Şovenist çenelerini tutmayı bilmeyenler!
Hürriyet
gazetesi yazarlarından Fatih Altaylı'nın radyo üzerinden Avukat Eren
Keskin'e yönelik saldırısını onun şahsında tüm kadınlara yapılmış
bir saldırı olarak görüyor ve nefretle kınıyoruz.
Fatih Altaylı, ilgili konuşmasında İHD İstanbul Şubesi Başkanı Eren
Keskin için "Keskin'e sinir oluyorum zaten. İlk fırsatta bu kadını
taciz etmezsem namerdim." sözlerini sarfetmiş ve böylelikle erkek
şovenisti zihniyetini açığa vurmuştur. Fatih Altaylı'nın bu şovenist
saldırısı bir dizi kadın örgüt ve çevrelerinin ve demokratik kamuoyunun
şiddetli protestolarına yolaçmasına ve suç duyurularında bulunulmasına
karşın, Fatih Altaylı hâlâ Eren Keskin'den özür dilememekte direnmekte,
kendisinin "haklılığını" savunmaya çalışmaktadır. Salt bu
olay bile ülkemizde kadınlara yönelik cinsel taciz ve tecavüzün "olağan"lığını
ve potansiyel olarak her kadını tehdit ettiğini göstermeye yetip artmaktadır.
Bir radyo programından kendini dinleyen kitleye yukarıda aktardığımız
sözlerle seslenen Fatih Altaylı, bu ülkede binlerce kez yapıldığı
gibi, kadınlara yönelik taciz ve tecavüzün bir sindirme-susturma,
öç alma, bastırma-ezme yöntemi olarak propagandasını yapmıştır.
Peki nedir, Fatih Altaylı'nın Eren Keskin'i hedef almasının nedeni?
Bu yıl 8 Mart vesilesiyle Almanya'nın Köln kentinde bir toplantıya
katılan Eren Keskin, kadınlara yönelik taciz ve tecavüzün sistemli
bir devlet politikası olduğunu anlatan bir konuşma yapmış ve bu konuşması
içinde polisin ve askerlerin kadınlara cinsel taciz ve tecavüz uyguladığını
dile getirmiştir. Eren Keskin'in bu konuşmasına aynı toplantıya bir
diğer konuşmacı olarak çağrılmış olan Necla Arat müdahale etmiş ve
"Ben ordunun şakşakçısı değilim, ancak Türk askerine bu kadar
ağır itham haksızlıktır. Türkiye'yi bir tecavüz ülkesi gibi gösteremezsiniz."
şeklinde tavır takınmıştır. Toplantı ertesinde Hürriyet ve Milliyet
gazeteleri Necla Arat'ın açıklamaları temelinde yaptıkları haberlerle
Eren Keskin'i "vatan hainliğiyle" suçlayan, onu Türk devletine
ihbar eden bir kampanya yürüttüler. Hürriyet gazetesi yazarlarından
Fatih Altaylı'nın Radyo D'de yaptığı konuşması da bu kampanyanın bir
parçası olarak gündeme geldi.
Kendisine kadın hakları savunuculuğu sıfatını yakıştıran, ama somutta
bir kere daha kanıtlandığı gibi devlet savunuculuğunu esas alan Necla
Arat ile Fatih Altaylı'yı aynı zeminde buluşturan şey, her ikisinin
de Türk ordusunu savunma gayretkeşliğiydi. Necla Arat Eren Keskin'i
ihbar etti... Fatih Altaylı bir adım daha ileri giderek sözel tacizde
bulundu, somut tartışma bağlamında tecavüz tehdidinden başka anlama
gelmeyen tehdidi savurdu. Biri devletin "ayıbını" gizlemeye
çalışıyor, diğeri ise devletin "silahlarına" "onu ben
de kullanmaya hazırım" tavrıyla sarılıyor. Sonuçta her ikisi
de erkek egemen sistemin savunuculuğunu yapıyor.
Fatih Altaylı'nın tavrı gayet açık olarak erkek egemen-faşist sistemin
yaklaşım ve pratiğiyle örtüşmektedir. Sistem, nasıl ki, ulusal-cinsel-sınıfsal
baskılara karşı başkaldıran, mücadele eden kadınları uygulanan sistemli
bir yıldırma, işkence ve cezalandırma yöntemi olarak taciz ve tecavüzle
tehdit ediyorsa, Fatih Altaylı da kendisine karşıt bir pozisyonda
duran bir kadını, Eren Keskin'i aynı yıldırma-cezalandırma yöntemiyle
tehdit ediyor. Ve bunu pervasızca yapıyor.
Avukat Eren Keskin'in açıklamaları "iftira" değil, defalarca
kanıtlarıyla ortaya konmuş gerçeklerdir. Ve bu kanıtlara hergün yenileri
ekleniyor. "Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki
Yardım Bürosu"na çalışmalarına başladığı 1997'den bu yana cinsel
işkence nedeniyle 154 başvuru yapılmıştır. Cinsel işkenceye maruz
kalanların gerçek sayısının ise çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.
Maruz kalınan taciz ve tecavüzün açıklanması mağdurlar açısından oldukça
zor ve bu anlamda başvuru yapan kadınların büyük çoğunluğunun siyasi
nedenlerle gözaltına alınanlar arasından çıkması (135'i) şüphesiz
tesadüf değil, gözaltında cinsel taciz ve tecavüze karşı kampanyayla
yaratılan bilincin bir sonucu. Yine "ülke gerçekliğini"
yansıtan bir olgu da şu ki, Büro'nun çabalarıyla cinsel işkence olaylarının
bir bölümü mahkemelerde de kanıtlanmış olmasına rağmen, tecavüzcüler
cezalandırılmamakta, serbest gezmektedirler. Fatih Altaylı'nın saldırısının
gerçekleştiği günlerde bunun bir yeni örneği daha gazetelere yansıdı:
Gözaltında işkenceye ve cinsel tacize maruz kalan ve gördüğü bu işkenceler
sonucu kollarından kalıcı biçimde sakatlanan Gülderen Baran, elinde
raporlarla işkenceyi kanıtlamasına rağmen, işkenceci polisler mahkeme
kararıyla "zaman aşımı" gerekçesiyle cezalandırılmaktan
kurtuldular. Gülderen Baran'ın maruz kaldığı işkence yöntemlerinin
arasında "cinsel organı dahil olmak üzere vücudun çeşitli yerlerinden
kıl çekme, omuzlarına kalas bağlanarak çarmıha germe, cinsel taciz
ve tecavüze yeltenme" sayılıyor. (2 Mayıs tarihli Milliyet gazetesinden)
Eren Keskin'e karşı yürütülen karalama ve saldırı kampanyasının bir
nedeni de onun da aktif olarak yeraldığı "Gözaltında Cinsel Taciz
ve Tevacüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu"nun yürüttüğü çalışmalar
ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne kadar götürmeyi başardıkları
davalardır. Bu davalardan bir bölümü Türk devletinin tazminat cezasına
çarptırılmasıyla sonuçlanmıştır. Öfke biraz da buradan kaynaklanmaktadır.
Bunun bir somut örneği Şükran Aydın'ın davasıdır. Devlet güvenlik
güçlerince tecavüze uğrayan Şükran Aydın'ın ifadesi şöyle:
"... Korucular ve diğer güvenlik güçleri, 30 Haziran günü köyümüzü
bastılar. Köy halkını meydanda topladılar. Beni, babamı ve yengemi
PKK'ye yardım ettiğimiz gerekçesiyle köylülerin arasından çıkarıp
gözaltına altılar. Derik Jandarma Karakolu'na götürdüler. Gözlerimi
bağladılar. 'Eğer konuşmazsan sana tecavüz edeceğiz, şimdi nişanlısın,
ama sana tecavüz ettikten sonra kimse seninle evlenmeyecek' dediler.
Daha sonra beni işkence yapılan odaya götürdüler. Elbiselerimi çıkardılar.
Asker olduğunu sandığım bir güvenlik görevlisi beni çırılçıplak soydu,
sırtüstü yere yatırdı. Niyetini anlayınca direndim, bağırmamı önlemek
için ağzımı kapattı. Sonra da tecavüz etti. Ağrılar hissediyordum
ve vücudumdan kanlar akıyordu. Üzerimi giymemi söylediler. Görebildiğim
tek şey, bir askerin pantolonunu giyiyor olduğuydu. Üç gün sonra serbest
bıraktılar. Tecavüz olayını anlatmam halinde, beni ve ailemi öldüreceklerini
söylediler..." (Ses ve Cesaret, 10-11 Haziran 2000, Gözaltında
Cinsel Taciz ve Tecavüze Hayır Kurultayı Belgeleri, sayfa 81)
Buna benzer daha onlarca ifade örnek olarak aktarılabilir... Ve bunların
birçoğu Hürriyet, Milliyet gibi egemen basında da yeralan, bilinen
olaylar. Tabii ki, duymak istemeyen duymaz, görmek istemeyen görmez!
Hatta gerektiğinde devletine sadık kalemşörler coşar, tecavüzcülüğe
bile yeltenirler.
Fakat, şovenist çenesini tutmayı bilmeyen Fatih Altaylı ve tüm erkek
egemen-faşist zihniyetin savunucularının çabası boşuna! Hiçbir tehdit
ve yıldırma politikası ezilen kadınların erkek egemen sisteme karşı
mücadelesini durduramayacak, bu ülkenin karakollarında, işkencehanelerinde
olan-bitenlerin, korucu ve askerlerin Kürt kadınlarına yönelik cinsel
saldırılarının, yani gerçeklerin tüm çıplaklığıyla haykırılmasına
engel olamayacak.
Mayıs 2002
