ARJANTİN'DE KADIN İŞÇİLER DİRENİYOR:
"Geri adım yok! Brukman bizimdir!"
Arjantin'de
hükümetlere karşı toplumsal hareket her geçen gün ivme kazanarak
büyüyor. İşçi sınıfı, işsizler hareketi, öğrenciler ve diğer muhalif
hareketler tüm baskı ve saldırılara karşı direniyor, örgütleniyor
ve dayanışma içinde mücadelelerini sürdürüyorlar.
Bunun son örneklerinden biri Brukman konfeksiyon fabrikası kadın
işçilerinin direnişidir.
Kadın işçiler
fabrikayı ele geçiriyor!
İşçi sınıfı hareketinin ünlü şiarlarından biri "üreten biziz
- yöneten de biz olacağız!"dır. Brukman'da çalışan dikişçi
kadınlar, tekstil fabrikasının sahibi aylarca birikmiş ücretlerini
ödemeden fabrikayı kapatıp kaçınca, 2001 Aralık ayında bunu hayata
geçiriyor ve fabrikayı işgal ediyorlar. İşsizliğin kol gezdiği ülkede
patronlarına kanıp fabrikayı kurtarmak için canla-başla çalışan
kadın işçiler birdenbire kapı önüne konulmayı kabul edemiyor ve
direnmeye karar veriyorlar. Önce işbirlikçi ustabaşı ve diğer işbirlikçileri
kovalıyor, sonra da fabrikayı yeniden üretime geçirmek için kolları
sıvıyorlar. Böylece patron ve ustabaşı erkekler gitmiş ve fabrika
esasta kadınlara kalmış oluyor. Fabrikayı işgal eden ve ezici çoğunluğu
kadın olan toplam 56 işçi bütün işçilerin katıldığı genel toplantıda
ne yapacaklarını belirliyor ve kendi yönetimlerini seçiyorlar. Yönetimle
birlikte kime yönelik üretim yapılacağı da değişiyor. Eskiden ihracata
yönelik "marka üretim" yapan fabrikanın yeni yöneticileri
kıyafete verecek fazla paraları bulunmayan yoksullara yönelik üretim
yapmaya karar veriyorlar. Böylece Brukman konfeksiyon fabrikası
yeni bir üretim dönemine geçiyor. Bir fabrika komitesi kuran işçi
kadınlar ürettiklerinin dağıtımını-satışı da kendileri örgütlüyor
ve elde ettikleri gelirle ücret ve diğer gider ödemelerini gerçekleştiriyorlar.
Bu
dönem içinde kadın işçiler kendileri için çok şeyin değiştiğini
söylüyorlar. Eskiden çok büyük bir baskı altında çalıştıklarını
ve aynı işletmede çalışan insanların birbirini tanımadıklarını,
patron ve ustabaşlarının bunu bilinçli olarak engellediğini, bu
nedenlerle de fabrikada sendikalaşmanın olmadığını anlatıyorlar.
İşgalden bu yana sadece üretimin örgütlenmesinde değil, her alanda
çok şey öğrenmek zorunda kalmışlar: En önemli başarıları ise işçi
sınıfı hareketi ve diğer muhalefet hareketle dayanışma ağlarını
geliştirmeleri olmuş.
Brukman işçileri hükümetten fabrikanın mülksüzleştirilmesini ve
bir üretim kooperatifi olarak kendilerine teslim edilmesini talep
ediyorlar.
Bu girişim işçilerin bizzat kendilerinin üretimi gerçekleştirip
dağıtım-satışı da örgütleyebileceğini ve bütün bunları patronsuz
çok daha iyi yapabileceğini pratikte gösteriyor.
Çok geçmeden hükümet kadın işçilere fabrikayı boşaltma yönünde baskı
yapmaya başlamış...
Ancak fabrikayı terketmemekte kararlı olan Brukman işçileri harekete
geçip diğer tekstil fabrikalarının, işçilerin, öğrencilerin, Plaza
des Mayos Anneleri'nin ve diğer muhalif örgüt ve kişilerin desteğine
başvurarak direnişi örgütlüyorlar.
Polis ilk saldırısını 24 Kasım 2002'de gerçekleştiriyor, fakat Brukman
kadın işçilerinin örgütlediği büyük bir direnişle karşı karşıya
kalınca fabrikayı boşaltma hedefine ulaşamıyor.
Daha sonraki saldırılarında polis fabrikayı geçici olarak boşaltmayı
başarmasına karşın kadın işçiler hep yeniden işgallerini gerçekleştiriyorlar.
Polis ile kadın işçiler ve onları destekleyenler arasındaki bu çatışma
ve kovalamaca yaklaşık bir yıldır sürüyor. Bu mücadelenin kendilerine
kazandırdıklarını kadın işçiler şöyle dile getiriyorlar:
Leonor: "Eskiden işe giderdim, saat beşten sonra ise sadece
anneydim, başka şeyler beni ilgilendirmezdi. Sadece oğlumla ilgilenirdim.
Şimdi yaptıklarım da onunla ilgili, onun geleceğiyle ilgili. Eskiden
siyasi eylemcilikle hiç alâkam olmamıştı. Sabahleyin trenle işe
giderken Piketeroslar (işsizler hareketinin üyeleri -BN) yolu kapattığında
onlara kızar ve sadece kaybettiğim zamanı düşünürdüm. Şimdi ama
bana birisi 'gel yolu kapatalım' dese ben hemen varım diyorum."
İşgalden bu yana kadın işçiler salt çalışma saatlerinde değil, bunun
ötesinde de fabrikada kalıyorlar. Geceleri nöbet tutuyor, toplantılar
düzenliyor, avukatlarla ve çeşitli örgütlerle görüşmeler yürütüyorlar.
Zamanları her zamankinden daha az... Ve bu evde de yeni sorunların
çıkmasını beraberinde getiriyor.
Leonor: "İşgalden önce daha çok zamanım vardı. Hiç olmazsa
haftasonları bana aitti. Şimdi bütün bunların benden çok zaman çaldığını
farkediyorum. Buna rağmen pişman değilim."
Fabrika işgalinden bu yana kocasıyla da sorunlar yaşamaya başlamış
Leonor: "Benim burda olmam, kocamın hoşuna gitmiyor. O burda
gecelememe, yürüyüşlere katılmama karşı. O bir maço ve siyasetin
erkek işi olduğunu düşünüyor."
Benzer sorunları Leonor'la birlikte mücadele eden diğer kadın işçiler
de yaşıyor. Bütün bu sorunlara ve tüm cephede mücadele etmek zorunda
kalmalarına rağmen pişman değiller! Çünkü onlar bu mücadele içinde
zincirlerini parçalamanın ve özgürlüğün tadını almışlar bir kere...
Pasifçe 'kadere' boyun eğmek değil, inisiyatifi kendi eline alıp,
değiştirmek için mücadele! Bunun kazandırdıkları, tüm yorgunluklara
değer... Yaşayarak tadıyorlar bunu.
Ve yeni bir saldırı!
18 Nisan 2003 gecesi polis Brukman fabrikasına yeni bir saldırı
gerçekleştiriyor ve fabrikayı polis işgali altında tutuyor. Brukman
işçilerinin harekete geçirdiği binlerce destekçi polisin azgın saldırısına
maruz kalıyor. Protestocular sokaklarda kovalanıyor, onlarca insan
yaralanıyor ve 200'e yakın kişi tutuklanıyor.
Brukman işçileri bu son saldırıyı da geri püskürtmeye ve fabrikayı
yeniden ele geçirmeye kararlılar. Şu anda fabrikanın önüne taşıdıkları
dikiş makinalarıyla karargah kurmuş durumdalar. Onlar herşeye rağmen
üretimlerine devam ediyor ve çalışma haklarını savunuyorlar.
Brukman kadın işçileri davalarında yalnız değil. Haklı davalarında
ve polise karşı direnişlerinde işçi sınıfı ve muhalif hareketten
büyük destek ve dayanışma görüyorlar. Fabrikanın yanında küçük bir
çadırkent kurulmuş durumda ve sürekli nöbet var.
Brukman işçileri ve onları destekleyen hareket taleplerini giderek
genişletiyor. Brukman fabrikasının derhal kadın işçilere geri verilmesi
talebinin yanısıra, Kuzey Arjantin'de tutuklu Piketerosların derhal
serbest bırakılması, ücretlerin arttırılması, işsizliğe karşı mücadele
tedbirlerinin alınması ve genel olarak da herkese iş talepleri yüksek
sesle haykırılıyor.
Brukman konfeksiyon işçilerinin başına gelenler bize hiç de yabancı
değil. Ülkemizde de onlarca kez yaşanan bir olay... Patronların
fabrikayı kurtarma adına işçileri gece-gündüz çalıştırdıktan sonra
ücretleri de ödemeden kaçıp gittiği yüzlerce olay var... Brukman
konfeksiyon işçileri bir taraftan mahkeme yoluyla haklarını almak
için mücadele ederken, diğer taraftan bir başka yolu katediyor,
fabrikayı kendi ellerine geçiriyorlar. Onların mücadelesi işçi sınıfının
kararlılığı ve yaratıcılığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Arjantinli kadın işçilerin/emekçilerin mücadelelerinden öğrenecek
çok şey var diyor, onları proleter enternasyonalizm ruhuyla selamlıyoruz.
Birlik - mücadele - zafer!
İşçi ve emekçi kadınların kaybedecek zincirleri yok - kazanacakları
koca bir dünya var!
