Nijerya'da neler oluyor?

nijerya

Önce

Safiye Hüseyni'nin taşlanarak öldürülme cezasına çarptırıldığıyla çıktı Nijerya dünya gazetelerinin başlıklarına... Şeriat mahkemesi, eşinden boşanmış Safiye Hüseyni'yi, boşandıktan sonra çocuk sahibi olduğu için zina gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırmıştı. Safiye, tecavüze uğradığını, çocuğun bunun sonucu dünyaya geldiğini söylüyordu; ama onu dinleyen kim? O, şeriat yasalarının geçerli olduğu, kadınların zaten hiçbir değerinin olmadığı bir yerde yaşıyordu. Kendisine tecavüz eden elini kolunu sallayarak dolaşadursun, o, taşlanarak öldürülecekti. Nedeni gayet basit: Onun suçu kadın olmasıydı! Olayın duyulmasıyla birlikte dünya çapında yükselen protesto ve uluslararası baskılar Nijerya hükümetini geri adım atmaya zorladı. Safiye temyiz mahkemesinin cezayı bozmasıyla kurtuldu...Safiye kurtulmuştu ama... Kuzey Nijerya'daki Müslümanların yoğun olduğu eyaletlerde geçerli olan şeriat yasaları hükmünü sürdürüyordu. Safiye gibi daha niceleri vardı! Çok geçmedi kucağında bebeğiyle Emine Laval'ın yüzüyle tanıştı dünya kamuoyu. Onun hakkında da taşlanarak öldürülme kararı alınmıştı. Suçu evlilik dışı çocuk sahibi olmak, daha doğrusu kadın olmaktı! Yine dünya kamuoyu çalkalandı... Emine'yi taşlanarak öldürülmekten kurtarmak için protestolar yükseldi. Yüksek Şeriat Mahkemesi Bkori kentindeki mahkeme tarafından verilen taşlanarak ölüm cezasını onayladı. Ancak cezanın, Emine'nin bebeğini sütten kesene kadar infaz edilmemesi yönünde karar aldı. Cezanın gelecek yıl içinde infaz edilmesi bekleniyor... Uluslararası baskılarla belki Emine de kurtulacak, ama ya kurtulamayan binlerce kadın? Taşlanarak öldürülme cezası şeriat yasalarıyla yönetilen İran, Pakistan, Afganistan, Suudi Arabistan gibi bir dizi ülkede gündemde ve çoğunlukla dünya kamuoyunun ruhu bile duymadan uygulanıyor. Uluslararası baskılarla canını kurtaran Safiye ve belki Emine bir ölçüde şanslı sayılır. Nijerya gündemde, çünkü orada geri planda emperyalist çıkarların durduğu bir din çatışması yaşanıyor. Nijerya bugün eyaletler bazında Müslüman Kuzey ve Hıristiyan Güney olarak bölünmüş durumda. Belirleyici özelliği yoksulluk olan Kuzey Nijerya'nın 19 eyaletinde şeriat yasaları geçerli. 19. yüzyılda İngiliz emperyalizminin sömürgesi haline gelen Nijerya'da çok uzun süreden beri dini temelde bölünmüşlük ve bu temelde kışkırtılan çatışma sürüyor. Ülkenin kuzeyi yoksul, güneyde ise zengin petrol ve doğalgaz yatakları mevcut. Çatışmanın esas nedeni de ekonomik zenginliğin paylaşılamaması. Nijerya'nın güneyinde olduğu kadar kuzeyinde de 1960'dan bu yana Batı örneğinde medeni yasa geçerliydi. Ancak 1990'lı yıllarda ivme kazanan dini-etnik çatışmayla Müslüman kuzey ile Hıristiyan güney arasındaki ayrım giderek arttı.1999 yılında yapılan seçimlerle askeri diktatörlükten parlamenter döneme geçildi. Aynı dönemde kuzeyde radikal Müslüman kesimler güç kazanıyor ve şeriat yasalarını gündeme getiriyorlardı. 2000 yılında 19 eyalette resmen şeriat yasaları ilan edildi. şayan Nijeryalı emekçi kadınların durumları da çok daha iyi değil. Uluslararası Af Örgütü'nün (Amnesty International) bir raporuna göre Nijerya'da en vahşi biçimleriyle fuhuş ve cinsel kölelik çığ gibi büyüyor. Rapora göre dünya seks endüstrisi için insan ticaretinin %70'ini bu ülkeden gelen kadınlar oluşturuyor. Bunların büyük bölümü İtalya, Belçika, Almanya, Fransa, Hollanda ve İspanya'da fuhuşun ağına düşüyor. Bunda da çocuk fuhuşu önemli bir yer tutuyor. Nijeryalı çocuklar Benin, Fildişi Sahili, Gabun, Nijer ve Togo'ya kaçırılarak fuhuşa zorlanıyor. Nijeryalı yoksul kızları genellikle fuhuş, genç yoksul erkekleri ise plantasyonlarda tarım işçiliği bekliyor.

Ve Dünya Güzellik Yarışması Skandalı!

Giderek boyut kazanan Müslüman-Hıristiyan çatışması Aralık ayında Nijerya'da yapılmak istenen dünya güzellik yarışmasıyla iyice alevlendi. Ülkenin kuzeyindeki Kaduna kentinde çıkan olaylarda en az 215 kişinin öldüğü bildiriliyor. Ve yine çatışmalar nedeniyle yaklaşık 11 bin kişinin göç yollarına düştüğü açıklanıyor. Daha 2000 yılı baharında meydana gelen Hıristiyan-Müslüman çatışmasında binlerce kişi yaşamını kaybetmişti. Şimdi de dünya güzellik yarışması bahane ediliyor. Her yıl yapılan dünya güzellik yarışması'nın 2001 yılı galibi Nijeryalı Agabani Darego olduğundan, 2002 yarışmasının Nijerya'da yapılması kararlaştırılmıştı. 7 Aralık 2002'de yapılacak yarışma öncesinde Nijeryalı radikal Müslümanlar bu yarışmaya karşı kışkırtmalara başladılar. "Muhammed olsaydı bunlardan birini kendine eş alırdı" yönlü açıklama gerekçe gösterilerek 20 Kasım'da "This Day" gazetesine bombalı saldırı gerçekleştirildi ve ardından çatışmalar büyüdü. Bunun üzerine güzellik yarışmasının Londra'ya taşınması kararı alındı ve işe bakın ki, bu yarışmada Hollanda'da yaşayan Türkiye kökenli Azra Akın birinci oldu. Burjuva medya Azra Akın'ın dünya güzellik yarışmasını kazanmasını Türk milliyetçiliğini körüklemek için alabildiğine kullanıyor. Milli damarları şahlandırmak sözkonusu olduğunda her zamanki gibi herşey serbest! Çarşafa-burkaya hayır! Ama kâr amacıyla kadın vücudunun teşhir edilmesine, kadınların cinsel objeye dönüştürülmesine de hayır! Dünya güzellik yarışması, emperyalist dünyada kadın vücudu üzerinden para kazanmak için üretilmiş bir şovdur. Burada seçilen "güzeller" kozmetik ve moda sanayii için promosyon çalışmaları yürütmektedirler. Bütün bu gösteri esasta dünya moda ve kozmetik sanayiinin reklam aracıdır. Kadınlar bunun için kılıktan kılığa -ölçüden ölçüye sokuluyorlar. Biz kadınları seks objesi olarak gören erkek egemen anlayışa karşı mücadeleyi savunuyoruz. Bu nedenle "güzellik yarışması" gibi gösterileri kadın cinsinin aşağılanmasının bir başka biçimi olarak red ve protesto ediyoruz. Ancak biz, kadınları şekilsiz çuvallar içine sokmaya çalışan, kadınlara örtünme zorunluluğu getiren ve yine aynı şekilde kadınlara erkeklerin cinsel objesi şeklinde yaklaşan gerici, Müslüman anlayışa da karşıyız. Şeriat yasalarıyla karşılaştırıldığında kadınların emperyalist "demokrasi"lerde daha büyük bir özgürlük yaşadığı açıktır. Kadınları ezen ve sömüren her türden gericiliğe, erkek egemenliğine ve emperyalizme karşı mücadele ederken aradaki bu farkı da gözden kaçırmıyoruz.

Ve Nijerya'dan bir başka görüntü!

Emperyalist-kapitalist dünyada yoksulların mücadeleleriyle dünya kamuoyuna kendilerini duyurabilmeleri oldukça zor. Medya salt kendi işine gelenleri getiriyor gündeme. Bunun en basit örneği, Nijerya'daki olaylar... Başta ABD olmak üzere Batılı emperyalistler için bugün "terörizme" ve buna bağlı olarak da "radikal İslam"a karşı mücadele ön planda. Bu bağlamda "Batı değerleri"nin üstünlüğü, "kadın ve insan hakları" gibi noktaları da sonuna kadar kullanıyorlar. Bu konudaki ikiyüzlülük o kadar açık ki, örneğin ABD'nin işbirlikçisi Suudi Arabistan'da da zina yapan kadınların taşlanarak öldürülmesi gündemde iken, bunun örnekleri şimdilik dünya kamuoyuna yansımıyor. Afganistan yansıyor, Nijerya yansıyor... Ama Suudi Arabistan yansımıyor! Ve işe gelmeyen başka şeyler de yansımıyor: 2002 yılının Temmuz ayında yaklaşık 100 kadar Nijeryalı kadın Escravos'da dünya petrol tekeli Chevron Texaco'ya karşı şanlı bir mücadele yürüttüler. Petrol rafinerilerini işgal eden kadınlar bu eylemleriyle yaşadıkları koşullara ve yoksulluklarına dikkat çekmeyi amaçlıyorlardı.Chevron Texaco petrol tekelinin en büyük rafinerisini basan kadınlar işletmedeki 700 çalışanı da rehin aldılar. Kadınların taleplerinin başında son derece yoksul olan köylerinden 25 kişiye burada iş verilmesi ve bundan da önemlisi köylerine okul, elektrik ve su getirilmesiydi. Bunun yanısıra kadınlar tekelin kantinlerine satmak için tavuk ve balık çiftliği kurmada maddi yardım talep ediyorlardı. 10 gün süren işgal tekelin kadınların taleplerini yerine getireceğine dair verdiği sözle bitirildi.Ancak, tekelin kendilerini kandırabileceğini de hesaplayan kadınlar bu eylemliliklerini sürekli kılmak için örgütlendiklerini, başka alanlarda da işgallerine devam edeceklerini açıklıyorlar. Chevron tekeline karşı mücadele eden kadınların dünya kamuoyuna seslenen bir mektubunda şunlar söyleniyor: "Chevron bizi ihmal etti. Petrol sızıntıları oluyor, ancak bunu temizlemiyorlar ve bize tazminat da vermiyorlar. Evlerimizin çatıları kimyasal maddelerden zarar görüyor. Nehirlerimizin suları içilmez oldu. Tekelin kimyasal maddeleri yüzünden balıklar ölüyor. Tuttuğumuz balıklar dahi ham petrol kokuyor. Chevron ne yapacağını biliyor ve bizi asker ve polisle korkutuyor. Petrolü bizim sızdırdığımızı söylüyor. Biz artık şikayet etmekten bıktık. Nijerya hükümeti ve Chevron bizi köle yerine koyuyor. 30 yıldan beri bölgemizde Chevron ve onun gürültü çıkaran makinaları var. Bizim elimize geçen ne? 1970'li yıllar öncesinde, burada Chevron'suz yaşarken, yaşamımız daha iyiydi ve biz daha mutluyduk. Nehirlerimizde, ormanlarımızda avlanıyorduk, çeşit çeşit balık ve hayvan avlayabiliyorduk. Bugün çok kötü. Bunlar köylerimizi terketsinler ve bir daha geri gelmesinler. Köylerimizde Lagos, Warri, Benin City, Enugu, İmo, Osun ve Nijerya'nın başka yerlerinden gelen bir sürü küçük kız var. Bunlar Chevron elemanlarının peşinden koşuyor ve fuhuş yapıyorlar ve her türlü hastalığı yayıyorlar. Hikâyemiz uzun ve çok hüzünlü. Chevron'a söyleyin, biz artık daha fazla onun kölesi olmak istemiyoruz. Köleler bile bir gün kendi durumlarının farkına varırlar ve özgürlükleri için mücadele ederler. (Mrs. Felicia Itsero, 67 yaşında anne ve anneanne) (Internet'ten çekilmiştir. www. indymedia.org)Nijer deltasında Chevron tekeline kafa tutan bir avuç kadının mücadelesi dünyanın her yerinde son derece kötü yaşam koşullarıyla boğuşmak zorunda kalan ezilen kadın kitleleri için umuttur, örnektir. 67 yaşındaki Felicia Itsero'nun dediği gibi, köleler de bir gün durumlarının farkına varır ve isyan ederler. Nijerya'nın kuzeyinde ve güneyinde ezilen kadın kitlelerinin özgürlük ve daha iyi bir yaşam için mücadeleye atılmaya yeterli sebebi vardır. Dayanışmamız, özgürlük ve insanca yaşam için mücadele eden kadınlarladır. Emperyalizme ve her türden gericiliğe karşı enternasyonal mücadelemizde onlarla birlikte güçleneceğiz.

14 Aralık 2002