KADINLARIN KIBRIS GEZİSİ...
Yeni
Dünya İçin Çağrı dergisinden kadınlar olarak bizlerin de sonradan
dahil olduğu "Savaşa Hayır Kadın Platformu", Şubat ayının
ilk haftasında hem Silopi'ye hem de Kıbrıs'a birer gezi düzenleme
kararı aldı. Daha öncesinden basında duyurusu yapılan ve isteyen bütün
kadınların katılabileceği bu geziler için, 7 Şubat'ta hava koşullarının
kötü olmasına karşın geniş katılımlı diyebileceğimiz bir uğurlama
etkinliği düzenlendi. Platform adına hazırlanan basın açıklamasının
okunması ve performans gösterisinin (bir nevi sokak tiyatrosu) ardından
Silopi'ye ve Kıbrıs'a gidecek gruplar hareket ettiler.
Ben Kıbrıs'a giden ekip içerisinde yer aldığım için Kıbrıs'ta geçirdiğimiz
iki gün üzerine bilgi vermek ve edindiğim izlenimleri sizlerle paylaşmak
istiyorum.
Kıbrıs'a on kadın arkadaş, platform'da yer alan bir arkadaşımızın
üzerlendiği organizasyon çerçevesinde gittik. Özellikle yol masraflarının
çok yüksek olması katılımı kötü yönde etkiledi.
İki günlük Kıbrıs ziyaretimizin birinci günü "Çözüm ve AB için
Kadın Girişimi"ni oluşturan kadınlarla bir atölye çalışması yaptık.
Bu girişim içerisinde yer alan kadın örgütleri şunlardı: Yurtsever
Kadınlar Birliği, Kadından Yaşama Destek Derneği, K.T. Üniversiteli
Kadınlar Derneği, Kadın Araştırmaları Merkezi, KTAMS Kadın Bürosu,
KTÖS (Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası) Kadın Bürosu, KTOEÖS Kadın
Bürosu, Barış ve Federal Çözüm için Kadın Hareketi ve atölye çalışmasını
organize eden Sınırın Ötesine Uzanan Eller Kadın Örgütü.
Burada biraz atölye çalışmasının biçimi üzerinde durmanın yararlı
olacağını düşünüyorum. Çünkü bu yöntemler henüz çok fazla bilmediğimiz,
özellikle avrupa ülkelerinde kullanılan, Türkiye'de ise yeni yeni
kullanılmaya başlanan ve kadınlara yönelik faaliyetlerde oldukça verimli
olan yöntemler.
Yaklaşık 25 tane kadın arkadaşla yaptığımız atölye çalışmasını "Sınırın
Ötesine Uzanan Eller Kadın Örgütü"nden bir kadın arkadaş yönetti.
Bir tahta üzerine iliştirilmiş kağıdın üzerinde "Biz Kimiz"
başlığı altında şu sorular sıralanmıştı; Adımız, Mesleğimiz, Örgütümüz,
Önyargılarımız, Mutluluklarımız, Umutlarımız vb.
Birbirimizle tanışmak amacıyla ilk olarak düşünülen ve zaman darlığından
dolayı ne yazık ki gerçekleştirilemeyen bir yöntem önerisi şu idi;
yukarda sıraladığımız sorular çerçevesinde ikişerli gruplar oluşturarak
kendimizi birbirimize anlatmak. Bu yapıldıktan sonra birbirimizi grup
önünde tanıtmak. Örneğin: Bu sorular çerçevesinde Ayşe kendisini Fatma'ya,
Fatma da kendisini Ayşe'ye anlatacak. Daha sonra Ayşe Fatma'yı, Fatma
da Ayşe'yi grup önünde anlatmaya, açıklamaya çalışacak. Bu yöntem
hem kadınların birbirlerini daha iyi anlamalarını hem de birbirlerine
karşı varolabilecek önyargıları bertaraf etmeleri açısından etkili
bir yöntem. Çünkü karşındakini anlatmak gerçekten de birbirine güvenmeyi
gerektiren, birbirine karşı sorumluluk isteyen, hiç de kolay olmayan
bir iş.
Bunun üzerine kadınlar yukarıdaki sorular etrafında (herkes her soruyu
cavaplamak zorunda değildi) tek tek kendilerini tanıttılar.
Daha sonra yine kağıt üzerine yazılmış sorularla ikinci bölüme geçildi.
Bu bölümde izlenen yöntem grup çalışması şeklinde oldu. Beşer kişilik
gruplarla aşağıdaki sorular etrafında tartışmalar yürütüldü;
-Türkiye'den Kıbrıs nasıl görünüyor?
-Kıbrıs'tan Türkiye nasıl görünüyor?
- Barışı savunuyorum...
- Çözümü savunuyorum...
- Savaşa karşıyım...
- ÇÜNKÜ...??.
Türkiye'den gelen bizlerin her atölyede yer almamıza özellikle dikkat
edildi. Her grup kendi içinde soruları tartıştıktan sonra grup içinden
belirlenen bir kişi kendi grubunda tartışılanları, hemfikir olunan
ve olunmayan noktaları genel gruba sundu.
Atölye çalışmasının sunumundan bu çalışma yönteminin de oldukça faydalı
olduğunu gördük. Kalabalık topluluk önünde konuşmaktan çekinen kadın
arkadaşların grup çalışmasında tartışmalara son derece aktif katılarak
görüşlerini dile getirdiklerine, kendilerini daha rahat ifade edebildiklerine
tanık olduk.
Gruplarda not alan arkadaşların sunumlarından sonra pratik faaliyetlere
yönelik nelerin yapılabileceği üzerine tartışıldı. Getirilen öneriler
tartışıldıktan ve pratiğe yönelik çeşitli kararlar alındıktan sonra
aşağı yukarı üç saat süren atöyle çalışması sona erdirildi.
Atölye çalışmasında yer alan hemen hemen bütün Kıbrıs'lı kadınlar,
Avrupa Birliği'ni ve Annan Planı'nı Kıbrıs için bir çözüm olarak görüyorlar.
Bu planın hayata geçirilmesi için ellerinden gelen her şeyi yapma
konusunda oldukça kararlılar. Türk askerinin adadaki varlığından belli
ölçülerde rahatsız olsalar da Türkiye'nin garantörlüğüne ihtiyaçları
olduğunu düşünüyorlar.
En büyük problemin göç olduğunu, böyle devam ederse adada genç nüfusun
kalmayacağını ve bundan büyük üzüntü duyduklarını belirttiler.Yıllardır
uygulanan ambargo politikasının sonucu, işsizliğin çok fazla arttığını,
üretimin sıfıra düştüğünü, herşeyi dışardan almak zorunda kaldıklarından
temel tüketim maddelerini bile çok pahalıya alabildiklerini belirttiler.
74 öncesiyle karşılaştırılamayacak ölçüde yaşam standartının düştüğünü
fakat belli bir refahı yaşamış ve belli bir kültür düzeyine sahip
Kıbrıs'lı Türklerin böyle yaşamayı kolayca kabullenmeyeceğini vurguladılar.
Bizler de tek tek bu konulardaki yaklaşımlarımızı ifade etmeye çalıştık.
Annan Planı konusundaki yaklaşımlarımızı ortaya koyduk. AB ve Annan
Planı'nın iyilikleri, kötülüklerinden ziyade daha çok militarizm ve
Türk şovenizmini öne çıkarmaya çalıştık. Özellikle Türk ordusu başta
olmak üzere bütün işgalci güçler adadan çekilmedikleri sürece çeşitli
milliyetlerden Kıbrıs halklarının barış içinde birarada yaşamalarının
mümkün olmayacağını savunduk. Pratik eylemliliklerde bunun da öne
çıkarılmasının çok önemli olduğunu belirttik. Bu konuda tabi çok fazla
bir ortaklık sağlayamadık, fakat herkes demokratik bir çerçevede yaklaşımlarını
ortaya koydu. Görüşler tartışıldı.
Atölye çalışmasının ardından bizleri haftasonları düzenledikleri 'Çözüm
İçin Bir Mum Da Sen Yak!'etkinliğine götürdüler. Buraya oldukça hoş
bir manzara hakimdi. Yüksek surların üzerinde kadınlar, erkekler,
gençler, çocuklar canlı müzik ve yakılan ateşler eşliğinde taleplerini
haykırıyorlar, halaylar çekiyorlar ve mumlar yakıyorlardı. Etkinliğe
surların altından geçen araçlardan da yoğun bir ilgi vardı. Arabalar
korna sesleri ve zafer işaretleri ile eyleme destek veriyorlardı.
Eylemin birkaç yüz metre ilerisinde faşistlerin 'İçimize Rum kabul
etmeyeceğiz" UHH (Ulusal Halk Hareketi) imzalı pankartları ile
beş kişiden ibaret 'eylemleri', kitlenin çoşkusunu azaltmıyor tam
tersine arttırıyordu.
Etkinliğin bitiminde Kıbrıs'lı kadınlardan, Akdeniz mutfağının bütün
lezzetli yemeklerinin önümüze serildiği güzel bir akşam yemeğinden
ve sıcak sohbetlerden sonra vedalaşarak ayrıldık.
Gezimizin ikinci günü yaklaşık üç ay önce kurulan KSP'li (Kıbrıs Sosyalist
Partisi) kadın arkadaşlarla ve BKP'den (Birleşik Kıbrıs Partisi) bir
kadın arkadaşla biraraya gelerek 'Kıbrıs ve Çözüm'ü tartıştık.
AB'nin emperyalizmin çıkarlarının savunucusu bir güç olduğunu ve Annan
Planı'nın da emperyalistler tarafından dayatılan bir plan olduğunun
bilincinde olduklarını belirtiyorlar. Fakat Annan Planı'nın hayata
geçirilmesi halinde Kıbrıs'ın durumunun bugünkünden daha iyi olacağını
dolayısıyla geçici bir çözüm olarak benimsediklerini vurguluyorlar.
Kıbrıs'ta verilecek demokrasi mücadelesinin de belli ölçülerde önünü
açacağını bu nedenle bu planın bir sıçrama tahtası rolü oynayabileceğini
savunuyorlar. Sonuç itibariyle plana yaklaşımlarda farklı farklı kaygılar
taşınsa da özü itibariyle KSP'li kadınlar da Annan Planı'nı destekliyor.
Kıbrıs'lılar yıllardır yaşadıkları baskılardan, halkların arasına
ekilen şovenizm zehirinden, yıllarca süren çatışmalardan, yoksulluktan,
işsizlikten, göçten artık bıkmış durumdalar. Artık bütün bu sorunları
yaşamak istemiyorlar. Kendi topraklarında barış ve huzur içerisinde
Kıbrıs'ın bütün halkları ile birlikte yaşamak istiyorlar. Böyle bir
durumda birilerinin kalkıp bu tür vaadlerde bulunması ve bunun geniş
kesimler tarafından sahiplenilmesinin son derece anlaşılır olduğunu
düşünebiliyoruz.
Fakat emperyalist ve gerici çıkarları için adayı işgal ederek ikiye
bölen, halklar arasındaki düşmanlığı bilinçli bir politika ile her
geçen gün daha da körükleyen, işsizliğin, yoksulluğun, göçün birinci
elden sorumluları olanlardan çözüm beklemek yanlıştır. Emperyalistler,
daha düne kadar emperyalist çıkarları uğruna dişine-tırnağına kadar
silahlandırdıklarını ve 'bağımsızlık direnişcisi' olarak ilan ettiklerini,
bugün çıkarlarına ters düştüğü için 'terörist' ilan ederek kaldırmaya
çalışıyorlar.
Bu plan belki bugüne göre daha iyidir. Fakat sadece bugüne göre! Emperyalistler
çıkarları öyle gerektirdiğinde, üzerinde bu kadar tantana kopardıkları
bu planları ellerinin tersiyle iteceklerdir bir tarafa! Tarih bunun
örnekleri ile doludur. Çünkü sorunu yaratanlardan sorunun çözümü beklenemez.
Bir kez daha söylemek istiyoruz: Kıbrıs'da gerçek çözüm çeşitli milliyetlerden
Kıbrıs halklarının kendi ellerindedir! Sosyalizm mücadelesindedir!
Şubat 2003
Aşağıda, Kıbrıs'a giden ekipten bir kadın arkadaşımızın Kıbrıs Sosyalist Partisi (KSP) Genel Sekreteri emekli öğretmen Mehmet Süleymanoğlu ve KSP kurucu üyelerinden yine emekli öğretmen olan Zehra Cengiz ile yaptığı söyleşiyi sizlerle paylaşmak istiyoruz.
"Annan Planı" adıyla anılan Birleşmiş Milletler Planı'nı
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Süleymanoğlu: Geçmişten günümüze Kıbrıs'ta gelişen sürece
baktığımızda, emperyalizmin ada üzerindeki hakimiyetini ve bunun devamı
için iki toplumu çatıştırdığını görüyoruz. 74 sonrası Türkiye Cumhuriyeti
devletinin adanın yarısı üzerindeki hakimiyeti vasıtasıyla ele geçirdiği
konumu ve ülkemizde rejimi elinde tutan güçlerle ittifakı ile adadaki
statükonun katıksız devamından yana olduklarını görüyoruz. Hal böyle
iken ortada çıplak bir gerçeklik var: Ya statükonun devamı, ya Kıbrıs
halkının yararına olabilecek bir takım adımların atılması. Onbinlerce
insan alanlara çıkıp barış ve çözüm şiarını yükselttiği, yani rejimin
ve statükonun karşısına dikildiği bir dönemde Annan Planı dendiği
zaman statükonun devamı karşısında biz parti olarak statükonun kitleler
lehine biraz değiştirilmesini ve kitle kuyrukçuluğu yapmadan kitlelerin
yanında yer almayı, ama kendi bakışımızı da gizlemeden doğruları söylemeyi
görev bildik. Bu Memleket Bizim Platformunda kolektif iradeye tabi
olacağız ama bu bizim bağımsız tavrımızın çöpe atıldığı veya bağımsız
propagandamızın olmadığını göstermeyecek.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyeliğini, Türk ve Rum halkı, Türk ve Rum
işçi ve emekçileri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Süleymanoğlu: Şu anda cellat rolünden papaz rolüne geçen
emperyalist güçlerin adaya barış getireceklerine inanmak, garantörlüklerini
istemek mümkün değildir. Kaldı ki çok ilginçtir; 1960 yılındaki garantörlük,
bir hak değil bir yükümlülüktü ve bu yükümlülüklerini ada halkına
dönük kötüye ve yıkıma yönelik kullanmışlardır. AB de bu bağlamda
böyle. Partimizin AB'yi emperyalist bir blok olarak gördüğünü herkes
biliyor. Ama bu aşamada kitlelerin yoğun olarak "Çözüm ve AB"
dediği süreçte, kitlelerin karşısına geçip "hayır durun başka
yöne gideceksiniz" deme şansımız yok. Biz bağımsızlığımızı sürdürmemize
rağmen, şu anda kitleler iki seçenek arasında kalmıştır, ya statüko
içinde yok olup gidecekler, ya da yeni açılım şansını değerlendirecekler.
Bu da "Çözüm ve AB" hikayesi. Olası bir anlaşmanın Kıbrıs
halkına, emek mücadelesine ve sınıf mücadelesine bir dizi olumsuzluğuna
rağmen, şu anki pozisyonu itibariyle bir dizi de olumluluk katacağı
inancı var bizde.
ABD'nin bu konudaki yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Süleymanoğlu: Kıbrıs'ta ABD'nin de AB gibi veya İngiliz gibi
anlaşma istediği ve Annan Planı'nın arkasında olduğu söyleniyor ama
biz samimiyetle söyleyelim: Amerika'nın bu yeni çözüm perspektifini
gerçek anlamda desteklediği konusunda ciddi kuşkularımız var. ABD'nin
Kıbrıs'ta hedeflenen bir çözüm noktasında Türkiye'nin statükoyu koruma
gayretine karşı durmak istediği ve duramadığı varsayımı çok hatalı.
Denktaş gücünü nereden alıyor? Sadece Ankara'dan mı alıyor? Ankara
gücünü nereden alıyor? İster istemez bunları düşünmek lazım. Dolayısıyla
emperyalist çelişki yumağı içinde bir Kıbrıs olarak baktığımızda işimiz
zor ve bu zorluk içinde de bizim partimizin temel bir duruşu var.
Başta Türkiye emek güçleri, Yunanistan emek güçleri ve İngiliz emek
güçleri ile diğer bölge halkları ile çok yoğun bir işbirliği, dayanışma
sağlanmadığı sürece, bu coğrafyada halklar ve emekçiler hayır yüzü
görmeyecektir.
Türk ve Rum Kıbrıs halkları için çözümü nerede görüyorsunuz?
Süleymanoğlu: Biz özellikle "Kıbrıs halkları" olarak
bakmıyoruz. İki etnik yapıdan kaynaklanan tek bir Kıbrıs halkından
söz ediyoruz, öncelikle bunun altını çizmek lazım. Gerçek anlamda
çözümün, anti-emperyalist, bağımsız bir birleşik Kıbrıs'ın yaratılmasından
geçtiğine inanıyoruz ve süreç içerisinde de Kıbrıs'ta etnik örgütlenme
yerine dünya görüşü ve sınıfsal bakış temelinde bir örgütlenmeyi arzu
ediyor ve diliyoruz. İşte o zaman ülke gerçek anlamda İngiliz üslerinden
ve bir dizi yabancı güç ve askerlerinden arındırılmış olur.
Güneydeki sol sosyalist parti veya çevrelerle ilişkiniz ne düzeyde?
Süleymanoğlu: İlişkilerimiz var, temaslarımız da ama temel
soruna dönük bir akıl birliğine ulaştığımızı söylememiz mümkün değil.
Günlük yaşamda kuzeydeki sorunların yakıcılığı güneyde hissedilmemektedir.
Dolayısıyla oradaki tabandan yükselen çığlıkla kuzeydeki tabandan
yükselen çığlık arasında ciddi ton farkı vardır.
Cengiz: Birşeye gerçekten gereksinim duyarsanız istersiniz. Çünkü
mideniz hakikaten açsa yemek talebinde bulunursunuz. Bizim yaşadığımız
yoksulluk, asimilasyon ve göç olgusu güneyde bu denli şiddetle yaşanmamıştır.
Güneydeki yaşam standartı çok daha iyi durumda, kişi başına düşen
yıllık gelir 20 bin dolar civarındadır. Siyasi yapıları da insanların
içinde bulunduğu koşullardan etkilenmektedir.
16 Nisan'dan sonra bir anlaşmanın olmadığı koşullarda özellikle
bu halk hareketi ve hareketi örgütleyen insanlar açısından baktığınızda
durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Süleymanoğlu: Yeni bir evreye girilecek ve rejim korkunç
derecede sertleşecek. Şimdi mücadelenin ana ekseninden biri olan sendikaları
etkisizleştirmek için sözüm ona AB kriterleri aradıkları bir dönemde
meclise yeni sendika yasası sunarak sendikaların belini kırmaya çalışıyorlar.
Buna benzer bir dizi saldırı olacaktır. İkincisi ve daha da önemlisi
ise Kıbrıs Türk halkının ciddi bir ikileme girecek olmasıdır. Kıbrıslının
tabiri ile bu "mandıra" yaşamında kalıp mücadele mi edeceğiz
yoksa 1km ötede AB pasaportu ile yeni bir hayat mı kuracağız? Bu konuda
ciddi kaygılarımız var. Kıbrıs Türk halkında korkunç bir çözülme olacak.
Kaçış gündeme gelecek ve buradan ayrılma noktasında arayışlar artacak.
Türkiye'deki sol sosyalist çevrelerin Kıbrıs'a yaklaşımını nasıl
değerlendiriyorunuz?
Süleymanoğlu: Uzun süre Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikasının
başkanlığını yaptığım için Eğitim-Sen ve sosyalist parti kongrelerinde
temaslarım oldu. Şu sıkıntıyı Türkiye solu aşmamıştır. Lenin'in iki
temel ilkesi var: Bir tanesi "bütün yaptıklarınız ve yapacaklarınız,
işçi sınıfının mücadelesinin önünü açıyor mu açmıyor mu, bu kritere
bakınız" der. İkincisi de, temel doğruların ışığında, ülkenin
ve dönemin şartlarını dikkate alınız. Şimdi biz oturup şunu yapabilirdik.
Tarihe kayıt düşme anlamında gayet güzel yaklaşımlarla mükemmel doğrular
ortaya koyabilirdik veya altmışbin kişi alanlardayken biz dağın başına
çıkıp "hu" çekebilirdik. Her gün bir bildiri patlatırsınız
ve doğruları söylersiniz ve hiçbir anlamı da olmaz. Ama yirmi yıl
sonra tarih size "çok doğru söyledi" der ve orada kalır.
Önümüzdeki dönemin koşulları düşünüldüğünde Türkiye sol sosyalist
çevrelerden, partilerden nasıl bir beklentiniz var?
Süleymanoğlu: Çok fazla belentimiz var. Samimiyetle itiraf
edeyim, her şeyden önce bilgi eksiklikleri olduğunu görüyor ve üzülüyoruz
gerçekten. Türkiye sosyalist solunun, devrimci kesimlerinin Kıbrıs'a
dönük tarihsel yükümlülükleri vardır. Kendi burjuvalarının kendi ulusları
adına hegemonya sürdüğü, baskı altında tuttuğu bir coğrafyadaki halka
ve emek güçlerine karşı sosyalistlerin kendi burjuvaları karşısında
yer alıp bu yığınlarla emek güçleriyle yoğun bir dayanışma gösterme
ve mücadeleye katkı koyma sorumlulukları vardır, bunu yapmak zorundalar.
Cengiz: Şu anda Türkiye solunun bazı kesimleri: "Annan
Planı emperyalist bir plandır ve Kıbrıs'taki sol güçler Annan Planı'nı
destekliyor, bu yüzden biz de onları desteklemeyelim" türünden
bir kaygı güdüyorlar. Oysa ki Türkiye solunun şu gerçeği artık görmesi
gerekir: Bizim için de Annan Planı emperyalist bir plandır, sonuçta
eğer emperyalizme karşı mücadele vereceksek bunu da enternasyonalist
bir boyutta Kıbrıs'taki devrimci güçlerin, Türkiye, Yunanistan ve
güneydeki devrimci güçlerle ciddi bir şekilde örgütlenmesi ve bu noktada
mücadele etmesi tarihi bir zorunluluktur. Türkiye solunun Kürt sorununa
da ciddi bir biçimde yaklaşmadığını düşünüyorum ve Kıbrıs sorununa
yaklaşımda da aynı paralelliği görüyorum. Aslında Türkiye solunun
başaramadığını Şavaşa Hayır Kadın Platformu başardı, çünkü en azından
eksiklerini gidermeye, bu ülkede ne oluyor ne bitiyor bunu yakalamaya
çalıştılar.
Süleymanoğlu: Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden buraya insanlar
taşındı ve bu insanlar bizde en alt seviyedeki koşullarda yaşamaktadır.
Bu insanların Kıbrıs Türkleri ile ilişkileri zayıf tutulmaktadır,
tecrit edilmişlerdir. Seçim dönemlerinde baskı ile yönlendirilmektedirler.
Bu noktada bile Türkiye'deki solun, göçmenlerin Kürt olsun Laz olsun
buradaki emek güçleri ile entegre olmalarını sağlayacak bir dizi adımlar
atma şansları vardı ve bunu yapmadılar. Bizim gidip Karpaz yöresinde
bir takım Kürt kökenli insanlarla temas kurmamızla bu konuyu kendine
görev bilecek Türkiye'deki belli sol güçlerin gitmesi arasında büyük
fark var. Bunu anlatamadık. Anlattık anlattık, anlatamadık. Şu anda
olası bir referandum gündemde ve rejimin bel bağladığı kesimler bu
göçmenler.
Türkiye solunun kavraması gereken bir olgu var: Buraya gelip gözlem
yapıp belli bir temas kurmadıkları sürece şu resmi göremezler: Kilometrekareye
22 tane askerin düştüğü bir adadan bahsediyoruz. Tamamiyle bir askeri
üstür, burası bir garnizondur. Kıbrıs'ın doğusundan batısına giderseniz
bütün köylerde hep asker görürsünüz. Bu coğrafya dünyanın herhangi
bir yerine benzemiyor, belki Panama'ya benziyor, belki Cebelitarık'a
benziyor. Dolayısıyla buranın koşullarını doğru analiz etmediğiniz
sürece doğru adım atma şansınız yoktur.
