TKP kadın sorununa nasıl yaklaşıyor?

Bu yıl 1 Mayıs öncesinde İstanbul'da dikkat çekici bir afiş vardı. Salt büyüklüğü ve yaygınlığıyla değil, aynı zamanda içeriğiyle dikkat çekiyordu bu afiş. Afişte kollarını iki yana açmış iri yapılı, kaslı bir erkek işçi çizilmiş ve üzerinde "Halk muhtırasını 1 Mayıs'ta verecek!" sloganı yazılmıştı... TKP'nin 1 Mayıs'a çağrı afişinden sözediyoruz.
"Halk muhtırasını verecek" şiarının palavracılığı bir yana, işçi sınıfını başka türlü sembolize etmek mümkün değil mi? Neden hâlâ halterciye benzer bir erkek gövdesi? Sınıfın gücü erkek kaslarından başka türlü ifade edilemez mi? Güç kaslardan mı, yoksa sınıfın örgütlülüğünden mi geliyor? İşçi sınıfı salt erkeklerden mi oluşuyor? Yok değilse kadın işçiler 1 Mayıs'ta neden unutuluyor? Sorular, sorular...
Denilebilir ki, bu kadar büyütülecek ne var, bu sadece bir sembol, kadın işçi de olabilirdi. Öyle olsaydı, işçi sınıfının salt kadınlardan oluştuğu anlamına mı gelecekti? Hemen cevap verelim: Peki tersi görülmüş mü hiç? Nerede hani işçi sınıfının sembolü olarak düşünülmüş bir işçi kadın afişi?
Bizce, bu afiş için seçilen resim/sembol hiç de tesadüfi değil, belirli bir anlayışın, yaklaşımın yansıması.
Bugün ülkemizde işçi sınıfının çoğunluğunun erkeklerden oluştuğu bir olgu... Yine sınıfın örgütlü kesiminin de büyük çoğunluğunu erkekler oluşturuyor. Salt bu olgulardan yola çıkarsanız ve çoğunluk belirleyicidir şeklinde yaklaşırsanız o zaman ortaya işçi sınıfı = erkek işçiler tablosu çıkabilir. Azınlıkta kalan ve ezilenler içinde en fazla ezilenler olan kadın işçiler de unutulur gider... Ve soracak olduklarında, o erkek işçinin kendilerini de temsil ettiği cevabıyla susturulurlar.
Ama bizim susmaya niyetimiz yok!
Bugün emperyalist ülkelerde işçi sınıfının yaklaşık olarak yarısını kadın işçiler oluşturmaktadır. Ülkemizde de işçi sınıfı içinde kadın işçilerin oranı giderek büyümektedir. Diğer taraftan emekçi kitlelerin en az yarısını emekçi kadınlar oluşturmaktadır. Onların milyonlarcası kırsal alanda ücretsiz aile işçisi, kentlerde ise ev kadını pozisyonundadır.
Kaldı ki, kendisine komünist diyen bir partinin yaklaşımında oranlar vs. belirleyici olamaz. Komünist partisinin görevi işçi sınıfına ve ezilen emekçi kitlelere doğru bir bilinç taşımaktır. Nicel sayıları ve örgütlülük oranları ne kadar düşük olursa olsun işçi sınıfı kadın ve erkeklerden oluşmaktadır. Sınıfın öncüsü olma iddiasıyla ortaya çıkan komünist partisi, özelde de işçi ve emekçi kadınların örgütlülük düzeylerinin düşük olmasından kendisine görev çıkarmak, özelde onlara seslenerek davalarına sahip çıkmaya teşvik etmek zorundadır. Bu kadın kitleleri unutularak yapılamaz tabii ki...
Afiş gerçekten insanı kızdırıyor. Nasıl oluyor hâlâ -"sol" hareket içinde kadın hareketinin çıkışlarıyla yürütülen bu kadar tartışmadan sonra hâlâ- böyle duyarsız yaklaşılabiliniyor, diyorsunuz. Ama baştan söyledik, bu tesadüf değil, belirli bir bakış açısının ürünü. Bu afişten esinlenerek TKP'nin kadın sorunundaki yaklaşımının ne olduğunu incelediğimizde bunu gayet açık gördük.
TKP 1 Mayıs'la ilgili olarak bir de gazete çıkardı. Haftalık siyasi gazete "Komünist"in 1 Mayıs sayısına baktığımızda işçi ve emekçi kadınların üzerindeki özel baskılara yönelik bir tek satır bulamadık. Gazetede işçi ve emekçi kadınlara doğrudan çağrı yapılmadığı gibi, işçi ve emekçi kadın kitlelerini doğrudan ilgilendiren bir tek mücadele talebi de yeralmıyor. Bunun yerine ama bol bol genel palavra var:
"1 Mayıs'ta, İstanrbul'da halkın gücünü küçümseyenlere büyük bir ders verilecek,
1 Mayıs'ta, İstanbul'da halk muhtıra verecek,
1 Mayıs'ta, İstanbul'da bir devir kapanacak!"
("Komünist"ten)
Palavra! Ne muhtıra verildi İstanbul'da, ne de bir devir kapandı... Olan son yıllardakine benzer bir yürüyüş ve mitingdi ve kitle katılımı açısından da belirleyici bir atılım yoktu.
Bu kadarla da yetinmedik, TKP programına baktık. Ne düşünüyor, ne diyorlardı bunlar işçi ve emekçi kadınlar hakkında?
1. Parti ve kadın
örgütlenmesi
TKP'nin kadınların kurtuluşu sorununa ilişkin yaklaşımındaki terslik en belirgin olarak parti ve kadın örgütlenmesine ilişkin görüşlerinde ortaya çıkmaktadır.
"Parti, Leninist Örgüt Teorisini Benimser" başlığı altında sıralanan ilkelerin d) noktasında şunlar söylenmektedir:
"Ama asıl önemlisi, leninist kadro, sınıf kökeni ile tanımlanamaz. Kadro, sınıf kökenini aşmış insandır. Leninist örgütte küçük burjuvalar, işçiler, öncü işçiler, öğrenciler, kadınlar vb. değil, leninist kadrolar vardır." (Sosyalizm Programı ve Temel Siyasi Tezler, s. 56, Gelenek yayınları)
Burada birincisi, cins farklılığı ile sınıfsal kökene ilişkin farklılık birarada alınmaktadır, önce bu yanlıştır. Komünist partisi içindeki kadroların Marksizm-Leninizm'i özümsedikleri ölçüde sınıfsal kökenlerini aşmaları elbette ki bir hedeftir. Ancak, aynı mantık cinsiyet farklılığı açısından işletilemez. Marksist-Leninist partide hedef, kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak belirlenmiş cinsiyet rollerini aşarak eşit hak ve yükümlülüklere sahip yetkin komünistler haline gelmeleridir. Ancak, bu ne komünist kadınları kadın olmaktan, ne de komünist erkekleri erkek olmaktan çıkaracaktır. Diyelim ki, burada (söylenen bu olmasa da) anlatılmak istenen odur, yine de sorun çözülmez. Çünkü, parti içinde 'kadın-erkek yoktur, leninist kadrolar vardır' saptaması en iyi durumda arzulanan hedefin ifadesi olabilir. Bunun ama böyle konulmadığı durumda, böylesi saptamalar sonuç itibariyle parti içinde de varolan eşitsizliklerin, toplumdan partiye yansıyan sorunların üstünün örtülmesine hizmet eder. Dünya komünist hareketinin tarihinden ve bizzat kendi mücadele deneyimimizden bizim çıkardığımız bir sonuç var ki, 'parti içinde kadın erkek eşittir' programatik açıklamasıyla, ne yazık ki eşitlik sağlanamıyor. Leninist parti örgütlenmesine sahip çıktığını ileri süren TKP'nin bu konuda dünya komünist hareketinin deneyimlerini hiç de dikkate almadığını görüyoruz.
Dünya komünist hareketin tarihine baktığımızda yaklaşımın bunun tam tersi olduğunu görüyoruz. Klara Zetkin, Krupskaya, Kolontay gibi komünist kadınların önderliğinde uzun boylu tartışmalar yürütülmüş, çeşitli deneyimler değerlendirilmiş ve buradan hareketle komünist partilerin önüne bizzat komünist partileri içinde kadın-erkek eşitliğinin sağlanması için özel mücadele görevi konmuştur. Bunlar ideolojik-siyasi mücadele görevlerinin yanısıra doğrudan örgütsel tedbirleri de kapsamaktadır. (Bkz. Sosyalist Kadın Hareketi İçin, Dönüşüm Yayınları)
Peki TKP ne yapıyor? O 'komünist partisinde kadın ve erkek eşittir', diye kestirip atıyor. Dahası "Kadın Sorunu" ana başlığı altında; "Öncünün kadın örgütlenmesi ise olmaz ve yanlıştır." kesin saptamasını yapıyor. (s. 63)
Bu, komünist partisinde kadın çalışmasına ilişkin özel kadın komisyonlarının, kadın sorumlularının vs. yadsınması anlamına gelmektedir, ki pratikte de TKP örgütsel yapısında bunlara yer vermemektedir.
TKP, bir dizi diğer revizyonist-oportünist grup gibi kadın örgütlenmesini salt kitle örgütlenmesi temelinde ele alıyor. Burada da hatta, bazılarından daha da geri bir konumda durarak, parti önderliğinde kadın kitle örgütleri yaratma görevini değil, kendi dışında varolan "kadın kitle örgütlerinde çalışma yapma" olarak ortaya koyuyor. İlgili bölümü okurlarımızın da bütünlüklü olarak değerlendirebilmesi için aktarıyoruz:
"Kadın Sorunu
a) Kapitalizmde emek-sermaye çelişkisi alt başlıklara bölünemez. Kadın sorunu sosyalist hareket tarafından bir sömürü biçimi olarak adlandırılamaz. Ancak kapitalizmin kadınlara yönelik ek sömürü mekanizmaları geliştirdiği söylenebilir.
b) Kadın sorunu yalnızca kapitalizmin değil, tüm bir tarihin sorunudur ve sosyalizm döneminde de gündemde kalacaktır.
c) Sorunun çözümü sınıfsız toplumun yerleşiklik kazanması ile doğrudan ilişkilidir.
d) Kadın sorununun ilk olarak aşılacağı yer sosyalizm mücadelesi ve birer kadın olarak değil, komünist kadro olarak yer alacakları örgütlü sosyalist mücadeledir.
e) Kadınların bağımsız siyasi örgütlenmelerini savunmak, cinsiyet temelli ayrımcılığı yeniden üretmek ve bizzat kadın sorununun çözümüne giden yolda yeni ve ek bir engel yaratmak anlamına gelecektir.
f) Bu ilkesel yaklaşımın ötesinde, sosyalist harekete yeni örgütlenme olanakları yaratabilecek her tür kitle örgütünde olduğu gibi, kadın kitle örgütlerinde de çalışma yapmak gereklidir.
g) Öncünün kadın örgütlenmesi ise olmaz ve yanlıştır." (s. 63)
Diğer sorunları sonra ele almak üzere bir kenara bırakıyor ve burada örgütlenme anlayışıyla ilgili söylenenler üzerinde durmak istiyoruz.
TKP'nin bu noktalarda ortaya koyduğu örgütlenme anlayışı, kadınların kurtuluşu sorununun derinlemesine kavranmasından uzak, kadınların eşit hak ve yükümlülüklere sahip üyeler olarak komünist partisi saflarında yer alması için komünist partisinin özel çaba sarfetmesi gerektiğini yadsıyan anti-marksist-leninist bir anlayıştır.
Toplumdaki kadın-erkek eşitsizliği komünist ve devrimci saflara da yansımaktadır. Bu eşitsizliğin aşılması bilinçli bir ideolojik-siyasi mücadele ve örgütsel tedbirler gerektirir. Tüm komünist örgütlerin pratiği bunu göstermektedir. Aksi takdirde komünist partilerinde kadın üye sayılarının neden daha az olduğunu, özelde de yönetici kademelerde kadınların neden daha az sayıda yeraldığını açıklamak mümkün olmaz. Komünist partisi içinde erkek şovenizmine karşı mücadele edilmek ve kadınlar bilinçli bir çabayla gelişme ve yetkinleşme yönünde teşvik edilmek zorundadır. Ancak bu bilinçli mücadeleyle kadınların "birer kadın olarak değil" komünist kadın kadro olarak örgütlü sosyalist mücadele içinde yer almaları hedefine yaklaşılabilir. (TKP'nin yaptığı gibi kadın ile cinsiyetinden arınmış "komünist kadro"yu karşı karşıya koymasının yanlışlığına yukarda değinmiştik.)
Sonuçta, 'parti içinde kadın-erkek yoktur, komünist üye/kadro vardır' yaklaşımı kadınların toplumsal eşitsizliklerinden doğan zorluklarının görülmemesine ve varolan eşitsizliğin sürüp gitmesine hizmet etmektedir. Bunu görmeyen, buna karşı girişimlerde bulunmayan bir örgüt, istediği kadar kadın-erkek eşitliğinden söz etsin, erkek egemen bir örgüt olarak kalmaya mahkumdur.
2. TKP kadınların kurtuluşu
sorununu tamamıyla
küçümseyen bir yaklaşıma
sahiptir.
TKP programını incelediğimizde yukarda aktardığımız "kadın sorunu" başlıklı bölüm haricinde bir de hedefledikleri sosyalist topluma ilişkin programatik görüşleri ortaya koydukları bölümde "Yeni insanın yaratılması" altbaşlığında kadın sorununa biraz genişçe yer verdiklerini görüyoruz. Bu bölümde esasta çocuk eğitimi ve bakımının ve ev işlerinin toplumsallaştırılmasının gerekliliklerine ilişkin genel talepler ortaya konmaktadır. Bu talepler esasta doğru taleplerdir. Fakat sorun bununla çözülmüyor. Çünkü sosyalizme nasıl varılacak? TKP işçi ve emekçi kadın kitlelerinin sosyalizm mücadelesine kazanılması için hangi görevleri önüne koyuyor? Temel soru bizce budur. Bu bağlamda ülkedeki durum ve görevlerin ele alındığı bölümlerde kadınların kurtuluşu sorununun hemen hiç yeralmadığını tespit ediyoruz. Kadın sorununa ilişkin bölümde "kapitalizmin kadınlara yönelik ek sömürü mekanizmaları geliştirdiği söylenebilir" tespiti yapılırken, bu ek sömürü mekanizmaların somutlaştırılması bağlamında hiçbir şey söylenmemektedir. İşçi ve emekçi kadınların üzerindeki sınıfsal-cinsel ve ulusal üçlü baskı laf düzeyinde dahi dile getirilmemektedir.
Örneğin, partinin kapitalizm koşulları alındaki mücadele döneminde temel mücadele görevleri içinde diğer şeylerin yanısıra ulusal baskıya karşı mücadele vardır, fakat kadınlar üzerindeki baskılara karşı mücadele görevi yoktur.
Bütün bunlardan bizim çıkardığımız sonuç, TKP'nin kadınların kurtuluşu mücadelesini küçümsediği, ciddiye almadığıdır. Bu yaklaşımın ezilen işçi ve emekçi kadınlara güven verici olamayacağı açıktır. En baştan söylediğimiz gibi, TKP'nin 1 Mayıs'ta işçi ve emekçi kadınları unutması bir tesadüf değil, programında koyduğu tavrının bir devamı, sahip olduğu erkek-egemen bakış açısının, TKP'nin bu konudaki yanlış çizgisinin ürünüdür.

Haziran 2002