Selanik Direniş Kampında sunduğumuz konuşmanın metnidir:
"Hepimiz Filistinliyiz!"
Sevgili arkadaşlar,
gün geçmiyor ki işgal altındaki Filistin'den yeni katliam haberleri
gelmesin. Gün geçmiyor ki Siyonist işgalci İsrail ordusu Batı Şeria
veya Gazze'de Filistin kentlerini, köylerini basmasın, insanları
keyfi bir şekilde tutuklamasın, belirlediği hedef evleri yakıp yıkmasın,
direnenlere ateş açmasın. Gün geçmiyor ki Siyonist İsrail, Filistin
direnişinin örgütlü önderlerine karşı suikastler düzenlemesin. Gün
geçmiyor ki kanayan, kan ağlayan Filistin'den onlarca ölü, yaralı
haberi gelmesin.
Filistin halkı şimdi elli yılı aşkın süredir kendi ülkesinde işgal
altında adeta köle gibi yaşıyor. Kendi ülkesinde bir yerden bir
yere giderken işgalci Siyonist devletin onlarca kontrolünden geçmek
zorunda. Milyonlarca Filistinli ülkesini terketmek, göçmek zorunda
bırakılmış. Kendi vatanında, kendi toprağında yaşamak - bu en insanca
isteğin önünde dikilmiş bir devlet var.
Filistin halkı bu büyük haksızlığa karşı, kölece yaşamaya karşı,
vatanından sürülmeye karşı direndi, direniyor. Bu direniş, bu özgür
vatan hareketi, sonunda 1967 sonrası işgal altındaki topraklarda,
Gazze ve Batı Şeria'da Birinci İntifadaya, gerçek bir halk isyanına
dönüştü.
İntifada hareketi, bıçağın kemiğe dayandığı noktaya gelen, böyle
yaşamaktansa ölmeyi tercih ederiz deme noktasına gelen halkın topyekün
"Artık yeter" dediği harekettir.
Bu hareket bütün dünyaya, ayaklanan halk karşısında tankın, topun,
en modern silahların da bir işe yaramayacağını; korkuyu yenmiş,
aşmış insanların, elinde taşla, sopayla, sapanla tankların üzerine
yürüyen insanların bağımsızlık isteğinin bastırılamayacağını göstermiştir.
İsrail'in içinde bir dizi insanı da, "bu böyle gitmez",
"işgalin sonsuza dek sürdürülmesi mümkün değildir, bir çözüm
bulmalıyız" deme noktasına getirmiş, İsrail'deki "Barış
Hemen Şimdi" hareketinin kitleselleşmesine yol açmıştır. Emperyalist
dünyada da, en başta İsrail'in esas destekçisi konumunda olan ABD
emperyalizmini, İsrail devletini çözüm yönünde adımlar atmaya teşvik
etmek zorunda bırakmıştır İntifada.
Birinci İntifadanın sonucu, Gazze ve Batı Şeria'daki işgal altındaki
topraklardan İsrail askerinin çekilmesi, bu alanların kurulan "Filistin
Özerk Yönetimi"ne terkedilmesi olmuştur. Kurulan "Filistin
ÖzerkYönetimi" bölgesi, Filistin topraklarının çok küçük bir
bölümü üzerinde, arasında coğrafi birlik olmayan, etrafı Siyonist
İsrail tarafından abluka altına alınmış olan, giriş-çıkışı işgalciler
tarafından kontrol edilen bir alandır. Üstüne üstlük bu "Özerk
Yönetim Bölgesi" içinde her biri birer silahlı kale konumunda
olan, çoğunlukla en aşırı, en radikal Siyonistlerin ikamet ettiği
yüzlerce "Yahudi yerleşim birimi" vardır. Siyonist İsrail
bu yerleşim birimlerini koruma bahanesi ile, güya askerlerini geri
çekmiş olduğu alanlarda da gerçekte işgalini sürdürmektedir. İsrail
ordusu için "Filistin Özerk Yönetimi" bölgesi, ihtiyaç
görülen her an girilip-çıkılan yarı-işgal bölgesi durumundadır.
Siyonist İsrail yönetimi, güya Filistin Özerk Yönetimine terketmiş
olduğu bu alanda, Filistinlilerin kendilerine yeter bir ekonomi,
kendilerine ait bağımsız bir yönetim gerçekleştirmelerini engellemek
için her şeyi yapmaktadır.
Bu kendi ülkelerinde köle olma durumunun sürmesi, Birinci İntifada
sonrasında elde edilen ve İsrail'in yanında bağımsız bir Filistin
devletinin kurulması yönünde adımlar atıldığı umudunu yaratan kazanımların
birer birer geri alınması, Filistin halkının öfkesini arttırdı.
Halkın Sabra ve Şatila katliamlarından yakından tanıdığı Şaron kasabının
gösterili bir provokasyonu ertesi, öfke taştı. Gazze ve Batı Şeria'da
halk yeniden ayaklandı. İkinci İntifada başladı.
İkinci İntifadaya Siyonist İsrail devletinin cevabı Birinci İntifadaya
cevabıyla aynı oldu. TerörÉ TerörÉ Daha fazla faşist terörle halkın
haklı ayaklanmasını bastırmaya çalışmak. Birinci İntifadadan çok
daha kanlı bir süreç yaşanmaya başladı.
Bu arada 11 Eylül ertesi ABD emperyalizminin dünya çapında halklara
karşı savaş ilanından başka bir şey olmayan "terörizme karşı
uluslararası savaş" ilanı da, Siyonist İsrail devletinin Filistin
halkına karşı giriştiği katliamları yoğunlaştırmasında uluslararası
bahaneyi sundu. 50 yılı aşkın süredir Filistin halkına en ağır terör
yöntemleriyle, faşist baskı yöntemleriyle kan kusturan İsrail devleti,
kendisinin yalnızca "teröre karşı kendini savunduğu"nu,
Filistin'de yaptığının "Terörizme karşı uluslararası savaşın"
bir parçası olduğunu şimdi çok daha terbiyesizce savunmaya başladı.
Aslında Filistin'de olanlar, emperyalizmin ve gericilerin "terörizme
karşı savaş" dediklerinin gerçek niteliğini en açık biçimde
ortaya koyan örnektir.
Filistin halkı, milyonlarca insan, kendilerinin bir payı olmadığı
bir insanlık suçunun sorumlusu ve suçlusu onlarmış gibi, bedel ödeyecek.
Bütün emperyalistlerin göz yumup Nazilerin gerçekleştirdiği Holocaust'un
da bedeli olarak yerinden yurdundan sürülecek. Yerini yurdunu terketmeyen,
en ağır baskı şartları altında köle olarak yaşamaya zorlanacak.
Bunun adı terör olmayacak. Fakat yurdunu savunmanın adı terör olacak.
Milyonlarca Filistinli, 50 yılı aşkın süredir Filistin'in çok küçük
bir bölümünde Siyonist İsrail devletinin en ağır baskı ve saldırılarına
maruz bir şekilde yaşamaya mahkûm edilecek. Kendi ülkesinde bir
yerden bir yere giderken bile onlarca kontrolden geçecek, hakaretlere
uğrayacak, kendisine "Ya köleliği kabul et, ya öl, ya da Filistin'i
terk et" alternatifleri dayatılacak. Milyonlarcası, 50 yılı
aşkın süredir, bölgedeki gerici Arap devletlerindeki mülteci kamplarında
kelimenin tam anlamında süründürülecek, adeta dilenci olarak yaşamaya
mahkûm edilecek. Bunun adı terör olmayacak. Fakat bu rezilliğe,
bu insanca olmayan yaşama şartlarına isyan etmenin, kendi ülkesinde
bağımsızlık için mücadele etmenin adı terör olacak. Emperyalist
propagandaların sağır ettiği kulakları açmak, Filistin'de neler
olduğunu duyurmak için yapılan kimi gerilla eylemleri "uluslararası
terörizm"in eylemleri olarak tanıtılacak.
Siyonist İsrail, İntifadanın zorlamasıyla kabul etmek zorunda kaldığı
"Filistin Özerk Yönetimi" altındaki bölgelere, istediği
zaman, istediği gibi tankı topuyla girecek, Filistin'deki kurtuluş
örgütlerinin sıraya koyduğu liderlerine bir bir suikastler düzenleyecek,
Filistin Özerk Yönetim bölgesinde ekonominin gelişmesini engellemek
için her şeyi yapacak, Filistin Özerk Yönetimine şartlar dayayacak,
bunlar yerine gelmediği zaman, kurulmaya çalışılan altyapıyı, yılların
emeğini bir hafta içinde mahvedecek, Filistin Özerk Yönetiminin
Yönetim binasını ablukaya alıp, yöneticileri bütün dünyanın gözü
önünde adeta rehin alacak ve bütün bunların adı "terörizme
karşı mücadele olacak"! Fakat bu bar bar bağıran haksızlığa
karşı "Artık yeter" deyip isyan eden, tankın üzerine sapanla
yürüyen, halka ateş açan zırhlıların üzerine taşla, sopayla saldıran
Filistinlinin yaptığının adı terör olacak!
İşgal altındaki bölgelerde Filistin Özerk Yönetim bölgesinde Filistin
halkının bağrına saplanmış bıçaklar gibi duran Yahudi yerleşim birimlerinden
Filistin halkına açılan ateş, "kendini tehdit altında hisseden
vatandaşın stres sonucu yaptığı bir yanlışlık" olacak; fakat
Filistinlilerin bu provokasyon kalelerine karşı giriştiği eylemler
terör ve bunları yapanlar terörist olacak!
Siyonist İsrail devleti kendinde, kendince gerekli gördüğü her an,
istediği Filistinliyi tutuklama, işkenceden geçirme, evet yok etme
hakkı görecek. Bunun adı terörizme karşı mücadele olacak. Artık
yeter diyen, böyle yaşamaktansa ölmek daha iyidir noktasına Siyonist
İsrail devletinin her günkü davranışları sonucu getirilmiş gencecik
insanlar canlı bombalar olarak İsrail'de kendilerini ve kendileriyle
birlikte uluşabildikleri kadar İsrailliyi havaya uçurduğunda, bunun
adı terör olacak. Ve İsrail tam da "bu teröre karşı mücadele"
ettiğini söyleyecek. Ve bu gibi her eylem sonrasında on misliyle,
yüz misliyle intikam saldırıları düzenleyecek!
Bütün İsraillileri hedef alan, bu anlamda hedef gözetmeyen canlı
bomba eylemleri, Filistin halkının kurtuluş mücadelesi açısından
kuşkusuz bu mücadeleyi ileriye taşıyacak uygun eylemler değil. Bu
eylemlerin birçoğunun ardında yatan İslamcı ve anti-Yahudi ideoloji
kuşkusuz yanlış; halkları kurtuluşa götürecek bir ideoloji değil.
Fakat kendisi ırkçı bir ideoloji üzerine de kurulu Siyonist İsrail
devletinin ve terörü bizzat uygulayan, körükleyen, milyonlarca insana
ya köle ol, ya defol, ya da öl diyen İsrail devleti, şikayetçi göründüğü
"İslamcı terör"ün gerçek mimarıdır. Ve onun için İsrail
devletinin sömürgeci yapısını, Siyonist ideolojisini, işgal alanlarında
faşist-terörist pratiğini sorgulayan, buna karşı hangi araçla olursa
olsun direnen herkes teröristtir, her direniş terörizmdir.
Gelinen yerde fakat artık herkesin gördüğü, görmek zorunda olduğu,
direnen Filistin halkının direnişi ile dayatttığı bir gerçek vardır:
Siyonist İsrail devletinin, kendine komşu bir Filistin devletine
asla izin vermeyeceği; "Kutsal topraklar"da büyük İsrail
dışında devlet olamayacağı Siyonist tezleri çökmüştür.
Filistin'de, Filistin topraklarının bir bölümünde İsrail'in yanında
bir bağımsız Filistin devleti kurulması dışında hiçbir çözüm yoktur.
Kuşkusuz bu çözüm de gerçek bir çözüm değildir. Sonuçta biri Siyonist,
diğeri Arap milliyetçisi, anti-Semit burjuva devletlerin varlığı,
halkların birbirine düşman edildiği ortamı, çatışma ortamını ortadan
kaldırmaz. Halklar ancak burjuvazinin egemenliğine son verdikleri,
kendi kaderlerini kendi ellerine aldıkları, Brecht'in deyimiyle
"kendileri konuştukları" zaman, milliyetçilikleri aşıp,
proletarya enternasyonalizmi bayrağı altında buluştuklarında bu
ortam değişecektir. Gerçek çözüm olmasa da, Filistin devletinin
kuruluşu, Filistin topraklarının küçük bir bölümünde de olsa, Filistin
vatan toprakları üzerinde ilk kez Siyonist işgal altından çıkan
bir alan yaratmış olacaktır. Gelinen yerde olaylar bu yönde geri
döndürülmez bir mecraya girmiş durumdadır.
ABDaçısından Ortadoğuya -genelde dünyaya- tam egemenlik planlarının
gerçekleştirilmesinin önünde Filistin sorunu çözülmek için sırada
duran ilk sorunlardan biridir.
ABD açısından sorun, bölgedeki istikrarsızlığın olduğu gibi, dünya
çapında da özellikle İslamcı akımların güçlenmesinin temel nedenlerinden
biridir. O halde, mümkün olan en kısa zamanda, özellikle İslamcı
terör örgütleri olarak adlandırılan örgütlerin yok edilmesi hedefiyle
de çözülmelidir.
Çözüm için ABD planını da ortaya koymuştur: Bugünkü Filistin Özerk
Yönetim bölgesi bir Filistin devletine doğru geliştirilecek, 2005
yılına kadar hazırlıklar tamamlanacak, 2005'te Filistin devletinin
kuruluşu ilan edilecektir.
Bu plan Filistin burjuvazisi tarafından kabul edilmiştir.
İsrail ise lafta bu planı ilke olarak müzakere edilebilir bulduğunu
açıklamasına rağmen, terörizme karşı kendini savunma eylemleri adına
bu planın uygulanmasını her yolla sabote edegelmiştir.
Irak'a karşı giriştiği emperyalist saldırı savaşında kısa sürede
savaşın ilk hedefi olan, Saddam rejimini devirme ve Irak'ı işgal
altına alma hedeflerine varmış olan ABD, şimdi bölgenin de doğrudan
en büyük askeri gücü olarak, hem İsrail'i, hem Filistin Özerk Yönetimini
masaya oturtma konusunda çok daha büyük kozlara sahiptir. Şimdi
İsrail'in elindeki bahanelerden biri, Irak tehdidi de yoktur.
Bu gelişmeler sonucu, ABD şimdi Şaron yönetimini kendi "barış"ına
geçmişte olduğundan daha fazla zorlama durumundadır.
Bu daha şimdiden ilk sonuçlarını da vermiş görünmektedir. Mayıs
ayı sonunda toplanan İsrail kabinesi, Bush yönetiminin sunduğu ve
2005'te Filistin devletinin ilanını öngören "yol haritası"nı
kabul ettiğini açıklamıştır. Filistin özerk yönetimi bu planı kabul
ettiğini zaten daha önceden açıklamıştı.
Bu gelişmelerle, Siyonist İsrail devleti ilk kez ve resmen bir Filistin
devletinin kurulmasını kabul etmiş oluyor. Kabine toplantısında
yaptığı konuşmada Siyonist şahinlerden Şaron yine ilk kez açıkça
işgalden söz ederek: "Kelimeden hoşlanmıyoruz ama bu İŞGAL.
3,5 milyon Filistinliyi işgal altında tutmak hem İsrail, hem de
Filistinliler için kötü. Bundan bir şekilde güvenliğimize zarar
vermeden kurtulmalıyız. Bu sonsuza kadar devam edemez" diyor.
İsrail içinde hâlâ Erez Israel hayalinde olanlar için kuşkusuz bu
sözler zındıklıktır. Ve İsrail içinde bu zındıklığa karşı, şimdi
İsrail burjuvazisinin büyük bir bölümünün sahiplendiği ABDbarış
planını sabote etmek için mücadele edenler olacaktır.
Aynı şekilde Filistin'de de kuşkusuz, ABD'nin dayattığı ve Filistin
burjuvazisinin İsrail'den önce razı olduğu "barış planı"nı,
"Yahudileri denize dökelim" hayaliyle, veya bu barış planının
aslında Filistinlilere haksızlık olduğu doğru gerekçesiyle reddenler
ve gerçekleşmemesi için elinden geleni yapanlar olacaktır.
Fakat görünen, bugünkü güç dengelerinde trenin ABD barışı yönünde
artık menzile doğru ilerlediği gerçeğidir.
Bu ilerleyiş içinde, şimdi İsrail'in güvenliğinin bir bölümünü sağlama
işi de Filistin burjuvazisine ihale edilmiştir. İsrail ve ABD Filistin
burjuvazisinden, şimdi "İslamcı terör" dediği şeyi durdurmasını
istiyor, bekliyor. Bu konuda Filistin burjuvazisi de işbirliğine
hazır görünüyor. Bu önümüzdeki dönemde Filistin toplumunun kendi
içinde çatışmaların yaşanacağı, bu çatışmalarda İsrail ve ABD'nin
Filistin burjuvazisine her türlü desteği ve yardımı (!) sunacağını
gösteriyor.
Biz bütün bu gelişmelerin bilincinde, Filistin halkının haklı davasının,
kurtuluş mücadelesinin yanında olduğumuzu; Siyonist İsrail'i ve
onun destekçilerini, en başta da ABD emperyalizmini terörist devletler
olarak lanetlediğimizi açıklıyoruz.
Filistin halkının kurtuluşu, sonuçta Filistin'in tüm milliyetlerinden
emekçilerinin egemenliğindeki, Filistin Sovyet Sosyalist ve Halk
Cumhuriyetleri Federasyonundadır.
Bu kuşkusuz bugünün hedefi değil. Ve kurulacak mini Filistin devleti,
bu hedefle karşılaştırıldığında çok geri bir hedef.
Yine de bu hedefe bile varmak için Filistin halkının neler çektiği
ve daha neler çekeceği ve her şeyin emperyalistlerden ve Siyonist
İsrail'den can bedeli kanlı mücadelelerle söke söke alındığı ve
alınacağı unutulmamalıdır.
Filistin halkının mücadelesi bu anlamda tüm dünya halklarının mücadelesine
de bir örnektir.
Filistin halkının mücadelesi hepimizin mücadelesidir.
Hepimiz Filistinliyiz!
Kahrolsun Siyonizm! Kahrolsun Emperyalizm!
Yaşasın Filistin devrimi!
30 Mayıs 2003
