Emperyalistlerden kadın dostu olmaz!

11 Eylül sonrasında başta ABD emperyalizminin başını çektiği emperyalist-gerici ittifakla birlikte sözümona İslam gericiliğine karşı mücadele de gündeme geldi. Bu çerçevede Afganistan'da kadınların İslam gericiliği altında yaşadıkları baskılar burjuva medyası üzerinden ilgi odağı haline getirilirken, yürüyen savaşın emperyalist çıkarlar için değil de, sözümona insanlık yararına bir harekâtmış gibi gösterilmesine gayret edildi, ediliyor. Bir yandan Afganistan halkı üzerine bombalar yağdırılıyor, Afganistan'ın yoksul emekçileri göç yollarına düşürülüyor, Afganistan halkının yoksulluğuna yoksulluk katılıyor. Diğer taraftan Taliban'dan özde çok da farklı olmayan gerici bir rejim desteklenerek iktidarları güçlendirilmeye çalışılıyor. Bu arada batılı rejimlerce Afganistanlı kadınların giymek zorunda kaldıkları burkalara da işaret edilerek, bu savaşta esas amacın savaşın kadınlar için gerçekten de korkunç bir barbarlık anlamına gelen bir rejime karşı mücadele olduğu dünya halklarına empoze edilmeye çalışıyor. Gerçekte emperyalist ittifakla yürüyen bu savaşın kadınların haklarının ve çıkarlarının korunmasıyla hiçbir ilişkisi yoktur.
Bugün iktidarı güçlendirilmeye çalışılan Kuzey İttifakı geçmişte Afganistan emekçilerine ve özelde de emekçi kadınlara Ortaçağ karanlığını yaşatan bir rejimdir. Şeriat yasalarıyla kadınları evlere kapatan, onları taşlama, ellerini kesme gibi insanlık dışı cezalarla yıldırmaya çalışan Taliban'ı ve ondan önce de şimdi Kuzey İttifakı içinde yer alan dinci gericilerin iktidarını, kendi emperyalist çıkarlarına hizmet ettiği sürece destekleyen ve yaşatan bizzat ABD emperyalizmi olmuştur. Bu nedenle Afganistanlı devrimci kadınların örgütü RAWA, Kuzey İttifakı'nın rejimini red ve mahkum etmekte ve bütün dünyada mücadele eden devrimci güçlere kendileriyle dayanışma çağrısında bulunmaktadırlar. (Bunların tavrını geçen sayımızda yayınlamıştık.)
Şimdi Afganistanlı kadınların kurtarıcısı havasına bürünen ABD emperyalizminin ve onun emperyalist müttefiklerinin kendi çıkarlarından başka hiçbir şey gözetmedikleri gayet açıktır. Bunlar dün olduğu gibi bugün de kendi çıkarları doğrultusunda İslam gericiliğiyle işbirliği yapmakta ve bunu yaparken bu ülkelerdeki kadınların kaderleri onların umurlarında dahi olmamaktadır.
İşte Suudi Arabistan örneği! Barbar şeriat yasalarının gündemde olduğu, Afganistan'da olduğu gibi kadınların çarşafsız ve erkeksiz sokağa çıkamadığı, kadınların taşlandığı Suudi Arabistan, ABD'nin Irak savaşında yakın müttefiği idi ve bu dostluk hâlâ sürmektedir. Aynı şekilde kadınların oy hakkına dahi sahip olmadığı Kuveyt de ABD'nin koruması altında olan dost ülke. Bu ülkelerde kadınların yaşadığı sefalet kadın dostu görünmeye çalışan emperyalistler açısından hiç de konu değil. Öyle bir propaganda sözkonusu ki, sanki Müslüman dinci gericiliğin kadın düşmanı barbarlığı salt Afganistan'da hükmünü sürdürüyor!
Bu ikiyüzlülüğün bir örneğini de İran'a karşı tavır oluşturuyor. İran'daki dinci gericilikle sıkı fıkı işbirliği içinde olan Alman emperyalizmi açısından İranlı kadınların çektikleri hiç de önemli değil! Bu rejimin kadınlar üzerinde estirdiği terör haber konusu dahi olmazken, bin Ladin kovalamacasının başladığı, emperyalist saldırganlığın gerekçelendirilmeye çalışıldığı günlerde Afganistanlı kadınların durumu sürekli haber konusuydu. Bizler dinci gericiliğin kadın ve emekçi düşmanı rejimlerini red ve mahkum ederken "kadın dostu" postuna bürünen emperyalizmin bu ikiyüzlülüğünü de teşhir etmeyi kendimize görev biliyoruz.
Aşağıda İran Yeni Komünist Hareketi Örgütü'nün İran rejiminin kadınlar üzerinde uyguladığı barbarlığı teşhir eden bir yazısını yayınlıyoruz. Bu yazı Avusturya'da yayınlanan Proletarische Rundschau'nun Kasım 2001 sayısında Almanca olarak yayınlanmıştır.

Yeni Dünya İçin Çağrı

İslam Cumhuriyeti'nin son caniliği: Kitlesel kadın katliamı


İran İslam Cumhuriyeti rejimi 22 yıldır iktidarda. Bu rejim ilk andan itibaren emperyalizmin desteği ve gölgesinde kapitalist sömürü sistemini ayakta tutmak, kitleleri uyutmak ve ezmek için dini temel unsur olarak kullandı.
O bunu yaparken belirli dini dogmalara dayanıyor. Amaç emperyalizmin ülke üzerindeki egemenliğinin sürekliliğinin sağlanması, kapitalistler ve sömürücülerin etkisinin garantilenmesidir. Bunun yanısıra olası kitle mücadelelerinin henüz yeşermeden boğulması istenmektedir.
Yoksulluk, işsizlik, konutsuzluk, toplumsal dışlanma, uyuşturucu bağımlılığı ve fuhuş bu kapitalist sistemin ayrılmaz parçasıdır ve giderek artmaktadır.
Sefalet içinde yüzen kitleler tüm araçlarla bu sefaletten kurtulmak için çabalıyorlar; fakat toplumun en zayıflarını oluşturan kadınlara, çocuklara ve çalışamaz durumdaki yaşlılara açlık ve sefaletten başka seçenek kalmıyor.
Fakat işçi hareketinde olduğu kadar kırda ayaklanma hareketleri artmaya başlıyor. Böylelikle ciddi biçimde tehlikeye düşen rejim, tüm egemen sınıfların yaptığı gibi sonunu biraz daha ertelemek amacıyla İslam emirleri ve geleneklerinin en gerici, en karanlık yorumlarını öne sürüyor.
Rejimin kadın düşmanı politikasının en rezil tedbirlerinden biri İslama uydurulmuş kurumsal fuhuştan başka bir şey olmayan (belirli bir zaman için yapılan) geçici evliliktir.
Evli olmayan kadınlar bir yandan fuhuşa zorlanmakta, aynı zamanda ama insafsızca takibata uğramaktadır. Kadınların taşlanması ve gençlerin idam edilmesi gibi devletin ölçüsüz zorbalıkları son yıllarda korkunç boyutlara ulaştı. Hükümetin tedbirleri salt işçilere, emekçilere, öğrencilere, aydınlara, köylülere ve şehir nüfusunun büyük bölümlerine yönelmekle sınırlı kalmıyor, giderek toplumun en korumasız kesimlerine, fahişelere de yöneliyor. Ve yavaş yavaş bu dünya kamuoyuna da yansımaya başlıyor.
Vücutlarını satmak zorunda kalan 12 kadının faili meçhul biçimde katledilmesi, başkanlık seçimleri öncesinde, giderek yükselen işçi ve kitle hareketini, halkı korkutmanın aracı olarak alınan tedbirler paketinin bir parçasıdır. Fahişelerin katliamı 1998 yılında gerçekleşen liberal rejim karşıtlarının katledilmesi olayının bir devamıdır. Bu yeni katliam serisiyle, şimdiye kadar gerçekleşen ve belirli hedef gruplara yönelen idam ve taşlamaların ötesinde cezalandırma edimlerinin istenildiği zaman yeni toplumsal kesimlere de yayılabileceğinin sinyali verilmektedir. Bununla verilmek istenen temel mesaj şudur: Sizin de başınıza gelebilir! Bu yapılırken diğer taraftan da güç ve dokunulmazlık gösterisinde bulunulmaktadır.
Rejimin tüm gücüyle sessizlik ve güvenliği zorla sağlamak için sindirme faaliyetini gelecekte de sürdüreceği açıktır: Bu demektir ki, gelecekte de böylesi vahşi canilikler olacaktır.
Son yüzyılda nüfusu bastırmak, uyutmak ve sindirmek için dinin böylesi merkezi bir fonksiyon üstlendiği bir başka dönem daha yaşanmamıştır.
Emperyalizmin bütün dönemlerde halk kitleleri üzerindeki egemenliğini korumak için üstyapı unsurlarını her zaman bilinçli ve somut biçimde kullanma stratejisi güttüğünü bilinçte tutarsak, bu son fahişe katliamları da toplum üzerinde topyekün egemenlik emeli güden emperyalist politikanın tutarlı ve mantıki parçası olduğunu görürüz. Bu bağlamda Hameyni'nin taşra temsilcileri önünde sarfettiği şu sözde de ifadesini bulmaktadır: "Kötüye karşı mücadele heryerde, toplumun en ücra köşelerine kadar yürütülmek zorundadır!"
İşçilerin ve halk kitlelerinin zorla İslam emirlerine ve yasalarına boyun eğdirilmesiyle toplumda emperyalist iktidar güçlendirilmeye ve böylelikle işçilerin ve emekçilerin baskı ve sömürüye karşı her türlü direnişleri başından bertaraf edilmeye çalışılmaktadır.
Bu geri plandan hareket edildiğinde, İran toplumunun dini üstyapıdan ve onun baskı ve çılgınlıklarından kurtulmasının, İran rejimi yıkılmadan, emperyalist bağımlılık parçalanmadan ve sosyalist toplum kurulmadan mümkün olmayacağı açıktır.
Bizler rejimin katliamlarını mahkum ediyor ve dünya çapında aydınlatma çalışmasının, halka ve özellikle de onun en mazlum kesimlerine gerçek yardım için katkı olması gerektiğini savunuyoruz.

Veriler


10 Mart'ta rejim yanlısı Tahran Times Meşhed'de yedi fahişenin boğazlandığı haberini verdi. Ülkenin kuzeydoğusundaki Meşhed, ülkenin ikinci büyük şehri ve Horasan eyaletinin başkentidir. Bir ay sonra bu sayı 11'e çıktı, 27 ile 50 yaşları arasındaki kadınların çoğu ve en az yedisi aynı şekilde öldürülmüştü: Kadınlar bir başörtüsüyle boğulmuş ve sonra da çarşaflarına bürünmüş şekilde ortalıkta bırakılmışlardı. Devlet zoruyla giymek zorunda bırakıldıkları çarşaflar kadınların cesetlerine kefen olmuştu.
Kadınların onbirinin de fahişe ya da uyuşturucu bağımlısı olduğu iddia ediliyor: Devlet tarafından kullanılan bu tanım BBC ve CNN tarafından da aynen kullanılıyor. Bu tanımlamaların kullanılmasında dikkatli olunmak zorundadır. Devletin zorbalığına boyun eğmeyen insanlar kolaylıkla uyuşturucu tüccarı olarak damgalanmakta ve mahkum edilmektedir. Ve İslam "davranış kurallarına" aykırı düşen kadınlar da çabucak fahişe damgasını yemektedir. Diğer taraftan ama gerçekten de sayısız kadın sefalete ve böylelikle zoraki fuhuşa sürüklenmektedir. Nihayet BBC muhabiri bu tür kadınlara "para kazanmak ve yaşamak için başka yol kalmadığını" teslim etmek zorunda kalmaktadır. Bu kadınların çoğu yıkılan evliliklerden gelmektedir.
13 Mart Cuma günü İran günlük gazetesi aynı şekilde paketlenmiş onbirinci kadın cesedinin bulunduğu haberini verdi. Katledilen kadının salt önadı biliniyormuş ve sözümona "ahlaki olmayan yaşam biçimi" sürdürüyormuş. Bu olay, olayla ilgili olarak ilginç itiraflarda bulunan bir zanlının yakalanmasından birkaç saat sonra açığa çıktı. Sözkonusu zanlı, bir kaynağa göre 22 yaşında bir işçi, bir başka kaynağa göre ise bir memurdu ve sözkonusu tedbirleri tamamen savunuyordu: Ona göre, toplum böylesi "yozlaşmış" kadınlardan temizlenmeliydi. Sorgulanmasında sağ İslamistler tarafından savunulan tezleri tekrarlıyor fakat bu cinayete "doğrudan" katılmadığını söylüyordu. Horasan gazetesinde onun ağzından bu cinayetlerin arkasında toplumu "temizlemeyi" hedefleyen bir "örgüt"ün bulunduğu yazılıyordu.
Bu arada verilen bazı haberlerde fanatik dinci grupların adı geçiyor ve resmi bir araştırma komisyonunun kurulduğu açıklanıyordu. Tahran merkez parlamento üyesi Meşhed basın açıklamasında açıkça ilgili cinayetlerin ülkede "huzursuzluk" atmosferi yaratmak isteyen ve Meşhed'de faaliyet gösteren aşırı dinci gruplar olabileceğini ilan ediyordu. Yani bilinçli olarak ortamı bozma görevine sahip teröre başvuran çeteler... BBC, kamuoyu önünde bunların doğrudan polis dosyalarına ulaşabilen ve böylece kurbanlarının adreslerini ellerine geçiren İslam özel komandoları tarafından gerçekleştirilmiş olabileceği haberini veriyor. Açıkçası burada polis ile siyasi cinayet tugayları arasında bir işbirliği sözkonusu!
AFP'nın (Fransız Haber Ajansı) haberine göre polis, bu olayları inanılmaz biçimde örtbas etmeye çalışıyor. Cinayetlerin ardında "kişisel motiflerin" durduğunu, siyasi cinayetler sözkonusu olsa daha fazla kadının öldürülmüş olacağını vb. ileri sürüyor. Bunun arkasında acaba, polisin tüm fahişelerin öldürülmesi gerektiğine ilişkin mazbut isteği mi yatıyor? Bu bağlamda en tutucu kesimlerin bir gazetesi bu cinayetlerin ortaya çıkmasından sonra kutsal Meşhed şehrinin sokaklarından fahişelerin yokolduğunu memnuniyetle bildiriyor.
Diğer taraftan parlamentonun Milli Güvenlik Komisyonu cinayetlerin siyasi nedenle işlendiği görüşünde ısrar ediyor. Resmi devlet haber ajansı IRNA'ya dayanarak Tajerna, komisyonun polisin değerlendirmesini reddettiğini bildiriyor. Bu cinayetlerin garip gerçekleştiriliş biçimi ve cesetlerin saklanmayıp kolayca bulunur biçimde açıkta bırakılmaları, olayların arkasında salt kişisel motiflerin yatmış olamayacağına işaret ediyor.
Bu devlet cinayetleri salt Meşhed'le de sınırlı kalmıyor. Günlük gazete Hamşari'nin son üç yıldır Horosan eyaletinde benzer 26 cinayetin olduğu haberini yazdığı AFP tarafından bildirilmektedir ki, bu tür haberler çok seyrek olarak Avusturya'daki iktidar basınına yansımaktadır.

İran Yeni Komünist Hareketi Örgütü'nün aktivistleri