Mersin Abluka Altında!
Kamu Emekçileri Mersin’de Egemenlerin
Köleleştirme Politikalarına Hayır Dedi...
Kesk bölge mitinglerinden biri ,25 Mayıs 2002 cumartesi günü Mersin’de gerçekleşterildi. Adana, Antep, Osmaniye, K. Maraş, Hatay, Niğde gibi çevre illerden gelen yaklaşık 4000 kamu emekçisi ve onlarla dayanışma içinde olanlar; uzun zamandan beri Mersin’de uygulanan gerici faşist baskıları kınamak ve bir kez daha haklılıklarını haykırmak amacıyla alanları doldurdular. İstasyon meydanı önünde saat 12:00’de başlayan mitinge Kesk Mersin Şubeler Platformu, Eğitim-Sen, Ses, Tüm-bel Sen, Disk Genel-İş, BES, Tarım Orkam-Sen, Enerji Sanayi ve Maden-iş, Yapı Yol-Sen, Kültür Sanat-Sen, Petrol-İş sendikaları katıldı. Mitingte; “Mersin halkı yanlız değildir, Direne direne kazanacağız, Zafer direnen emekçinin olacak, Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz, İşte sendika işte KESK, Sadaka değil toplu sözleşme, Emekçiye değil çetelere barikat. Kahrolsun İMF bağımsız Türkiye, İMF defol bu memleket bizim, İçerde dışarda hücreleri parçala, Ana dilde eğitim engellenemez, Devrimci tutsaklar onurumuzdur, Savaşa değil eğitime bütçe, Limanlar halkındır satılamaz. “ gibi sloganlar hakimdi.
Kamu emekçilerinin alanda yerini almasının ardından saygı duruşuyla miting başladı. Tertip Komitesi adına,Kesk Mersin Şubeler Platformu dönem sözcüsü BES Şube Başkanı bir konuşma yaptı. Konuşmasında; Kesk’in çalışmalarının bürokrasi ile engellenmeye çalışıldığını, Kesk’e bağlı sendikalara üye oldukları için sürgünlere ve soruşturmalara maruz kaldıklarını, işyeri çalışmaları örgütlenme faaliyetlerinin engellenmeye çalışıldığını, bazı idarelerce iktidar ortağı bir partinin uzantısı sendikanın doğrudan örgütlenmeye çalışıldığını vurguladı. Her türlü baskıya, kıyıma ve her türlü keyfiyete rağmen, 31 Mayıs sonrası kamu emekçilerinin iradesiyle konfederasyonun yetkiyi alıp, toplu görüşmenin toplu sözleşmeye dönüştürüleceğini vurgulayan konuşmacı; “Devletin küçültülmesi adı altında 31 kamu kurum ve kuruluşuna bağlı 185 bölge müdürlüğünün üç yıl içinde kapatılması planlanmaktadır. Emekli Sandığı, Köy İşleri, Devlet Demir Yolları, DSİ, DMO, Devlet İstatistik Enstitüsü, Gelirler, Gümrükler, Orman, Sanayi Çalışma Müdürlüğü gibi pek çok bölge müdürlüğünden 112’si 31 Mayıs 2002 tarihinde kapatılmak istenmektedir.”dedi. Bölge Müdürlüklerinin kapatılmasının yanlız çalışanları değil, buradan hizmet gören pek çok insanı mağdur edeceğini vurgulayan konuşmacı; böylece işsizler ve açlar ordusuna daha yenilerinin ekleneceğini buna Kesk’in izin vermeyeceğini söyledi. “Yıllardır özelleştirmelerle pek çok kamu kuruluşu, özel sermayenin ihtiyaçlarına sunuldu. Bu kurumlarda çalışan işçiler, kamu emekçileri işsiz kaldı. Devletin küçültülmesi adı altında devlet tüm sosyal hükümlülüklerinden elini çekmeye çalışıyor. Sağlık, eğitim metalaştırılıyor. Sosyal güvenlik alanı büyük sermaye gruplarına peşkeş çekilmeye çalışılıyor. IMF’ye verilen niyet mektupları doğrultusunda kamu çalışanlarının sayısı 400 binlere düşürülmeye çalışılıyor. 60 bin kamu çalışanının resen emekliliği gündemde. Kamu bankalarında olduğu gibi kamu emekçileri sözleşmeli statüye tabi tutulmaya çalışılıyor. Toplam kalite yönetimi uygulamaları ile kaliteli hizmet adı altında çalışanlar arasında dayanışma fikri değil, bireycilik hakim kılınmaya çalışılıyor.”diyen konuşmacı tüm işçileri, köylüleri, esnafı; haklarına ve geleceğe, yani yaşama ve insanlık onuruna sahip çıkmaya çağırdı.
Daha sonra KESK Genel Başkanı Sami Evren kürsüde yerini aldı. 1.5 milyar insanın açlık sınırında yaşayıp, dünyada hergün 7 milyon çocuk açlıktan ölürken, buna karşılık her yıl 750 milyar dolar silahlanmaya pay ayrıldığını belirten Evren; küresel sermaye ve onun tefeci örgütleri olan IMF ve Dünya Bankası’nın dünya halklarına reva gördüğü açlığa, sefalete, işsizliğe, yoksulluk, köleleştirme, talan politikalarına itiraz edilmesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin enflasyonla yaşanmaz hale getirilmesine, sosyal güvenlikte sonuncu olmasına, 52 ülke arasında rüşvette en kötü 8 ülke arasında bulunmasına, işsiz sayısının 20 milyona dayandırılmasına, çalıştırılan çocuk işçi bakımından dünyada dördüncü olunmasına, paralı, kalitesiz,ırkçı asimilasyoncu eğitim sistemine, insanın kendi kültür ve kimliği ile varolmasının engellenmesine itiraz ettiklerini belirtti.
Polisin yoğun güvenlik önlemleri aldığı eylem , olaysız bir şekilde Cumhuriyet alanında sona erdi. Devletin baskısının ve sindirme politikasının yoğun yaşandığı Mersin’de çevre illerin desteğine rağmen katılımın bu denli az olması düşündürücüydü. Bu da devletin bu politikalarının ne denli geçerli olduğunu bize gösteriyor. Bu durum biz sınıf bilinçli işçiler ve emekçiler olarak görevimizin ciddiyetini kavramamız açısından önemlidir.
İşçiler emekçiler!
Haydi yeni dünyayı yaratma yolunda örgütlü mücadeleye...
