Demoklesin kılıcı indi!
HADEP kapatıldı, sırada DEHAP var!

barış istiyoruzYargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği" gerekçesiyle 29 Ocak 1999 tarihinde HADEP'in kapatılması hakkında açtığı dava 13 Mart 2003 tarihinde sona erdi!Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği" gerekçesiyle 29 Ocak 1999 tarihinde HADEP'in kapatılması hakkında açtığı dava 13 Mart 2003 tarihinde sona erdi!
Anayasa Mahkemesi'nin kararı beklenen karardı. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 68. ve 69. maddeleriyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. ve 103. maddeleri gereğince; HADEP'in temelli kapatılması ve çoğu parti yöneticisi olmak üzere 46 HADEP'liye 5 yıl süreyle siyaset yasağını oybirliğiyle karara bağladı.
Bu kapatma kararı bekleniyordu... Aslında Türkiye'de ilginç olan böyle bir kararın verilmesi değil. Hayır! Bu kararın dört yıldan fazla sürmesi ilginçti belki de. Türk hakim sınıfları kapatma davasını dört yıl "demoklesin kılıcı" gibi HADEP'in başı üzerinde sallayıp durdu.
3 Kasım 2002 tarihindeki erken genel seçimlere girmemesi için değişik baskılara başvuruldu. Kapatma davası hatırlatıldı sürekli. Sonuçta HADEP kapatılma olasılığını gözönüne alarak DEHAP çatısı altında seçimlere girme yolunu seçme zorunda kaldı.
Kapatma davası bir yanda sürerken, diğer yanda HADEP'e, özellikle de oy potansiyeline sahip olduğu yerel alanlardaki HADEP'lilere ve yöneticilerine; HADEP'in miting ve eylemlerine katılanlara, Türkiye'nin burjuva anlamda da olsa "demokratikleşmesini" savunanlara, Kürt ve Türklerin, Kürtlerin varlığının ve demokratik kültürel haklarının tanınması temelinde birlikte yaşamasını isteyenlere karşı baskılar sürek avı gibi sürüyordu. Düğünlerde ya da eğlencelerde Kürtçe türkü söylemek ya da dinletmek bile cezalandırılmanın nedeni oluyordu.
HADEP, kendinden önce kapatılma akıbetine uğrayan HEP, ÖZDEP, DEP gibi, diğer partilerden farklı olarak Kürtlerin kimliğine sahip çıkan ve bazı demokratik haklarını savunan liberal reformcu bir partiydi. Bu yapısı ile de devletin saldırı ve baskılarının hedefiydi.
Kapatma gerekçeleri, ya da nedeni de "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline geldiği"dir.
Oysa HADEP'in siyasetini tarafsız bir gözle inceleyenler, bu "suçlama"nın HADEP'e yapılan büyük bir haksızlık olduğunu kolayca tespit edebilecektir. HADEP'in "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü" üzerine yeminler etmesi de Türk hakim sınıflarını iknaya yetmiyor! Türk hakim sınıfları için Kürtlerin varlığından bahsetmek ve demokratik bazı haklarını istemek "devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı haline" gelmek için yeterli nedendir.
İşin ilginç yanının kararın gecikmesi olduğunu söyledik. Anayasa Mahkemesi Başkanı Bumin kararı basına açıklarken, bu bağlamda kendisine sorulan "niye şimdi?" sorusuna, "iddianamede DGM'lerde açılan davalara yollama yapıldığı, o davaların sonuçlanmasının uzun sürmesi nedeniyle kapatma davasının da geciktiği" (Türkiye, 14 Mart 2003) yönünde cevap verdi. Resmi açıklamaya göre davanın gecikmesinin nedeni böyle.
Fakat birçok basın mensubunun dile getirdiği ilginç bir düşünce, bu kararın şimdi verilmesinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin HADEP'in kapatılması kararı öncesinde Abdullah Öcalan'ın adil yargılanmadığı yönünde karar vermesine bir tepki olduğudur.
Kuşkusuz bu sadece bir olasılıktır ama ispat edilecek bir şey değildir. Fakat böyle olsun olmasın, HADEP Anayasa Mahkemesi tarafından temelli kapatılmıştır. Ve bu kapatma kararı Türkiye'de burjuva anlamda da demokrasinin, özellikle düşünce ve örgütlenme özgürlüğü bağlamında olmadığını bir kez daha göstermektedir. Hem de AB'ye üyelik için koparılan onca yaygaraya, değiştirildiği söylenen yasalara rağmen...
Türkiye'de kâğıt üzerinde yapılan değişikler değil, uygulama tayin edicidir. Uygulama ise sistemli olarak devlet terörünün uygulanmasıdır. Kuşkusuz bu, özellikle ulusal sorunun sözkonusu olduğu yerde daha da katmerlidir.

***

Anayasa Mahkemesi Başkanı Bumin'in HADEP'in kapatıldığı yönündeki kararı açıkladığı gün -hemen hemen aynı saatlerde- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, DEHAP hakkında "Demokratik cumhuriyet, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği" gerekçesiyle temelli kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı.
Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Kanadoğlu, DEHAP'ın "Demokratik cumhuriyet, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı eylemlerin"e açıklık getirirken şunları söyledi:
"Adı geçen siyasi parti hukuka karşı hileyi kararlılıkla sürdürerek, yasal imkânı bulunmadığı halde 1999 ve 2002 seçimlerine katılma hakkını elde etmiştir." (aynı yerden)
Böylece DEHAP'ın "hukuk" devletini, yeterli ilde örgütlenmesi olmadığı halde, varmış gibi göstererek aldattığı için, "odak" haline gelmiş... Eh... böylesi bir odak olunduktan sonra yapılması gereken tek şey var: Kapatmak!
3 Kasım 2002 tarihli erken genel seçimler öncesinde de böyle bir başvuru yapılmış, DEHAP'ın seçimlere katılması için gerekli olan sayıdaki il ve ilçelerde örgütlenmesi olmadığı için Yüksek Seçim Kurulu'nun DEHAP'ı seçimlere sokmaması istenmiş ama Yüksek Seçim Kurulu, içinde bulunulan dönemde "demokrasiye uydururuz" diyerek, daha önce DEHAP'ın seçimlere katılabileceği yönünde verdiği kararı değiştirmemişti.
Anayasa Mahkemesi 1 Nisan 2003 tarihinde, Kanadoğlu'nun açtığı kapatma davası dosyasında eksik olmadığını saptadı, tutanağı düzenledi ve iddianamenin DEHAP'a tebliğ edilmesine karar verdi. Dava sürecinin ve sonucunun ne olacağını önümüzdeki dönemde hep birlikte göreceğiz.
Kanadoğlu kapatma davası açadursun, zaten son dönemde, HADEP'e karşı olduğu gibi DEHAP'a karşı da baskılar yoğunlaştırıldı. Gözaltına almalar, tutuklanmalar vb. uygulamalar DEHAP'a karşı da günlük uygulamalar olmaya başladı.
Özellikle Kasım 2002'den itibaren Abdullah Öcalan'ın tecrit edilmesine ve savaşa karşı yapılan eylemlerle birlikte bu baskılar daha da yoğunlaştı.
30 Kasım 2002 tarihinde resmen son verilen OHAL de, savaş durumu gerekçesiyle, uygulamadan kalkmadan ve resmen adı konmadan uygulanma durumundadır.
Şimdi, ABD ve İngiliz emperyalistlerinin önderliğindeki Irak'a karşı başlatılan savaş ortamı da kullanılarak muhalif sesler mümkün olduğunca susturulmaya çalışılmaktadır.
HADEP'in kapatılması da, DEHAP'a kapatılma davası açılması da sonuç itibariyle Kürtlere karşı ulusal baskının bir parçasıdır ve aynı zamanda Kürtlerin ya da başka millet veya milliyetlerin haklarına sahip çıkan, çıkacak olanlara verilen yeni bir göz dağıdır. Türk devletinin bu baskılarına karşı mücadeleyi yükseltmek en başta Türk işçi ve emekçilerinin görevidir.

2 Nisan 2003