile!) basın metnimizi okuyabildik. Basın açıklamasında eylem süreci ile ilgili bilgi verildiken sonra ölüm orucunun başlangıcından 19 Aralık'a, 19 Aralık'tan bugüne kadar yaşanan gelişmeler aktarıldıktan sonra tecrite son verilmesi, tutsaklarla dialoğun bir an önce başlatılması taleplerinde bulunuldu. Açıklamanın devamında; "Biz kadınlar 11 ay boyunca cezaevlerinde bulunan kadın tutuklu ve hükümlülere sürekli ve düzenli mektuplar gönderdik. Kimi zaman sesimizi balonlarla, kimi zaman çiçeklerle ulaştırmaya çalıştık. Sesimiz, onlara kimi zaman ulaştı, kimi zaman cezaevi denetimine takılıp, ulaşamadı.
Bugün yine buradayız. Gelecek hafta burada olmayacağız, ama mektuplarımızı yazmayı sürdüreceğiz. Cezaevindeki kadınlarla dayanışmamızı artık başka etkinliklerle göstereceğiz.
Buradan bir kez daha ilan ediyoruz ki, cezaevindeki tecrit ve izolasyon sona erinceye dek, kadın mahkumlarla dayanışmaya, onlar için endişelenmeye devam edeceğiz. Hücreler kapanıncaya kadar, cezaevlerinin takipçisi olmayı sürdüreceğiz."denilerek basın açıklaması sona erdirildi.
Basın açıklaması biter bitmez polis, bir kez daha eylemcilere vahşice saldırarak müdahale etti. Saçlarından tutulup yerlerde sürüklenerek gözaltına alınanların sayısı 36 kişiydi. Eyleme katılım yaklaşık 60 kişi civarındaydı.
Gözaltına alınanlar akşama doğru serbest bırakıldılar.

26 Aralık 2001