Susma!
Devrimci tutsakların taleplerini sahiplen!

 

Faşist Türk devletinin barbarlığı sürüyor: "Üç kapı-üç kilit" önerisi Adalet Bakanı tarafından komik gerekçelerle reddedildi...

Devletin baskılarına, katliamlarına; devrimci tutsakları yalnızlaştırarak teslim alma politikalarına karşı devrimci tutsakların başlattığı ölüm orucu direnişi sürüyor. Yaklaşık bir yıl üç aylık bu direnişi bastırmak için devlet 19 Aralık'ta uyguladığı sistemli, planlı katliamdan dışarıda devrimci tutsakların haklı taleplerine dışarıdan destek veren kesimlere yönelik sindirme-korkutma, yıldırma amaçlı saldırılara; açlık grevindeki tutukluların zorla tedavisinden, açlık grevini dışarıda sürdüren devrimcilerin kaldıkları evlere, mahallelere saldırılara ve katliamlara... kadar bir dizi şey gerçekleştirdi. Tüm bu saldırılar, devrimci tutuklu ve hükümlülerin ölüm orucu direnişini bastıramadı. Bugün devrimci tutuklu ve hükümlülerin direnişi devletin çok yönlü saldırılarına rağmen sürüyor.
Devrimcilerle devlet arasında cezaevlerinde yürüyen irade savaşında bugüne dek onlarca devrimci yaşamını yitirdi, yüzlercesi sakat kaldı, bilinçlerini yitirdi.
Faşist devletin saldırıları karşısında devrimci tutsakların direnişi dışarıda yeterli desteği bulamadı. Geniş işçi ve emekçi kesimler devrimci katliamına sessiz kaldı/kalıyor. Bu durum faşist devletin "sessizlik içinde" katliamlarına, teslim alma politikalarına objektif olarak destek sunuyor. Devletin barbarlığı sessizlik içinde boğuluyor.
Sessizlik içinde boğulan sadece devrimci tutuklu ve hükümlülerin katli, onların haklı talepleri değil... Haklı talepleri savunma temelindeki direnişte devrimci tutuklu ve hükümlülerin yaşamlarını yitirmesi, sakat kalması karşısında sesini biraz olsun yükseltmeye çalışan, F tipi cezaevlerinin gerçekte tecrit olduğunu söyleyen, bütünüyle F tiplerinden vazgeçilmese de en azından iyileştirme yönünde adımlar atılması önerisini getiren kesimler, kimi aydın ve sanatçılar... sessizlik ortamında seslerini duyuramıyorlar. Şüphesiz böyle bir ortamın oluşmasında, devletin cezaevleri saldırılarına karşı başından beri destek veren, katliamlarda gerçekleri açıkça çarpıtarak devleti aklayan sahibinin sesi burjuva medyanın da önemli etkisi oldu, oluyor. Bunun yanında yine kuşkusuz eylemcilerin kimi taktik yanlışları egemenlerin işini kolaylaştırıyor.

***


Onlarca devrimcinin yaşamını yitirdiği, yüzlercesinin sakat kaldığı bir yılı aşkındır süren açlık grevi ve ölüm orucunu sona erdirmek için son dönemlerde yeni bir öneri ortaya atıldı: "Üç kapı-üç kilit" formülü... Ankara, İstanbul, İzmir ve Antalya Baro Başkanlarının ortaya attıkları, daha sonra diğer baroların, kimi kitle örgütlerinin, tutuklu yakınlarının destek verdiği çözüm önerisine göre, üçer kişinin kaldığı üç ayrı hücre arasındaki kapılar açılabilir, böylece dokuz kişi, belirli bir sürede olsa sosyal bir iletişim sağlayabilir.
Önerinin ortaya atılmasından sonra, içeride direnişi sürdüren devrimci tutuklu ve hükümlülerin de böyle bir çözüm önerisine sıcak baktıkları avukatlar ve ziyaretçiler üzerinden kamuoyuna yansıdı. Artık top barbar devletin Adalet(sizlik) Bakanlığı'ndaydı.
Barbar devletin Adalet(sizlik) Bakanı Hikmet Sami Türk'ün ağzından öneriye tavır gecikmedi: Devlet pazarlık yapmazdı! Ayrıca böyle bir öneri Terörle Mücadele Yasası'nın çeşitli maddelerine aykırıydı! Yine önerinin gerçekleşmesi için "cezaevlerinin mimari koşulları" buna uygun değildi!!!
Devlet, bırakalım tecritin tümüyle kaldırılmasını, insanların kazanılmış haklarını yeniden geri vermeyi; sosyal iletişim doğrultusunda 9 kişinin -hem de sınırlı bir süreyle- yanyana gelmesi insani talebine bile karşı çıkıyor. Sanki istenildiğinde kendi koydukları "yasaları" kaldırmak zormuş gibi TMY'yi engel gösteriyorlar! Sanki o cezaevlerini yapanlar kendileri değildi; küçük bir mimari değişiklikle sorun çözülemezdi!!!
Ama barbar devletin niyeti sorunu çözmek değil, insanların ölümünün sürmesi, tecridin sürmesi vs. olduğundan bu tür çözüm önerilerinin komik gerekçelerlme geri çevrilmesi "normal"dir!!!
Gerçekte bu tavır Türk devletinin devrimcilere ne denli düşman olduğunun, bu düşmanlığın sudan gerekçelerle dışa vurumundan başka birşey değildir.

***


Bir yılı aşkın süredir devam eden, 85'e varan devrimcinin ölümü, yüzlerce devrimcinin sakatlanmasına yol açan ölüm oruçları karşısında işçilerin, emekçilerin görevi faşist devletin barbarlığına karşı mücadele etmek; sessizliği bozmak olmalıdır.
Ölümlere seyirci kalmak, yeni ölümlere izin vermektir. Bu bilinçle;
Susma, haykır! Durma örgütlen, mücadele et!
Susma, sustukça sıra sana gelecek!

Ocak 2002