18 Mayıs'ı unutma!
1973
yılının Ocak ayı sonunda, Dersim'de, -Vartinik / Mirik Mezrası'nda-
devletin kolluk güçleriyle çıkan çatışmada boynundan yara alan İbrahim
Kaypakkaya, daha sonra bir ihbar üzerine tutsak edildi.
Cellatlar, İbo'ya işkence ederek kendileri için gerekli bilgileri
almak istiyordu. Ama çabaları boşunaydı: İbo, tüm işkencelere rağmen
örgütsel çalışması hakkında hiçbir bilgi vermiyordu, konuşmuyordu.
İbrahim, ser verip sır vermiyordu...
İbo, Diyarbakır işkencehanelerinden her tarafa yayılan bir direniş
geleneğini bayraklaştırıyor, işkencede devrimci tavrın nasıl olması
gerektiğini, komünist bir önder olarak pratik tavrıyla herkese gösteriyordu.
Faşist katiller dört ay süren yoğun işkenceler sonucu konuşmayacağına
emin olduktan sonra, İbrahim'i, 17 Mayıs'ı 18 Mayıs'a bağlayan gece
kurşunlayarak katlettiler.
İbo'nun işkencede ser verip sır vermeyen tavrı, 1970'li yıllarda
birçok insanın devrimci saflara katılmasında önemli rol oynayan
bir tavırdı. O, katledildiğinde henüz 24 yaşındaydı. Ama, İbrahim
Kaypakkaya'nın komünist bir önder olmasını sağlayan esas şey ne
onun gençliği ne de işkencede ser verip sır vermemesiydi...
İbrahim'i, döneminin tüm devrimci önderlerinden ayıran temel farklılık,
onun Mustafa Suphi TKP'sinden sonraki uzun bir dönem üzeri küllenip
kalmış Marksizm-Leninizm'in savunuculuğunda, bir dönüm noktasını
oluşturması, geride komünist bir miras bırakmasıdır.
İbo'nun bıraktığı mirasın bazı temel taşları şunlardır:
- İbo, Kemalizme karşı yaklaşım bağlamında bir miladdır. Kemalizmin
devrimci ve sosyalist hareket içinde yoğun bir etkisinin bulunduğu;
Kemalizmin, ilericilik, antiemperyalistlik, hatta devrimcilik olarak
görüldüğü bir ortamda İbo, Kemalizmin antiemperyalistliğinin sınırlarını,
güdüklüğünü göstermiştir. Kemalist devrim ve iktidarın işçilere-köylülere
tüm emekçilere düşman olduğunu, kemalist iktidarın faşist nitelikte
olduğunu cesaretle savunmuştur. O, bu alanda buzu kıran komünist
bir önderdir.
- İbo, faşizme karşı mücadelenin devrim mücadelesi olarak yürütülmesi
gerektiği doğru düşüncesini savundu. O, antifaşist mücadeleyi mevcut
sistem içinde burjuvazinin bir kesiminin kuyruğuna takılmak şeklinde
kavrayan reformist, kuyrukçu akımlara karşı mücadele eden tutarlı
komünist bir önderdir.
- İbo, reform-devrim ilişkisi sorununa da, özellikle de TİİKP revizyonistleriyle
polemik içinde komünist tavır takınmış, Marksizm-Leninizm'in parlak
bir savunuculuğunu yapmış bir komünist önderdir.
- İbo, içinden çıkıp geldiği PDA'nın (Aydınlık/Şafak) "ilerici-kemalist
ordu" darbesine bel bağlayan legalist, laçka örgütlenme planı
ve uygulaması karşısında, merkezinde meslekten devrimcilerin bulunduğu
leninist parti modeliyle çıkan komünist önderdir.
- İbo, örgüt içi ve dışında ilkeli ve açık ideolojik mücadele ilkesini
savunan ve uygulayan, PDA'nın -bugün MGK'nın sözcüsü gibi davranan-
revizyonist şeflerinin kapalı kapılar ardında tezgâhladıkları komplolara
rağmen ilkeli mücadeleden şaşmayan komünist önderdir.
- İbo, sosyalizm adına hareket eden gruplar içinde proletarya diktatörlüğü
konusunda doğru tavır takınan tek önderdir. Kemalizmin sol içindeki
etkisinden dolayı, solun (THKO, TİİKP, THKP-C) proletarya diktatörlüğünü
teorik olarak bile kavrayamadıkları dönemde İbrahim Kaypakkaya proletarya
diktatörlüğünün sınıfsal niteliği; sosyalizm için mutlak gerekliliği;
görevleri konusunda esas olarak marksist-leninist görüşleri savunmuştur.
- İbo, proletarya önderliğindeki devrim için işçi-köylü ittifakının
gerekliliğini savunmuştur. İbo, bu alanda savunduğu marksist-leninist
görüşleriyle bir dizi burjuva kuyrukçusu görüşü mahkûm etmiştir.
O, milli burjuvazinin ikili niteliğini de çok net olarak ortaya
koymuş, burjuvazi ile ittifak kurulduğu şartlarda bile ona güvenilmemesi
gerektiğini vurgulamıştır.
TKP/ML'nin kurulduğu 1972 şartlarında uluslararası planda revizyonizm
/ oportünizm ile Marksizm-Leninizm arasındaki güncel mücadelede,
Marksizm-Leninizm'in devrimci özüne sahip çıkan çizgi, tüm hata
ve sapmalarına rağmen başını Çin Komünist Partisi ve Arnavutluk
Emek Partisi'nin çektiği çizgiydi. Yer yer "Mao Zedung Düşüncesi"
adı altında da anılan bu çizgi Sovyetler Birliği'nde iktidarı ele
geçiren modern revizyonizme karşı mücadele içinde şekillenen bir
çizgiydi. Kendisi çok ağır hata ve sapmalar içerse de bu çizgi Marksizm-Leninizm'in
devrimci özüne sahip çıkıyor, emperyalizmle uzlaşmayı değil onu
yıkmayı bayrağına yazıyor; proletarya diktatörlüğünün "burjuvazi
üzerinde topyekün diktatörlük" olduğunu, proletarya diktatörlüğü
şartlarında da devrimin sürdürülmesi gerektiğini savunuyor, proletarya
ve halkları proleter dünya devrimine çağırıyordu.
İbo, 1972 şartlarında Marksizm-Leninizm'in devrimci özünü temsil
eden bu çizginin savunucusu oldu; modern revizyonizme karşı mücadeleye
önderlik etti. O bu tavrı takındığında kendisi dışında "Mao
Zedung Düşüncesi"ni savunduğu iddiasında olan sadece Aydınlık
/ Şafak revizyonistleri vardı. Onların "Mao Zedung Düşüncesi"
savunusu ise gerçekte kemalist, milliyetçi, reformist, legalist
bir çizginin "halk savaşı" palavraları ile süslenerek
savunulmasından başka bir şey değildi. Sosyalizm adına konuşan diğer
devrimci akımlar ise bu alanda ortayolcu bir çizgi izliyorlardı.
- İbo, ulusal sorunda "sol" içinde şovenist Kemalizmin
"antiemperyalistlik" adına egemen olduğu bir durumda;
"Kürt", "Kürdistan" sözcüklerinin bile tabu
olduğu bir ortamda; "sol"un bu konuda yaptığı en ileri
işin "Doğu Mitingleri" olduğu bir ortamda; proletaryanın
birliği, halkların kardeşliği adına Kürt ulusunun varlığının açıkça
reddedildiği şartlarda... Kürt ulusunun varlığını, onun ayrı devlet
kurma hakkını açıkça ve cesaretle savunan, ulusal sorunun gerçek
çözümünün sosyalizmin yolunu açacak demokratik halk devriminde olduğunu
gören ve gösteren komünist önderdir.
O bu konuda doğru görüşleri geliştirip ortaya koyarken, kendi çevresindeki
az sayıda komünist dışında, aynı Kemalizm konusunda olduğu gibi,
kelimenin gerçek anlamıyla yalnızdı. Kürt milliyetçiliği temelinde
siyaset yapanlar bile, İbrahim Kaypakkaya Kürt ulusunun varlığını
ve ayrı devlet kurma hakkını açıkça savunduğu dönemde sorunun adını
bile koymaktan çekiniyor, kaçınıyorlardı.
İbrahim, alçakgönüllülüğü ile, öğrenmeye ve gelişmeye açık tavrı,
özeleştiri silahını gelişmenin aracı olarak gören ve kullanan, söz
ile öz birliğine belirleyici önem veren, görevin büyüğü-küçüğü arasında
ayrım yapmayan, her konuda başkalarından talep ettiği şeyleri kendi
pratiğinde yapmaya hazır olan ve yapan... tavırlarıyla kelimenin
gerçek anlamında bir önderdi.
Fakat o, en önde yürümesine rağmen, teorik kavrayışı diğerlerinden
çok ilerde olmasına, pratik konusunda da yolgösterici bir insan
olmasına rağmen, kendini diğerlerinden üstün gören ve gösteren davranışlardan
uzak, "yanılmaz önder", her dediğinde bir keramet olan
peygamber vb. pozlarına bürünmeyen, kişiliğini öne çıkarmaya karşı
olan, kolektif çalışmaya büyük önem veren gerçek komünist bir önderdi.
O'NUN HATALARI DA VARDI...
Kuşkusuz İbrahim ve onun önderlik ettiği TKP/ML hatasız değildi.
Onun en büyük hatası o günkü dönemde haklı olarak dünya çapında
Marksizm-Leninizm'in temsilcisi olarak görünen "Mao Zedung
Düşüncesi" akımının yer yer Leninizm'den sapma anlamına gelen
teorik ve pratik yanlışlarını görmemesi, buna bağlı olarak da Çin
devriminin somut gelişme yolunun yanlış genelleştirilmesi ve Türkiye
için de adeta bir şablon gibi kavranmasıydı. Onun bu hatası 1972
şartlarında genç bir komünist hareket için anlaşılabilir ve aşılabilir
bir hataydı. Şimdi aradan geçen otuz yıldan fazla bir zaman içinde
ve geçmişin hataları, İbrahim'in gerçek savunucuları tarafından
açıkça ortaya konup ve aşılmasına rağmen, "Mao Zedung Düşüncesi"ndeki
yanlışların siyasi sonuçlarının neler olduğu pratikte ortaya çıkmış
olmasına rağmen İbrahim Kaypakkaya'nın savunucusu olma adına onun
yanlışlarına sarılanların, gerçekte İbrahim Kaypakkaya'nın komünist
özü ile bir ilişkileri yoktur. Bunlar gibiler için, Lenin'in Rosa
Luxemburg ve daha sonra onun hatalarını sistemleştirenler hakkında
Rus atasözünden yaptığı benzetme geçerlidir: "Kartallar bazen
tavukların seviyesine kadar inebilir, fakat tavuklar hiç bir zaman
bir kartalın ulaştığı seviyeye yükselemezler!"
İbrahim Kaypakkaya adı altın harflerle Dünya Komünist Hareketi'nin
tarihine yazılmıştır. Bu adın da simgelediği marksist-leninist öz,
burjuvazinin ve onun çanak yalayıcılarının bütün "komünizm
öldü" yaygaralarına rağmen, tüm dünyada komünistlerin pratiğinde
yaşamaktadır ve bu öz her yerde işçi sınıfını er geç kurtuluşa taşıyacaktır.
Bugün güçlü ve yenilmez görünen emperyalizm, kapitalist sistem tarihin
çöplüğünde "hak ettiği" yeri alacaktır.
İbo, devrimci-komünist mücadelede yaşıyor, yaşayacak!
30 Nisan 2003
İbrahim Kaypakkaya'yı tanımayan okuyucularımıza, İbrahim Kaypakkaya'nın hayatını kısaca, "Kazanımları ve Hataları ile İbrahim Kaypakkaya (Genel Değerlendirme)" adlı kitaptan olduğu gibi aktarıyoruz.KOMÜNİST ÖNDER
İBRAHİM KAYPAKKAYA'NIN HAYATI
İbrahim KAYPAKKAYA, 1949 yılında, yoksul bir ailenin çocuğu olarak
Çorum'un bir köyünde dünyaya geldi. Babası yoksul bir emekçiydi.
Annesi ile babası İbrahim 2-3 yaşında iken ayrıldılar.
İbrahim KAYPAKKAYA, ilkokul 1. ve 2. sınıflarını Karamahmut köyünde,
üçüncü sınıfı Ortakışla köyünde, dördüncü ve beşinci sınıfları da
Alacaköy'de okudu.
İbrahim KAYPAKKAYA, daha çocukluk yaşlarından itibaren herşeye meraklı
idi, bilgi açlığını gidermek için önüne çıkan her fırsattan yararlanıyordu.
Verilen her işi yapmaya çalışıyor, sorumluluk almaktan korkmuyordu.
Okulundan arta kalan zamanlarda bütün işlerde ailesine yardım ediyordu,
koyun gütmeye giderken bile yanına defter, kalem, kitap almayı unutmazdı.
İbrahim KAYPAKKAYA, daha o yaşlarda bile yaşıtları arasından sıyrılıyordu,
fakat o, bunu hiçbir zaman kuruntu kaynağı yapmaz, arkadaşlarını
küçümsemezdi. Arkadaşları arasında da çalışkanlığı, bilgisi, ağırbaşlılığı,
yardımseverliği ve fedakârlığı ile sayılıp sevilirdi.
İbrahim KAYPAKKAYA, ilkokulu bitirince öğretmen olmayı kafasına
koydu, devlet parasız-yatılı sınavlarına girip kazandı ve Ankara-Hasanoğlan
Öğretmen Okulu'na yatılı öğrenci olarak alındı. O, yatılı okulda
okurken, yazları ve diğer ara tatillerde köyüne dönüyor ve ailesine
yardımcı oluyordu. Çalışırken yorulmak bilmezdi. Köydeki diğer öğrenci
arkadaşları köylüye karışmaz, işe katılmazken o, elinden ne iş gelirse
ailesine ve köylüye yardım ederdi. Öğrenci oluşunu, köylünün yaptığı
işleri yapmamak anlamında bir ayrıcalık olarak görmezdi.
İbrahim KAYPAKKAYA, ilk devrimci düşüncelerle Hasanoğlan Öğretmen
Okulu'nda tanıştı. Araştırıyor, soruyor, okuyordu, siyasal olarak
geliştikçe davranışları ve ilişkileri de değişiyordu.
Bu gelişme sayesinde İbrahim KAYPAKKAYA'nın adı çevre köylerde bile
duyulur oldu. Tabii gericilerin, yobazların gözüne batmaya da başlamıştı.
Okulda "yeşili sevmiyorum" başlığı ile yazdığı bir kompozisyon
yüzünden öğretmenlerden biri ona çok kızmış ve "peki kızılı
mı seviyorsun" diye hayli eziyet çektirmişti.
İbrahim KAYPAKKAYA, Hasanoğlan'dan "pekiyi" derece ile
mezun oldu. Ve sınavları kazanarak İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen
Okulu'na kayıt oldu. Bu okula başladığında, devrimci fikirler karakterinin
bir parçası olmuştu bile. Buradaki siyasal gelişimi çok hızlı bir
seyir izledi, kısa zamanda devrimci öğrenciler arasında sivrildi,
onlarla tartışan, onlara öğreten, onları güçlendiren ve örgütleyen
bir devrimci olarak ön plâna çıktı. Fakat o, köyüyle olan ilişkisini
hiçbir zaman kesmedi, her fırsatta köyüne döndü, oraya dergi, gazete,
kitap götürdü, yeni dostluklar ve ilişkiler kurdu. Bu faaliyetleri
neticesinde İbrahim KAYPAKKAYA, polis tarafından "fişlendi".
O, artık Çapa'daki devrimci çevrenin önde gelen liderlerinden biriydi.
İlk bildirisini, Çetin Altan'a bir gezi sırasında gericiler tarafından
saldırılması üzerine kaleme aldı. Ve onun devrimci saflardaki ilerleyişi
günbegün hızlanan bir tempo izledi, nerede bir konferans, açık oturum,
forum, tartışma, seminer varsa İbrahim oradaydı, dinliyor, not alıyor,
sorular soruyordu. Ders çalışmaya çok az vakti olmasına rağmen başarılı
bir öğrenciydi.
Arkadaşlarını eğiten İbrahim, onları okuldaki çalışmayı örgütlü
yürütme konusunda ikna etmişti. Bunun sonucunda Fikir Kulüpleri
Federasyonu'na bağlı olarak Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü
kuruldu ve İbrahim başkanlığa seçildi. İbrahim KAYPAKKAYA derneğin
kuruluş bildirisini kaleme aldı ve bu bildiri okulda dağıtıldı.
Bu bildiri ile okuldaki bütün yurtsever, devrimci ve ilericiler,
yobazlara ve faşistlere karşı birlik olmaya ve mücadeleye çağrılıyordu.
Buna karşı okul yönetimi hemen harekete geçti. İbrahim ve diğer
kurucu üyelere "1 ay okuldan uzaklaştırma" cezası verildi,
bununla da yetinmeyip, İbrahim ve arkadaşları savcılığa ihbar edildi.
İbrahim, bu bir ay sırasında arkadaşlarının evlerinde kaldı. Bütün
zamanını devrimci mücadele için kullanıyordu. Bütün davranışlarına
önder bir devrimcinin alçakgönüllüğü hakimdi.
Artık dergilere yazılar yazmaya başlamıştı. Öğrencilik dönemi boyunca
sırasıyla Forum, Ant, Türk Solu, Aydınlık gibi dergilerde yazıları
çıktı. FKF'nin 2. Kurultayı'na Çapa'dan delege olarak katıldı.
Bu gelişmeyi okul yönetimi ve gericiler her türlü yöntemle engellemeye
çalışıyorlardı. Gericilerin taşlı-sopalı saldırıları artmıştı. İbrahim,
bu gelişmelere karşı bildiriler yazdı ve bizzat dağıtımında görev
aldı. Bu olay üzerine okul disiplin kurulu toplandı, İbrahim ve
arkadaşlarının "Parasız Yatılı Öğrenci"lik hakları ellerinden
alındı. İbrahim ve arkadaşları bu gerici kararı tanımadıklarını
ve buna uymayacaklarını açıkladılar, bunun üzerine faşist gericiler
dışardan takviye alarak okulun önünü kestiler, İbrahim ve arkadaşlarına
saldırdılar, bu olayda faşistler silah da kullandı, buna rağmen
İbrahim ve arkadaşları faşistleri püskürtüp okula girdiler. Bunun
üzerine müdür, polis çağırıp İbrahim ve arkadaşlarını okuldan attırdı.
İbrahim KAYPAKKAYA, okuldan atılınca bir süre bir otelde çalıştı,
patronla kavga edince oradan ayrıldı. Geçimini matematik dersleri
vererek sürdürmeye çalıştı. Tüm bu zor şartlara rağmen geçimini
sağlayacak parayı kazandıktan sonra gerisine aldırmıyor, zamanını
ve enerjisini devrimci çalışma için kullanıyordu.
İbrahim KAYPAKKAYA, 6. Filo'ya karşı eylemler ve Kanlı Pazar gibi
olaylarda en önde yürüyor, fabrika ve köylerde örgütleme çalışmaları
yürütüyordu. 69-70 yıllarında İbrahim KAYPAKKAYA, Türk Solu dergisinde
işçi ve köylü eylemleri ile ilgili bir dizi haber ve yorum yazdı.
Okuldan atılma ile ilgili kararı Danıştay bozmuştu, buna göre İbrahim
KAYPAKKAYA ve arkadaşları okula geri alınmalıydılar, fakat yönetim
İbrahim KAYPAKKAYA için bu kararı uygulamadı. Atılan dokuz öğrenci
okula alındı. İbrahim KAYPAKKAYA alınmadı.
70 yılı mücadelenin daha da geliştiği ve sertleştiği bir yıl oldu.
Şehirlerde ve kırlarda kitlelerin devrimci mücadele ruhu gittikçe
yükseliyordu. İbrahim KAYPAKKAYA, Trakya Değirmenköy'de toprakları
için ağaya karşı mücadele eden köylülerin arasındaydı. İbrahim KAYPAKKAYA
ve bu direnişte yer alan diğer devrimci önder Cihan Alptekin, bu
direnişten dönerlerken polis tarafından tutuklandılar ve işkenceden
geçirildiler.
Yükselen mücadele 15-16 Haziran'da doruğa ulaştı. İbrahim KAYPAKKAYA,
bu büyük direnişin sıra neferlerinden biriydi. Gece sabahlara kadar
bildiri basıyor, gündüz kavganın en yoğun olduğu yere koşuyordu.
Demir-döküm, Sungurlar, Horoz Çivi, Petriks, Ege Sanayi, EAS Akü,
Gıslaved, Gamak, Singer, Derby... işçileri, bu büyük devrimciyi
yakından tanıyorlar ve kendilerinden biri olarak görüyorlardı.
15-16 Haziran büyük işçi mücadelesi, İbrahim KAYPAKKAYA'nın siyasal
mücadelesi açısından önemli dönüm noktalarından biri oldu. Bu mücadeleden
çıkarılması gereken dersler bağlamında yürütülen tartışmada, İbrahim
KAYPAKKAYA o döneme kadar içinde bulunduğu örgütün ÑPDA/TİİKPÑ merkezi
ile ters düştü. Tartışmalar içinde merkezin Halk Savaşı çığlıkları
ile üzeri örtülen reformist-legalist bir çizgi izlediğini gördü.
İbrahim KAYPAKKAYA, 71 başlarında Çorum ve köylerinde araştırma
çalışmalarına çıktı. Bu tarih aynı zamanda 12 Mart faşist cuntasının
tezgâhlandığı tarihti. Yükselen devrimci başkaldırışı durdurmakta
yetersiz kalan göstermelik parlamenter araçları bile çok gören faşist
devlet, kolları sıvadı ve sıkıyönetim ilan edildi. Grevler, kitle
eylemleri, mitingler yasaklandı, bütün devrimci dergiler, kitle
örgütleri kapatıldı. Devrimci avına başlandı, binlerce devrimci
tutuklandı, onlarcası katledildi. İbrahim KAYPAKKAYA da arananlar
arasındaydı. 12 Mart'ın değerlendirilmesi konusunda yürütülen tartışmada
da, İbrahim KAYPAKKAYA, TİİKP'nin merkezindekilerin revizyonist
bir hat izlediklerini açıkça gördü.
İbrahim KAYPAKKAYA, bir süredir Çorum'daydı. Bu bölgedeki uzun çalışmaları
sonucu "Çorum İlinde Sınıfların Tahlili" konulu bir inceleme
hazırladı. İbrahim KAYPAKKAYA, sıkıyönetim sonrası çekildiği bu
bölgede arkadaşları ile sürekli okuyup-tartışıyor, kafasında yeni
bir örgüt taslağı oluşturuyordu. Sonra bu bölgeden ayrılıp Kuzey
Kürdistan'a geçmeye karar verdi.
İbrahim KAYPAKKAYA, 72 yılı başlarında TİİKP revizyonistleri ile
örgütsel bağları koparıp TKP/ML'nin kurulmasına önderlik etti.
İbrahim KAYPAKKAYA, bu dönemden sonra yakalandığı gün olan 24 Ocak
73'e kadar esas olarak Malatya, Tunceli, Antep yörelerinde devrimci
mücadeleyi örgütledi. İbrahim KAYPAKKAYA, yorulmak bilmez bir enerji
ile köy köy dolaşıyor, yoksul köylüler ile uzun sohbetler ediyor,
onlara destansı bir üslupla Çin, Vietnam ve Ekim Devrimlerini anlatıyordu.
Dolaştığı bölgelerdeki yoldaşlarının en küçük sorunları ile bile
ilgileniyor, onlara sorunlarını çözmede yol gösteriyordu, Kürtçeyi
çat-pat sökmüştü, Malatya yöresinde kitlenin ileri kesimlerine hitap
eden "okuma grupları" oluşturmuştu.
Sıkıyönetim tüm ağırlığı ile devam ediyordu, direnenler de vardı,
teslim olanlar da. İbrahim KAYPAKKAYA, sıkıyönetim işkencelerinden
başeğmeden çıkan Ömer Ayna'nın resmini yoldaşlarına gösterip "devrimci
olmanın ilk koşullarından birinin işkenceye dayanmak olduğunu"
söylüyordu. Malatya yöresinde yürüttüğü çalışmalar neticesinde tuttuğu
notları sistemleştirip "Malatya'da Sınıfların Tahlili"
başlıklı bir inceleme hazırladı.
72 yılı Mayıs ayının altısında Deniz ve arkadaşları idam edilmişlerdi.
İbrahim KAYPAKKAYA'nın çalışma yöresinin yakınlarında da THKO'dan
Sinan Cemgil ve iki arkadaşı girdikleri çatışmada şehit düşmüşlerdi.
İbrahim KAYPAKKAYA, bu olaydan sonra çevre köylerde araştırma yaptı
ve Kahyalı köyü muhtarı Mustafa Mordeniz'in ihbarcı olduğunu ortaya
çıkardı. Bu ihbarcı İbrahim KAYPAKKAYA ve iki yoldaşı tarafından
tutuklanıp sorgulandı, suçlu görülerek kurşuna dizildi. Böylece
devrimin adaletinin iki elinin devrim düşmanı ihbarcıların yakasında
olduğu, ihbarcıların af edilmeyeceği dosta düşmana gösterildi. Çevredeki
köylülerin ve tüm devrimcilerin büyük coşkusu ile karşılanan bu
eylem sıkıyönetimin azgınca sürdüğü bir dönemde gerçekleştirilmişti.
Bu eylem İbrahim KAYPAKKAYA'nın devrimci dayanışmadan ne anladığını,
onun silahlı mücadele çizgisini, silahlı eylem hedefleri konusundaki
görüşlerini de pratikte gösteren bir eylemdi.
İbrahim KAYPAKKAYA, bu olaydan sonra Tunceli yöresine geçti, aynı
bölgeye can yoldaşı Ali Haydar Yıldız ve Muzaffer Oruçoğlu da gelmişlerdi.
İbrahim KAYPAKKAYA, bu bölgede yoldaşları ile eğitim çalışmaları
yaptı, onlara geliştirdiği yeni görüşlerini aktardı ve onlarla tartıştı.
Aynı günlerde İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarının bu bölgede olduğu
haberini alan Fehmi Altınbilek yönetimindeki faşist devlet güçleri
köy köy, dağ taş İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarını arıyorlardı.
Bu bölgedeki devlet güçleri takviye edildi, halkın üzerinde tam
bir faşist terör estiriliyordu.
İbrahim KAYPAKKAYA, bir ara İstanbul'a döndü, sonra Malatya'ya uğrayıp
tekrar Tunceli yöresine geçti.
O güne kadar faşist kolluk güçlerinin sürdüğü hiçbir iz sonuç vermemişti.
Halk, İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşlarını kendilerinden biri olarak
gizliyordu. İbrahim KAYPAKKAYA ve arkadaşları her fırsatta halkın
üzerindeki baskıları teşhir ediyorlardı. Ali Haydar, 20 Ocak 73'de
geceyarısı dağdan Tunceli'ye inmiş, karakolu ve lojmanı bombalamıştı.
23 Ocak akşamı Süleyman ve Ali Haydar ekmek ve yiyecek almak için
Vartinik'teki kömden ayrıldılar, akşama geri döneceklerdi. Ama yollar
alabildiğine karlı olduğundan dönüşleri gecikti. Ancak sabaha doğru
köme varabildiler. Az uzakta parolayı çaldılar, fakat karşılık gelmedi,
parolayı tekrarladılar yine karşılık gelmedi, çevreyi süzmeye koyuldular
ve uzaktan jandarmaların kömü sardıklarını gördüler, köm kuşatılıyordu.
1973 yılının Ocak ayının 24. sabahıydı. Ali Haydar ve Süleyman yoldaşlarını
uyarmak için köme fırladılar, kuşatma yarımay şeklindeydi. Ali Haydar
kömü en son terketti, ne yazık ki seti aşamadı, orada vuruldu kaldı.
İbrahim KAYPAKKAYA, ateşten sıyrılıp kaçmaya çalışıyordu fakat o
da vurulmaktan kurtulamadı, boynunun her yanı saçma dolmuştu, hemen
cebindeki adresleri çıkartıp yoketti. Muzaffer, Süleyman ve Hüseyin
kuşatmanın boş tarafından kaçmayı başarmışlardı. Jandarmalar İbrahim
ve Ali Haydar'ı bırakıp kaçanların peşine düştüler.
İbrahim KAYPAKKAYA, belli bir süre sonra kendine geldi, kafası saçma
yaralarından kan içindeydi, biraz ilerde yerde yatan Ali Haydar'ı
gördü, can yoldaşını kaybetmenin hüznü ile içi burkuldu ve bir intikam
yemini içip sendeleyerek oradan uzaklaşmaya çalıştı. Bir mağara
buldu ve iki gün burada kaldı. Köylerde terör estiriliyordu. İbrahim
KAYPAKKAYA, bu süre içinde değişik köylere uğradı, bazılarından
yardım alamadan döndü, bazılarında sıcak ilgi ve yardım ile karşılaştı.
Vurulduğunun beşinci günü uğradığı köyün öğretmeni azılı bir gericiydi,
İbrahim KAYPAKKAYA'yı ihbar etti, ev kuşatıldı ve İbrahim KAYPAKKAYA
tutuklandı.
İbrahim KAYPAKKAYA, Gökçe Karakolu'na kadar buzlu derelerin içinden
yaya sürüklendi, ilk ifadesi karakolda alındı, faşistler onu hemen
konuşturup işini bitirmek istiyorlardı. Fakat İbrahim KAYPAKKAYA
hiçbir örgütsel konuda ifade vermedi. Bundan sonra bitmek bilmeyen
işkenceler başladı. İbrahim KAYPAKKAYA, Şubat başında önce Tunceli'ye
ordan Elazığ'a, oradan da Diyarbakır'a götürülüp Savcı Yaşar Değerli'ye
teslim edildi. İbrahim KAYPAKKAYA, burada gittikçe ağırlaşan yaraları
yüzünden ölüm tehlikesinin belirmesi sonucu askeri hastaneye yatırıldı,
cellatlar İbrahim KAYPAKKAYA'nın onlara gerekli bilgileri vermeden
ölüp gitmesine razı değildiler. İbrahim KAYPAKKAYA, burada donma/kangren
sonucu iki ayağını da kaybetti. Şubat ayı başlarında İbrahim KAYPAKKAYA
iyileştikten sonra tekrar sorgular başladı, faşistler onu konuşturmak
için akla gelebilecek her türlü işkence yöntemini deniyorlardı,
fakat tüm çabaları boşa çıktı, İbrahim KAYPAKKAYA şaşmaz bir kararlılıkla
hiçbir örgütsel faaliyeti hakkında bilgi vermedi, işkenceciler bu
durum karşısında çılgına dönüyorlardı.
Mayıs ayı başlarıydı, nedense birkaç gündür işkence yapmıyorlardı.
Bir defter kalem istemiş onu da getirmişlerdi. "Herhalde sorgulamalar
bitti" diye düşünüp savunmasını hazırlamaya başladı. Savunmasını
hazırlarken bazen duyguları yoğunlaşıyor, bunları da yazdığı şiirler
ile dile getiriyordu. Bu dönem yazdığı şiirlerden bir tanesi şöyleydi:
"DEVRİM İÇİN HER ZAMAN ÖLECEKLER BULUNUR
...gider ...gider, nice koçyiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
Yüreğimiz kabına sığmamakta
Örsle çekiç arasında yoğrulduk
Hıncımız derya gibi kabarmakta"
İbrahim KAYPAKKAYA, bazı özel istekler yüzünden ve görüşebilmek
için babasına da mektup yazmıştı. Babası oğlunun mektubunu alınca
çok sevinmişti, aylardır haber alamadığı oğlu demek ki yaşıyordu.
Hemen onun istediği şeyleri yerine getirip 19 Mayıs günü Diyarbakır'a
doğru yola çıktı. Bundan önce de Diyarbakır'a gitmiş fakat onu İbo'suyla
görüştürmemişlerdi. Fakat Ali KAYPAKKAYA'yı Diyarbakır'da oğlunun
ölüm haberi karşıladı. Oğlunun intihar ettiğini söylediler. Tabii
ki o bu palavralara inanmadı, onun tanıdığı oğlu intihar etmezdi.
Oğlunun cesedini almaya gittiğinde cesedin üzerindeki kurşun izlerini
gördü, bunların ne olduğunu sorduğunda görevliler suskunlukla cevap
verdiler. İbrahim KAYPAKKAYA'yı konuşturamayacağını anlayan faşistler
onu 18 Mayıs günü kurşuna dizmişlerdi.
İbrahim KAYPAKKAYA, genç yaşta faşist cellatlar tarafından kurşuna
dizildi, o işkencelerde ser verip sır vermedi, o bir komünist olarak
yaşadı ve bir komünist olarak öldü.
Anısı mücadelemize rehber olsun!
(adı geçen kitap, sayfa 9-16, Yeni
Dünya İçin Çağrı Yayınları)
