Su deyip geçmeyelim...

Okuldaki kimya derslerinden çoğumuz H2O formülünün ne olduğunu biliriz: İnsanın yaşamak için hava kadar ihtiyaç duyduğu suyun formülü. Yine okullarda dünya yüzeyinin % 71'inin sularla kaplı olduğu, bu yüzden uzaydan dünyanın mavi bir görünüme sahip olduğunu, dünyanın su ve kara oranına çok yakın bir biçimde insan vücudunun % 70'inin de su tarafından oluştuğunu çoğumuz öğrenmiştir.
İnsanların çok eski ataları bugünkü olağan bilgilere sahip değillerdi, fakat onlar da suyun insanlar ve tüm diğer canlılar için ne kadar yaşamsal bir öneme sahip bir madde olduğunu çok iyi biliyorlardı. Bu yüzden eski insanlar su kavramı üzerinde bir dizi mitolojik özellikler yaratmışlar, suya olağanüstü bir yaşamsal önem adetmişlerdir. Hemen tüm eski kültürlerde ve dinlerde su, yaşamın evrensel sembolü olarak görülmüştür. Su kaynakları eski insanlar tarafından kutsal yerler ilan edilmiş, ırmaklar, nehirler, göller ve denizler tanrıların yaşadığı özel alanlar olarak görülmüştür. Başta kentler olmak üzere, yerleşim alanlarının çoğunluğu ve mimarı olarak en güzelleri deniz, göl, ırmak kenarlarında kurulmuştur.
Herşeyin alınabilir, satılabilir mal haline geldiği ve her şeyin yaşamsal önemi kârlılık kriterine göre ölçüldüğü kapitalizm şartlarında su -gerçekte insan organizması için yaşamsal öneminden hiçbir şey kaybetmese de- giderek ancak ticaret aracı "meta su"yun karşılığını ödeyenlerin elde edebildiği bir madde haline gelmiştir. "Meta su"yun karşılığını ödeyemeyen kitleler için ise bu madde en az vEĞElde edildiğinde de- en kötü kalitede elde edilebilen bir madde haline gelmiştir.
2002 yılının Ağustos ayında Güney Afrika'da yapılacak "Sürdürülebilir Dünya Kalkınma Zirvesi"ne hazırlık olarak 1100 bilim adamı tarafından kaleme alınan "Global Çevre Raporu", (raporda "kapitalizm" adı verilmesinden özenle kaçınılmasına rağmen) kapitalizmin dünyanın su rezervlerini bugün hangi duruma getirdiğini bir çok yönü ile ortaya koymaktadır: Birleşmiş Milletler "Global Çevre Raporu"na göre insan nüfusunun yarısı 2032 yılında içecek su bile bulamayacak. Daha bugünden dünya nüfusunun 1,2 milyarlık bölümü temiz içme suyuna sahip değil. Her gün 6000 insan, kalitesinin kötülüğü ve kirliliği nedeni ile su tarafından taşınan hastalıklar sonucunda yaşamını yitirmektedir. Her yıl 4 milyar ishal vakasına rastlanmakta ve yine her yıl 2,2 milyon kişi ishalden yaşamını yitirmektedir. Afrika'da milyonlarca insan kullanılabilir, temiz su sıkıntısı çekmekte, binlerce insan kirli, mikroplu su nedeniyle ölmektedir. "Global Çevre Raporu"na göre 2032 yılında Ortadoğu halklarının % 95'i, Asya ve Pasifik'te yaşayan insanların % 65'i ciddi bir biçimde içecek su sıkıntısı çekecek. Kırda kapitalist ilişkilerin gelişmesi ve kır nüfusunun ezici çoğunluğunun aşırı yoksullaşması nedeni ile kırdan kentlere göç daha da hızlanacak, kent nüfusunun artması sonucunda yalnızca acil bir biçimde içecek su sıkıntısı çekilmekle kalınmayacak, arıtma ve kanalizasyon sorunları da büyük boyutlarda artacak.
Dünya nüfusunun 1/5'i tüketimin, dolayısı ile su tüketiminin de % 90'ını elinde bulundururken, 4 milyar insan günde 2 dolarlık bir gelire ancak sahip olabildiğinden, temiz, kaliteli ve yeterli suya da dolayısıyla sahip olamamaktadır. Büyük kentlerdeki villalarla kaplı, geniş bahçelere, yüzme havuzlarına sahip zengin mahalleleri sözcüğün gerçek anlamında su içinde yüzerken, kentlerin nüfusunun ve yüzeyinin büyük bölümünü oluşturan yoksul mahalleleri içecek suyu bile bulmakta büyük güçlük çekmektedir. Yoksul mahallelerine kullanım için ara sıra verilen su ise çok kötü kalitede, temiz olmayan ve bir çok mikrobu barındıran su olduğundan, yoksul kent nüfusu elde edebildiği kirli su için en yüksek parayı ödemekte, ayrıca içecek suyunu özel şirketlerden daha yüksek paralar ödeyerek satın almak zorunda kalmaktadır.
Suyun yalnızca insan için yaşamsal önemini değil, aynı zamanda ceplerini yeni kârlarla şişirmenin önemli bir aracı olduğunu gören Türkiye'deki yerli ve yabancı kapitalistler uzun zamandan bu yana su satımına çok yoğun olarak girmişlerdir. Şişede, damacanada, su istasyonlarında su fahiş fiyatlarla alıcıya sunulmakta, kapitalistler su satımından büyük kârlar elde etmektedirler. Kaliteli, temiz ve kullanılabilir suyun eskiye göre daha az bulunabilmesi, suyun kapitalistler tarafından pazarlanması dürtüsünü artırırken, aynı zamanda giderek devletin bu alandan elini daha fazla çekmesini, bir kâr alanı olarak su pazarlamacılığını özel kapitalistlere terketmesini beraberinde getirmektedir. Bugünkü normal seyri içerisinde kapitalist ekonominin gelişmesi, kent nüfusunun artması, kullanılabilir, temiz su rezervlerinin azalması ile birlikte özel sermayedarların sudan büyük kârlar kazanmasının yolunu açmıştır. Bu rol giderek artacaktır.
Suyun yalnızca ülkeler içerisindeki önemi giderek artmakla kalmamakta, bir dizi ülke ilişkileri arasındaki rolü de büyük oranda artmaktadır. Su, uzun dönemden bu yana çeşitli kapitalist ve bağımlı devletler arasında stratejik bir madde, uğruna çatışmalara girmekten kaçınılmayacak bir zenginlik haline gelmiştir.
Ekmek sorununda olduğu gibi, su sorununda da geniş işçi ve emekçilerin sorunları için çözümün anahtarı sosyalizmde yatmaktadır. Geniş işçi ve emekçiler için kaliteli, temiz, kullanılabilir su nasıl elde edilebilir sorusu, ancak suyun mülkiyetinin hangi sınıfın elinde olacağına bağlı alındığında doğru olarak yanıtlanabilir bir sorudur.

6 Haziran 2002