8 Mart Özel:

SAVAŞ, YOKSULLUK, YIKIM...
EMEKÇİ KADINLAR
ERKEK EGEMEN DÜZENİ YIKIN!

[yukarı dön]

 8 mart kapak8 Mart 2003! Emekçi kadınların mücadele gününü yeni bir savaşın gölgesinde karşılıyoruz. Emperyalistler ve uşakları kâr ve tam egemenlik hırsıyla halkları savaşa sürmeye devam ediyor! ABD ve İngiliz emperyalizmi şimdi Irak'a saldırıyı gündeme getirmiş durumda.
Dün Afganistan - bugün Irak! TC devleti, ABD ve İngiltere'nin yanında bu savaşta taraf olarak yerini alıyor. Türk ordusu Kuzey Irak'ı işgal planının peşinde koşuyor. Biz Türkiyeli emekçi kadınlar, öncelikle Türk devletinin ve Türk ordusunun bu emperyalist barbar savaşta yer almasını kendimize karşı yürütülen bir savaş olarak görüyor, buna karşı çıkıyoruz.
Türkiyeli emekçiler hiçbir şekilde kendi çıkarlarına olmayan bir savaşa sürülüyor. Egemenler bir kere daha -kapalı kapılar ardında, Meclis'te gizli görüşmelerle- halkların, ezilen emekçi yığınların kaderi hakkında karar alıyorlar.
Hükümet bize, "aslında savaşa karşı olduğunu ancak kendilerinin başka çarelerinin olmadığını" anlatıyor. Muhalefet barış yanlısıymış gibi tavır takınıyor. Ve her biri sahtekârlık yapıyor... Gerçek şu ki, onlar emperyalizme bağımlılığın, uşaklığın sözcülüğünü yapıyorlar. Bunun için ABD'li efendilerine karşı koyamıyor, savaşa hayır diyemiyorlar! Kapalı kapılar ardında emekçilerin yaşamı pahasına yapılan pazarlıklarda, uşaklar kendileri için istedikleri payı yükseltmek için uğraşıyorlar. Oynanan oyunların tüm özü bu!

Bu savaş bizim savaşımız değil! Emperyalist-gerici savaşlara hayır!
 8 mart kapakEmperyalist-gerici emeller uğruna yürütülen savaşlarda en büyük zararı görenlerin ezilen kadın kitleleri olduğu yüzlerce kez kanıtlanmış, bilinen bir gerçek. ABD emperyalizminin faşist Saddam rejimiyle kapışmasından en fazla etkilenecek olanlar yine ezilen kadınlar olacak.
ABD emperyalizmi bundan oniki yıl önce Irak'a karşı başlatılan savaşı yeni bir hamleyle tamamlamak, Irak petrollerini ve Ortadoğu'daki hegemonyasını sağlama almak istiyor.
Oniki yıldır uygulanan ambargoyla sefalete mahkum edilen Iraklı emekçi kadınlar, yeniden bombardımana tutulma, açlık, yoksulluk, ilaçsızlıktan çocuk ölümü, göç ve ölüm korkusu yaşıyor. Iraklı kadınlar onyıllardan beri en koyu erkek egemenliği ve savaş ortamında yaşıyorlar. Halepçe'de Kürt halkını zehirli gazla katleden ve her türlü muhalefeti kan ve terörle ezmeye hazır Saddam rejimi işçi ve emekçi kitleler üzerinde azgın bir faşist diktatörlük uyguluyor. Bu rejim yedi yıl süren İran-Irak savaşında "Saddam sana feda olsun oğullarımız!" sloganıyla "Saddam için çocuk doğurma" kampanyası yürütmüştü. Aynı ideolojik ortam bugün de sürüyor. Emekçi kadınlar çocuk doğurur, emperyalist ve gericiler de onları kendi emelleri için topun ağzına sürer, birbirine kırdırır...
Bu savaşın en çok Irak halklarını, onlar içinde de ezilen kadınları vuracağı açık. Fakat savaş salt onları etkilemekle sınırlı kalmıyor. Bu savaş, Irak'a saldıran ABD, İngiltere ve onların yanında yeralan Türkiye'de de ezilen kadın kitlelerini etkileyecek. Savaş ekonomisi, işçi ve emekçi kadınların yaşam koşullarının kötüleşmesi anlamına geliyor. Bunu biz yakın geçmişten, Körfez savaşında yaşanan ekonomik krizden de biliyoruz. Bir yandan işsizliğin ve hayat pahalılığının artması, diğer yandan da en çok kadınları etkileyen sağlık, sosyal hizmetler ve eğitim alanlarında daha da kısıtlamalara gidilmesi... savaşın beraberinde getireceği budur.

Emperyalist-gerici savaşlar
kadınlara yönelik şiddeti
körüklüyor!

 8 mart kapakKadınları aşağılayan, onları erkeğin mülkü ve cinsel kölesi olarak gören erkek egemen ideoloji, gerici-emperyalist savaşlarda bilinçli olarak daha da kışkırtılıyor. Emperyalistler ve gericiler, kendi emelleri için savaşa sürdükleri askerlerinden düşmana karşı "erkeklikleri"ni göstermelerini bekliyorlar. Bu ideolojiye göre, düşmanın "anasını ağlatmak" erkekliktir, düşmanın ocağını başına yıkmak "erkekliktir", düşmanın karısına-kızına tecavüz etmek "erkekliktir"... Bunun sonucu her savaşta kadınlara kitleler halinde tecavüz edilmekte, kadınlara savaş ganimeti gözüyle bakılmakta, kadın bedenlerine saldırı düşman topraklarını işgal edip sahiplenmekle bir tutulmaktadır. Fakat savaş ortamlarında kadınlar salt "düşman erkekler"in şiddet ve tecavüzüne maruz kalmıyorlar. Savaş ortamları bir bütün olarak kadınlara yönelik cinsel terör ve şiddeti arttırıyor, daha da "olağan"laştırıyor.
Savaşın ezilen kadın kitlelerine yönelik sonuçları salt bunlarla da sınırlı değil. İkinci Dünya Savaşından bu yana emperyalistler ve uşakları savaş yürüttükleri her alanda fuhuşun ve kadın ticaretinin canlanmasına yolaçıyorlar. Sözümona "kurtardıkları" Bosna şimdi büyük bir kerhaneye dönüşmüş durumda. Vücutlarından başka hiçbir şeye sahip olmayan genç kadınlar alınıp satılan bir metaya dönüştürülüyor. Körfez savaşında Suudi Arabistan'da ve Afganistan'da bunun somut örnekleri yaşandı. ABD'nin yığınak yaptığı İncirlik'te de benzeri yaşanıyor. Emperyalistler ve uşakları özelde subaylarına ve paralı askerlerine kendilerine üs kurdukları ülkelerdeki yoksul kadın kitlelerini peşkeş çekiyorlar. Yoksulluk ve savaş dünyanın her yanında ezilen kadınları fuhuşa sürüklüyor.
Bütün bunlar biz işçi ve emekçi kadınların bu savaşa karşı çıkmamız için yeterli sebeplerdir. Bu savaş bizim savaşımız değildir! Başta Iraklı emekçi kadınlar olmak üzere, bütün dünyada ezilen ve sömürülen kadınlarla dayanışma içinde gündemdeki emperyalist savaşa hayır diyoruz.
Bizim savaşımız emekçileri birbirine kırdıran, emekçi kadınları yoksulluğa ve sefalete sürükleyen erkek egemen emperyalist sistemledir.
 8 mart kapakKahrolsun emperyalist-gerici savaşlar!
Bizim mücadelemiz emekçi kadınların özgürlük ve kurtuluşu içindir, devrim mücadelesidir!
Yaşasın emekçi kadınların mücadele günü 8 Mart!

Emekçi kadınlar elele...
Baskının, sömürünün, erkek egemenliğinin olmadığı bir dünya için mücadeleye!



Savaş göç demek!

[yukarı dön]

kürt kadınlar göçteHaksız ve gerici savaşlar kadınları çocuklarıyla birlikte göç yollarına düşürüyor. Birleşmiş Milletler'in verdiği rakamlara göre dünya çapında 50 milyonun üzerinde insan mülteci ve bunların üçte ikisini kadınlar ve çocuklar oluşturuyor. Can havliyle yollara düşenlerin yakasını açlık, yoksulluk, erkek egemen baskı ve zulüm bırakmıyor!



Filistinli kadınların özgürlüğü için Filistin'e özgürlük!

[yukarı dön]


filistinli kadın8 Mart 2003.... İsrail devletinin Filistin'de estirdiği terör her geçen gün boyutlanarak sürüyor. Filistinli emekçi kadınlar onyıllardır ulusal ve cinsel baskıya karşı mücadele veriyorlar. Ancak bir zamanlar en ön saflarda mücadele eden, özgür Filistin için mücadelelerini kadınların özgürlüğü talebiyle birlikte ele alan Filistinli kadınların mücadeleleri Hamas gibi dinci-gerici grupların güçlenmesiyle geri plana itilmiş durumda. Bizler Filislinli emekçi kadınların işgalci İsrail devletine karşı mücadeleleriyle dayanışmamızı dile getiriyoruz. Ancak Filistin halkının haklı mücadelesini desteklerken, kendimizi erkek egemen, dinci-gerici, müslüman - antisemit gruplardan ayırmayı da görev biliyoruz! Çünkü biz emekçi kadınların özgürlüğü ve tam kurtuluşu için mücadele ediyoruz!



Emperyalist -gerici savaşlar kadınlara yönelik şiddeti, tecavüzü ve fuhuşu körüklüyor!

[yukarı dön]

bosnalı kadınlarBosna'da ve Kosova'da binlerce kadın tecavüze uğradı, hamile bırakıldı, öldürüldü...
Şimdi Bosna "kurtarıldı", fakat ezilen kadınlar kitleler halinde yoksulluğa ve fuhuşa terkedildi...




 

"Düşman kendi ülkendedir!"

[yukarı dön]

Uluslararası komünist hakeketin önderlerinden Rosa Luxemburg Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sırasında emperyalist savaşa karşı tutarlı, militan mücadelesiyle tanınır.
II. Enternasyonal önderleri, 1912'de Basel Konferansın'nda yaklaşan emperyalist savaşta her ülkenin Sosyal Demokratlarının görevinin işçi ve emekçileri kendi sınıf düşmanlarına, kendi ülkedeki egemenlere karşı mücadeleye yöneltme kararı almalarına karşın, savaş kapıya dayandığında pratikte kendi ülkelerindeki egemenlerin yanında yer alır ve "anavatan savunuculuğu" yaparlar.
Almanya'da Sosyal Demokrasinin bu ihanetine karşı emperyalist savaşa ve militarizme karşı tutarlı mücadeleyi elden bırakmayan Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht vardır. Rosa Luxemburg Leipziger Zeitung'da yazdığı makalelerde Prusya militarizmine karşı militan bir savaş açar. Rosa Luxemburg, emperyalist militarizme karşı burjuva ordusunun dağıtılması ve halkın milis örgütlenmesine geçilmesi taleplerini savunur. Rosa Luxemburg'un bu tavırları ihanete batmış olan Sosyal Demokrat önderliği rahatsız ettiğinden gazeteden uzaklaştırılır. Ancak onların bu tavırları Rosa Luxemburg'u, emperyalizme ve militarizme karşı militan mücadeleden alıkoymaya yetmez.
Rosa Luxemburg, Frankfurt'ta düzenlenen bir toplantıda yaptığı bir konuşması üzerine 1 yıl hapse mahkum olur. Bu konuşmada Rosa tutarlı enternasyonalist tavrı takınmış ve şöyle demiştir:
"Bizim Fransız ya da diğer yabancı kardeşlerimize karşı ölüm silahlarını kullanacağımızı sanıyorlarsa, yanılıyorlar. Biz diyoruz ki: Hayır, böyle bir şeyi yapmayacağız." (*)
4 Ağustos 1914'te Sosyal Demokrat parlamento fraksiyonu hükümetin savaş kredilerini toptan onaylar. Bu, Sosyal Demokrasinin Alman emperyalizminin yanında saf tutarak onun savaşına onay vermesi anlamını taşımaktadır. 14 Ekim 1914'de ikinci savaş kredisi bütçesi onaylanır. Oylamada karşı oy kullanan bir tek kişi vardır: Rosa Luxemburg'un mücadele arkadaşı Karl Liebknecht! Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht Almanya'da savaş aleyhtarı gelişen mücadelenin önderliğini yürütür ve Spartaküs ayaklanmasını gerçekleştirirler.
Bu ayaklanma karşıdevrimin saldırısıyla bastırılır.
Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht, 15 Ocak 1919'da Berlin'de, Sosyal Demokrat hainlerin onayıyla karşıdevrimin azılı militarist güçleri tarafından katledilirler.
Emperyalist çıkarlar için halkların birbirine kırdırılmasına karşın Rosa ve Karl gibi komünist önderlerin tavırları gayet açık ve tutarlı olmuştur. Biz buna yokuz! Onların emperyalist savaşa karşı militan mücadelesi bugün de bize ışık tutmaktadır.
(*) Bkz. "Eserleri ve Mücadelesiyle Rosa Luxemburg",
s. 20, H. Yeşil, Dönüşüm Yayınları
[dön]




"Savaşa karşı birşey yapabilir miyiz? sorusunu sormak zorundayız. Kapitalizm varolduğu sürece savaşı ortadan kaldıramayacağımız konusunda açığız. Fakat biz bütün gücümüzle emperyalizme, savaşa karşı mücadele yürüttüğümüzde kapitalizmi yenebiliriz. Bunun için, uzun ya da kısa vadede, egemen sınıflardan bir kitlenin bir diğer kitleye saldırması çağrısı geldiğinde kitlelerden: Hayır bunu yapmıyacağız! açıklamasında bulunma zorunluluğu olduğunu en son kişiye kavratıncaya dek çalışmak zorundayız!."
(4 Aralık 1911)


"Biz Sosyal Demokratlar farklı bir tarih anlayışına sahibiz. Bizler savaşların ve muharebelerin kaderlerinin askerlerin itiatkârlığına bağlı olduğuna inanmıyoruz. Bizler askerlerin ölümüne itiaatkâr olduğu sürece savaşların ve muharebelerin zaferle sürdürüleceğine de inanmıyoruz. Bizler, savaşların sürdürülüp sürdürülmemesinin ordunun değil, bir bütün olarak büyük halk kitlesinin iradesine bağlı olduğu anlayışındayız. Biz, bay savcının düşündüğü gibi, savaşları imkânsız kılmak için askerler önüne dikilip, onlara tayin edici anda, emir geldiğinde ateş etmeyin şeklinde seslenmeyiz. Sosyal Demokrat ajitasyon bu kadar basit, kolay değildir. Bizler bir bütün olarak emekçi halka sesleniriz: Siz milyonlarca kadın ve erkek, sizsiniz devletin, savaşların ve askeriyenin ayakta tutulması için vergileri ödeyen. Sizler oğullarınızı ateşe atıyorsunuz, savaş yıllar ve onyıllar boyu normal iktisadi ve kültürel gelişmeyi durdurduğunda bu sizin sırtınızdan çıkacak. Egemen sınıfın bu boyun kıran politikasına veto koymak sizin elinizde. Biz Sosyal Demokratlar, günümüzde savaşların askerler itaatkâr olduğu sürece değil, halk kitleleri sabırla bu savaşlara izin verdiği sürece sürdürülebileceği görüşündeyiz. Ve halk kitlesi, bugün her eğitimli sosyal demokratın kavradığı şeyi kavradığında, günümüzde savaşların sadece ve sadece küçük bir avuç kapitalist savaş avcısının ve sömürücülerin yararına yürütüldüğünü, büyük kitlenin ise her açıdan militarizmin kurbanı olduğunu devasa halk kitlesi bir kavradığında, o zaman bu düşünce kitlede öyle bir politik güce dönüşür ki, tüm süngüler onun önünde kırılır."
(Rosa Luxemburg'un mahkum edilmesine karşı 7 Mart 1914'te Freiburg'da yapılan protesto toplantısında tartışma ve toparlayıcı konuşmadan parça)

[yukarı dön]