SÖYLEŞİ

Bu sayımızda İsviçre’nin Basel şehrinde Mayıs ayı içerisinde düzenlenmiş olan Avrupa Kimya ve İlaç Sanayi Çalışanları Koordinasyonu toplantısına çağrılı olarak katılan Tez Koop-İş Sendikası Dış İlişkiler Danışmanı Sayın Hasan Aslan ile yaptığımız söyleşiyi, aktüalite ve önemi açısından yararlı bulduğumuzdan yayınlıyoruz.

Yeni Dünya İçin Çağrı

 

Sayın Aslan, toplantının amacı ne idi?

Bu toplantının esas amacı, yaklaşık 20 yıldır Almanya’da kimya ve ilaç işkolunda üyesi oldukları işkolu sendikalarının çalışmalarını yeterli bulmayan ve günlük sendikal çalışmalarının ötesinde bir koordinasyon temelinde  muhalefet çalışması da yapan sendikacıların bu çalışmalarını Avrupa düzeyine taşıma ve Avrupa düzeyinde kimya ve ilaç işkolunda aktif çalışma yürüten sendikacılarla ortaklaşa görüşme, sorunları ortaya koyma, karşılıklı olarak kendi deneyimlerini aktarma ve kimya ve ilaç tekellerine karşı ortak mücadeleyi nasıl vermek gerektiğini tartışmaktı.

Belki başka bir deyimle, Avrupa düzleminde ve giderek uluslararası alanda öncelikle, ama yalnızca o değil, kimya tekellerinin saldırılarına karşı, ortak karşı mücadeleyi örgütleme toplantısı da diyebiliriz.

 

Toplantıyı kimler düzenledi?

Toplantının resmi düzenleyicileri Kuzey İsviçre İnşaat ve Endüstri Sendikası ile IGBCE sendikası üyesi olan Almanya Kimya Koordinasyonu’nun üyeleri idi.

 

Bu toplantıya hangi ülkelerden ve hangi sendikalardan katılım oldu?

Toplantıya Almanya, İsviçre ve Fransa’dan katılım oldu.

İsviçre’den toplantıya ev sahipliği yapan Kuzey İsviçre İnşaat ve Endüstri Sendikası (GBI), Almanya’dan değişik kimya ve ilaç işletmelerinden IGBCE sendikası üyesi İşyeri Konsey Üyeleri ve Fransa’dan CGT ve SUD sendikalarından işletme temsilcileri katıldı.

Toplantıya katılım beklenen düzeyde oldu. Türkiye’den Petrol-İş Sendikası İstanbul Şubesi de bu toplantıya katılmayı planlıyordu ve fakat belli sorunlardan dolayı katılamadı.

Toplantıya ayrıca Kolombiya’dan Petrol Sendikası Genel Başkanı(*) da katıldı. Bu katılım toplantının boyutlarını daha da genişletti. Zaten gelecek yıl yapılacak toplantının katılımının daha da genişletilmesi kararı alındı.

Toplantının bir koordinasyon toplantısı olduğu, geniş katılımlı bir konferans niteliği taşımadığını da burada belirtmekte yarar var sanıyorum.

 

Toplantı amacına ulaştı mı?

Toplantının amacına ulaştığını söylemek mümkün. Bu toplantının bu işkolu düzleminde bir ilk olduğunu unutmamak gerekir. Zaten bu toplantı esasen bir dar toplantı olarak düşünülmüştü ve öyle de oldu. Yani bu toplantının gelecekte geniş kapsamlı toplantılar yapmanın bir hazırlık toplantısı olduğunu da bilmek gerekir.

Şimdiden bu toplantıda alınan bir kararla, gelecek yıl ilkbaharda yapılacak ikinci toplantıya, bu katılanlara ek olarak İspanya, İtalya, Belçika, İngiltere, Brezilya ve belki ABD’den değişik sendikalardan temsilcileri katmayı düşünmektedirler. Tabii ki Türkiye’den de katılım beklenmektedir.

Bu gibi toplantıların büyük bir özveri gerektirdiğini ve muazzam ölçüde maddi külfete malolduğunu da belirtmek gerekir.

Burada esas olarak şunu vurgulamakta yarar var sanıyorum:

Kapitalist tekellerin ve devletlerin küresel saldırısından bolca bahsedildiği bir dönemde, içe kapanık olarak mücadele etmeye çalışmanın yetersizliği besbelli ortada. Bu yetersizliği aşmanın değişik yolları ve araçları vardır. Bunlardan bir tanesi ve bence en önemlilerinden bir tanesi,  aynı işletmenin işçileri olan değişik ülkelerdeki işçiler ve onların sendikaları mücadelelerini aynı tekele karşı birleştirme şeklinde yapacakları örgütlemelerdir.

Bu ortak mücadelenin de bugünkü varolan sendikalar üzerinden örgütlenmesinin çok zor olduğu bilindiğinde, sendikalarla birlikte yapılacakları yapmak ve ama bunun ötesine geçerek tabandan uluslararası alanda ortak çalışmaları, ortak dayanışmayı örgütlemenin zorunluluğu çok net olarak ortaya çıkmaktadır.

Bir işletme temelinde yürütülecek mücadele yeterli olmayabiliyor ve bunu aşmanın ikinci bir basamağı olarak da bir işkolundaki sendikalarda örgütlü bulunan çalışanların ortak örgütlülüklerinin uluslararası alanda sağlanmasıdır ve bu toplantı bu işkolunda bu önemli görevi yerine getirmiştir. Bunu daha da büyütmek gerekir.

Tabii ki bir işkolu yeterli değildir, giderek bunu tüm işkollarında çalışanların ortak mücadelesinin örgütlenmesine doğru geliştirmek gerekir.

Bu anlamda da belki, “Küresel saldırıya karşı küresel direniş!” sloganının, bu saldırılara karşı “direnme” modundan çıkarılıp “Küresel saldırıya karşı, küresel karşı örgütlenme, karşı saldırı!” şeklinde bir şiarla ifade etmek gerekir diye düşünüyorum.

 

Türkiye’deki sendikalar açısından bu toplantının önemi nedir?

İyi bir soru sordunuz. Coğrafyamızdaki sendikalar açısından sorunu iki düzlemde ele almak gerekir diye düşünüyorum.

Birincisi, kimya ve ilaç işkolunda çalışan işçilerin sendikaları açısından, ikincisi ise, genel olarak sendikalarımız açısından bu toplantının ne anlama geldiği tartışılabilinir.

Birinciler açısından şunları düşünüyorum:

Coğrafyamızda yaklaşık 20 yabancı tekel bu alanda üretimde bulunuyor. Bu tekellerin bir bölümünde sendikalar örgütlüdür.

Bu sendikalar Türk-İş’e bağlı Petrol-İş Sendikası ve DİSK’e bağlı Lastik-İş Sendikası’dır.

Bu sendikalarımızın uluslararası ilişkileri esasen resmi kanallar üzerinde yürütülen ve belirli aralıklarla ya da düzensiz bazı ek toplantılarla sendika merkezleri arasında yürütülen görüşmeler biçimindeki “ritual” toplantılardır.

Bu toplantılar esas itibariyle, bu işkolunda çalışan işçilerin ortaklaşması ve bu işkolundaki tekellere karşı veya aynı işletme işçisi, çalışanı olanların kendi aralarında sorunlarını ortaklaştırmaları ve ortaklaşa mücadele etme olanaklarını yaratamamaktadır.

Ama tabana inmeyen hiç bir çalışmanın/görüşmenin ortak mücadeleyi örgütlemede başarılı olma şansı yoktur. Tüm gelişmeler bunu göstermiştir, tabii ki görmek isteyenlere!

Halbuki ulusötesi tekel de denilen emperyalist tekeller, sendikalarımızın da dillerinden düşürmediği gibi küresel çapta bir saldırıda bulunmaktadırlar. Ama sendikalarımız hâlen ulusal çapta içe kapanıklığı, daha açık ifade edecek olursak, “milli”yetçi yaklaşımlarını aşamamışlardır ve diğer ülkelerdeki sınıf kardeşleri ile sorunlarını ortaklaştırıp, emperyalist tekellerin ve onların denetimindeki devletlerin “küresel saldırısına karşı, sınıf hareketinin küresel karşı saldırısını” örgütleyememişlerdir.

Sınıfın küresel karşı saldırısını örgütlemenin artık bilinen, tanınan metodlarla, çalışma biçimleriyle mümkün olmadığını aslında herkes biliyor. Ama sendikalarımız bunu bilmelerine karşın, hâlen bu eksikliği aşma yönünde adım atmamakta direniyorlar. Kimileri bunu bilinçli bir şekilde yapmaktadır, kimileri ise bilinçsizliğinden, yeteneksizliğinden, bir başka deyişle alışılmış amatörce çalışmayı aşamamasından dolayı yapmaktadırlar.

Bizim, bilerek sınıf hareketinin gelişmesini engelleyen, bunu istemeyenlerle fazla bir derdimiz yoktur. Esasen sınıf hareketi kendi iç dinamikleri ile bu tortuları kendi içinden atmalıdır ve biz buna destek vermeliyiz.

Ama işi amatörce çalışmalarından dolayı, dar ufuklu olmalarından dolayı yapamayanlara bizim, yani işçi hareketinin gerçekten enternasyonalist bir karakter taşıması gerektiğini savunanların uğraşması ve yardım etmesi gerekmektedir. Bu görevi yerine getirmek gerekir.

Aslında az önce kimya ve ilaç işkolunda örgütlü bulunan sendikalar için söylediklerim, tüm diğer sendikalar için de geçerlidir.

Amaç bellidir: Küresel saldırıya karşı güçlü bir karşı saldırıyı örgütlemek için ülke içerisindeki bölük-pörçüklüğü aşmak, birleşmek ve uluslararası alanda önce herkes kendi işkolundaki sendikalarla, bunların engel yarattığı yerde, –ki genelde bu olmaktadır– bunları aşarak aynı işkolunda ve tek tek tekellerin çalışanları olarak gücü birleştirmektir.

Bunun için bu toplantıların örgütlenmesi ve örgütlenen toplantılara da katılmak, güçlendirmek gerekir.

 

Türkiye’de ne yapmak lazım?

Aslında az önce kısaca genelde ne yapmak gerektiğini anlatmaya çalıştım. Fakat şunun da altını çizmek gerekiyor:

Türkiye’de bu işkolundaki sendikaların ortak çalışması yoktur. Bu olmadığı gibi, aynı işkolunda çalışan aktif sendikacıların ortak çalışması da yoktur kendi aralarında.

Bu durumu bilen ilaç ve kimya tekelleri istediği gibi at oynatmaktadırlar.

Bunu aşmanın yolu:

Birincisi, bir işkolunda bir sendika prensibini gerçekleştirmek için mücadele etmek gerekir.

İkincisi, bu hedefe varılsın ya da varılmasın, bugünden başlamak üzere aynı tekelde çalışan arkadaşların düzenli aralıklarla bir araya gelerek sorunlarını tartışmaları, işverenlerin saldırı planları hakkında tartışmaları ve birlikte karşı mücadelenin biçimlerini saptamaları gerekir. Bunun için hazır reçete yoktur. Ama çok önemli deneyimler vardır. Özellikle Almanya Kimya ve İlaç Sanayi’ndeki arkadaşların 20 yılı aşkın deneyimlerinden belli ölçülerde yararlanmak gerektiği görüşündeyim.

Yukarıdaki hedefleri bir kimya ve ilaç tekelinden aynı işkolundaki tüm tekellere karşı, çalışanların ortak mücadelesi olarak da örgütlemek gerekir.

Bu iki sendikanın yönetiminin bu konuda üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekmektedir. Ama bunun olmayacağının görüldüğü yerde ise, işyeri temsilcileri, sendika şubeleri düzleminde bir ortak çalışma mutlaka başlatmalıdırlar.

Bunun mümkün olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun uluslararası alanda örnekleri vardır.

Zaten Türkiye’de de bu yönde bazı sendikacı arkadaşların talepleri de vardır. Bu yönde çalışmaları şekillendirmek bir biçimde kaçınılması mümkün olmayan bir zorunluluk haline gelmiştir!

 

Türkiye’deki sendikalar bu alanda ortak çalışmaya gereken önemi veriyorlar mı?

Aslında bu soruya yukarıda genel bir cevap vermeye çalıştım.

Ama özele biraz daha inecek olursak, bu sorunun cevabı kesinlikle hayırdır! Bunun en açık örneği yakın zamanda yaşandı. Bu işkolunun en ilerici sendikası olduğunu iddia eden bir sendikanın kendisine bağlı şubenin bu toplantıda temsil edilmesini desteklememesi gösterilebilinir.

Hangi kaygılarla olursa olsun, bu gibi toplantılara katılmayı desteklememek ve hatta engellemeye çalışmak ilericiliğin gereği olamaz diye düşünüyorum.

Halbuki Mart ayı sonlarında Bursa’da Çağ-Tek, TIE ve Bursa Sendikalar Birliği’nin düzenlemiş olduğu 2. Uluslararası Konferans, sendikaların merkezlerinin genel tutuculuğu karşısında bazı sendika şubelerinin gayet olumlu tavır takınabildiklerini, belli olumlu adımlar atarak örnek, ilerici tavır takınabildiklerini göstermektedir ve bu iyi bir örnektir.

Sayın Aslan bizimle bu söyleşiyi yaptığınız için teşekkür ediyoruz.

 

(*) Ekte BGI’nin 1 Mayıs’ta Basel’de dağıttığı bildiriyi ve Basel’de yapılan 1 Mayıs gösterisinde Kolombiya Petrol Sendikası Başkanı Hernando Hernandez’in yaptığı konuşmayı yayınlıyoruz.

Bu bildiride ve konuşmada Kolombiya’da faşist saldırıların boyutu ortaya konulmaktadır. Demokrat ve devrimci kamuoyunun bu saldırılar karşısında Kolombiyalı sendikacılarla dayanışmada bulunmasının enternasyonalist bir görev olduğunu belirtmek istiyoruz.

 

 


Aşağıdaki bildiri ve çağrı İsviçre Sendikalar Birliği tarafından yayınlandı. Bu kampanyanın Türkiye’deki tüm demokratik güçler ve sendikalar tarafından desteklenmesi çağrısı yapıyoruz.

Yeni Dünya İçin Çağrı

 

Kolombiya:

2002 yılının ilk üç ayında 44 sendikacı katledildi, 7 sendikacı kaçırıldı ve 3 sendikacı kaybedildi.

Kolombiya Sendika Birliği (CUT) 3 Nisan’da bir enternasyonal kampanya çağrısı yayınladı. Bu çağrı sendikalara, demokratik örgütlere, sivil toplum örgütlerine ve insan hakları mücadelesinde yeralanlara sesleniyor.

Kolombiya’da katledilen sendikacı sayısı yıldan yıla artıyor: 2000’de 112 sendikacı katledilmişken, bu sayı geçtiğimiz yıl 178’i buldu. Bu terör Sendikalar Birliği’nin temsilcilerinin yanısıra, öncelikle petrol işçileri sendikası USO’nun ve öğretmenler sendikasının fonksiyonerlerini hedefliyor.

Sebepler: USO’nun özelleştirmeye karşı mücadelesi ve Öğretmenler Sendikası’nın yoksulların mahallelerinde kazandığı rol.

Failler: Her bir durumda paramiliter gruplar –ordu tarafından donatılmış ve çoğunlukla “uyuşturucuya karşı mücadele güçleri” olarak ortaya çıkan ve aslında (ABD tarafından eğitilmiş) ordu ve uyuşturucu tüccarlarından oluşan bir birlik olduğu ülke çapında bilinen silahlı çeteler.  Ve hükümet faillere karşı hiçbir tedbir almamaktadır.

Bu nedenle 1 Mayıs 2002’de Kolombiya Cumhuriyeti Başbakanı’na elektronik posta (e-mail) yoluyla protesto gönderilmesini örgütlüyoruz.

Hazırlanmış mail’i şu adrese gönderin:

ANDRES PASTRANA ARANGO
Presidente de la Republica,
Presidencia de la Republica
Carrera 8 No. 7-26 Palacio de Nario
Santa Fe de Bogota
Telefono. +57.1.5629300 ext.3550 (571) 284 33 00
Faks +57.1-286 74 34 - 286, 68 42 - 284 21 86
e-mail: rdh@presidencia.gov.co

Kolombiya’daki sendikacılarla dayanışmamızı bildiriyoruz.

Sendikacıların katledilmesine karşı ve kaçırılmasını  durdurmak için hiçbir şey yapmayan, hiçbir tedbir almayan Kolombiya hükümetini şiddetle protesto ediyoruz. 2000 yılından bu yana, çoğu CUT üyesi olan 300’ü aşkın sendikacı öldürülmüştür; failler bilinen paramiliter gruplardır ve şimdiye kadar hiçbir failin yakalanmamış olması hükümetin bu çetelerle işbirliği içinde olduğu gerekçelendirmesini güçlendirmektedir.

Coca Cola gibi uluslararası tekeller bu tür çeteleri beslemekle zanlıdır. Bizler Kolombiya hükümetinden sendikacıların korunmasını ve faillerin cezalandırılmasını talep ediyoruz. Aksi durumda hükümetin özelleştirmeye karşı direnişi kırmak için terörü teşvik ettiği argümanı güçlenecektir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nden Kolombiyalı sendikacıların korunması için tedbirlerin alınmasını talep ediyoruz. ≈

***

Basel’de yapılan 1 Mayıs gösterisinde Kolombiya Petrol Sendikası Başkanı Hernando Hernandez’in yaptığı konuşma:

Kolombiya’da sendikacıların tehlikeli mücadelesi

Avrupa’da Kolombiya denince akıllarda insanlık krizi, uyuşturucu ticareti, katliam ve şiddetten oluşan belirsiz bir resim oluşuyor. Esasen sözkonusu olan daima ülkenin kaynakları üzerine mücadele, ya da USO’nun (Petrol Sendikaları Birliği) durumunda olduğu gibi petrol için mücadeledir.

USO sendikasından Gilberto Torres paramiliterler tarafından tutuklanan ve vahşi biçimde katledilen mücadele arkadaşlarından biraz daha şanslıydı. Gilberto 42 gün gözleri ve kolları bağlı bir şekilde bir çukurda tutuldu. 14 gün önce ölüm tugayları onu serbest bıraktılar.

Kolombiya’da muhalif politikacılar, sendikacılar ve toplumsal hareket içinde yeralanlar sistemli biçimde aranıyor ve fiziksel olarak yokediliyorlar. Her yıl yüzlerce siyasi nedenli cinayet işleniyor ve bunların % 80’inden fazlası paramiliterlerin hanesine yazılıyor. Muhalif ve toplumsal olarak angaje Kolombiyalı kadın ve erkekler yaşamlarını kurtarmak için ülkeyi terkediyorlar. Paramiliterlerin sözümona gerillalara karşı mücadelesine kurban giden köylüler ve sendikacılar ülkeyi terketme imkanlarına sahip değiller ve kendi ülkelerinde 2 milyonluk bir sürgün kitlesini oluşturuyorlar.

UNO- İnsan Hakları Komisyonu birkaç gün önce, Kolombiya devletinin paramiliterlerle işbirliği yaptığını ve insan hakları ihlallerinden sorumlu olduğunu tespit etti.

Kolombiya’da paramiliterlerin ve devletin saldırılarından özellikle zarar görenler sendikacılardır. Salt geçen yıl, UNO’nun verilerine göre 160 sendika önderi katledildi, son onyılda öldürülen sendikacıların sayısı 1500’ü buluyor. Bir de bunlara hapishanelere tıkılanlar, yurtdışına kaçanlar veya illegaliteye geçenler ekleniyor. Dünyanın hiçbir yerinde sendika çalışması Kolombiya’da olduğu kadar tehlikeli değildir. Talepler ileri sürmek, daha iyi  ücret  veya çalışma koşulları talep etmek birçok durumda öldürülmek için yeterli olmaktadır.

Sendikacıların katledilmesiyle ilgili olarak şimdiye kadar ceza yiyen kimse olmamıştır. Bu nedenle sendikalar giderek artan ölçüde bu cinayetlerin açıklığa kavuşturulmasını ve bu cinayetlerin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmasını talep etmektedirler. Ve bu olaylarla bağıntı içinde çokuluslu tekellerin rollerinin araştırılması gerekmektedir. BP, Exxon, Drummond Ltda, ve kısa bir süre öncesinde de Coca-Cola hakkında, bu tekellerin işçileri ve sendikacıları öldürmek, kaçırmak, sindirmek ve kötü muamele yapmak ve böylelikle sendikacıların şirket içindeki pozisyonunu sarsmak için paramiliter çetelerle işbirliği yaptığı iddiası yayılmaktadır. Son yarım yıl içinde örneğin Drummond kömür işletmesinin üç sendika başkanı katledildi.

Kolombiya, hem ABD hem de Avrupa ülkeleri açısından önemli bir petrol ihracat ülkesidir. Kolombiya aynı zamanda, Latin Amerika’nın, ulusal petrol şirketine sahip olan (Ecopetrol) ender ülkelerindendir. Ecopetrol sendikaların ve diğer siyasi ve toplumsal güçlerin liberalizme karşı mücadeleleri sonucu henüz tümüyle özelleştirilememiştir.