Kıbrıs: "Tatil" daha bitmedi...

"Ayşe'nin tatile çıkması"nın üzerinden 29 yıl geçti. Bu söz, Türk hakim sınıflarının Kıbrıs'a asker çıkarma harekâtına başlama kararının şifresiydi. TC tarafından "Kıbrıs Barış Harekâtı" olarak isimlendirilen sözkonusu harekât sonrasında isimlendirmedeki "barış" hedefine ulaşılamadı. Sözkonusu "barış"ı sağlamak bir yana ada 29 yıl süresince halkların birbirine kışkırtılması çalışmalarının yürütüldüğü, yer yer çeşitli ulus ve milliyetlerden kışkırtılmış ada emekçilerinin kavgalarının yaşandığı, kan döküldüğü, kimi zaman yeni savaş rüzgarlarının estirildiği bir alan oldu Kıbrıs.
Barışa ulaşılamadı ama gerçekte ulaşılan şey, etnik temelde "temizlenmiş" iki ayrı bölgeye bölünmüş bir Kıbrıs oldu yalnızca. Bu etnik temelde bölünmüş koşullarda sorunlar, sadece adadaki Türk ve Yunan hakim sınıfları ve onların uzantıları arasında yaşanmadı.
Her bölgenin kendi iç sorunları da bunlara eklemlendi. Örneğin adanın kuzeyine ilişkin olarak; kuzeye işgal sonrası yerleştirilen göçmenlerin işgalci güçler tarafından bir baskı unsuru olarak kullanılması, buna yerli nüfusun haklı tepkileri, bölgedeki askeri gücün varlığına yönelik tepkiler, adanın kuzeyinde oluşturulan KKTC yönetimine yönelik gelişen muhalefetin dizginlenmesi için terör de dahil (Avrupa gazetesinin bombalanması) çeşitli yollara başvurulması, siyasi cinayetlerin işlenmesi (Kutlu Adalı); ekonomik olarak kitlelerin yoksulluğa itilmesi, krizin etkileri, banka hortumculuğu vs. vs. bir çırpıda akla gelen olaylardan bazıları.
Şüphesiz sözkonusu 29 yıllık süreçte adanın güneyinde de bu düzeyde olmasa bile başka sorunlar yaşandı. En önemlisi barışın sağlanması konusunda ada "halklarının kendilerinin konuşması" önündeki engel durumu sürdürüldü. Halklar adına Türk ve Yunan hakim sınıfları ve onların adadaki uzantıları konuştu, emekçiler adına bunlar kararlar aldılar, kararlar verdiler, silaha sarıl emirleri verip emekçiler adına masaya oturdular... Hemen hepsinde de ön planda duran emekçilerin değil kendi çıkarlarıydı.
Sonuçta tarafların Türk ve Yunan hakim sınıfları ve onların adadaki uzantılarının, adada garantör ülke olarak bulunan İngiliz emperyalizminin ve soruna şu ya da bu nedenle burnunu sokan diğer emperyalist güçlerin soruna "çözüm" bulma adına yürüttükleri "çalışmalardan" kalıcı bir barış, gerçek bir çözüm çıkmadı, çıkamazdı da!
29 yıl süresince adada ulaşılabilen en ileri "çözüm" Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB genişleme sürecine dahil edilmesi temelindeki çözüm planıdır. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB'ye alınması ile birlikte işlemeye başlayan bu plan da anda Türk hakim sınıfları tarafından kabul görmemiştir, görmemektedir. Gelinen noktada adanın güney yönetimi (Kıbrıs Cumhuriyeti) ile kuzeydeki Türk hakim sınıfları arasında; yine adanın kuzeydeki yönetimle AB temelinde bir çözüme -ağırlıklı olarak- onay veren muhalefet -ve kuzeyli yerli nüfus- arasında çelişmeler, çatışmalar sürmektedir.

***

Adanın kuzeyinde Türk hakim sınıflarının uzantısı olan yönetimle muhalefet arasındaki çatışma alanlarından birisini Aralık ayında kurulacak seçim sandığı oluşturacak.
Başka bir deyişle sözkonusu seçimler esasta AB temelinde bir çözüme evet diyenler ile buna karşı çıkan kesimin bir referandumu biçimine dönüşmüş, dönüştürülmüş durumda.
Durum böyle olunca taraflar da boş durmuyor. Örneğin AB 1974 yılından beri adanın kuzeyine yönelik süren ticaret ambargosunda -tam kaldırılmasa da- kimi düzenlemelerle kolaylıklar sağlaması, somut olarak 12 milyon euro bir yardımda bulunmak istemesi bir seçim yatırımı olarak değerlendiriliyor.
Sözkonusu 12 milyon euronun 9 milyonunun KKTC'nin altyapı çalışmaları için harcanacağı, 3 milyon euroluk bölümünün ise Kuzey Kıbrıs'ı Kıbrıs Cumhuriyeti ve AB ile yakınlaştırma yönünde çaba harcayan kuzeydeki sivil toplum örgütlerine verileceği açıklaması, bu yardımın seçimler öncesinde "AB'nin seçim rüşveti" olduğu görüşünü güçlendiriyor. Sözkonusu bu yardım aynı zamanda adadaki AB üyesi sıfatını kazanmış güney yönetiminin KKTC yönetimini AB temelindeki bir çözüme zorlamak amacıyla çeşitli taktik adımlar atması, bunun için kuzey muhalefetinin bir bölümüyle iyi ilişkiler geliştirmeye çalışması türündeki adımlarının bir devamıdır.
Adanın kuzeyinde hazırlanan seçimlerde AB temelinde "çözüm"den yana muhalefet partilerinin seçime nasıl katılacakları da tartışılıyor. Seçimlerde kuzeyli seçmenlerin büyük olasılıkla ağırlıklı bölümünün AB yanlısı muhalefet partilerine yöneleceği, bu temelde hükümeti bu kesimden parti/lerin kuracağı düşüncesi, seçimi daha da ilginç kılıyor. Öyle ya, sandıktan böyle bir sonucun çıkması demek kuzey yönetiminde ikibaşlılığa yolaçacaktır: Bir yanda Türk hakim sınıflarının uzantısı olan, statükoyu savunan Cumhurbaşkanı Denktaş, diğer tarafta ise AB yanlısı bir hükümet olacaktır.
Yıl sonunun Kuzey Kıbrıs yönetimi açısından oldukça hareketli geçeceği açık... Seçimlerin, seçimler sonucu ortaya çıkacak tablonun ve hükümetin Kıbrıs sorununun çözümüne ne "katkılarda" bulunacağını hep birlikte göreceğiz.

Haziran 2003