Burjuvazinin kuyruk acısı:

Stalingrad!

stalinGeçen sayımızda Stalin'in ölümünün 50. yıldönümüyle ilgili yazımızda şu tespiti de yapmıştık:
"Tarih çarpıtıcıları hiç utanmadan dünyanın her yanında Hitler ile Stalin arasında özde hiç bir fark olmadığını ispatlama çabası içinde! Hatta kimileri, utanmazlıkta Hitler'i Stalin'e tercih etmeyi önerecek kadar ileri gidiyor. Bunlara göre Hitler'in de, İkinci Dünya Savaşı'nın da sorumlusu Stalin'dir. Stalin'in ölümünün 50. yıldönümü dolayısıyla emperyalist-burjuva medya, Stalin'i işçi ve emekçilerin gözünde de öldürmek amaçlı bir sürü 'özel program', 'özel ek' vb. ile dolu."
Sözkonusu özel programlarda, televizyonlarda dizi halinde gösterilen filmlerde öne çıkarılan konulardan birisi de, İkinci Dünya Savaşı sürecinde yaşanmış olan Stalingrad'daki muharebe / çatışmalardır. Stalingrad muharebesiyle ilgili özel olarak hazırlanan filmler gösteriliyor, gazetelerde yazılar yazılıyor ve Stalingrad çatışmalarından 60 yıl sonra tarih yeniden yazılmaya çalışılıyor.
Kuşkusuz bu, burjuvazinin Stalin şahsında Marksizm-Leninizm'e, komünizme yönelik saldırıların bir parçası ve devamıdır.
Burjuvazi neden özel olarak Stalingrad çatışmasını / muharebesini Stalin'i kötülemek için kullanmaya çalışıyor? Yazımızın başlığında da vurguladığımız gibi Stalingrad, Hitler Almanyası'nın savaşı kaybetmesi bağlamında bir dönüm noktasını oluşturduğu için burjuvazinin kuyruk acısıdır. Kısaca ifade edersek, Stalingrad savaşı Alman faşist ordu güçlerine büyük darbe vuran ve Hitler Almanyası'nın yenilgisinin başlangıcı anlamında bir dönüm noktasıdır.
Şayet Stalingrad çatışmasını / muharebesini faşist Alman ordusu kazansaydı, Moskova'ya arka cepheden saldırı imkânı doğabilir ve savaşı faşistlerin kazanma ihtimali olabilirdi. Yani Stalingrad çatışmaları, bir yanıyla İkinci Dünya Savaşı'nın kaderini belirleyen çatışmalar olarak kabul edilmektedir. Hitler Almanyası için sonun başlangıcıdır. Burjuvazi bu sondan memnun olamazdı doğal olarak. Burjuvazi, "Düşmanınızı kötülemek, gözden düşürmek istiyorsanız, o zaman onun en etkin ve etkili olduğu noktalarda vurmanız gerekiyor" düşüncesine uygun olarak Stalingrad çatışmalarını ve gerçekleri tersyüz ederek Stalin'e saldırmaktadır. Ama nafile! Güneş balçıkla sıvanamaz!
Stalingrad savaşı, Stalin'in "despotluğu", "insanları hiçe sayması", "kendi iktidarını sağlamlaştırma isteği" vb. nedeniyle kazanılmamıştır. Hayır. Tüm bunlar burjuvazinin yoğunlaştırarak yeniden gündeme getirdiği tarihi çarpıtmalar ve iftiralardır.
Stalingrad zaferini hazırlayan bazı unsurlar, nedenler kısaca şöyledir:
Herşeyden önce vurgulanması gereken şey Sovyetler Birliği'nde yaşayan tüm halkların birliği ve kardeşliğinin savaş içinde de giderek güçlenmiş olmasıdır. Tüm ulus ve milliyetlerden insanlar sosyalist anavatanı savunmak için seferber olmuştur. Örneğin Stalingrad savunması da, sadece Kızıl Ordu güçleriyle değil, eli silah tutan tüm Stalingrad halkının topyekün savunmasıyla başarıya ulaşmıştır.
Bu savaşın önderliğini yapan, savaşı ve kitleleri yöneten Bolşevik Parti'nin varlığı, barışçıl dönemlerde olduğu gibi savaş döneminde de tayin edici en temel unsurlardan biri olmuştur.
Bu iki olgunun birleşmesine bağlı olarak cephe gerisi sağlam bir Kızıl Ordu'nun varlığı da bir başka temel unsur.
İşin teknik yanına gelince, savaşın daha çıkmadığı dönemde alınan önlemlerle fabrikalar ülkenin doğusuna taşınmaya başlanmıştı. 22 Haziran 1941'de Hitler Almanyası Sovyetler Birliği'ne saldırdığında ülkenin ekonomisi de savaş ekonomisine dönüştürülmek zorunda kalındı. Haziran 1941 ile 1942 ortalarına, yani yaklaşık bir yıllık dönemde fabrikaların taşınması işi esasta tamamlanmış ve silah üretimi yoğun biçimde gerçekleştirilmeye başlanmıştı. Bu bağlamda Stalingrad'ta faşist Almanya'nın ne askeri / insan gücü, ne de silah gücü Sovyet saldırısına karşı galip gelmeyi sağlayabilecek düzeyde değildi. Ayrıca savaş içindeki güçlerini belli noktalara yığma ve partizan / milis mücadelesi vb. taktik konularda doğru kararlar verilmesi de tabii ki zaferi kazanmanın yolunu açan önemli noktalardı.
Stalingrad muharebesi 17 Temmuz 1942'de başlamış ve 2 Şubat 1943'de Kızıl Ordu'nun zaferiyle sonuçlanmıştır. Daha sonraki hesaplara göre 330.000 kişilik askeri gücüyle Stalingrad'a saldıran faşist Alman ordusu, kelimenin gerçek anlamında mahvedilmiştir. Yaklaşık 91 bin Alman askeri esir alınmış, geri kalanı yok edilmiştir. Muharebenin bitiminden sonra sadece çatışma alanı içinde sayılan ölü Alman askerinin sayısı 147.200'dür. Altı buçuk aylık çatışma sürecinde Almanların kendilerinin gömdüğü ölülerin sayısı belli değildir. Ama bu sayı da verilere göre tahmin edilebilir. Kaba bir hesapla 91.800 Alman askerinin de Almanların kendileri tarafından gömüldüğü söylenebilir.
Bu muharebede Kızıl Ordu'nun (imha ettiğinin dışında) ele geçirdiği savaş araç-gereçlerinin dökümü de kabaca şöyledir: 750 uçak, 1550 tank, 6700 top, 1462 maynatan / bombatopu, 8135 makinelitüfek, 90.000 tüfek, 61.102 kamyon / araba, 7369 motorsiklet, 480 topçeker, traktör ve taşıma aracı, 320 telsiz istasyonu, 3 zırhlıtank, 56 lokomotif, 1125 vagon ve değişik askeri malzemeler. (Bu veriler için "Büyük Sovyet Ansiklopedisi"nin, "Sovyetler Birliği'nin Büyük Anavatan Savaşı, 1941-1945", Almanca baskısı sayfa 74'e bakılabilir.)
Ekim Devrimi'nin 25. yıldönümü (1942) ile 26. yıldönümü (1943) arasında geçen bir yıllık süreçteki gelişmelerin neler olduğunu ve önemini Stalin'in Ekim Devrimi'nin 26. yıldönümünde yaptığı konuşmadan okuyalım:

" BÜYÜK SOSYALİST EKİM DEVRİMİ'NİN 26. YILDÖNÜMÜ

Moskova Emekçi Milletvekilleri Sovyetleri'nin Moskova Kentinin Parti Örgütleri ve Toplumsal Örgütleriyle Yaptığı Ortak Tören Oturumunda Devlet Savunma Komitesi Başkanı'nın sunduğu Rapor.
6 Kasım 1943
Yoldaşlar!
Bugün Sovyetler Birliği halkları Büyük Sosyalist Ekim Devrimi'nin 26. yıldönümünü kutluyorlar.
Ülkemiz, halk devriminin yıldönümünü, üçüncü kez Anavatan Savaşı sırasında kutluyor.
Ekim 1941'de vatanımız zorlu günlerden geçti. Düşman başkentin kapılarına kadar ilerlemişti. Leningrad karadan kuşatılmıştı. Birliklerimiz geri çekilmek zorunda kalmıştı. Düşmanı durdurmak ve Moskova önlerinde ağır bir darbe indirmek için ordunun olağanüstü çaba sarfetmesi ve halkın bütün güçlerini harekete geçirmesi gerekmişti.
Ekim 1942'de ise vatanımız için tehlike daha da büyümüştü. O günlerde düşman Moskova'ya 120 kilometre kadar yaklaşmış, Stalingrad'ı zorlamaya başlamış, Kafkasya'nın eteklerine ulaşmıştı. Fakat bu zorlu günlerde de ordu ve halk cesaretini yitirmemiş ve bütün sınavlara göğsünü germiştir. Kendilerinde düşmanı durduracak ve karşı saldırıya geçecek gücü bulmuşlardır. Büyük Lenin'in vasiyetine sadık kalarak, güçlerini ve hayatlarını sakınmaksızın, Ekim Devrimi'nin kazanımlarını savunmuşlardır. Bilindiği gibi ordu ve halkın bu çabaları boşa gitmemiştir.
Geçtiğimiz yılın Ekim günlerinden hemen sonra birliklerimiz saldırıya geçmiş ve Almanlara, önce Stalingrad, Kafkasya ve orta Don bölgesinde, daha sonra da, 1943 başlarında, Velikiye Luki'de, Leningrad önlerinde, Rişev ve Vyasma civarında olmak üzere ağır darbeler indirmişlerdir. O zamandan bu yana Kızıl Ordu inisiyatifi elinden bırakmamıştır. Bu yılın bütün yaz ayları boyunca, ordumuzun düşmana vurduğu darbeler giderek şiddetlenmiş, her geçen ay savaş becerisi yükselmiştir. O zamandan bu yana, Almanlar yenilgi üstüne yenilgi alırken birliklerimiz büyük zaferler elde etmişlerdir. Harcadığı bütün çabalara rağmen düşman Sovyet-Alman cephesinde sözü edilmeye değer tek bir başarı bile sağlayamamıştır.

1 -SAVAŞIN SEYRİNDE KÖKLÜ DEĞİŞİM YILI

Geçtiğimiz yıl -Ekim Devrimi'nin 25. yıldönümünden 26. yıldönümüne kadar- Anavatan savaşında meydana gelen köklü değişimler yılı olmuştur.
Bu yıl, her şeyden önce, Kızıl Ordu'nun, savaşın başlangıcından bu yana, Alman birliklerine karşı -faşist Alman birliklerini birliklerimizin darbeleri altında işgal ettikleri bölgeleri aceleyle boşaltmak, sık sık da yalnızca kaçarak kuşatmadan kurtulmak, savaş alanında büyük miktarlarda savaş malzemesini, ordu malzemesi ve cephaneyle dolu depolarını, yaralı asker ve subaylarını bırakarak kaçmaya zorlayan- bir yaz saldırısı başlatmayı başardığı için, köklü bir dönüşüm yılıdır.
Böylece yaz seferimizin başarıları, bu yılın ikinci yarısında, bu yılın başında giriştiğimiz kış seferinin başarılarının devamı ve tamamlanması olmuştur.
Kızıl Ordu'nun kış seferinin başarılarını daha da genişleterek yaz aylarında Alman birliklerine ağır bir darbe indirdiği şimdilerde, Kızıl Ordu'nun yaz aylarında başarılı bir saldırı yürütemeyeceği yönündeki masalın tamamen çürütüldüğü görülmelidir. Geçtiğimiz yıl, Kızıl Ordu'nun yaz aylarında da kış aylarında saldırdığı gibi saldırabileceğini göstermiştir.
Bu saldırı operasyonlarının sonucunda birliklerimiz, geçen yıl boyunca cephenin orta kesiminde 500 km güney kesiminde ise 1.300 km savaşarak ilerlemişlerdir (alkışlar) ve yaklaşık 1 milyon kilometrekare toprak, yani geçici olarak düşman eline geçmiş Sovyet topraklarının üçte ikisi kurtarılmıştır. Bu arada düşman birlikleri Vladikafkas'tan Çherson'a, Elista'dan Krivoi Rog'a, Stalingrad'tan Kiev'e, Voronej'den Gomel'e, Vyazma ve Rişev'den Orşa ve Vitebsk varoşlarına kadar geri püskürtülmüştür.
Sovyet-Alman cephesinde eski başarılarının sürekliliğine inanmayan Almanlar, daha önce uzun bir süre boyunca güçlü savunma kuşakları inşa etmişler bunu özellikle büyük nehirlerin bulunduğu yerlerde gerçekleştirmişlerdi. Fakat bu yılki çarpışmalardan Almanları ne nehirler ne de muazzam tahkimatlar kurtarabildi. Almanların savunma mevzilerini imha eden birliklerimiz 1943 yılının sadece üç yaz ayında, üç büyük nehir engelini -Kuzey Don, Desna, Soş ve Dinyeper üzerinde- ustalıkla aşmışlardır. Almanların Rostov'un batısındaki Mius nehri civarında tesis ettikleri savunma mevzilerinden, Melitopol'daki Moloçnaya nehri civarındaki savunma mevzilerinden söz bile etmiyorum. Şimdi Kızıl Ordu başarıyla Dinyeper'in öte yakasını vuruyor.
Bu yılın savaşta dönüm noktası olmasının bir başka nedeni de, Kızıl Ordu'nun, faşist Alman birliklerinin deneyimli eski kadrolarını nispeten kısa bir süre içinde paramparça edip dağıtması, aynı zamanda da, bu yıl içindeki başarılı saldırı savaşlarında kendi kadrolarını çelikleştirip büyütmesidir. Faşist Alman ordusu geçtiğimiz yıl, Sovyet-Alman cephesinde 4 milyondan fazla asker ve subay yitirmiştir, bunların en az 1.800.000'i ölüdür. Ayrıca Almanlar 14.000'den fazla uçak, 25.000'den fazla tank, en az 40.000 top yitirmişlerdir.
Artık bugün faşist Alman ordusu savaşın başlangıcında olduğu gibi değildir. Savaşın başlangıcında yeterli sayıda deneyimli kadroya sahipti, şimdi ise ordu çiçeği burnunda deneyimsiz genç subaylarla sulandırılıyor; bu genç subaylar aceleyle cepheye sevk ediliyor, çünkü Almanların ne subay rezervleri var, ne de bu gençleri eğitmek için zamana sahipler.
Oysa şimdi Kızıl Ordu'nun sunduğu tablo çok başkadır. Kadroları, geçtiğimiz yıl gerçekleşen saldırı savaşlarında gelişmiş ve çelik sertliğine ulaşmışlardır. Kızıl Ordu'nun savaş deneyimine sahip kadroları artıyor ve daha da artacak, çünkü gerekli subay rezervlerine sahip olması ona genç kadrolarını eğitme ve sorumlu görevlere getirme olanağı sağlıyor.
Geçtiğimiz yıl cephede bize karşı savaşan 240 tümenden 179'u Alman tümeniyken, bu yıl Kızıl Ordu'nun karşısındaki 257 tümenden 207'sinin Alman tümeni olması dikkat çekicidir. Açıktır ki Almanlar, tümenlerindeki nitelik düşüşünü tümen sayısını fazlalaştırarak dengelemek istiyorlar. Ama Almanların geçtiğimiz yıl aldıkları yenilgiler tümenlerin düşük niteliğinin, sayılarını çoğaltmakla telafi edilemeyeceğini göstermiştir.
Salt askeri açıdan bakıldığında, bu yılın sonuna doğru, Alman birliklerinin cephemizde yenilgiye uğratılması büyük öneme sahip iki olay tarafından belirlenmiştir: Stalingrad muharebesi ve Kursk muharebesi.
Stalingrad muharebesi, 300.000 kişilik Alman ordusunun kuşatılması, ezilmesi ve kuşatılmış birliklerin yaklaşık üçte birinin tutsak edilmesiyle son bulmuştur. Tarihte eşine rastlanmayan Stalingrad önlerindeki bu dev çarpışma hakkında bir fikir edinmek için, çarpışma sona erdikten sonra savaş alanından 147.200 ölü Alman asker ve subayıyla 46.700 ölü Sovyet asker ve subayının toplanıp gömüldüğü bilinmelidir. Faşist Alman ordusunun yıldızı Stalingrad önlerinde sönmüştür. Kanlı Stalingrad çarpışmasından sonra, bilinidiği gibi, Almanlar bir daha kendilerini toparlayamamışlardır.
Kursk'taki muharebeye gelince, bu çarpışma, faşist Alman ordusunun saldırı halindeki iki ana grubunun ezilmesi ve birliklerimizin, daha sonra güçlü bir yaz saldırısına dönüşen karşı saldırıya geçmeleriyle sonuçlanmıştır. Kursk muharebesi Almanların Kursk'a kuzey ve güneyden saldırıya geçmeleriyle başlamıştı. Bu, Almanların büyük bir yaz saldırısı gerçekleştirmek ve başarılı olması durumunda, kaybettiklerini yeniden ele geçirmek için giriştikleri son çabaydı. Bilindiği gibi saldırı fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Kızıl Ordu sadece Almanların saldırısını geri püskürtmekle kalmamış, kendisi saldırıya geçmiş ve yaz boyunca birbirini izleyen darbelerle faşist Alman ordusunu Dinyeper'in ötesine atmıştır.
Nasıl ki Stalingrad muharebesi faşist Alman ordusunun çöküşünün habercisi olmuşsa, Kursk muharebesi de düşmanın felâketi olmuştur.
Son olarak bu yılın dönüm noktası yılı olmasının bir başka nedeni, Kızıl Ordu'nun başarılı saldırısının, faşist Almanya'nın ekonomik, askeri ve politik durumunu kökten kötüleştirmesi ve ağır bir krize yolaçmasıdır.
Almanlar bu yılın yaz aylarında, yitirdiklerini yeniden ele geçirmek ve Avrupa'da sarsılan itibarlarını yeniden yükseltmek için Sovyet-Alman cephesinde başarılı bir saldırı gerçekleştirebileceklerini umuyorlardı. Ne var ki Kızıl Ordu Almanların umutlarını yerle bir etmiştir. Ordumuz Alman saldırısını püskürtmüş, kendisi saldırıya geçmiş, Almanları batıya doğru kovalamış ve böylece Alman silahlarının itibarı sıfıra inmiştir.
Almanlar uzun süreli bir savaşa yönelebileceklerini umuyorlardı. Savunma hatları, "istihkam siperleri" kurmaya başladılar ve bütün dünyaya yeni mevzilerinin alınamaz olduğunu ilan ettiler. Fakat Kızıl Ordu bu konuda da Almanların plânlarını yerle bir etti, savunma hattı ve siperlerini yardı. Kızıl Ordu başarıyla saldırmaya devam ediyor, savaşı uzatmak için düşmana zaman tanımıyor.
Almanlar "topyekün" seferberlik yoluyla cephenin durumunu yeniden yola koymayı umuyorlardı. Ne var ki olaylar Almanların bu umudunu da boşa çıkarmıştır. Yaz seferi "topyekün seferberlik"in üçte ikisini yutmuştur, fakat bu durumun faşist Alman ordusu cephesinde herhangi bir düzelmeye yolaçtığı görülmüyor. Büyük bir ihtimalle ikinci bir "topyekün" seferberlik ilan edilecek. Oysa bu tür önlemlerin malum devletin "topyekün" çöküşüne yolaçmayacağını düşünmek için hiç bir neden yok. (Coşkun alkışlar).
Almanlar, orduları ve halklarının gereksinimlerini karşılamak için Ukrayna'nın tarım ürünlerinden yararlanmak Alman ordusunu besleyen fabrika ve demiryolları için de Don Havzası kömürünü kullanmak amacıyla Ukrayna'yı sağlam bir şekilde savunabileceklerini umuyorlardı. Ne var ki bu konuda da yanıldılar. Kızıl Ordu'nun başarılı saldırısı sonucunda sadece Don Havzası kömürünü değil, aynı zamanda Ukrayna'nın zengin tahıl bölgelerini de yitirmişlerdir. Almanların en yakın zamanda Ukrayna'nın öteki bölgelerini de kaybetmeyeceklerini düşünmek için her hangi bir neden yok. (Coşkun alkışlar).
Bütün bu yanılgıların faşist Almanya'nın ekonomik, askeri ve politik durumunun giderek kötüleşmesine yolaçması son derece anlaşılırdır ve gerçekten de bu durum kökten kötüleşmeye yolaçmıştır.
Faşist Almanya ağır bir kriz içinde. Felaketinin eşiğinde bulunuyor.

2- BÜTÜN HALK CEPHEYE YARDIM EDİYOR

Kızıl Ordu'nun başarıları, halkın desteği, fabrikalarda, maden ve kömür ocaklarında, ulaşım ve tarımda, Sovyet insanlarının özverili çalışması olmaksızın mümkün değildi. Sovyet halkı savaşın zor koşulları altında, ordusuna mutlaka gerekli olan her şeyi temin etmeyi savaş donanımını kesintisiz mükemmelleştirmeyi başarmıştır. Savaş boyunca düşman silah kalitesi konusunda ordumuza karşı üstünlük sağlamayı başaramamıştır. Endüstrimiz ise cepheye büyüyen miktarda savaş malzemesi göndermiştir.
Geçtiğimiz yıl, sadece askeri harekâtların gidişatında değil aynı zamanda cephegerimizin çalışmasında da bir köklü dönüşüm yılı olmuştur. Artık önümüzde fabrikaların doğuya taşınması, ya da endüstrinin silah üretimine dönüştürülmesi gibi aşmak zorunda olduğumuz görevler yok. Şimdi artık Sovyet devleti pürüzsüz çalışan ve giderek büyüyen bir savaş ekonomisine sahip, yani artık halkın bütün uğraşı, silahların, özellikle tank, uçak, top ve hücum toplarının üretiminin yükseltilmesi ve mükemmelleştirilmesinde yoğunlaştırabilmektedir. Bu konuda büyük başarılar elde ettik. Bütün halkın desteğine dayanan Kızıl Ordu'ya sürekli savaş malzemesi akmaktadır, düşmanın üzerine milyonlarca bomba, mayın, el bombası yağdırılmış, binlerce tank ve uçak savaşa katılmıştır. Kızıl Ordu'nun kahramanca mücadelesinin yanısıra, cephe gerisindeki Sovyet insanlarının özverili çalışmasının, Anavatanını savunan halkın kahramanlığı olarak tarihe malolacağı haklılıkla söylenebilir. (Uzun süren alkışlar).
Barışçıl inşa yıllarında gelişmiş, güçlü bir sosyalist endüstri kuran Sovyetler Birliği işçileri, anavatan savaşı sırasında cephe için zorlu ve yoğun bir çalışma içine girerek gerçek bir emek kahramanlığı yaratmışlardır.
Hitler faşistlerinin, Sovyetler Birliği'ne karşı savaşta sadece Almanya'nın güçlü, gelişmiş endüstrisini değil, işgal edilmiş ve uydu ülkelerin oldukça üretken endüstrilerini de kullandıkları herkesçe bilinmekte. Buna rağmen Almanlar Sovyetler Birliği'ne karşı giriştikleri savaşın başında sahip oldukları teknik savaş gereçlerinin sayısal üstünlüğünü koruyamamışlardır. Eğer bugün düşman, tank, uçak, bomba ve makineli tabanca konusunda eskiden sahip olduğu sayısal üstünlüğe sahip değilse, eğer bugün ordumuz sözü edilmeye değer silah, cephane, teçhizat sıkıntısı çekmiyorsa, bu herşeyden önce işçi sınıfımızın kazancı olarak görülmelidir. (Coşkun, sürekli alkışlar).
Barışçıl inşa yıllarında geri tarımı kollektifleştirme temelinde ileri bir tarıma dönüştüren Sovyetler Birliği köylüleri, anavatan savaşı sırasında, halkın çıkarları için köyün tarihinde eşine rastlanmayan bir anlayış sergilemişlerdir. Sovyet köylülüğü, cephe için özveriyle çalışarak, Almanlara karşı bu savaşı kendi öz davası olarak, hayatı ve özgürlüğü için yürütülen bir savaş olarak gördüğünü göstermiştir.
Bilindiği gibi, faşist sürülerin saldırıları sonucunda, Ukrayna, Don ve Kuban bölgesinin en önemli tahıl bölgeleri ülkemizin elinden zorla alınmıştı. Kollektif ve Sovyet çiftliklerimiz buna rağmen ordumuzu ve ülkemizi, önemli aksamalara meydan vermeksizin gıda maddeleriyle besleyebilmişlerdir. Elbette Kollektif çiftlik düzeni olmaksızın, kadın ve erkek Kollektif köylülerin özverili çalışması olmaksızın bu son derece zor görevin üstesinden gelemezdik. Eğer savaşın üçüncü yılında ordumuz gıda maddesi sıkıntısı çekmiyorsa eğer halkımızın yiyecek, endüstrimizin ise hammadde ihtiyacı karşılanıyorsa bu, Kollektif çiftlik düzeninin gücü ve yaşama yeteneği, Kollektif köylülüğün yurtseverliğin ifadesidir. (Sürekli alkışlar).
Ulaşım alanında da, özellikle demiryolları, ama aynı zamanda nehir, deniz ve karayolları da cepheye yardım konusunda büyük bir rol oynamıştır. Bilindiği gibi ulaştırma işleri cephe gerisiyle cephe arasında en önemli bağlantıdır. Büyük miktarlarda silah ve cephane üretilebilir, ama bunlar ulaştırma işlerinin yardımıyla cepheye ulaştırılamıyorsa cephe için ufacık bir değeri olmaz. Cepheye silah, cephane, erzak ve teçhizat vs. sevkinin zamanında yapılabilmesi için ulaştırma işçilerinin rolünün belirleyici olduğunu söylemek mümkün. Savaş zamanının zorluklarına ve yakıt sıkıntısına rağmen cephenin ihtiyaçlarını giderebilmeyi başarmışsak, bu başarı da ulaştırma işçileri ve görevlilerinin sayesinde gerçekleştirilmiştir. (Sürekli alkışlar).
Aydınlarımız da cepheye yardım konusunda işçi sınıfı ve köylülükten geri kalmamaktadır. Sovyet aydınları ülkenin savunması için büyük bir özveriyle çalışıyor. Kızıl Ordu'nun silahlarının mükemmelleşmesi, üretim tekniği ve örgütlenmesinin yetkinleşmesi için durmaksızın çaba sarfediyor. İşçi ve Kollektif köylülere endüstri ve tarım kalkındırmaları işinde yardım ediyor, savaş koşulları altında Sovyet bilimi ve kültürünün gelişmesini sağlıyor.
Bu aydınlarımıza onur kazandırmıştır. (Sürekli alkışlar).
Sovyetler Birliği'nin bütün halkları vatanlarını savunmak için birlikte ayağa kalkmışlardır; bu Anavatan savaşını, haklı olarak, milliyet ve din farkı gözetmeden bütün emekçilerin ortak davası olarak görüyorlar. Artık Hitlerci politikacılar bile, Sovyetler Birliği halklarının parçalanacağı ve aralarında çatışacakları yönündeki spekülasyonlarının ne kadar aptalca ve temelsiz olduğunu görüyorlar. Ülkemizde yaşayan halkların dostluğu savaşın bütün zorluklarına, bütün sınavlara dayandı ve bütün Sovyet insanları faşist işgalciye karşı verdikleri ortak savaşta daha da çelikleştiler. (...)"

(Stalin, Eserler, Cilt 14, sayfa 349-357, İnter Yayınları)
6 Kasım 1943'te durum kısaca böyledir. Konuşmasının / raporunun devamında Stalin yoldaş müttefiklerin durumuna da değinmektedir. Ama anlatmaya çalıştığımız noktayı vurgulamak için aktardığımız bölüm yeterlidir.
Burada öne çıkarıp vurgulamakta yarar gördüğümüz bir nokta da şudur: Stalin yoldaş bu konuşmasında da faşist Alman ordusuna karşı zaferin, başarının kitlelerin, Sovyetler Birliği'nin işçi-köylü-aydınlarının eseri olduğunu çok somut ortaya koymaktadır.
Stalin'in bu tavrı bile, emperyalist burjuvazinin Stalin'e "kendi iktidarını kurmak için, kendisini öne çıkardı" vb. yönlü iftiralarını çürütmeye yetmektedir.
Ama burjuvazinin tüm karalamaları da, gerek İkinci Dünya Savaşı'nda, gerekse de Stalingrad muharebesinde Sovyetler Birliği'nin, Kızıl Ordu'nun zaferinin üzerini örtemez, olguları değiştiremez.
Faşizme karşı mücadelede Sovyet halklarının özverili mücadelesi ve başarısı, sömürüsüz, sınıfsız, sınırsız bir dünya için mücadele edenlerin gönlünde, bilincinde yer etmiştir. Burjuvazinin saldırıları, karalamaları bunu ortadan kaldıramaz!
Zafer, er ya da geç dünya proletaryasının ve ezilen halklarının olacak!

13 Mart 2003