Terör ve terörizm üzerine Lenin...
Lenin bir çok yazısında terör ve terörizm üzerine tavır takınmıştır.
Yazıları bütünlük içinde değerlendirildiğinde Lenin'in terör ve terörizm
konusundaki tavrını şöyle toparlayabiliriz:
Lenin terör ve terörizm konusunda başlangıçta Sosyal-Devrimciler'in
bireysel terör eylemlerinden ve onların bu bireysel terör eylemlerini
sistem haline getirip yüceltmesinden yola çıkarak tavır takınır; bu
tipte bir terör ve terörizme karşı çıkar; bu tipte terör ve terörizmi
esasta devrimin gerçek görevlerinden saptıran, devrimci enerjiyi çarçur
eden bir savaş yöntemi olarak, "Merkezi bir örgütün yokluğu ve
yerel örgütlerin güçsüzlüğü şartlarında", "zamansız ve elverişsiz
bir savaş aracı" olarak, devletle devrimci bireylerin "düellosu",
"devrimci maceracılık" olarak değerlendirir ve reddeder.
Bu sapmaya karşı mücadeleyi önemli bir mücadele görevi olarak kavrar.
Fakat o bu tipte terör ve terörizme karşı çıkarken, marksistlerin
genel olarak terörü red etmediklerini vurgulamayı da unutmaz ve marksistlerin
hangi terörden yana olduklarını da olumlu olarak ortaya koyar.
Bu bağlamda Lenin'in görüşleri en genel biçimiyle "Nereden
Başlamalı?" (Mayıs 1901) başlıklı makalede şöyle formüle
edilmiştir:
"İlkesel olarak terörü hiç bir zaman reddetmedik ve reddedemeyiz.
Terör, çarpışmanın belli bir anında, askeri güçlerin içinde bulunduğu
belli bir durumda ve belirli koşullar altında kesinlikle işe yarar
ve hatta zorunlu savaş yöntemlerinden biridir. Fakat meselenin özü,
bugün terörün, savaşın bir ordunun tüm savaş sistemiyle sımsıkı bağlı
ve koordineli operasyonlarından biri olarak değil, kendi başına ve
herhangi bir ordudan bağımsız bir münferit saldırı aracı olarak ön
plâna çıkarılmasıdır. Evet, merkezi bir örgütün yokluğu ve yerel devrimci
örgütlerin güçsüzlüğü koşullarında zaten terör de bundan başka bir
şey olamaz. Tam da bu nedenle biz kararlılıkla, bugünkü koşullar altında
böyle bir savaş aracının zamansız ve elverişsiz olduğunu, en aktif
savaşçıları, hareketin bütününün çıkarları için en önemli, gerçek
görevlerinden saptırdığını ve hükümet güçlerini değil, devrim güçlerini
parçaladığını açıklıyoruz. Son olaylar anımsansın: kent işçilerinin
ve kentlerin 'aşağı halk'ının geniş kitlelerinin mücadele isteğiyle
nasıl yanıp tutuştuğunu görüyoruz, fakat devrimcilerin bir yöneticiler
ve örgütçüler kurmayına sahip olmadıkları görülüyor. Bu koşullar altında
en enerjik devrimcilerin teröre yönelmeleri, ciddi umutlar besleyebileceğimiz
biricik ordunun güçsüzleşmesi tehlikesini içinde barındırmıyor mu?
Bu, devrimci örgütlerle, güçsüzlükleri tam da dağınıklıklarında yatan
hoşnutsuzlar, muhalifler ve mücadele etmek isteyenler kitlesi arasındaki
bağın kopması tehlikesini yaratmıyor mu? Oysa başarımızın tek güvencesi
bu bağda yatıyor. Yapılan tek tek kahramanca eylemlerin bütün önemini
reddetme düşüncesinden çok uzağız, fakat terör sarhoşluğuna kapılmaya,
bugün pekçok devrimcinin meyilli olduğu, onu en önemli ve en temel
mücadele aracı olarak kabul etmeye karşı uyarıda bulunmak bizim görevimizdir.
Terör hiçbir zaman olağan bir savaş yöntemi olamaz: En iyi halde terör,
sadece tayin edici taarruz yöntemlerinden biri olarak uygundur. İçinde
bulunduğumuz durumda böyle bir taarruz çağrısı yapabilecek durumda
mıyız? Belli ki 'Raboçeye Dyelo' bu soruya olumlu yanıt veriyor. En
azından şu çağrıyı yapıyor: 'Taarruz kolları oluşturun!' Fakat burada
da gayretkeşliği aklından ağır basıyor. Askeri güçlerimizin esas kütlesi
gönüllülerle isyancılardır. Daimi ordu olarak sadece bazı küçük birliklere
sahibiz, ve bunlar da seferberlik halinde değiller, birbirleriyle
bağlantı halinde değiller, bırakın taarruz kolları oluşturmayı, herhangi
bir askeri kol oluşturmak için bile eğitilmiş değiller. Mücadelemizin
genel koşullarını, bunları tarihsel olayların her 'dönüm noktası'nda
unutmadan görebilecek durumda olan herkes için, bugün şiarımızın 'Haydi
taarruza!' değil, 'Düşman kalesinin kurala uygun şekilde kuşatılması'
olabileceği açıktır. Başka kelimelerle: Partimizin dolaysız görevi,
bütün mevcut güçleri şimdi bir taarruza çağırmak olamaz; daha çok,
bütün güçleri birleştirebilecek ve hareketi sadece sözde değil gerçekte
yönetecek, yani tayin edici savaş için işe yarar askeri güçleri çoğaltmak
ve güçlendirmek amacıyla yararlanılması gereken bütün protestoları
ve devrimci patlamaları desteklemeye daima hazır olacak bir devrimci
örgütün yaratılması çağrısı olmalıdır." (Lenin Seçme Eserler,
cilt 2, sayfa 29-30, İnter Yayınları)
Eylül 1902'de Iskra'da yayınlanan "Devrimci Maceracılık"
başlıklı makalesinde Lenin, aynı konuda yeniden şu tavrı takınır:
"İkinci noktaya, terör sorusuna geçelim.
Rus devrimci hareketinin deneyimleriyle elverişsizliği çok açık olarak
ispatlanmış olan terörü savunan Sosyal-Devrimciler, bu savunma işini
yaparken bizi kendilerinin terörü yalnızca kitleler içinde çalışmayla
birlikte kabul ettikleri, bu yüzden de bu mücadele yönteminin yanlışlığını
ortaya koyan Rus sosyal-demokratlarının getirdikleri argümanların
kendileri için geçerli olmadığı konularında ikna etmeye çalışıyorlar.
( ...) 'Biz teröristlerin (burada Sosyal-Devrimcilerin terörist olarak
adlandırdıkları 19. yüzyılın sonlarında Rus devrimci hareketi içinde
kitle hareketinden kopuk, bireysel terör eylemleri gerçekleştiren
ve bunlarla düzeni değiştireceğini uman köylü devrimcisi (narodnik)
ve anarşist küçük guruplardı. Lenin'in ağabeyi de böyle bir gurup
içindeydi. BN.) yanlışlarını tekrarlamıyoruz ve dikkatleri kitle içinde
çalışmadan başka yerlere kaydırmıyoruz' diyor Sosyal-Devrimciler ve
bizi buna inandırmaya çalışıyor. Fakat onlar aynı zamanda Sipyagin'in
Balmaşov tarafından öldürülmesi gibi eylemleri de hararetle tavsiye
ediyorlar. Halbuki bu eylemin kitlelerle hiç bir bağı olmadığını ve
yapılış tarzı bilindiğinde hiç bir bağının olamayacağını, bu eylemi
gerçekleştirenlerin kitlelerin belirli bir eylemini ya da desteğini
hesaplamadıkları ve beklemediklerini herkes gayet iyi görüyor ve biliyor.
Sosyal-Devrimciler safça, kendilerinin teröre duydukları eğilimin,
onların en başından itibaren işçi sınıfı hareketinin dışında bulundukları
ve hâlâ da aynı durumda oldukları ve onların işçi sınıfının sınıf
mücadelesini yönlendirecek devrimci bir parti olmaya hiç bir şekilde
yönelmedikleri olgularıyla sıkıca bağlı olduğunu görmüyor."
Lenin bu makalenin devamında Sosyal-Devrimcilerin bir bildirilerinde
bireysel terör eylemlerini savunurken getirdikleri gerekçeleri tek
tek ele alıp bunları çürütür.
Sosyal-Devrimcilerin "Ne yazık ki emekçi halkın henüz karanlıktan
çıkıp güçlü bir halk hareketiyle demir kapıları yıkacağı zaman gelmedi"
gerekçesiyle uğraşırken Lenin önce Sosyal-Devrimcilerin gelişen halk
hareketini görmediklerini tespit ettikten sonra şöyle diyor:
"Ve eğer bu artık çiğnene çiğnene iyice eskimiş sakız gibi olan
bu iddia gerçeğin ifadesi olmuş olsa, o zaman da bundan terörün işe
yaramazlığı çıkardı, çünkü emekçi halk olmadan bütün bombalar güçsüzdür,
açıkça güçsüzdür."
Sosyal-Devrimcilerin bir başka gerekçesi ve Lenin'in tavrı şöyle:
"Dinleyin: 'Her terörist darbe monarşinin gücünün bir bölümünü
alıp, bu gücü(!) özgürlük savaşçılarının kefesine aktarıyor(!).' 'Ve
eğer terör sistemli! bir biçimde uygulanırsa, nihayetinde bizim kefemizin
ağır basacağı açıktır.' Evet, evet burada herkes için açık olan bir
şey var, o da burada söz konusu olanın teröristlerin en büyük ön yargısının
en kaba biçimiyle karşımızda durmasıdır: Politik cinayet kendiliğinden
'gücü aktarır'!"
Lenin makalenin devamında şu tespitleri de yapar:
"Devrimcilerin şimdiden ayağa kalkan kitlelere önderlik edecek
güç ve araçlara sahip olmadığı bir dönemde terör -ki bu tek tek bireylerin
veya birbirinden haberi olmayan çevrelerin bakanlara karşı suikast
örgütlemesinden ibarettir- çağrısı yapmak, bizzat bu çağrı yoluyla
yalnızca kitleler arasında çalışmayı durdurmak değil, aynı zamanda
bu çalışmayı doğrudan dezorganize etme anlamına gelir.
(...)
'Bir kahramanın düellosu bizim hepimizde mücadele ruhunu uyandırıyor
ve cesaret veriyor', diyorlar bize. Biz fakat geçmişten biliyor ve
anda da görüyoruz ki, herkeste mücadele ruhunu ve cesareti gerçekten
uyandıran tek şey kitle hareketinin yeni biçimleri ve kitlelerin yeni
katmanlarının bağımsız mücadeleye katılımıdır. İkili mücadeleler,
bunlar Balmaşov tipi düellolar olarak kaldığı sürece, dolaysız olarak
geçici bir sansasyon yaratır ve fakat dolaylı olarak hatta hareketsizliğe,
bir dahaki ikili mücadelenin pasif bekleyişine yol açar.
(...)
Biz, şiddet ve terörü ilkesel olarak hiç reddetmeksizin, kitlelerin
doğrudan katılımını hesaplayan ve bu katılımı sağlayacak olan şiddet
kullanımı biçimlerinin hazırlanması çağrısında bulunduk. Biz bu görevin
zorlu olduğu gerçeğine gözlerimizi kapamıyoruz, fakat biz bu görevin
çözümü için bütün gücümüzle ve inatla çalışacağız ve bu görevin çözümünün
'bilinmez bir gelecekte olacağı' itirazlarının bizi şaşırtmasına izin
vermeyeceğiz. Evet baylar biz mücadelenin geçmişteki yalnızca biçimlerinden
değil, gelecekteki biçimlerinden de yanayız. Biz, gelecek vaat edeni,
bu zorlu ve uzun vadeli de olsa, 'kolay' ve geçmişte mahkûm edilmiş
olanın yinelenmesine tercih ederiz."
(Bütün alıntılar "Devrimci Maceracılık" makalesinden; Lenin
Eserler, Alm. cilt 6, sayfa 178-188 arası. Türkçesi için bkz. "Örgütlenme
Üzerine", sayfa 23-35 arası, Sır Yayınları,)
Lenin aynı dönemde kaleme aldığı "Sosyal-Demokrasi Sosyal-Devrimcilere
Karşı Neden Kararlı Ve Acımasız Bir Savaş Açmak Zorundadır?"
başlıklı makalesinin 6. maddesinde şöyle der:
"6- Çünkü Sosyal-Devrimciler, terörü programlarına almakla
ve onu bugünkü biçimiyle politik mücadelenin aracı olarak propaganda
etmekle, harekete ağır (en ağır) bir zarar vermekte ve sosyalist çalışmanın
devrimci sınıfın kitleleriyle olmazsa olmaz bağını yıkmaktadırlar.
Bugün Sosyal-Devrimcilerin kullandığı ve propaganda ettiği biçimiyle
terörün, kitleler içinde, kitleler için ve kitlelerle birlikte yapılan
çalışmayla hiçbir bağı olmadığı, Parti tarafından terörist eylemlerin
örgütlenmesinin, sayıca son derece az olan örgütsel güçlerimizi, devrimci
bir işçi partisinin örgütlenmesi gibi zor ve henüz yerine getirilmiş
olmaktan çok uzak olan bir görevden saptırdığı, Sosyal-Devrimcilerin
terörünün, gerçekten de, tarihsel deneyimlerin tamamen mahkûm ettiği
bir düellodan başka bir şey olmadığı kesin gerçeğini bol sözlü ve
bol yeminli açıklamalar da ortadan kaldıramaz." (Lenin, Seçme
Eserler, cilt 2, sayfa 198, İnter Yayınları)
1905 devrimi sırasında kaleme aldığı ve Proletari'nin 18. sayısında
(Eylül 1905) yayınlanan "Savunmadan Saldırıya" başlıklı
makalesinde Lenin, terörün nasıl kullanılması gerektiği konusunda
görüşlerini olumlu örneklerle ortaya koyar.
Söz konusu yazı şu gazete haberiyle başlar:
"Önceki gece 70 kişilik bir grup Riga merkez hapishanesine
saldırdı, bunlar telefon hatlarını kestikten sonra, ip merdivenlerle
hapishane duvarını aşarak avluya girdiler, çıkan çatışmada iki gardiyan
öldü, üçü ağır yaralandı. Saldıranlar askeri mahkemede yargılanan
ve ölüm cezası bekleyen iki siyasi tutukluyu kurtardılar. Saldırganların
takibi sırasında bir polis ajanı öldü ve bir kaç polis de yaralandı.
Tutuklanan iki saldırgan dışındakilerin tümü kaçmayı başardılar."
Lenin şunları söyler:
"İşler ilerliyor nihayet! Hareket anlatılması güç sayısız zorluklara
rağmen ilerlemeler kaydediyor. Aydın zaafının ürünü olan bireysel
terör artık eskiler imparatorluğu içinde batıp gidiyor. Herhangi bir
Sergey'in (ki o Moskova'yı bir çok devrimciden az olmayan bir ölçüde
devrimcileştirdi) öldürülmesi için, 'halk adına' işlenecek bir cinayet
için onbinlerce ruble ve bir sürü devrimci güç harcanacak yerde, şimdi
artık halkla birlikte mücadele eylemleri başlıyor. Bu artık silahlı
mücadele gönüllülerinin sadece lafta değil, eylemde kitlelerle kaynaştığı,
işçi sınıfının mücadele bölük ve gruplarının başına geçtiği ve iç
savaşın ateşi ve kılıcıyla düzinelerle halk önderini eğittiği andır.
Bu halk önderleri yarın işçiler ayaklandığında, deneyimleri ve kahramanca
cüretleri sayesinde binlerce, onbinlerce işçiye yardımcı olacaklardır.
(...)
Bu artık nefret edilen bir kişiye karşı yönelmiş bir suikast, bir
intikam eylemi, çaresizliğin ifadesi olan bir eylem ya da yalnızca
'korku salma' değildir; hayır bu bir devrimci ordunun birliklerinin
iyi düşünülmüş, hazırlanmış, güç ilişkilerini doğru değerlendiren
eylemlerine bir başlangıçtır. Sayıları 25-75 arasında değişen böyle
birliklerin her büyük şehirde, bir çok halde banliyölerde bir kaç
düzineye çıkarılabilir. Yüzlerce işçi bu birliklere girecektir? Derhal
bu düşüncenin propagandasına geçilmeli, birlikler kurulmalı, bunlar
-bıçaktan tabancaya ve bombaya kadar- her türlü silahla donatılmalıdır
ve bu birlikler de askeri eğitimden geçirilmelidir.
Ne mutlu ki devrimci bir halkın yokluğu şartlarında tek tek devrimci
teröristlerin devrimi 'yaptığı' dönemler artık geride kalmıştır. Bomba
tek tek bombacıların silahı olmaktan çıkmıştır artık. O artık halk
silahlanmasının ayrılmaz bir parçası haline geliyor." (agy,
Lenin Eserler, Alm. cilt 9, sayfa 278-279. Türkçesi için bkz. "Partizan
Savaşı", sayfa 95-97 arası, Yar Yayınları, 1977 İstanbul)
Lenin 1908'de yazdığı "Portekiz Kralına Suikast" başlıklı
makalesinde de, bireysel terörle, kitlelerin mücadelesinin parçası
olan terörü birbirinin karşısına koyar, şöyle der:
"Biz kendi adımıza şunu ekleriz: Bizi üzen tek şey şudur:
Portekiz'deki cumhuriyetçi hareket tüm maceracılarla yeterli bir kararlılıkla
ve açıkça hesaplaşmamıştır. Bizi üzen Portekiz Kralı'na karşı suikastte
hâlâ komplocu -yani özünde hedefe götürmeyen terör unsurunun ağır
basması, buna karşı o büyük Fransız Devrimi'ne şan katan, bütün halk
tarafından uygulanan ve ülkeyi gerçekten yenileyen terörün henüz zayıf
gelişmiş olması olgusudur." (Lenin Eserler, Alm., cilt 13,
sayfa 480-481)
Lenin aynı yıl yazdığı "Rus Devrimi'nin Değerlendirilmesi
Üzerine" başlıklı makalesinde de:
"Amaçsız, anlamsız, birbirinden kopuk şiddetten, kitlelerin
hedefe kitlenmiş şiddetine geçiş"ten söz eder. (Lenin Eserler,
Alm., cilt 15, sayfa 51)
Lenin 4 Kasım 1916'da "İsviçre Sosyal-Demokrat Partisi Kongresi'nde
Konuşma"sında, Avusturya'da bir sosyal demokrat önderin Avusturya
Başbakanı Stürgkh'e yaptığı suikastten yola çıkarak bir kez daha terör/terörizm
konusunda Rusya Sosyal-Demokrat Partisi'nin deneyimlerini ve tavrını
özetler:
"Bugünlerde üzerinde konuşulan ve Rus Sosyal-Demokratları'nın
oldukça büyük bir deneyime sahip oldukları bir noktaya daha değinmeme
izin veriniz: Söz konusu olan terörizm sorunudur.
Biz Avusturya'daki devrimci sosyal-demokratlardan henüz haber alamadık,
bunun dışında da gelen haberler çok sınırlı. Bu yüzden de Stürgkh'ün
yoldaş Fritz Adler tarafından idamının kitlelerin devrimci mücadelesiyle
bağı olmaksızın sistemli siyasi suikastler örgütlenmesi olan taktik
olarak terörizm uygulanması mı, yoksa anavatanı savunan resmi Avusturya
sosyal demokrasisinin, oportünist, sosyalist olmayan taktiğinden,
devrimci kitle mücadelesi taktiğine geçişin bir adımı mı olduğunu
bilmiyoruz. (...)
Her halükârda biz şundan eminiz ki, Rusya'da devrimin ve karşıdevrimin
deneyimi partimizin 'taktik olarak terörizm'e karşı yirmi yılı aşkın
süredir yürüttüğü mücadelenin doğruluğunu göstermiştir. Fakat şu unutulmamalıdır
ki, bu mücadele ezilen sınıfların ezen sınıflara karşı her türlü şiddet
kullanımını, gerek kitle mücadelesinde, gerekse kitle mücadelesi ile
bağ içindeki şiddet kullanım biçimlerini, reddetme eğiliminde olan
oportünizme karşı da uzlaşmaz bir mücadele ile kopmaz bir bağ içinde
yürütüldü. İkinci olarak: Biz terörizme karşı mücadeleyi, daha 1905'den
çok önce başlayan ve yıllar süren silahlı ayaklanma propagandası ile
birleştirerek yürüttük. Biz onu (silahlı ayaklanmayı ÇN.) yalnızca
poletaryanın hükümetin politikasına karşı verebileceği en iyi cevap
olarak değil, aynı zamanda sosyalizm ve demokrasi için sınıf mücadelesinin
gelişmesinin kaçınılmaz sonucu olarak görüyorduk. Üçüncü olarak biz
şiddet kullanımının ilkesel olarak kabulü ve silahlı ayaklanmanın
ilkesel olarak propagandası ile yetinmedik. Biz örneğin devrimden
dört yıl önce kitlenin kendilerini ezenlere karşı şiddet kullanımını
-özellikle kitle yürüyüş ve gösterilerinde- destekledik. Biz böyle
gösterilerin pratiğinin tüm ülkede yaygınlaşması için çaba sarfettik.
Biz her zaman kitlelerin polise ve askere karşı uzun süreli ve sistemli
direnişini örgütlemeye, proletarya ile hükümet arasındaki savaşımın
bir parçası olan bu direniş içine ordunun mümkün olduğunca büyük bir
kesimini çekmeye; köylülerin ve askerlerin bu mücadeleye katılımını
sağlamaya çaba sarfettik. Terörizme karşı mücadelede kullandığımız
taktik bu oldu ve biz böyle bir taktiğin başarılı olacağından eminiz."
(Lenin Eserler, Alm., cilt 23, sayfa 120-121)
Görüldüğü gibi Lenin'in karşı olduğu bir "terörizm" vardır.
Bu terörizm, Lenin'in deyimiyle "taktik olarak terörizm"
dediği şeydir. "Taktik olarak terörizm", "kitlelerin
devrimci mücadelesiyle bağı olmaksızın sistemli siyasi suikastler
örgütlenmesi"dir. "Tek tek bireylerin, ya da birbirinden
habersiz çevrelerin emekçi kitlelerin mücadelesinden kopuk olarak,
halk adına, devrim adına" yaptığı "düello"lardır. Bunun
sistem olarak savunulmasıdır. Bu " taktik olarak terörizmin"
uygulamaları olan terör eylemlerine Lenin'in yönelttiği eleştiri,
bunun "elverişli", "hedefe götüren" bir taktik
olmadığı noktasında yoğunlaşmaktadır.
Yine açıkça görülen şudur: Lenin "taktik olarak terörizme"
ve bunun ürünü terör eylemlerini şiddetle eleştirirken, devrimci terörün,
emekçi kitlelerin terörünün, emekçi kitlelerin mücadelesinin bir parçası
olarak yürütülen ve emekçi kitlelerin örgütlenmesini, mücadelesini
ileri götüren terörün propagandasından bir an vazgeçmemiştir.
O yer yer Fransız Devrimi'ndeki Jakoben terörü ve Jakbenlerin terörizmini
öven Marks'a atıfla, Rusya'daki Bolşeviklerin de Fransız Jakobenleri
gibi davranacağını söylemiştir:
"Devrim tayin edici zafere ulaşırsa, o zaman Çarlıkla Jakoben
tarzda, ya da isterseniz 'plebce' hesaplaşacağız.
'Tüm Fransız terörizmi, burjuvazinin düşmanlarıyla, mutlakiyetle,
feodalizmle ve darkafalılıkla pleb tarzında hesaplaşmaktan başka bir
şey değildi." (Bkz. 'Karl Marx, Friedrich Engels ve Ferdinand
Lassalle'ın Edebi Mirasından', yayımlayan Franz Mehring, ikinci baskı,
cilt 3, s. 211.)
Demokratik devrim döneminde Rusya'daki sosyal-demokrat işçileri 'Jakobenizm'
umacısıyla korkutanlar, Marx'ın bu sözlerinin anlamı üzerine hiç düşünmüşler
midir acaba?
Bugünkü Rus sosyal-demokrasisinin Jirondenleri, yeni Iskracılar, Kurtuluş
Birlikçileri'yle kaynaşmıyorlar, fakat fiilen, şiarlarının niteliği
gereği, onların artçıları haline geliyorlar. Kurtuluş Birlikçileri,
yani liberal burjuvazinin temsilcileri ise otokrasiye karşı reformcu
tarzda, son derece yumuşak davranmak niyetindedir: aristokrasiye,
soylulara, saraya herhangi bir zarar vermeyen bir uysallıkla; hiçbir
şeyi kırıp dökmeyen bir ihtimamla; beyaz eldivenler (tıpkı Kanlı Nikola'nın
'halk temsilcileri'ni (?) kabulü sırasında Bay Petrunkyeviç'in bir
'başıbozuk'tan ödünç aldıkları gibi, bkz. 'Proletari' No. 5) içinde,
terbiyeli, kibar bir biçimde ve büyük bir nezaketle hesaplaşmak istiyorlar.
Modern sosyal-demokrasinin Jakobenleri -Bolşevikler, 'Vperyod'cular,
Kongre'ye bağlı olanlar ya da 'Proletari' yandaşları, bunları nasıl
adlandıracağımı bilemiyorum-, şiarlarıyla devrimci ve cumhuriyetçi
küçük-burjuvaziyi ve özellikle de köylülüğü, tam sınıfsal özelliğini
koruyan proletaryanın tutarlı demokratizminin seviyesine çıkarmak
istiyorlar. Halkın, yani proletarya ve köylülüğün, monarşi ve aristokrasiyle
'plebce' hesaplaşmasını, özgürlüğün düşmanlarını acımasızca yok etmesini,
direnişlerini şiddet yoluyla kırmasını ve serfliğin, Asyaîliğin ve
insanların aşağılanmasının lanet olası kalıntılarına hiçbir taviz
vermemesini istiyorlar." (Lenin, Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin
İki Taktiği, sayfa 63-64, İnter Yayınları)
Lenin, "küçük-burjuva yarı-anarşist devrimciliğe karşı mücadele"
deneyimlerini özetlerken de şöyle demektedir:
"Bolşevizm 1903'de ortaya çıktığında, küçük-burjuva, yarı-anarşist
(ya da anarşizmle flört edebilecek olan) devrimciliğe karşı amansız
mücadele geleneğini devralmıştır. Bu gelenek devrimci sosyal-demokraside
her zaman varolmuştur ve bizde özellikle, Rusya'da devrimci proletaryanın
kitle partisinin temelinin atıldığı 1900-1903 yıllarında kök salmıştır.
Bolşevizm, küçük-burjuva devrimciliği eğilimini en çok temsil eden
partiye, yani 'Sosyal-Devrimciler' partisine karşı mücadeleyi devralmış
ve bu mücadeleyi üç ana noktada sürdürmüştür. Birincisi, Marksizmi
reddeden bu parti, her politik eylemden önce sınıf güçlerini ve bunların
karşılıklı ilişkisini nesnel olarak hesaba katmak gerektiğini anlamak
istemiyordu (daha doğrusu anlayamıyordu). İkincisi bu parti, 'devrimciliği'ni
ve 'radikalizmi'ni, biz Marksistlerin şiddetle reddettiği bireysel
terör ve suikastlerden yana olmasında görüyordu. Elbette ki biz bireysel
terörü amaca uygunluk nedeniyle reddediyorduk, ne var ki, Büyük Fransız
Devrimi'nin terörünü, ya da genel olarak muzaffer ve bütün dünya burjuvazisi
tarafından kuşatılmış devrimci bir partinin terörünü 'prensip' itibariyle
mahkûm edebilen kişilerle Plehanov, henüz bir marksist ve devrimci
olduğu 1900-1903 yıllarında alay etmiş, onları küçük duruma düşürmüştü.
Üçüncüsü, 'Sosyal-Devrimciler', örneğin tarım sorununda, proletarya
diktatörlüğü sorununda Alman sosyal-demokrasisinin aşırı oportünistlerine
öykünürken, aynı partinin nispeten önemsiz oportünist günahlarıyla
alay etmeyi 'radikalizm' sayıyorlardı." (Lenin, 'Sol Radikalizm'
Komünizmin Çocukluk Hastalığı, sayfa 24-25, İnter Yayınları)
Rusya'da Ekim Devrimi ertesinde proletarya iktidarı ele geçirdikten
sonra, emperyalist güçler, Rusya'daki karşıdevrimci güçlerle işbirliği
içinde genç Sovyet iktidarını yıkabilmek için dört yandan saldırdılar.
Bu dönemde Rusya'da iktidarı ele geçiren proletarya, iktidarını korumak
ve güçlendirmek için karşıdevrime karşı devrimci terörü kullandı.
Bu ortamda reformistler, sosyaldemokratlar yaygarayı bastılar.
Lenin'in bu yaygara karşısında tavrı bir yandan devrimci terör ve
terörizmi sonuna kadar savunurken diğer yandan da kendileri en büyük
teröristler olan emperyalist burjuvazinin ve onların çanak yalayıcılarının
"teröre" ve "terörizme karşı" yaygaralarının sahtekârlığını
teşhir etmek biçiminde oldu.
Bu bağlamda Lenin'den bazı örnekler verelim:
Pravda'da 22 Ağustos 1918'de yayınlanan "Amerikan İşçilerine
Mektup"unda Lenin şöyle der:
"Onların (emperyalist burjuvazinin BN.) uşakları bizi terörle
itham ediyor... İngiliz burjuvaları 1649'larını, Fransızlar da 1793'lerini
unutmuş görünüyorlar. Bu terör, burjuvazi onu kendi için feodal beylere
karşı kullandığında haklı ve doğru idi. Fakat bu terörü işçiler ve
yoksul köylüler onu burjuvaziye karşı kullanma cüretini gösterdiklerinde
korkunç ve cürüm haline geldi! Terör küçük sömürücü bir azınlığın
yerine bir başka küçük azınlığın geçirilmesi için kullanıldığında
haklı ve doğruydu. Fakat terör, o her sömürücü azınlığı devirmek,
gerçekten büyük çoğunluğun çıkarları, proletarya ve yarıproletaryanın,
işçi sınıfı ve yoksul köylülüğün çıkarları için kullanılmaya başlandığında
korkunç bir cürüm haline geldi!
Enternasyonal emperyalist burjuvazi 'kendi' savaşında 10 milyon insanı
katletti, 20 milyonu sakat etti ve bunu İngiliz haydutlarının mı,
yoksa Alman haydutlarının mı dünyaya hükmedeceğini belirleyecek bir
savaş içinde yaptı.
Bizim savaşımız, ezilen ve sömürülenlerin, ezenler ve sömürenlere
karşı savaşı, bütün ülkelerde eğer yarım milyon, ya da bir milyon
kurbana mal olursa, o zaman burjuvazi kendi savaşının kurbanlarının
haklı bir dava için verilmiş olduğunu, bizim savaşımızın kurbanlarının
ise bir cürüm olduğunu anlatacak!
Proletarya bunun tam tersi görüştedir.
(...)
Biz burjuvazinin bütün ülkelerde sosyalist devrime karşı azgınca direneceğini
ve bu direnişin devrimin ilerlemesine paralel olarak büyüyeceğini
biliyoruz. Proletarya bu direnişi kıracaktır ve o direnen burjuvaziye
karşı mücadelede nihayetinde zafer ve iktidar için olgunlaşacaktır.
Satılmış burjuva basını varsın bizim devrimimizin her yaptığı yanlışı
büyüterek dünyaya duyursun. Biz hatalarımızdan korkmuyoruz. Devrimin
patlamasıyla insanlar azizlere dönüşmüyor. Yüzyıllardır ezilmiş, korkutulmuş,
sefalet ve cehalet içinde tutulmuş, vahşileştirilmiş olarak yaşamış
olan emekçi sınıflar devrimi, hatalar da yapmadan gerçekleştiremezler.
Ve benim daha önce de söylediğim gibi, burjuva toplumunun cesedi ve
tabut içinde çivilenip mezara gömülüp bitmez. Hal edilmiş kapitalizmin
cesedi bizim içimizde, ortamızda çürümeye başlar, havayı zehirler,
varlığımızı zehirler ve yeni olanı, taze, genç, canlı olanı eskinin,
çürümüşlüğün ve ölümün binlerce bağıyla bağlayıp boğmaya çalışır."
(Lenin Eserler, Alm., cilt 28, sayfa 57-59)
3 Ağustos 1919'da , "Eğitim ve Sosyalist Kültür Alanında Çalışanların
I. Tüm Rusya Konferansı"nda yaptığı konuşmada Lenin, bolşeviklere
getirilen terör suçlaması konusunda şunları söyler:
"Bolşeviklerin özgürlüğü yaraladığını söyleyen ve sosyalist
birleşik cephe önerenler, yani bizim Rus Devrimi'nde sallanan ve iki
kez de burjuvazinin saflarına kayanlarla birleşmemiz gerektiğini savunanlar,
bize çokça bizim teröre başvurduğumuz suçlamasını getiriyorlar. Onlar
bolşeviklerin hükümet içinde bir terör sistemi kurduğunu, Rusya'nın
kurtulması için bolşeviklerin terörden vazgeçmesi gerektiğini söylüyorlar.
Ben bu bağıntıda burjuva bakış açısına sahip ve fakat gayet akıllı
bir Fransız burjuvanın ölüm cezasının kaldırılması talebi konusunda
takındığı tavrı anımsıyorum: 'Ölüm cezasının kaldırılması işine önce
katil baylar başlasınlar bir!' 'Bolşevikler terörden vaz geçsin' dendiğinde
aklıma bu cevap geliyor. Önce Rusya'daki kapitalist beyler ve onların
müttefikleri Amerika, Fransa, İngiltere, yani Sovyet Rusya'yı teröre
mecbur edenler, vazgeçsinler bir! Bunlar bizimkinden binlerce kat
güçlü bir askeri güçle bizim üzerimize saldırmış olan ve bugün de
saldıran emperyalistlerdir. Bütün Antant ülkelerinin herbirinin, İngiltere,
Fransa ve Amerika'nın tüm emperyalistlerinin kendi ülkelerinin başkentlerinde
-ismi Sasanov olsun, Maklakov olsun- , yüzlerce, on binlerce gayrı
memnun, çökmüş, hakarete uğramış ve kızgın burjuva ve kapitalisti
örgütleyen, enternasyonal burjuvazinin uşaklarını barındırmaları terör
değil midir? Eğer siz askeri çevrelerdeki komplo planlarından haberdarsanız,
örneğin neredeyse Petersburg'un kaybedilmesine yol açan, Krasnaja
Gorka'daki son komplo üzerine yazılanları okuduysanız, terörün ne
olduğunu bilirsiniz. Bu olanlar Rusya'da sömürücüleri yeniden iktidara
getirebilmek ve şimdi kendi ülkelerini de tehdit eden sosyalist devrim
ateşini söndürebilmek için her türlü zulmü işkenceyi, şiddetti, cürümü
mübah gören bütün dünya burjuvazisinin terörünün bir ifadesinden başka
neydi? Terörün geldiği yer işte orasıdır, terörün sorumluları bunlardır!
Hal böyle olduğu için biz Rusya'da terörden vazgeçilmesi gerektiği
vaazını verenlerin, Rusya'yı ambargolarla, Kolçak ve Denikin'e yaptıkları
yardımlarla boğmak isteyen emperyalistlerin ve teröristlerin elindeki
bilinçli veya bilinçsiz araçlar olduğunu, emperyalist ve teröristlerin
kullandığı ajanlar olduğundan eminiz." (Lenin Eserler, Alm.,
cilt 29, sayfa 528-529)
6 Ağustos 1919'da Lenin "Partisiz İşçiler ve Kızıl Ordu Mensuplarının
Konferansı"nda yaptığı konuşmada:
"Hayır, biz terörden vazgeçmeyeceğiz. Çünkü biz böyle bir
şeyin Kolçak ve Denikin'in zaferine yol açacağını biliyoruz! Bu savaşta
sermaye intihar etmiştir. Ve şimdi can çekişen bu canavar son demlerinde
işçilere azgınca saldırmaktadır. Fakat o ölümünü engelleyemez, o ölecektir."
(Lenin Eserler, Alm., cilt 29, sayfa 540) diyor.
Lenin RKP(B)'nin 2-4 Aralık 1919 tarihlerinde yapılan 8. Tüm Rusya
Konferansı'na MK adına sunduğu siyasi raporda terörizm suçlaması konusuna
da tavır takınır:
"Avrupa'daki küçük burjuvazi bizi şimdiye kadar terörizmimiz,
aydınların ve küçük burjuvaların acımasızca ezilmesi konularında suçladı.
Bu konularda şunu söylüyoruz: 'Bütün bunlara bizi siz, sizin hükümetleriniz
mecbur etti.' Bizi terör kullanmakla suçlayanlara biz şu karşılığı
veriyoruz: 'Eğer dünyanın en güçlü donanmalarına ve bizim yüz katımızdan
fazla orduya sahip büyük güçler üzerimize saldırıyorsa, küçük devletleri
bize saldırmaya zorluyorsa, bu terör değil midir? Bu kelimenin gerçek
anlamında terördür. En geri, savaş sonucu iyice zayıflamış bir ülkeye
karşı bütün büyük güçler birleşti. Almanya bile daha henüz yenilmemiş
olduğu dönemde Krasndwu beslediğinde ve şimdi ambargo uygulayarak
bu cepheye katıldı. Dünya emperyalizminin bu saldırısı, bize karşı
yürütülen bu savaş, ülke içinde komplocuların satın alınması vb. -bütün
bunlar terör değil mi acaba? Bizim terörümüzün nedeni, bize yönelen
saldırıya karşı direnmek için bütün gücümüzü yoğunlaştırmak zorunda
olmamızdır. Biz ülke içinde gayet kararlı davranmak, bütün güçleri
yoğunlaştırmak zorundaydık.
(...)
Bunlardan çıkan sonuç şudur: Terörizm suçlaması eğer haklı ise, o
zaman bu suçlamanın hedefi biz değiliz, burjuvazidir. Odur bizi teröre
mecbur eden. Ve biz terörizmin esas kaynağı olan dünya emperyalizminin
müdahalesine, dünya emperyalizminin askeri baskısına ve askeri komplolarına
son verdiğimizde, terörü en aza indirmek için ilk adımları atacağız."
(Lenin Eserler, Alm., cilt 30, sayfa 167-168)
Lenin 17 Haziran 1920'de Pravda'da yayınlanan "İngiliz İşçilerine
Mektup"unda şöyle demektedir:
"Sizin delegasyonunuzun bazı üyeleri bana şaşkınlıkla kızıl
terör konusunda, Rusya'da basın -ve toplanma özgürlüğünün yokluğu
konusunda, menşeviklerin ve menşevik işçilerin tarafımızdan takibat
altında tutulması hakkında sorular sordular. Ben bu sorulara terörün
gerçek sorumlularının İngiltere'nin emperyalistleri ve beyaz terörü
Finlandiya'da, Macaristan'da, Hindistan'da ve İrlanda'da uygulamış
olan ve bugün de uygulayan, Judeniçleri, Kolçakları, Denikinleri ve
Wrangel'i desteklemiş olan ve bugün de destekleyen 'müttefikleri'
olduğunu söyleyerek cevap verdim. Bizim kızıl terörümüz işçi sınıfının
sömürücelere karşı savunulmasına; ve şimdi sosyal-devrimcilerin, menşeviklerin
ve çok az sayıda menşevik devrimcinin saflarına geçtiği sömürücülerin
direncinin kırılmasına hizmet ediyor. Burjuva demokrasisinin basın
-ve toplantı özgürlüğü, emekçilere komplo için zenginlerin özgürlüğüdür,
kapitalistlerin gazetelere rüşvet verme ve onları satın alma özgürlüğüdür."
(Lenin Eserler, Alm., cilt 31, sayfa 130)
Lenin, kitlesel terör bağlamında da, bunu engellemeye yönelik tavırlara
karşıdır. Bu bağlamda Zinovyev'e yazdığı 26. 06. 1918 tarihli telgrafta
şöyle demektedir:
"Laşeviç ve MK'nin diğer üyeleri için de.
Sinovyev yoldaş! Ancak bugün MK'da Petrograd'da işçilerin Wolodraski'nin
öldürülmesine kitle terörüyle cevap vermek istediklerini ve onların
(kişi olarak sizin tarafınızdan değil, oradaki MK ya da PK üyeleri
tarafından) engellendiğini duyduk.
Ben bunu şiddetle protesto ediyorum.
Biz kendi kendimizi rezil ediyoruz: Delege sovyetlerinde kitle terörü
ile tehdit eden kararlar alıyoruz, fakat iş uygulamaya geldiği zaman
kitlelerin -bütünüyle haklı- inisiyatifini engelliyoruz.
Bu olacak iş değildir.
Teröristler bizi yufka yürekliler olarak değerlendirecektir. Biz savaş
içindeyiz, savaşın ortasında yaşıyoruz. Karşıdevrimcilere karşı terörün
enerjisini ve kitle niteliğini arttırmalıyız, bu özellikle örneği
belirleyici olan Petrograd'da çok önemlidir." (Lenin Eserler,
Alm., cilt 35, sayfa 313)
Lenin karşıdevrime karşı acımasızdır.
Nishni Novogrod delege sovyetlerine çektiği 9 Temmuz 1918 tarihli
bir telgrafta şöyle diyor:
"Nishni'de görünen odur ki beyazlar bir ayaklanma hazırlıyorlar.
Bütün güçler toplanmalıdır, üç kişilik bir diktatörler yönetimi oluşturulmalı,
kitle terörü derhal başlatılmalıdır, askerleri sarhoş eden yüzlerce
fahişe, eski subaylar vb. derhal kurşuna dizilmeli ya da şehir dışına
sürülmelidir.
Bir an bile tereddüt edilmemelidir. Büyük bir enerjiyle işe girişilmelidir:
Geniş çaplı ev aramaları, silah bulunduranlar için derhal kurşuna
dizilme. Menşevikler ve istenmeyen kişiler için kitlesel sürgün. Depo
bekçileri değiştirilmeli, güvenilir kişiler bu işi üzerlenmelidir."
Bu tipte onlarca direktif vardır.
Hepsinde ortak nokta, devrimin kendini koruması ve geliştirilmesi
için acımasız kızıl terörün savunulmasıdır.
Bütün olarak ele alındığında görüldüğü gibi Lenin terör ve terörizm
konusunda, hangi terör, kimin terörü, ne için terör sorularına göre
tavır takınmaktadır.
Devrimci terör ve terörizm konusunda Lenin, bu iddiada olan "taktik
olarak terör" ve terörizmi reddederken, işçi sınıfı ve emekçi
yığınların mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak terörü ve terörizmi
savunmaktadır.
Nisan 2002
