3 Kasım seçimleri:
Partiler yine kadın oyu avında!

Seçim gündemde ve burjuva partileri yine oy avcılığında! Her seçimden seçime adet olduğu üzere kadınlar hatırlandı yine! Kimden nasıl oy koparabiliriz mantığıyla hatırlanan kadınlar!

Başladı yine büyük kandırmaca!

Aday listelerinin açıklanmasına kadar olan süreçte bütün partiler kadınları siyasete aktif olarak katılmaya çağırıyor ve bu sefer daha fazla kadın milletvekili çıkaracakları vaatlerinde bulunuyorlardı. Bu arada kadın oylarını en iyi kadınlar çeker mantığıyla "ünlü kadın adaylar" bulup aday olarak belirlemeye de özel önem veriyorlardı. Oy kapma yarışında hemen hepsinin başvurduğu bir kandırmaca aday listelerine mümkün olduğunca çok sayıda kadın yerleştirmek. Seçilme şansları hiç olmasa da herhangi bir partiden aday olan kadınların çevrelerini o partiye oy vermek için harekete geçireceği, kadınların canla başla partinin seçim hazırlığına katılacağı hesapları yapılıyor ve gerçekleştiriliyor. Anlayacağınız bunların "kadın dostluğu" parlamentoya kadar değil, sandığa kadar... Erkek egemen partiler, kadınların ağzına bir parmak bal çalarak kendilerini parlamentoya taşıttırmak istiyorlar. Her zaman yaptıkları buydu, şimdi de bunu yapıyorlar.
Aday listeleri açıklanmadan önce tüm partiler bu seçimlerde daha fazla kadın milletvekili çıkaracakları havasını basıyor, örneğin MHP 50 kadın milletvekili çıkarmayı hedeflediklerini açıklıyor, AKP davullu zurnalı eğlencelerle kadın üyeler kabul ediyor, Tansu Çiller "Türk kadını hem muhafazakârdır, hem laikliğin güvencesidir. Bu nedenle bütün kayıtlarımızı yeniledik. Yüzde 25'i kadın. Yüzde 50'ye ulaştığımızda "kadın taban hareketi" olacak" demeçleri veriyordu.
Şimdi aday listeleri açıklanmış ve kandırmaca oyununun ilk perdesi kapanmış durumda. Ortaya çıkan sonuç ibret verici: Eğer seçimler bu listelerle ve bugünkü seçim sistemi ile yapılırsa, gelecek seçimler sonrasında Meclis'te yeralan kadın milletvekillerinin sayısı 1999 seçimleri sonrasında 22 olarak belirlenen sayıdan daha da az olacağa benziyor. Atılan tüm palavralar havada kaldı ve iş ciddiye binip aday listeleri belirlendiğinde tüm partilerdeki yarışta erkekler kadınları yine ezip geçti. Şimdi Yüksek Seçim Kurulu'na bildirilmiş aday listelerine göre, Partilerin aday listelerinde yeralan kadın sayısı şöyle: ANAP 68, DSP 49, YTP 48, DYP 30, AKP 28, CHP 39, MHP 18, SP 5 ve tüm partilerden fazla kadın aday çıkaracağını ilan eden DEHAP'ta 70'in üzerinde. Ancak listede yeralan kadınların büyük çoğunluğunun seçilme şansı yok. Yaklaşık 355 kadın adaydan seçilebilir sıralarda yeralanlarının sayısı CHP'de 9, ANAP'ta 4, DYP'de 3, DSP'de 2, AKP'de 2, MHP'de 1 ve DEHAP'da (en iyi durumda!) 14 olarak belirleniyor. Bu durumda bu partilerin tümü barajı aşsa ve bu kadın adayların tamamı 3 Kasım seçimlerinde seçilse bile TBMM'de 35 kadın milletvekili bulunacak. Bu durumda bile esasta TBMM'deki kadın milletvekilleri sayısında kayda değer bir artış olmayacaktır. Kaldı ki, DEHAP'ın, ANAP'ın, DSP'nin barajı aşamama durumu da sözkonusudur, bu durumda seçim sonrasında kadın milletvekillerinin sayısı toplam 15 olacaktır, ki bu şimdiki kadın milletvekili sayısının da altına düşülmesini getirir.
Seçimler olup bittiğinde milletvekili seçilen kadınların sayısında hangi düzeyde bir artış olduğunu göreceğiz. Ancak şurası açıktır: 3 Kasım'dan sonra da TBMM "erkek meclis", kurulacak hükümet "erkek hükümet" olacaktır. Seçilebilen az sayıda kadın milletvekili -ki bunlar emekçi kadınları temsil etmekten çok uzaktır- genel siyasi hattı ve görüntüyü kesinlikle değiştirmeyecektir. Seçilen kadın milletvekilleri bağlı oldukları partilerin siyasetinin dışına çıkamayacaklardır. Oyunun kuralı budur!

Genel kandırmacaya devam!

Seçimlere katılan partiler özelde kadınlara yönelik vaatlerde bulunma gereği bile duymuyorlar. Çoğunlukla genel, bol keseden boş vaatler yayarken, bunları yer yer "analar, bacılar" edebiyatıyla süsleyip, kadınlara seslenmeyle yetiniyorlar.
Nedir işbaşına geldiklerinde kadınlar için yapacakları? Bunları somutlaştırmaya bile gerek duymuyorlar.
Seçime katılan ve kadınlardan oy isteyen partiler seçildiklerinde emekçi kadınları yakından ilgilendiren şu konularda ne yapacaklardır:
- Türkiye'de emekçi kadınların en temel sorunlarından biri işsizlik! Kadınların dörtte üçü istihdam dışı. 11 milyon 700 bin kadın "ev kadını" statüsünde. Ekonomik olarak kocasına, ailesine bağımlı olan, yegane sosyal güvencesi "evlilik" olan bu geniş kadın kitlelerine iş alanları açmak için ne yapılacaktır?
- Kadınları ev köleliğine iten salt işsizlik değil, bunun yanısıra bakmak zorunda kaldıkları çocuklarıdır. Çalışan kadınlar çocuk bakımının örgütlenmesi konusunda tamamen kendi başlarına bırakılmış durumdadır. Çalışan kadınların çocuklarını teslim edebilecekleri, maddi açıdan kaldırılabilir, eğitimin ve bakımın içeriği açısından güvenilir yeterli kreş ve çocuk yuvaları yoktur. Kreş ve çocuk yuvaları ve tam gün hizmet veren ana okulları ağının yaratılması konusunda neler yapılacaktır? Sayısal hedefler nelerdir?
- Kadın ücretlerinin son derece düşük, çalışma koşullarının ise o kadar ağır olduğu yerde emekçi kadınların önemli bir bölümünün "ev kadınlığı"nı tercih etmesi hiç de şaşılacak bir durum değildir. Enflasyonun her geçen gün ücretleri erittiği bir ülkede kadın emeği en azgın sömürüye tabi kalmaktadır. Kadın ve erkek ücretleri arasındaki eşitsizliğin bertaraf edilmesi, yani kadın ücretlerinin arttırılması noktasında neler yapılacaktır?
- "Bağımlı" kadın statüsündeki milyonlarca kadının bağımsız hastalık ve emeklilik sigortasının sağlanması noktasında neler yapılacaktır?
- Türkiye, hâlâ bebek ve anne ölümleri oranının en yüksek olduğu ülkeler arasında yeralmaktadır. Kadın ve çocuk sağlığının korunması konusunda neler yapılacaktır?
- Emekçi kadınların en önemli sorunlarından biri de eğitim ve meslek eğitiminden uzak tutulmalarıdır. Eğitimsiz, mesleksiz kadınlar, çalışma koşulları kötü, ücretleri çok düşük iş alanlarında çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Kadınların eğitim ve meslek eğitimini yükseltmek için neler yapılacaktır?
- Ekonomik ve sosyal olarak tam bir "bağımlılık" durumu yaşayan kadınlar, tam da bu koşullarından dolayı erkek egemen aile ilişkilerine, şiddet ve cinsel şiddetin olduğu evliliklere katlanmak zorunda kalmaktadırlar. Kadınlara şiddet ve cinsel şiddet ortamlarından kurtulmaları için hangi destek programları uygulanacaktır?
- Yasalardaki ve yönetmeliklerdeki kadınlara yönelik her türlü ayrımcı, erkek şovenisti uygulamaların kaldırılması için hangi girişimlerde bulunulacaktır? vs. vs.
Seçim öncelerinde partilerin yukarıda saydığımız şu ya da bu konuda somut bir vaatte bulunduğu pek görülmemiştir. Gerçi vaatte bulunsalar ne olur? Hangi vaatlerini yerine getirdiler ki, bunları yerine getirsinler, denilebilir. Doğru, -baştan dedik, seçimler büyük kandırmaca!-; ancak, bunun yine de bir önemi var. Türkiye'de bugün düzen partileri kadınlardan oy isterken, onlara özel bir vaatte bulunacak kadar dahi değer vermiyorlar. Seçim oyununda "oy avcılığı"nda bile milyonlarca emekçi kadının sorunları bu partileri fazla ilgilendirmiyor. Bu bile düzen partilerinin erkek egemen yüzlerini göstermeye yeter. Seçim meydanlarında "Krizden en çok kadınlarımız etkilendi. Ben de aralarından ilk çıkan biriyim. Ailede sıkıntıyı çeken kadın. Bu nedenle hedefimiz aile ve kadın..." (Tansu Çiller, Milliyet, 9.9.02) türünden nutukların atılması hiçbirşey ifade etmiyor -erkek egemen bir partiye bir kadının başkanlık etmesi onun niteliğini değiştirmediği gibi!
Ancak düzen partilerinin bugün doğrudan özel vaatlerle kadın seçmenlerin karşısına çıkmamasının bir nedeni de ezilen kadın kitlelerinin kendi hak ve talepleri için kayda değer bir mücadelelerinin olmamasıdır. Emekçi kadınlar örgütlü mücadelelerini yükselttiklerinde, onları kendi kuyruklarına takmak ve oylarını çalmak için özel vaatlerde bulunmak gibi başka kandırmacalara başvuracakları da açıktır. Değişmeyecek olan şu gerçektir: Çoğu onlarca kez hükümette de denenmiş düzen partilerinin erkek egemen varlıkları kalacaktır. Bunlardan emekçi kadınların bekleyecekleri hiçbir şey yoktur.

"Sol" partiler de kadınları
seçime çağırıyor!

Seçime katılmaya karar veren, ancak %10'luk barajı aşamama kaygısıyla seçim ittifakı arayışına giren partiler de oy potansiyeli olarak gördükleri kadınları seçime, kendilerini seçmeye çağırıyorlar. HADEP, EMEP ve SDP, DEHAP çatısı altında birleşmiş durumdalar. DEHAP çatısı altında birleşmeden önce yapılan açıklamalarda HADEP kendi saflarındaki kadınların mecliste en az yüzde 35 oranında temsil edileceğini hedef olarak ilan ediyor, diğer partilerin hepsinden fazla kadın aday çıkaracaklarını ve böylelikle "kadın iradesinin meclise taşınacağını" ileri sürüyordu. Açıklanan aday listeleri bu iddiayı da boş çıkardı. DEHAP, tüm diğer partilerden fazla olsa da sonuçta 70 kadar kadın aday çıkardı, bu hedef olarak gösterilen yüzde 35'in çok altındadır. Barajı aşmaları şartlarında en iyi durumda kadın adaylardan sadece 14'ü seçilebilir sıradadır. Böylelikle tüm açıklamalara karşın "sol" adına konuşanların, emekçi kadınlar için alternatif olduklarını ileri sürenlerin de bu noktada diğer düzen partilerinden pek farkı olmadığını görüyoruz. Erkek egemenliğine karşı mücadele ettiklerini iddia edenlerin de pratiği budur. Aday listelerinde %35 oranında kadın temsilini gerçekleştirme hedefini pratikte bir kenara atmış ve meclise taşıyacaklarını ilan ettikleri "kadın iradesine" kendi saflarında dahi yer açmaya tahammül edemediklerini, "erkekliklerini öldürerek" bilinçli olarak kadın adaylar lehine adım atamadıklarını, dolayısıyla parti içindeki erkek egemenliğini gerçekten kırmanın yolunu açamadıklarını kanıtlamışlardır.
Ancak DEHAP ve son dakikada seçim ittifakından çekilen ÖDP'nin kandırmacaları da bu kadarla kalmıyor. Bu partiler, 3 Kasım seçimleriyle "Türkiye'yi demokratikleştirecek bir parlamentonun oluşması" için çalışılması gerektiğini açıklıyor ve bu noktada da boş umutlarını yayıyorlar. DEHAP'ın %10'luk barajı dahi aşıp aşmayacağı belli değildir, ÖDP'nin ise hiç şansı yoktur. Bu şartlarda 3 Kasım seçimlerinden sonra "Türkiye'yi demokratikleştirecek bir parlamentonun oluşması" söylemleri temelinde kadınları sandık başına çağırmak "büyük kandırmacaya" "evet" demeye çağırmaktır.
3 Kasım ertesinde ne meclisin genel tablosu değişecek ne de kadın / erkek işçi ve emekçi kitleler için demokrasi ortamı gelişecektir.
Yapılması gereken emekçi kadınların boş umutlar peşinde koşturulması değil, sisteme karşı örgütlü mücadelenin geliştirilmesinden başka çarenin olmadığı bilincinin verilmesidir.
Büyük kandırmacaya hayır! Emekçi kadınlardan erkek egemen sisteme onay ve onun erkek partilerine oy yok!

14 Eylül 2002