Değişen bir şey yok!
Meclis yine erkek çıktı!
3
Kasım seçimleri yapıldı. Ve seçimler, sadece iki partinin barajı aşıp
parlamentoya girmesi, özellikle de geçen dönem hükümet partilerinin
hiç birinin temsil edilmemesi noktasında meclisin çehresini epeyce
değiştirmiş olmasına karşın, bir açıdan tabloyu değiştirmedi: Meclis
yine erkek çıktı!
Bunun böyle olacağını zaten biliyorduk. Bu seçimlerin kadın milletvekillerinin
sayısında önemli bir artış sağlamayacağını belirtmiş, hatta kadın
milletvekillerinin sayısında bir düşüş bile olabileceği tahmininde
bulunmuştuk. Bu konuda küçük bir yanılgımız oldu, parlamentoya seçilen
kadın milletvekilleri sayısında 1 kadınlık bir artış kaydedildi. Bu
da tamamen CHP ve AKP dışındaki partilerin hiçbirinin %10 barajını
aşmaması, dolayısıyla bu partilerin milletvekilleri sayısındaki artışla
birlikte kadın milletvekilleri sayısının da artmasına bağlıydı. Lafı
mı olur bir kadınlık artışın? Değiştirdiği bir şey yok, ama biz yine
de doğruyu koyalım.
Maçolar meclisinin son tablosuna gelince: Yeni meclise AKP'den 13,
CHP'den ise 11 kadın milletvekili seçildi. Toplam 550 milletvekili
içinde 24 kadın, bir daha söyleyelim 526 erkek ve 24 kadın. Buna göre
kadınların parlamentodaki oranı yüzde 4,36 oluyor. Geçen dönem 23
kadın milletvekili vardı ve kadınlar milletvekillerinin parlamentodaki
oranı yüzde 4,18 idi. Artış işte böyle bir artış! Kayıtsız şartsız
egemenliğin kimde olduğunu daha fazla tarif etmeye gerek var mı? (Veriler
Milliyet gazetesinden alındı.)
Bu anlamda seçim öncesinde söylediklerimiz, şimdi seçim sonuçlarıyla
doğrulanmış bulunuyor. Bu parlamentoda işçi ve emekçi kadınlar temsil
edilmiyor ve onların bu erkek meclisten ve kurulacak erkek hükümetten
kendi çıkarlarına bir beklentileri olamaz. Önümüzdeki dönemde, hükümet
kurulup programı açıklandığında bunu daha net bir şekilde görme olanağına
kavuşacağız. Önümüzdeki dönemde de hükümetin ve meclisin özelde işçi
ve emekçi kadınları yakından ilgilendiren noktalarda neler yaptığının
takipçisi olacağız. Şimdiden söyleyebileceğimiz, bu tablodan ezilen
kadınların yararına olumlu birşeyin çıkmayacağıdır, yani biz yine
teşhir silahlarımıza sarılacağız.
3 Kasım seçimlerinin sonuçlarında sınıf bilinçli işçi ve emekçi kadınlar
açısından dikkate alınması gereken noktalar da var.
Bu seçimlerde hakim sınıf partilerine karşı kendilerini "gerçek
alternatif", "umut" olarak sunmaya çalışan kesimler
de vardı. Bunların en önde geleni şüphesiz HADEP, EMEP ve SDP'nin
birleştiği blok parti DEHAP'tı. DEHAP kendini "kadın iradesini
meclise" taşıyacak olan parti olarak tanıtmaya çalıştı ve bu
seçimlerde tüm partilerden daha fazla kadın aday çıkaracaklarını ilan
etti. Yüksek seçim kuruluna verilen listede 102 kadın aday yeralıyordu
(geçen sayımızda o an elimizde olan bilgi temelinde bunu 70 civarında
vermiştik). Bu şüphesiz diğer partilerle karşılaştırıldığında yüksek
bir sayı. Ancak bu seçimlerin en çok kadın aday gösteren partisi de
160 kadınla TKP oldu. Peki ama sonuç ne? TKP'nin zaten hiç şansı yoktu.
DEHAP'ın da %10'luk barajı aşamayacağı güçlü bir ihtimaldi, ki seçim
öncesindeki yazımızda da bunu belirtmiştik. DEHAP, "kadınların
artık umudu var" diyerek, demokrasi ve özgürlük mücadelesi adına
ezilen kadınları kendilerine oy vermeye çağırdı. Baştan sona antidemokratik
ve bir kandırmaca olan bu seçimlere katılma yönünde tavır belirledi.
Seçim sonuçları açıklandığında ve DEHAP'ın barajı aşamadığı ve bu
anlamda da "kadın iradesini meclise taşıyamadığı" ortaya
çıktığında, bu sefer de seçimlerin antidemokratikliği, barajın antidemokratikliği
üzerine yaygara basılmaya başlandı. Peki ama yüzde 10'luk barajın
olduğu ve bir dizi parti gibi DEHAP'ın da bu barajı aşmasının zor
olduğu önceden de biliniyordu. O zaman bu antidemokratik seçime, hakim
sınıfların seçim sahtekârlığına niye ortak olundu? Burada faydacı,
oportünist yaklaşım kendisini açığa vuruyor. Şans eseri baraj aşılıp
meclise girilebilse o zaman seçimler demokratik sayılacak ve belki
de "demokrasinin zaferi" olarak kutlanacaktı, baraj aşılamayıp
meclis dışı kalındığı için şimdi antidemokratik oluyor, "meclise
halkın-kadınların iradesi taşınmamış" oluyor... Biz bu tavrı
reddediyoruz!
Bu seçimlerin antidemokratik olduğunu ve işçi ve ezilen kadın kitleleri
açısından hiçbirşey getirmeyeceğini tespit ettiğimiz için de başından
itibaren bu oyuna, bu kandırmacaya karşı tavrımızı, "kadınlardan
sistemin seçim sahtekârlığına onay yok" şeklinde belirledik.
Bir dizi devrimci çevre de bu tavrı takındı.
Kadınları "hiçbir partiye oy yok" sloganıyla seçimleri boykota
çağıran bir girişim daha vardı. Kadın Adayları Destekleme Derneği
(KADER) seçim öncesinde, partilerin milletvekili aday listelerini
hazırladığı dönemde bir açıklama yaparak listelere yeterince kadın
aday almayan, aldıklarında ise bunları seçilebilir birinci, ikinci
ya da üçüncü sıralara yerleştirmeyen partileri protesto ettiklerini
duyurdular. Ve kadınları ciddiye almayan partilerin kadınların oylarını
talep etme hakkının da olmadığını belirterek "hiçbir partiye
oy yok" tavrını geliştirdiler. KADER'in genel yaklaşımı, partilerin
erkek egemen yapılarını salt bunların kadın adaylara yer vermemesi
bağlamında sorguladığı, diğer taraftan ama hakim sınıf partilerinin
genel yapıları itibariyle emekçi ve kadın düşmanı olduklarını, bunlar
yeterli kadın adaylar çıkarsalar da emekçi kadınlar açısından fazla
bir şey değişmeyeceğini gözardı ettiği noktada bizce problemlidir.
Fakat bunu bir kenara bırakırsak, bu seçimler somutunda, partilerin
tavırlarına ve aday listelerine bakarak geliştirmiş oldukları "hiçbir
partiye oy yok!" tavırları doğru bir tavırdır.
İlginç olan KADER'in bu tavrının DEHAP çevresi tarafından eleştirilmesi
ve bu tavrı "siyaset alanını erkek eksenli egemenlikli anlayışlara
bırakma" olarak değerlendirilmesidir. Seçim sonuçları ortadadır.
Bu bağlamda DEHAP'a sormak gerekir, siz bırakmadınız sözümona da ne
oldu? Önce siyaset alanının bu seçim oyunlarıyla sınırlanması yanlıştır.
Kaldı ki, antidemokratik olduğu, ezilen kadınlar açısından bir gözboyamaca
kadar değeri olmayan seçimler karşında boykot tavrı en tutarlı tavırdır.
Kadınlar için değişecek bir şeyin olmayacağı, yeni oluşacak meclisin
de maçolar meclisi olacağının apaçık görüldüğü yerde biz bu oyuna
yokuz demek, tek tutarlı tavırdır. Bunun karşısında seçim öncesinde
"umuduz", "barajı aşacağız", "kadın iradesini
meclise taşıyacağız" deyip, sonra balon sönünce "antidemokratik
seçim", "bu meclis kadın haklarını savunamaz" vs. yaygaralarını
basmak hiç de ciddi bir tavır değildir. Emekçi kadınların bilincini
aydınlatan, onları geliştiren bir siyasi tavır hiç değildir.
Peki şimdi ne olacak? Başta dediğimiz gibi, umutlu beklentilerimiz
zaten yok. Bunun ötesinde hükümet kurulup programı açıklandığında
neler yapılmak istendiğini izleyeceğiz. Erkek egemen meclis ve hükümetin
icraatını, her türden kadın düşmanı adımı teşhir etme görevimizi yerine
getireceğiz. Ve tabii ki, siyaset alanını "erkek eksenli egemenlikli
anlayışlara" bırakmamak için kendi sorunlarımıza sahip çıkma
ve örgütlenme mücadelemizde yolumuza devam edeceğiz.
16 Kasım 2002
