Emekçi kadın arkadaş,
1 Mayıs bizim mücadele günümüz!
Emperyalist
koalisyonun yanıbaşımızda Irak halkını bombaladığı, suyunu-elektriğini
kestiği, yağma ve sefalete sürüklediği günlerde yeni bir 1 Mayıs'ı,
işçi sınıfının uluslararası mücadele gününü karşılıyoruz. Hegemonya
ve azami kâr için çevirmekten geri kalmayacakları dalavere olmadığını,
her türlü emperyalist haydutluğa, her türlü emperyalist barbarlığa
hazır olduklarını dünya halklarının gözü önünde sergiliyor emperyalistler...
Emperyalist çıkarlar sözkonusu olunca "demokrasinin",
"insan haklarının" ve bir dizi uluslararası anlaşmanın
nasıl da bir kenara itildiğini, ya da emperyalistlerin işlerine
geldiği gibi kullandıklarına tanık oluyoruz...
Güçlünün zayıfı ezip geçtiği bir dünyada yaşıyoruz! Egemenler her
geçen gün biraz daha pervasızlaşıyor. İşçi ve emekçi kitleler ise
her geçen gün biraz daha yoksullaşıyor! Ve bütün bu gidişattan en
çok etkilenenler biz işçi ve emekçi kadınlar oluyoruz. Afganistan'da,
Filistin'de, Irak'ta... emperyalist-gerici savaşların sürdüğü her
yerde kadınlar savaşın tüm vahşetini ve getirdiği yıkımı en ağır
biçimde yaşıyorlar. Ülkemizde de ekonomik krizin bütün ağırlığını
omuzlarında hissediyor yoksul, emekçi kadınlar... Emekçilerin yarattığı
tüm değerler, tüm zenginlikler egemenlerin cebine... Bu düzende
işçi ve emekçi kadınlara ekonomik bağımlılık, sefalet ücretleri,
ev köleliği ve hizmetçilik düşüyor...
Bu düzen böyle sürüp gidemez! İnsanca yaşamak için her türden kölelik
zincirlerini parçalamak ve yeryüzünün çehresini değiştirmek bizim
elimizde. Örgütlenelim ve dünyayı değiştirelim!
Emperyalizme ve erkek egemenliğine karşı öfkemizle haydi alanlara!
1 Mayıs bizim mücadele günümüz!
***
Emma Ihrer, Almanya Sosyal Demokrat Partisi'nin üyesi ve
kadın sorunundaki etkinliğiyle Clara Zetkin'in mücadele arkadaşıydı.
Aşağıda Emma Ihrer'in bundan neredeyse yüzyıl öncesine ait yazısının
tercümesini yayınlıyoruz. Üzerinden yüzyıl geçmiş olmasına karşın
bu yazıdaki bir dizi tespit bugün de geçerliliğini koruyor. Örneğin,
işçi ve emekçi saflarda kadınların mesleki çalışmasına zorunluluktan
kaynaklanan geçici bir uğraş gözüyle bakılması bugün de ülkemizde
geçerlidir. Çalışma koşullarının kötü, ücretlerin düşük olduğu tekstil
vs. gibi alanlarda kadınlar gerçekten de çoğunlukla evlendiklerinde
ya da en gecinden çocuk sahibi olduklarında çalışma hayatından kopmaktadırlar.
Kadınların "gönüllü" olarak "ev köleliği"ni
seçmeleri esasen çalışma koşullarının kötülüğünden ve kadınların
sırtındaki çifte yükün sonucudur. Daha iyi çalışma ve yaşam koşulları
altında kadınların büyük çoğunluğunun mesleki çalışmayı seçeceği
bugünün gelişmiş kapitalist ülkelerindeki gelişmeyle kanıtlanmaktadır.
Doyurucu ücretli bir mesleği olan kadınlar evlenip çocuk sahibi
olsalar dahi çalışma yaşamından kopmamaya eğilimlidirler. Yine çocuk
bakımı süresince evde kalmayı seçmiş olan kadınların önemli bir
bölümü de çocuklar büyüdükten sonra çalışma yaşamına yeniden dönmeyi
arzulamakta ve bu yönde çaba sarfetmektedirler. Aynı gelişme ülkemizde
de orta sınıfın kadınlarında görülmektedir.
Emma Ihrer yazısında emekçi kadının sırtındaki ikili-üçlü yükten
kurtulma istemine ve bunun yoluna işaret ediyor: tekil ev idaresinden
kurtulma! Bir başka deyişle ev işleri ve çocuk bakımının toplumsallaştırılması.
Gerçekten de ev işleri ve çocuk bakımının toplumsallaştığı yerde
kadınların gerçek kurtuluşu sözkonusu olacaktır. Bunu sağlayabilecek
tek toplum düzeni sosyalizmdir.
Emma Ihrer'in yazısı, komünist kadınların geçmişte sosyal demokrasi
saflarında varolan kimi erkek egemen bakış açısına karşı açıktan
mücadele yürüttüklerini göstermesi açısından da öğreticidir. O günden
bugüne belki çok şey değişti. Şimdi artık Marksizm-Leninizm adına
konuşan bir kişiyle kadınların mesleki çalışma hakkının varlığını
tartışmak zorunda değiliz. Ancak mücadelemiz başka alanlarda, başka
konularda devam ediyor, edecek. Klara Zetkin, Emma Ihrer gibi komünist
kadın önderlerin erkek egemen bakış açısına karşı yürüttükleri mücadeleleri
bugün de bize örnektir.
Proleter kadın ve mesleki çalışma
EMMA IHRER
Proleter kadın, sadece kapitalizmin boyunduruğundan kurtulmayı
hedeflemiyor, aynı zamanda aile zincirlerinden kurtulmak için de
mücadele ediyor!
Erkek ve kadına eşit haklar meselesinde teorik düşünceleri şüphe
götürmez olan Sosyal Demokrat Parti taraftarlarının geniş çevresinin
tavırları, bu temel ilkenin pratikte uygulanması için en küçük çabada
-bugün mümkün olan ne kadar dar sınırlar içinde olursa olsun- bize
aslında sadece gerici düşüncelerle dolu olanlarda rastlanabilecek
aynı gericiliği göstermektedir. İşte böyle bir gerilik içinde olan,
kendi saflarımızdan biri, Edmund Fischer yoldaş, bu gazetedeki açıklamalarıyla,
bir kere de kadın cinsinin kurtuluşu için proleter kadının çabalarını
ifade etmek için bize çok iyi bir fırsat sağlamış oluyor. Çünkü
halen bazılarında, evli kadınların da mesleki çalışmada bulunmasının
arzu edilir olup olmadığı, yoksa genelin çıkarı açısından, aynı
çocuk emeğinde olduğu gibi, bu olasılığı mümkün olduğunca sınırlandırmanın,
dolayısıyla kadın ve anneyi kendi doğal mesleğine yöneltmenin daha
doğru olup olmadığına dair şüpheler kafaları karıştırıyor. Bu, bu
tür görünürde bugünkü aile biçiminin sürmesi çıkarına olan düşünceler
karşısında tutuk olmayanlar açısından çeşitli itirazlara yol açıyor.
Herşeyden önce, evli kadın bir yetişkindir ve tüm onu haktan yoksun
kılan antika yasalara rağmen, bağımsız bir insandır ve kendi meselelerinde
karar vermesi kendine bırakılmalıdır. Sonra, kadının mesleki çalışması
ve çocuk emeği özde iki ayrı şeydir ve düşünen, ilerici bir insanın
bu ikisi arasında paralellik kurmaması gerekir. (...)
Kadının mesleki çalışması ama onun kişisel bağımsızlığı ve tam insanlığa
kavuşması açısından gerekli bir ekonomik önkoşuldur. Buna karşı,
salt evli kadının mesleki çalışmasının olumsuz bir durum olarak
görülmesi gerektiği, çünkü bunun aileden ev kadınını ve anneyi çekip
aldığı ve giderek ailenin çözülüşüne doğru sürüklediği şeklinde
itiraz geliyor. Ve sadece kesin mecburiyetin, yani erkeğin çok az
kazanç sağlamasının bunu affettirebileceği, tüm sosyal demokratların
hedefinin kadını aileye geri iade etmek olması gerektiği söyleniyor.
Bu durumda şu soru ortaya atılmak zorunda: Kadın, bugünkü yaşam
ve çalışma koşullarında her türlü mesleki çalışmadan vazgeçmesi
ve tüm düşünsel ve fiziki gücünü sadece ev işi için feda etmesiyle
ideal bir aile yaşantısı kurabilecek durumda mıdır? Ben, hayır diyorum.
Çünkü bunun için önkoşul, kadının evde dilediği gibi hareket etmesi
değil, tüm güçlerin, -öncelikle de erkeğin- özellikle çocuk eğitiminde
birlikte hareket etmesidir. Tam da bu noktada işçinin karısı kocasının
uzun zaman ev dışında olmasını ve böylelikle önemli eğitim sorunları
vb. üzerine birlikte karar vermenin olanaksızlaşmasını vahim bir
durum olarak hissetmektedir. (...)
Peki, ilk görevleri mesleki çalışma olan Gera'lı kadın işçilerin
% 40'ı ve Lausitz'li kadın işçilerin bir bölümü nasıl yapıyorlar?
Tam da tekstil işçilerinde daima ve her yerde en düşük ücretleri
alanların kadın işçiler olmadığı genelde bilinmektedir; bilakis
belirli işlerde oran öyledir ki, erkek 8-12 Mark alırken, buna karşılık
kadın 12-18 Mark kazanmaktadır. Daha iyi ücret alan kadının evlendikten
sonra da işini elde tutmasının nedeni bununla açıklığa kavuşmaktadır.
Bu evli kadınların bir dizisi biraraya gelmekte ve bunlara yaşlı
bir çift yemek hazırlamakta ve yine bu genç insanların evdeki temizlik
işlerini yerine getirmektedir. Aynı şekilde, artık fabrikada çalışamayan
yaşlı kadınlara çocuklar bakım için teslim edilmektedir. Bu henüz
mükemmel olmayan ve ortaklaşa ev idaresinin "insanların psikolojik
tabiatı gereği hiçbir zaman gerçekleşemeyecek ütopik bir hayal"
olmadığını ispatlamak için uzmanca geliştirilmesi gereken ortaklaşa
ev idaresi bütün tarafların işine gelmektedir. Bütün bunlar ama
bugünkü ailenin hiç de tekil ev idaresini gerekli kılmadığını göstermektedir.
Ve yine bununla kadınların %10'unun mesleki çalışmaya ev köleliğini
tercih ettiği iddiasını çürütmektedir. Bu kadınlar, en fazla değer
biçilen işi seçmektedirler, ki bu çoğunlukla mesleki çalışma olmaktadır
ve bu seçimde onlar kendi evinde, ev sanayiinde çalışan kadının
katlanmak zorunda olduğu ikili, üçlü yükten de kurtulmaktadırlar.
Burada meselenin özüne geliyoruz: Varılması gereken hedef proleter
kadının fazla işten kurtarılmasıdır. Geleceğin kadını kendi yeteneklerine
ve eğilimine uygun bir meslek seçecektir. O ya meslek sahibi bir
kadın veya çocuk eğiticisi veya ev idarecisi olacaktır, ama o, bugünkü
proleter kadın gibi bunların hepsi birden olmak zorunda kalmayacaktır.
Bugünkü insanlara aşılamaz gelen zorluk, işte sadece buradadır,
bu üçlü yüktedir. Ama nasıl ki, bugünkü kadın, büyük sanayi tüm
ihtiyaç maddelerini daha ucuz ve daha iyi şekilde sunduğundan, anneannelerimiz
gibi artık evin gerekliklerini üreten bir ev sanayicisi olmak zorunda
değilse, aynı şekilde tekil ev idaresi yürütmenin güç ve materyal
kaybı olduğu yavaş yavaş kavranacaktır. Ve en beceriksiz ev kadını
belki başka bir iş alanında en iyi randımanı verecektir. (...)
Yukarıda alıntıladığımız yoldaş Fischer şunu açıklarken en büyük
kozu oynadığını sanıyor: sosyal devrimin olduğu gün ücretlerin iki
kat, üç kat arttığı ilan edilir edilmez "bir tek evli kadın
bile fabrikaya gitmeyecek veya herhangi başka bir mesleki alanda
çalışmayacaktır." Affınızı buyurun: ücretler artırıldığında
bu bütün işçiler için yapılacaktır, yani kadın işçiler için de!
Öyleyse, o zaman kadınların çok büyük bir bölümünün bugünkü anlamda
ev köleliğine hiç de rağbet etmeyeceği daha akla yatkındır. Kaldı
ki, o zamana kadar iktisadi ve sınai gelişme büyük ihtimalle o kadar
ilerlemiş olacaktır ki, eski, bugünkü alışılmış iktisat uygulamasından
geriye pek birşey kalmayacaktır; belki yoldaş Fischer gibi kendilerine
geçmiş bir dönemin kalıntılarıyla ağ ören bazı eksantrikler dışında.
Bugünkü aile biçiminin -Fischer'e göre insanın doğasına tek uygun
olan aile biçimi- bu kökten altüst oluş sürecinde ayakta kalıp kalamayacağı
sorununu rahatlıkla geleceğe bırakabiliriz; biçim, toplumsal gelişmenin
sadece bir sonucudur ve tam da biz sosyal demokratlar, bu biçimin,
çokça içeriksiz olan ve gitgide artan bir şekilde kendini gösteren
zaaflarını çağdışı olarak keskin bir şekilde eleştirdik. Fischer,
bugün bugünkü evlilik biçimi üzerine teorisini kanıtlamak için Stuart
Mill'e başvurduğunda, Mill'in tam da şu sözünü gözden kaçırmış görünmektedir.
"Evlilik yasanın tanıdığı tek gerçek köleliktir."
Anne olmanın önkoşulu, kesinlikle herhangi bir diğer meslekte olduğu
gibi, bir annenin her durum altında çocuk ruhuna değin özel bir
anlayışa sahip olmasını veya çocuk bakımı ve eğitimi için gerekli
bilgi ve kudreti gösterecek yeteneğe sahip olmasını gerektirmez.
Doğrudan şunu ifade etmek istiyorum: Annelerin çoğunluğu ne birine
ne de diğerine sahiptir. Onlar yavaş yavaş bu görevin yerine getiriliş
tarzını öğreniyorlar, aynı bir ev kadının, bu onların görevi olduğu
için, buna hiçbir şekilde önceden hazırlıklı olmadıkları halde,
herhangi bir görevi yerine getirmeyi öğrendikleri gibi. (...)
Kadının doğasında yatan ilk ve en üst yaşam hedefinin anne olmak,
çocukların bakımını ve eğitimini üstlenmek olduğuna dair düşünce
büyük bir yanılgıdır. Baba olmak ne kadar yaşam hedefi ise, anne
olmak da o kadar yaşam hedefidir. (...)
Kadın faaliyetinde, dışarıdan hiçbir düşünsel teşvik gelmeksizin,
evin günlük işleri gibi en tekyanlı işlerle uğraşmak zorunda kaldığında,
onun ruhsal yaşantısının gitgide körleşmesi kaçınılmazdır. İşten
yorgun eve dönen erkek ona hiçbir şekilde bir değişiklik getirmemektedir,
bilakis sadece yeni iş; o da bakım istemekte, evdeki zorlukları
işitmek istememekte, dinlenmek istemektedir. Günlük küçük dertleriyle
kadının kendisi başa çıkmak zorundadır ve bunlar o kadar çok zaman
almaktadır ki, sonuçta düşünsel ilgilerden geriye birşey kalmamaktadır.
Bu ruhsal boşluktan kurtulmak için kadının, onu her türlü vesayetten
bağımsız kılacak bir mesleğe ihtiyacı vardır. Ve sadece, hergün
beş saat iplik bükme makinesi başında olmak veya çocuk zırıltısıyla
yuvasında kalmak gibi bir seçimle karşı karşıya kalsa, çoğunluk
birincisini seçer ve bu ağır işi bugünkü kötü çalışma şartlarında
bile kötülerin iyisi olarak kabul eder. Proleter kadın sadece kapitalizmin
boyunduruğundan kurtulmayı hedeflemiyor, o aynı zamanda aile zincirlerinden
kurtulmak için de mücadele etmek zorunda; onun kurtuluş çabası bu
yönde ilerliyor. (...)
1905
