Böyle sisteme, böyle Güzin Abla!
"Güzin
Abla" Türkiye'de bir kurum... Belki de cinsellik ve ilişkiler
konusundaki tabuların ve saçma sapan geleneklerin ağırlığı altında
ezilenlerin, çaresizlik içinde kıvrandıklarında sorunlarını açabilecekleri
yegâne kurum... Cinsellik hakkında gayribilimsel söylentilerin kulaktan
kulağa fısıldaşıldığı, insanların bu temelde yönlendirildiği, "küçük"
ve çözümü kolay sorunlarını dertlerini kimseye açamadıkları için insanları
içten içe kemirdiği şartlarda -evet- ihtiyaç olan bir kurum...
İşte bu ihtiyaç, "Güzin Abla" kurumunu onyıllardır ayakta
tutuyor. Ve öyle tanınıyor ki, eline Hürriyet gazetesi geçen hemen
hemen herkes, açıp şöyle bir göz atmadan edemiyor bu köşeye... Herkesin
gerekçesi başka... Kimisi, başkalarının yazdıklarından öğrenmek, cinsel
konulardaki merakını gidermek için, kimi "belki benim derdime
de bir çare yazmıştır" diye düşündüğünden, kimi de insanların
cinsel konulardaki cehaletlerini okuyup gülmek için...
Dikkat çekici olan, "Güzin Abla"nın zamana ayak uydurma
çabasıdır. Çok eskiden, kocasının kötü muamelesinden yakınan kadınlara
sıkça verilen nasihat "kocandır, döver de sever de, aman kızım
yuvanı bozma" içeriğinde iken, şimdi gerektiğinde şiddetli vakalarda
şiddeti kınayan "daha keskin" tutumlar alınabiliyor. Fakat,
bu yetmiyor tabii ki... "Güzin Abla", her ne kadar zamana
ayak uydurma çabasında olsa da, onun bu çabası son tahlilde hep egemen
"Türk aile yapısı" ideolojisi çerçevesi içinde kalıyor.
Onun kadınlara ve genç kızlara yönelik tavsiyesi daima "yuvayı
yapan kadın", "sabır", "fedakârlık" -uzun
lafın kısası sistemin en küçük ekonomik birliği olarak erkek egemen
aile birliğini koruma yönünde oluyor. "Güzin Abla"nın "aile
birliği" erkek egemen -çünkü bu aile birliğinin sorunlarının
çözümünde kadınların payına daima "idare etme", kendi isteklerinden
vazgeçme, sineye çekme ve uzun lafın kısası erkeğe boyun eğme düşüyor.
Kol kırılır, yen içinde!
Bu "köşe"de erkek egemen sisteme ve "aile kurumu"na
bağlılık ideolojik bombardımanının hangi barbar noktalara kadar vardırıldığını
aşağıda yayınladığımız kupürde görüyoruz.
Taciz ve tecavüze uğramış ve çaresizlik içinde kıvranan birine "Güzin
Abla" son tahlilde aile dirliği için, sus ve sana yapılan haksızlığı
sineye çek öğüdünde bulunuyor. Kol kırılır, yen içinde! İşte bu yaklaşımdır
kadınları susturup yıldıran, taciz ve tecavüzcüleri ise yüreklendirip
coşturan!
"Güzin Abla", istediği kadar "ah ah, vah vah"
desin, sonuçta kendisine açılan okurunu "bu sistem böyle gelmiş,
böyle gider... Yapacak birşeyin yok, zararın neresinden dönersen kârdasın,
kendini koru, yoksa tacizci değil, sen suçlu olursun." mesajlarıyla
yüklüyor.
"Güzin Abla", kadınlara yönelik aile içi cinsel saldırı
konusunda eskiden beri var olan tabunun devam etmesi yönünde tavır
takınıyor. Bu tavır, ne adına yapılırsa yapılsın, suçlu, saldırgan
erkekleri korumaya hizmet etmektedir, sonuçta suçlunun aklanması,
mağdurun ise suçlanması anlamına gelmektedir.
Taciz ve tecavüze uğrayan kadınlar, kendilerine yapılan büyük haksızlığın
getirdiği bunalımın, saldırının açtığı ruhsal yaranın yanısıra, bir
de dayanamayıp bu saldırıyı açığa vurduklarında "aile dirliği"ni
bozma suçlamasıyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Buradan çıkarılacak
sonuç ama kadınların susmaları değil, cinsel saldırıya uğrayan kadınlara
özel psikolojik-tıbbi, hukuki ve sosyal desteğin verilme zorunluluğunun
kavranmasıdır. Kadınların cinsel saldırıya maruz kalması tek tek "saf,
dikkatsiz" kadınların başına gelebilecek istisnai olaylar değil,
erkek egemen sistemlerde her kadını tehdit eden bir iktidar olgusudur.
Kadınlara yönelik cinsel saldırıya karşı mücadele, kadınları savunusuz
bırakan tabunun yıkılmasını gerektirir. Utanması gereken, suçlu olan,
cinsel saldırıya maruz kalan değil, bu saldırıyı yapandır!
Suçlu, saldıran erkek ve ona saldırıyı hak olarak gösteren erkek egemen
sistemdir!
Nisan 2002
Arjantin'de ev kadınları
sendikası hakkında
Mart sayımızla birlikte çıkardığımız 8 Mart Özel Sayı'mızda Arjantinli
emekçi kadınların mücadelesinden örnekler vermiş ve bu arada Arjantin'de
ev kadınları hareketi ve sendikasının varlığına dikkat çekmiştik. Ülkemizde
de "ev kadını" statüsüne itilmiş geniş bir yoksul emekçi kadın
kitlesi vardır. Örgütlenmenin herşey demek olduğu bu dönemde emekçi kadın
kitlelerine hakları için örgütlenmenin çeşitli yöntem ve biçimlerini örnek
göstermek ve bunun bizim ülkemiz koşullarında da mümkün olabileceğinin
propagandasını yapmayı son derece önemli görüyoruz. Almanya'da yayınlanan
"Junge Welt" gazetesinde yer alan ve "ev kadınları sendikası"
hakkında çok somut bilgiler içeren bir röportajı Türkçe'ye çevirerek yayınlıyoruz.
MLADA OPACAK
(Mlada Opacak, Berlin'de Latin Amerikalı Göçmen Kadınları Destekleme
Derneği Xochicuical'ın Başkanıdır.)
Siz Arjantin'den daha yeni geldiniz ve orada ev kadınlarını örgütleyen
bir grupla ilişki kurdunuz. Bu grubun amacı nedir?
Bu grup kendisini "Sindicato amas de casa" olarak, yani
"Ev Kadınları Sendikası" olarak adlandırıyor. Bunların büyük
çoğunluğu çok yoksul kadınlar. İki toplantılarına katıldım ve onların
tüm yoksulluk ve yoksunluk içinde örgütlenmek için gücü nereden bulduklarına
hayret ettim. Onlar düzenli olarak Buenos Aires'de hükümet binası
önünde protesto eylemleri yapıyorlar, halbuki kadınların çoğu ülkenin
çeşitli bölgelerinden, gecekondu ve yoksul mahallelerinden geliyorlar
ve oraya gelmek için yol parası bulmak bile onlar için çok güç. Orta
sınıf feministlerinden ise onlara hiç destek yok! Aslında onların
bu bankalar krizinden sonra tamamen yoksullaşanlarla biraz olsun dayanışma
içinde olmaları beklenirdi. Bunların birçoğu günümüzde artık kendileri
küçük ya da büyük bir iktidar pozisyonundalar ve bu nedenle de küreselleşmenin
"kaybedenleri"yle ilgilenmiyorlar.
Kadınların somut talepleri nelerdir?
Onlar, ev işlerinin ücretlendirilmesinin yanısıra bağımsız emeklilik
sigortası talep ediyorlar. Bunun yanısıra temiz içme suyu, sağlık
hizmetleri, okuma-yazma öğrenme ve eğitim hakkı ve şiddetten korunma
talep ediyorlar. Bu kadınlar siyasi konularda deneyimsiz olmalarına
rağmen son derece yaratıcılar, 8 Mart'ta örneğin "Escobazo"
yaptılar, yani sembolik olarak temizlik... Süpürgeler ve toz bezleriyle
"silahlanmış" bir şekilde sokaklara dökülen kadınlar "çöpten
ve pislikten" kurtulma eylemi yaptılar. Bu kadınların durumları
gerçekten çok kötü olmasına rağmen, hiçbir zaman esprilerini kaybetmiyorlar.
Bu protesto eylemlerini tam olarak kime yöneltiyorlar?
Ekonomik krizden sorumlu olanlara karşı. Aslında kadınlar bu krizden
en çok etkilenenler, fakat buna rağmen şiddet eylemlerine pek çağrıda
bulunmuyorlar, halbuki onların durumunda bu gayet de beklenilebilir.
Diğer partiler ve birlikler yürüyüşlere vs. bunları çağırmıyorlar.
Ve kadınlar da bu kurumlara güvenmiyorlar. Onlar protestolarıyla kendi
varlıklarını kanıtlamak ve yoksulluk ve sefaletlerini egemenlere göstermek
istiyorlar.
Medya nasıl tepki gösteriyor?
Medya örtbas etmeye çalışıyor ve onların protestolarını yok sayıyor.
Bazı eylemler ama öyle olağandışı ki, değinmek zorunda kalıyorlar.
Örneğin, çok uzun zamandır planladıkları bir tatil için biriktirdikleri
paranın bankada dondurulduğunu öğrenen bir aile, tatillerini bankanın
giriş kapısında yapmaya karar vermiş. Bankanın girişine çadırlarını
kurmuş ve bir de güneş şemsiyesi açmışlar.
Talepler salt Arjantin'le sınırlı değil, bütün dünyanın kadınlarına
da dayanışma çağrısı yapılıyor. Batılı feministlerden destek geliyor
mu?
Çoğunlukla oradan kadınların nasıl örgütlenmesi gerektiği hakkında
emirler geliyor; ev işlerinin ücretlendirilmesi için mücadele eden
Londralı bir kadın örgütü örneğin böyle yapmış. Bu feministler belirli
noktalarda sponsorluk yaptıklarından, şimdi de "üçüncü dünya"
ülkesinin kadınlarının nasıl mücadele etmesi gerektiğini belirlemek
istiyorlar, halbuki yapılması gereken onlara kendi tecrübelerini edinmeleri
imkânını sağlamak ve onlara bu noktada destek vermektir. Latin Amerikalı
kadınlar için önemli olan birçok talep, kuzeyin feministleri için
hiçbir şey ifade etmiyor.
(Junge Welt, 19 Mart 2002, sayı 66, sayfa 2)
