Proletarya Öğretmenlerinden Öğrenelim - Lenin

SAVAŞ VE RUS SOSYAL-DEMOKRASİSİ

Bütün ülkelerin hükümetleri ve burjuva partileri tarafından onyıllardan bu yana hazırlanan Avrupa savaşı başladı. Silahlanmanın artması, ileri ülkelerde kapitalizmin en yeni çağında, emperyalist gelişme aşamasında pazarlar uğruna savaşın şiddetlenmesi, en geri Avrupa monarşilerinin hanedanlık çıkarları, kaçınılmaz olarak bu savaşa yol açacaktı ve açtı. Toprak ilhakları ve yabancı ulusların boyunduruk altına alınması, rakip ulusun yenilgiye uğratılması, servetinin yağmalanması, emekçi kitlelerin dikkatinin Rusya, Almanya, İngiltere ve öteki ülkelerdeki iç politik krizlerden saptırılması, işçi sınıfının parçalanması, milliyetçilikle aptallaştırılması ve onun öncüsünün, proletaryanın devrimci hareketinin güçsüzleştirilmesi amacıyla yokedilmesi -bugünkü savaşın tek gerçek içeriği, önemi ve anlamı budur.
Sosyal-demokrasi her şeyden önce, savaşın bu asıl anlamını açığa çıkarma ve egemen sınıflar, toprak sahipleri ve burjuvazi tarafından savaşı savunmak için yayılan yalanları, safsataları, "yurtsever" palavraları acımasızca teşhir etmekle yükümlüdür.
Savaşan ulusların bir grubunun başını Alman burjuvazisi çekmektedir. Bu burjuvazi işçi sınıfı ve emekçi kitleleri, vatanı, özgürlüğü ve uygarlığı savunmak, Çarlık tarafından boyunduruk altına alınmış halkları kurtarmak ve gerici Çarlığı yok etmek için savaştığı iddiasıyla aldatıyor. Ne var ki gerçekte bu burjuvazi, başta II. Wilhelm olmak üzere Prusyalı junkerlerin önünde yerlere kadar eğilerek, her zaman Çarlığın en sadık dostu ve Rusya'da devrimci işçi ve köylü hareketinin düşmanı olmuştu. Gerçekten de bu burjuvazi, savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, Junkerlerle birlikte, Rusya'daki devrime karşı Çarlık monarşisini desteklemek için her türlü çabayı gösterecektir.
Gerçekte Alman burjuvazisi Sırbistan'a karşı bir yağma seferi yaptı, çünkü bu ülkeyi boyunduruk altına almak ve Güney Slavlarının ulusal devrimini boğmak istiyordu; aynı zamanda, ordusunun büyük kısmını, daha zengin rakiplerini yağmalamak için Belçika ve Fransa gibi daha özgür ülkelere karşı harekete geçirdi. Alman burjuvazisi, bütün dünyaya, içinde bulunduğu sözde savunma savaşıyla ilgili efsaneler yayarken, aslında savaş tekniğindeki son gelişmelerden yararlanarak ve Rusya ve Fransa tarafından öngörülen ve karara bağlanan yeni silahlanmayı önceleyerek kendi açısından savaş için en uygun anı seçti.
Savaşan ulusların diğer grubunun başını ise, işçi sınıfı ve emekçi kitleleri, Alman militarizmi ve despotizmine karşı, vatanı, özgürlüğü ve uygarlığı savunduğu iddiasıyla aldatan İngiliz ve Fransız burjuvazisi çekiyor. Oysa bu burjuvazi çoktandır, milyarlar harcayarak Avrupa'nın en gerici ve barbar monarşisi olan Rus Çarlığının ordusunu paralı askerler haline getirip Almanya'ya karşı saldırıya hazırlamaya çalışıyordu.
Gerçekte İngiliz ve Fransız burjuvazilerinin savaş amacı Alman sömürgelerinin ilhakı ve daha hızlı bir ekonomik gelişmeyle öne çıkan rakip ulusu yerle bir etmekten başka birşey değildir. Bu soylu hedef uğruna "ileri" demokratik uluslar, barbar Çarlığa, Polonya'nın, Ukrayna'nın vs. daha ağır biçimde ezilmesi ve Rusya'da devrimin daha ağır biçimde bastırılması için el uzatıyorlar.
Savaşan ülkelerin bu iki grubu, haydutlukları, canavarlıkları ve bitmez tükenmez savaş dehşeti itibariyle birbirinden geri kalmıyor, fakat proletaryayla alay etmek ve onun dikkatini tek gerçek kurtuluş savaşından, yani gerek "kendi" ülkesinin gerek de "yabancı" ülkelerin burjuvazilerine karşı içsavaştan saptırmak için, bu yüce amaç için, her ülkenin burjuvazisi, ikiyüzlü milliyetçi palavralarla "kendi" ulusal savaşının anlamını övmek ve sanki düşmanlarını yağmalamak, topraklarını ilhak etmek amacıyla değil de, kendi halkı dışında bütün diğer halkları "kurtarmak" amacıyla yenilgiye uğratmak istediğine inandırmak için çaba sarfetmektedir.
Fakat bütün ülkelerde hükümet ve burjuvazinin işçilerin birliğini yıkma ve onları birbirine karşı kışkırtma yönünde harcadığı çaba arttıkça, bu kutsal amaç uğruna sıkıyönetim ve bugün, savaş sırasında bile, dış düşmandan çok "iç" düşmana karşı çok daha büyük şiddetle yönelen askeri sansür rejimi şiddetini artırdıkça, sınıf bilinçli proletaryanın sınıf birliğini, enternasyonalizmini, sosyalist inançlarını, bütün ülkelerdeki "yurtsever" burjuva kliğinin azgın şovenizmine karşı savunma görevi o kadar acil hale gelmiştir. Sınıf bilinçli işçiler bu görevi yerine getirmek istemezlerse, bu, sosyalist emeller bir yana, bütün özgürlük ve demokrasi emellerinden de vazgeçmek anlamına gelecektir.
En önemli Avrupa ülkelerinde sosyalist partilerin bu görevlerini yerine getirmediklerini, ve bu partilerin, özellikle Alman partisinin liderlerinin tavrının sosyalizme ihanet sınırına vardığını derin bir öfke duygusuyla saptamak gerekir. Bugünkü II. Sosyalist Enternasyonal (1889-1914) liderlerinin çoğunluğu, dünya tarihi açısından çok önemli bir anda, sosyalizmin yerine milliyetçiliği koymaya çalışıyorlar. Bu ülkelerin işçi partilerinin, hükümetin caniyane uygulamalarına karşı çıkmayıp, tersine, işçi sınıfını, görüşünü emperyalist hükümetin görüşüyle uyumlu hale getirmeye çağırmaları, onların bu tutumu sayesinde olmuştur. Savaş kredilerini onaylamaları, "kendi" ülkelerinin burjuvazilerinin şovenist ("yurtsever") şiarlarını benimsemeleri, savaşan ülkelerin burjuva hükümetlerine katılmalarıyla vs. Enternasyonal liderleri sosyalizme ihanet etmişlerdir. Bugünkü Avrupa'nın en etkili sosyalist liderleri ve en etkili sosyalist basın organlarının bakış açısı kesinlikle sosyalist değil, şovenist-burjuva ve liberal bakış açısıdır. Sosyalizmin bu yolla ırzına geçilmesinin sorumluluğu, ilk planda İkinci Enternasyonal'in en güçlü ve en etkili partisini oluşturan Alman sosyal-demokratlarına aittir. Fakat ülkesine ihanet eden ve Komün'ü yenilgiye uğratmak için Bismarck'la birleşen burjuvazinin hükümetinde bakanlık kabul eden Fransız sosyalistlerinin tavrı da hiçbir şekilde savunulamaz.
Alman ve Avusturya sosyal-demokratları, savaşa verdikleri desteği, bu savaşın kendileri için, Rus Çarlığına karşı mücadele anlamı taşıdığını söyleyerek haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Biz Rus sosyal-demokratları böyle bir savunmayı sadece bir safsata olarak gördüğümüzü açıklarız. Ülkemizde Çarlığa karşı mücadele, son yıllarda yeniden muazzam boyutlar kazanmıştır. Bu hareketin en önünde, bütün bu yıllar boyunca Rus işçi sınıfı yürümüştür. Son yılların milyonları kapsayan politik grevleri, Çarlığın yıkılması şiarıyla ve demokratik cumhuriyet talebiyle yürütüldü. Savaşın arifesinde Fransız cumhurbaşkanı Poincarê, II. Nikola'yı ziyaretinde, Petersburg sokaklarında, Rus işçilerinin elleriyle kurdukları barikatları görme fırsatı buldu. Rus proletaryası, bütün insanlığı Çarlık monarşisinin kara lekesinden kurtarmak için hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor. Fakat şunu açıklamak zorundayız: Eğer Çarlığın çöküşünü belirli koşullar altında engelleyebilecek, Rus demokrasisine karşı mücadelesinde Çarlığa destek verebilecek herhangi bir şey varsa, bu, onun gerici amaçları için, İngiliz, Fransız ve Rus burjuvazisinin para kasalarını Çarlığın hizmetine sunan bugünkü savaştır. Ve eğer, Rus işçi sınıfının Çarlığa karşı mücadelesini zorlaştırabilecek herhangi bir şey varsa, bu, Rusya'daki şovenist basının örnek olarak gözümüze sokmaktan bıkmadığı Alman ve Avusturya sosyal-demokrasisinin liderlerinin tavrıdır.
Güçler dengesinin, Alman sosyal-demokrasisinin her türlü devrimci eylemden vazgeçmesini gerektirecek kadar çok aleyhine olduğu varsayılsa bile, böyle bir durumda bile, şovenist kampla birleşmemesi, İtalyan sosyalistlerinin, Alman sosyal-demokrat liderlerin proleter Enternasyonal'in bayrağını lekeledikleri yönünde açıklama yapmalarına neden olacak adımlar atmaması gerekirdi.
Partimiz, Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi, savaş nedeniyle korkunç fedakârlıklarda bulundu ve bundan sonra da bulunacak. Bütün legal işçi basınımız yok edildi. Sendikal birliklerin çoğu feshedildi, sayısız yoldaşımız tutuklanıp sürgüne gönderildi. Buna rağmen parlamentodaki temsilciliğimiz -Devlet Duması'ndaki Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Fraksiyonu- savaş kredilerini onaylamamayı ve hatta etkin bir protesto için Duma'yı terketmeyi, Avrupa hükümetlerinin politikasını emperyalist politika olarak teşhir etmeyi mutlak sosyalist yükümlülüğü bilmiştir. Ve Çarlık hükümetinin on kat artan baskısına rağmen Rusya'daki proleter yoldaşlarımız, demokrasiye ve Enternasyonal'e karşı görevlerini yerine getirmek için ilk illegal bildirileri çıkarıyorlar.
Eğer Alman partisi içindeki azınlık şahsında devrimci sosyal-demokrasinin ve tarafsız ülkelerin en iyi sosyal-demokratlarının temsilcileri II. Enternasyonal'in bu iflası üzerine derin bir utanç duyuyorlarsa; eğer gerek İngiltere'de gerek Fransa'da sosyal-demokrat partilerin çoğunluğunun şovenizmine karşı sosyalistler seslerini yükseltiyorlarsa; eğer örneğin çoktan bu yana ulusal-liberal zeminde duran Almanya'daki "Aylık Sosyalist Dergi" şahsında oportünizm Avrupa sosyalizmine karşı elde ettiği zaferi kutluyorsa, bu durumda proletarya, II. Enternasyonal'in çöküşünü diplomatik safsatalarla geçiştirmeye ya da gizlemeye çalışan oportünizmle devrimci sosyal-demokrasi arasında sallanan unsurlardan (Alman sosyal-demokrasisi içindeki "Merkez" gibi) kendisine yapılabilecek en kötü hizmeti görmüştür.
Tam tersine bu çöküş, bütün ülkelerin işçilerinin yeni, daha sağlam sosyalist birliğini kurma olanağını elde etmek için açıkça kabul edilmeli ve nedenleri kavranmalıdır.
Oportünistler, bütün ülkelerin sosyalistlerini, her koşul altında şovenizme karşı mücadele etmekle, burjuvazi ve hükümetlerin başlattıkları her savaşı daha güçlü bir içsavaş ve sosyal devrim propagandasıyla yanıtlamakla yükümlendiren Stuttgart, Kopenhag ve Basel Kongrelerinin kararlarını çiğnemişlerdir. II. Enternasyonal'in çöküşü, geride bıraktığımız ("barışçıl" denen) tarihsel dönemin özel koşullarının zemin hazırladığı ve son yıllarda Enternasyonal'de fiilen egemenlik sağlayan oportünizmin çöküşüdür. Oportünistler sosyalist devrimi terkederek ve yerine burjuva reformizmini koyarak; belli bir anda içsavaşa dönüşmesi zorunlu hale gelecek olan sınıf mücadelesini terkederek ve sınıf işbirliğini vaaz ederek; yurtseverlik ve yurt savunması adı altında burjuva şovenizmini vaaz ederek ve daha Komünist Manifesto'da yer alan işçilerin vatanı yoktur ilkesini görmezden gelerek ya da inkâr ederek; militarizme karşı mücadelede bütün ülkelerin burjuvazisine karşı bütün ülkelerin proleterlerinin devrimci savaşının zorunluluğunu kabul etmek yerine darkafalı-duygusal bir bakış açısına savrularak; burjuva parlamentarizminden ve burjuva yasallığından yararlanmanın kaçınılmazlığını bir yasallık fetişizmine dönüştürerek ve kriz dönemlerinde illegal örgüt ve ajitasyon biçimlerini yaratma yükümlülüğünü unutulmaya terkederek, bu çöküşü uzun zamandan beri hazırlamışlardır. Oportünizmin -daha az burjuva olmayan ve proleter, yani Marksist bakış açısına daha az düşman olmayan- anarko-sendikalist "eklentisi", bugünkü kriz sırasında aynı rezil, aynı kendini beğenmiş şiarların tekrarıyla sivrilmiştir.
Bugün oportünizmle bağları kesin biçimde koparmadan ve kitleleri onun iflasının kaçınılmazlığı konusunda aydınlatmadan sosyalizmin görevlerini yerine getirmek, işçilerin gerçek uluslararası birliğini gerçekleştirmek olanaksızdır.
Her ülkenin sosyal-demokrasisinin görevi, ilk planda, ilgili ülkenin şovenizmine karşı mücadele olmak zorundadır. Rusya'da bu şovenizm, burjuva liberalizmini ("Kadetler") tamamen, Sosyal-Devrimciler ve "sağ" sosyal-demokratlarla birlikte Narodnikleri de kısmen kavramıştır. Burjuva basınının derhal bol bol yararlanmaya koştuğu J. Smirnov, P. Maslov ve G. Plehanov gibilerinin şovenist çıkışları özellikle teşhir edilmelidir.
Şimdiki durumda, uluslararası proletaryanın bakış açısından, savaşan iki uluslar grubundan hangisinin yenilgisinin sosyalizm için ehvenişer olduğu saptanamaz. Ne var ki, biz Rus sosyal-demokratları için, tüm hükümetlerin en gericisi ve en barbarı olan, çok sayıda ulusu ve Avrupa ve Asya'nın en büyük halk kitlelerini boyunduruğu altında tutan Çarlık monarşisinin yenilgisinin, işçi sınıfı ve Rusya'da yaşayan bütün halkların emekçi kitleleri açısından en ehvenişer olduğuna kuşku yoktur.
Avrupa sosyal-demokratlarının acil politik şiarı cumhuriyetçi Avrupa Birleşik Devletleri'nin kurulması olmalıdır; sosyal-demokratlar, sırf proletaryayı genel şovenizm akımı içine çekmek için her şeyi "vaat etmeye" hazır olan burjuvaziden farklı olarak, işçileri, Alman, Avusturya ve Rus monarşileri tasfiye edilmeden, bu şiarın yalan ve anlamsız bir şiar olduğu yönünde aydınlatacaklardır.
Rusya'da sosyal-demokrasi, burjuva devrimini henüz tamamlamamış olan bu ülkenin büyük geri kalmışlığını dikkate alarak, tutarlı bir demokratik devrimin üç temel koşulunu önüne görev olarak koymaya devam etmek zorundadır: Demokratik Cumhuriyet (bütün uluslara tam hak eşitliği ve kendi kaderini tayin hakkı), Büyük Toprak Mülkiyetine El Konması ve Sekiz Saatlik İşgünü. Bütün ileri ülkelerde ise savaş, sosyalist devrim şiarını gündeme koyuyor; savaşın proletaryanın omuzlarına yıktığı yük ağırlaştıkça, gelişmiş kapitalizmin muazzam teknik kazanımları göz önüne alındığında, modern "yurtsever" barbarlığın dehşetinin ardından Avrupa'nın yeniden kurulmasında proletaryanın rolü giderek daha etkin bir hal aldıkça, bu şiar o denli acil hale gelmektedir. Burjuvazinin proletaryayı tamamen sessiz kılmak için savaş dönemi yasalarını kullanması gerçeği, proletaryanın önüne, ajitasyon ve örgütlenmede illegal biçimler oluşturma mutlak görevini koyuyor. Bırakın oportünistler, legal örgütlerini, düşüncelerine ihanet pahasına "korumaya" uğraşsınlar, devrimci sosyal-demokratlar, işçi sınıfının örgütsel eğitiminden ve ilişkilerinden, sosyalizm için mücadelenin kriz dönemine uygun illegal biçimlerini yaratmak ve işçi sınıfını kendi ülkesinin şovenist burjuvazisiyle birleştirmek yerine bütün ülkelerin işçileriyle birleştirmek için yararlanacaktır. Proleter Enternasyonal çökmedi ve çökmeyecek. İşçi kitleleri bütün engelleri aşarak yeni Enternasyonal'i kuracaktır. Oportünizmin bugünkü zaferi uzun süreli olmayacak, savaş gittikçe daha çok kurban istedikçe, işçi kitleleri oportünizmin işçi davasına ihanetini daha iyi kavrayacak, silahları her ülkenin kendi hükümetine ve kendi burjuvazisine karşı yöneltmenin zorunluluğunu daha iyi anlayacaktır.
Bugünkü emperyalist savaşın içsavaşa dönüştürülmesi, Komün deneyiminin gösterdiği, Basel Kararı'nda (1912) saptandığı ve çok gelişmiş burjuva ülkeler arasındaki emperyalist savaşın bütün koşullarından çıktığı gibi, biricik doğru proleter şiardır. Bu dönüşüm şu ya da bu anda ne kadar zor görünürse görünsün, artık savaş bir gerçek haline geldikten sonra, sosyalistler hiçbir zaman bu yönde sistemli, inatlı, yolundan şaşmaz hazırlık çalışmasından vazgeçmeyeceklerdir.
Proletarya ancak bu yolla şovenist burjuvaziye olan bağımlılığından kurtulabilecek ve halkların gerçek özgürlüğü ve sosyalizm yolunda şu ya da bu biçimde, şu ya da bu hızda kararlı adımlar atabilecektir.
Bütün ülkelerin burjuvazilerinin şovenizmine ve yurtseverliğine karşı yaşasın işçilerin uluslararası kardeşleşmesi!
Yaşasın oportünizmden kurtarılmış proleter Enternasyonal!

Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi
Merkez Komitesi
Ekim 1914(Lenin, Seçme Eserler, Cilt 5, sayfa 133-140, İnter Yayınları)