Yanlış hesaplar sınıf mücadelesinin duvarından dönmelidir...

Egemen sınıfların gündemi.

Egemen sınıflar kendi gündemlerini her zaman olduğu gibi topluma dayatıyorlar. Bu gündemde "hükümet olduğu, fakat iktidar olamadığı"nı başkanı ağzından ifade eden AKP'nin, yerleşik devlet iktidarı ile "iktidara" gelmek için dalaşı var. Bu dalaşın bir tarafı -hükümet tarafı-, kendisini "demokrasi"nin savunucusu olarak göstermeye çalışırken; diğer yan kendisini laik Atatürk cumhuriyetinin şeriat tehditlerine karşı savunucusu olarak gösteriyor. Dalaşın çok çeşitli çehreleri, alanları var.
Bir yanda emperyalizm uşakları diğer yanda bağımsızlıkçılar... mı?
- Dalaşın bir alanı dış politika alanı. Bu alanda hükümet en azından lafta Türkiye'nin demokratikleştirilmesinin yolunun AB üyeliğinden geçtiği savına sarılmış durumda. Onlar böylece iktidar dalaşlarında hem TC'den AB yasalarıyla uyum talep eden AB burjuvazisinin, hem de Türkiye'de büyük burjuvazinin AB'ci kesimlerinin desteğini arkalarına almak istiyor. İktidara gelme mücadelesinde AKP Türkiye'de devlet iktidarını elinde tutan kesimi geriletmenin bir yolunu, onu AB üzerinden sıkıştırmada görüyor. Bunda kuşkusuz bu kesimin de ilke olarak AB üyeliğine karşı çıkamaz durumda olması AKP'nin işini kolaylaştırıyor.
- Dış politikada AKP, emperyalist güçlere kendilerinin onların Türkiye'deki çıkarlarını bugüne kadarki iktidardan daha iyi savunacağı konusunda ikna turları yapıyor, güvenceler veriyor. ABD ile ilişkilerde kuşkusuz "inandırıcılık" ve "güvenilirlik"leri konusunda -1 Mart "kazası" sonucu- bir sarsılma oldu. Fakat bu sarsılma yalnızca AKP ile ilişkilerde değil, AKP kadar olduğu gibi onun Türkiye'deki esas rakibi konusunda olan TC bürokrasisi, en başta da ordu konusunda da oldu. Bunu emperyalist ABD yöneticileri çeşitli vesilelerle defalarca ifade ettiler. Deyim yerindeyse "bizim oğlanlar"a fırça attılar. Wolfowitz en kızdıklarının Derviş-CHP ve ordu olduğunu açıkça söyledi. Öyle ya, IMF memuru Derviş, mecliste ikinci tezkereye karşı oy kullananlar içindeydi: Aslında Amerikancılık konusunda AKP'den eksiği olmayan -belki fazlası vardır- CHP blok halinde tezkereye karşı oy kullanmıştı. Tezkere oylamasından bir gün önce yapılan MGK toplantısında ise askerler, tezkere konusunu gündeme bile almaya gerek görmeyerek tezkere yönünde açık tavır koymamış, iç politik nedenlerle, "kadim dost"!!! ABD'nin çıkarlarını savunmada üzerlerine düşen görevi yerine getirmemişlerdi. Genelkurmay Başkanı kendilerinin tabii ki ikinci tezkereden yana olduklarını açıkladığında ise atı alan çoktan Üsküdarı geçmişti.
- AKP'nin kraldan fazla kralcı batıcı, AB'ci, Amerikancı tavrı, Yunanistan'la sorun olan Ege ve Kıbrıs konularında da, batıya, AKP'nin bu konularda aslında şimdiye kadarki katı devlet politikasından uzaklaşmak istediği ve uzlaşmadan yana olduğu -ve fakat tutucu yerleşik iktidar çevrelerinin buna engel olduğu mesajlarında da kendisini gösteriyor.
Ve AKP yer yer kendi tabanının bir bölümü ile hatta AKP'nin yönetim kademesindeki bir bölüm ile ters düşme pahasına bu tavırları takınıyor. Dert aslında sorunları çözmekten çok, batı burjuvazisinin ve Türkiye'de de büyük burjuvazinin güvenini ve desteğini kazanmak; belli değişikliklerin ancak kendilerinin gerçekten iktidar oldukları şartlarda mümkün olacağı mesajlarını vermek.
Karşı taraf AKP'nin bu manevraları karşısında aslında var olanı savunma pozisyonunda. AB'ye açıkça karşı çıkılamadıği için; "dikkatli olunması", "bağımsızlıkın -sanki varmış gibi- çok önemli olduğu", "Türkiye'nin şartlarının Avrupa'dakinden değişik olduğu", "bu özel şartların dikkate alınması gerektiği" türünde açıklamalar, uyarılar yapıyor. Ege ve Kıbrıs konusunda, köşeye sıkıştığı zaman belli manevralar yapılıyor, fakat bir yandan da düşmanlığı körüklemek için piyasaya yeni "bilgiler" sürülüyor. Son dönemde Ege'deki Yunan ve Türk jetleri arasındaki it dalaşında (Bu laf bizim lafımız değil, egemenlerin dilinde bunun adı it dalaşı. Arada bir olgunun ismini doğru koydukları da oluyor.) düşürülen Türk uçakları / pilot kahramanlıkları öykülerinin piyasaya sürülmesi aslında aynı zamanda egemenlerin kendi aralarındaki it dalaşının bir görüntüsü.
Dış politikada, kendileri de özünde batıcı, emperyalizm yanlısı, evet emperyalizm uşağı olan yerleşik devlet iktidarı, AKP'nin tavırları karşısında, kendisini "bağımsızlıkçı" AKP'yi işbirlikçi göstererek yığınlar içinde destek kazanmaya çalışıyor.
Aslında bu tam bir sahtekârlık. Uşaklık konusunda, emperyalizm işbirlikçiliği konusunda aralarında bir fark yoktur gerçekte.

AKP kime, neden güven vermeye çalışıyor?

- İç politikada: AKP'nin siyaseti kendini bir bütün olarak burjuvaziye, en başta da tabii ki, büyük burjuvaziye kabul ettirme, "ben sizin hükümetinizim, bakmayın seçimlerde söylediklerime" mesajları verme siyaseti.
İktidara giden yolda bunun belirleyici olduğunu görüyorlar. Bu yüzden bu hükümet burjuvazinin taleplerini yerine getirmede en cüretkâr, en gözü kara davranan hükümetlerden biri.
Hükümetin çıkardığı yeni İş Yasası, bunu herkesin göreceği biçimde belgeledi.
Yerleşik devlet iktidarı, en başta da ordu burjuvaziye "bunlara kanmayın, bunlar şeriatçı" ve "takkiye yapıyorlar" mesajları vererek burjuvazinin AKP'yi kendi has partisi olarak görüp desteklemesini engellemeye çalışıyor.
AKP'nin şeriatçılığını da, kimi semboller konusunda yürütülen muharebelere yoğunlaşarak ispatlamaya çalışıyorlar.
Bu bağlamda en fazla kullanılan sembol "türban". Bu konuda üst üste çok önemli(!!!) devlet skandalları patlatılıyor.
- AKP bir yandan çıkardığı yasalarla burjuvaziye çektiği kıyaklarla, burjuvazinin has partisi olarak kabul edilmek için çaba sarfederken, diğer yandan da devlet bürokrasisinde elinin uzanabildiği her yerde eski bürokrasiyi tasfiye edip kendi "takımı"nı devlet kurumlarına yerleştirerek devleti ele geçirmeye çalışıyor. Bu bağlamda alınan 60 yaşının üzerindeki bürokratları, -tabii gençleştirme gibi çok hoş ve kimsenin açıkça karşı çıkamayacağı bir gerekçe maskesiyle- emekliye sevkedip yerlerini yeni, daha genç insanlarla doldurma kararı, yerleşik devlet bürokrasisinin büyük tepkisiyle karşılandı. AKP'nin "gençleştirme" şiarı karşısına, "devlette devamlılık", "devlet hizmetinde tecrübenin önemi" şiarları dikildi. Ve AKP gürültülü bir kampanya ertesinde şimdilik -geri adım atmak zorunda bırakıldı.

Paketlenmiş "demokrasi"

- AKP'nin iktidar mücadelesinde yukarıda belirttiğimiz gibi hem emperyalist burjuvazinin, hem de Türkiye'de büyük burjuvazinin desteği önemli. Bu bağlamda onlar bu kesimlerin talebi olan "demokratikleştirme" -TC yasalarını AB yasalarına uydurma talebinin ısrarlı savunuculuğunu yapıyorlar. Şimdi 6. uyum paketi meclisten geçti. 7. paket bağlanıyor. Bu "paketler"in bağlanmasında, iktidar dalaşı hep aynı tarzda yürüyor. AKP burjuvazinin taleplerini, içine biraz kendi tabanının isteklerine uygun kimi talepleri de ekleyerek, yasa tasarısı haline getirip medya üzerinden -güya yazılmamak kaydıyla verilen bilgilerle- tartışmaya açıyor. Ondan sonra yerleşik devlet iktidarının vereceği tepkiyi bekliyor. Bu tepki kimi zaman Genelkurmay Başkanı'nın açık basın toplantıları ile, kimi zaman "etkin askeri çevre"lerin medya mensuplarına, yayınlanmamak üzere(!!!!) uçurdukları haberlerle geliyor. Sonra yasa tasarısında uzlaşma formülleri bulunup mesele hal edilmeye çalışılıyor.
6. pakette örneğin Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesinin silinmesi, Kürtçe yayın konusu, apartmanlarda toplu ibadet için yer ayrılması, askeri kanadın tepkisi ile karşılanmıştı. Apartmanlarda ortak ibadet yeri balonu hemen geri çekildi. Diğer iki konuda da, ilk metinden oldukça geri uzlaşma formülleriyle yasa meclisten geçti. Bu eğer yine de yerleşik devlet açısından "fazla ileri" bulunursa, cumhurbaşkanı freni gündeme getirilebilir.

İktidar dalaşında yeni bir cephe:

İktidar dalaşı kuşkusuz yalnızca -kabaca konursa- AKP ile ordu arasında yürümüyor. Aynı zamanda büyük burjuvazinin çeşitli kesimleri de birbirlerini yiyorlar. Bu bağlamda kendi medya gurubu üzerinden, kendi partisini kurarak siyaset yürüten Uzan grubu ile, burjuvazinin diğer kesimleri arasında kıyasıya bir savaş yaşanıyor. Bu savaşta Uzan aslında İtalya'da Berlusconi'nin yaptığını Türkiye'ye taşımak, siyasette kendi partisi ile, devlet iktidarını öncelikle kendi tekel gurubunun çıkarlarının bir aleti haline getirmeye çalışıyor. Bunun için aynı Berlusconi'nin yaptığı gibi, kitlelerin en geri içgüdülerine seslenen demagojik ırkçı-Türkçü, açık faşist bir siyasetle, MHP'nin ANAP'ın DYP'nin AKP'ye gitmiş oylarını toplayarak, burjuvazinin -tabii en başta kendisinin- esas partisi haline gelmeye çalışıyor. Burjuvazinin diğer kesimleri olduğu gibi, siyasi planda Genç Parti'yi potansiyel tehlike olarak gören AKP de bu gelişmeden rahatsız.
Bu rahatsızlık sonuçta AKP hükümetinin aldığı bir kararla, Uzan grubu şirketlerinin daha önce devletten satın almış olduğu Çukurova Elektrik AŞ. ile Kepez Elektrik'in imtiyaz sözleşmelerinin iptaline götürdü. Daha önce 2058 yılına kadar geçerli olarak yapılmış anlaşmanın iptali, Uzan'ların çok önemli bir gelir kaynağının kesilmesi anlamına geliyor. 2003 yılında bu iki şirketten beklenen gelir 1.2 katrilyon liraydı.
Burjuvazinin Uzan grubu dışındaki kesimleri AKP'nin bu adımını "cesur bir adım" olarak değerlendirip alkışlarla karşıladı.
Cem Uzan ise atılan bu adımı, beklenen bir tarzda, hükümetin aldığı kararın siyasi bir karar olduğunu, siyasi iktidarın kendilerini bu şekilde cezalandırmak istediğini vb. bir dizi küfürle ve tehditle de süslediği bir miting konuşmasıyla karşıladı.
İktidar dalaşında böylece yeni bir cephe daha açılmış oldu.

Hesaplar... Hesaplar...

Egemenlerin kendi aralarındaki iktidar dalaşında, bu dalaşın tarafları, bunlar kim olursa olsun, kendilerini hep halkın çıkarlarını savunur, rakiplerini ise kendi ceplerini düşünür olarak gösterme konusunda birdir. Fakat hepsinin gerçekte savundukları özelde kendi gruplarının özel çıkarları yanında, işçilere / köylülere / emekçilere karşı da bir bütün olarak sermayenin, toprak beylerinin çıkarları, efendileri emperyalizmin çıkarlarıdır. Hepsi yiyicidir, hepsi rüşvetcidir, hepsi sahtekârdır, hepsi yalancıdır.
Hepsi de fakat kendilerini pirüpak göstermekte, yolsuzluklara, haksızlıklara karşı halkın haklarını savunur göstermekte ustadırlar.
Bunun bir örneğini şimdi "Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu"nun çalışmalarında görüyoruz.
Bu komisyon üyelerinin biri, TC bütçesinin üçte ikisinin yolsuzluklara gittiğini açıklıyor.
Komisyon Başkanı Azmi Ateş "Türkiye'yi sarsacak belgelere ulaştık, en az 5 soruşturma, 20 suç duyurusu önerimiz olacak" diyor. "Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu" Başkanı aynı zamanda "Dinlendiğimi bildiğim için cep telefonu taşımıyorum" diyerek (Hürriyet, 10 Haziran) ülkede gerçek durumun ne olduğunu, iktidar dalaşının hangi yöntemlerle yürüdüğünü, çeteleşmenin ne boyutlarda olduğunu da -bilerek ya da bilmeyerek- ortaya koyuyor.
Mecliste yolsuzluğa karşı mücadele şampiyonu görünmekte AKP'nin hesabı bellidir.
AKP'nin demokrasi havarisi görünmekte hesabı bellidir.
Bu belli olduğu gibi halkın karşısına şeriat tehlikesi öcüsünü dikenlerin hesabı da bellidir.
"Bağımsızlık" bayrağını sallayanların vb.'nin hesapları da bellidir.
Hesapların hepsi aynı kapıya çıkmaktadır. Kendi iktidar dalaşlarında halkı kandırıp kendi peşlerine takmak!
Halkı kendi gerçek dertlerinin çözümü için mücadeleden alıkoyup egemenlerin kuyruğunda egemenlerin iktidar dalaşının aracı olarak kullanmak.

Ya biz emekçiler ?...

Onların derdi ve bize dayattıkları gündem bu.
Peki ama bu bizim gerçek derdimiz, gerçek gündemimiz mi?
Hayır!...
Bizim gerçek gündemimiz, işsizlik, yoksulluk, açlık, güvensizlik... Hiç birimizin yarını güvence altında değil. Kimimiz bugünü nasıl geçireceğimizi bilmiyoruz.
Çıkardıkları yasalarla kimi kazanılmış haklarımız da elimizden alınıyor.
Ve onlar bizim isyan etmememizden aldıkları cesaretle her gün daha saldırgan, her gün daha utanmaz hale geliyorlar.
Son günlerde bunun yeni örneklerini yaşadık, yaşıyoruz.
Hükümet devlet memurlarına gerçek anlamda kendi enflasyon rakamlarına göre en az % 25 ücret düşüşü anlamına gelen % 5 zam vereceğini göğsünü gere gere açıklıyor.
İşçilere ise tam bir provokasyonla sıfır zamdan söz ediyor. Kamuda çalışan 392 bini sendikalı 408 bin işçiyi kapsayan 2003 yılı toplu sözleşme görüşmelerinde hükümet temsilcisi sıfır zam öneriyor! Enflasyon hedefinin % 30'lar olarak ilan edildiği bir yerde sıfır zam, gerçekte işçinin gerçek ücretinin yüzde otuz düşmesi demektir. Bunu da "ekonomide düze çıkma" gerekçesiyle gerekçelendiriyorlar. Büyük burjuvazinin vergi hadlerinin yükseltilmesi akıllarının ucundan bile geçmiyor. Akıllarına gelen tek "fedakârlık" ücretlilerin ücretlerinin düşürülmesidir.
Burjuvazi fakat hükümetinin bu utanmazlığını bile az buluyor. TİSK Başkanı Refik Baydur "Devlet işçisine eksi zam bile olur" (Hürriyet, 21 Haziran) buyuruyor. Çünkü efendim Türkiye'de kamuda çalışan işçi, özel sektörde çalışan işçiye göre çok avantajlı imiş, onun için sadece sıfır zam değil, hatta eksi zam bile olabilirmiş. Bay Baydur, buna "ne yazık ki yasaların engel olduğunu" söyleyip hayıflanıyor (yasa yapıcılara duyurulur!!!).
İşte tuzu kurular böyle utanmaz. İşçinin alınteri ile trilyonlar vurup lüks içinde yaşayanlar, işçiler için eksi zamla ekonomi düzeltme planları yapıyorlar.

Hesap belli...

Meydan boş. İşçi sınıfı örgütsüz durumda. Milyonlarca işsizin baskısı ile iş pazarında korkunç bir rekabet var. 40 kişinin alınacağı bir işe girmek için yapılan bir imtihana 40 bin kişi baş vuruyor. İş bulan işçi, işini kaybetmemek korkusuyla "ben hiç bir şekilde sendika üyesi olmayacağım" taahhüdünün altına imza atabiliyor. Sendikalar ise birbirinden üye çalma peşinde vb. vb. Böyle bir ortamda burjuvazi sömürüsünü arttırmak için sıfır zam da, eksi zam da yapar!
Tabii işçiler, emekçiler buna izin verirse.
Verip vermemek elimizde aslında.
Burjuvazinin hesaplarını geri döndürmek elimizde.
Bunun bir yolu var: İşçilerin, emekçilerin kendi aralarındaki ayrılıkları bir kenara bırakıp bir sınıf olarak, ezilen sömürülen sınıf olarak; gerçek düşmanın sermaye sahibi sınıf olduğunu, burjuvazi olduğunu, devletin bütün kurumlarıyla bu sınıfın devleti olduğunu kavraması ve birleşmesi.
Ezilen sömürülen sınıf ve katmanların, en başta da işçi sınıfının burjuvaziye karşı sınıf mücadelesinde birleşmesi. Sınıfa karşı sınıf! gerçekleştirmemiz gereken budur.
İşte o zaman burjuvazinin hesapları yanlış hesap olarak sınıf mücadelesinin duvarına çarpar, parçalanır yanlış hesap sınıf mücadelesinden geri döner.
Görev bunun için çalışmaktır.

22 Haziran 2003