İBO'dan...
ŞAFAK REVİZYONİZMİ İLE AYRILDIĞIMIZ BAŞLICA NOKTALAR
Şafak revizyonizmi ile ayrıldığımız bazı teorik ve pratik meseleleri
derli toplu ifade ettiği ve ayrıca uzun tartışmalara yolaçtığı için
DABK'nin Şubat Kararını aynen aktarıyoruz.
DABK Şubat Kararı
7-8 Şubat 1972 tarihleri arasında toplanan DABK, aşağıdaki kararları
almıştır.
1 - Genel olarak dünyada ve özel olarak Türkiye'de objektif şartlar
devrime son derece elverişlidir. Emperyalizm ve gericiler, bütün
dünyada buhrandan buhrana sürüklenmekte, bunun sonucu olarak, işçi
sınıfı ve bütün devrimci halklara karşı azgın saldırılara girişmekte,
işçi sınıfı ve devrimci halklar ise, Türkiye halkları da dahil,
her geçen gün daha büyük kitleler halinde hışımla ayağa kalkmakta,
gerici şiddete devrimci şiddetle karşı koymaktadır. Asya'nın, Afrika'nın,
Lâtin Amerika'nın birçok ezilen halkları işçi sınıfı önderliğinde
silahlı mücadele yürütmektedir.
2 - Ülkemizde de işçilerin, yoksul köylülerin ve diğer devrimci
sınıf ve tabakaların mücadelesi son yıllarda hızla büyümüş, gittikçe
şiddetlenmiş ve yer yer silahlı çatışmalara kadar varmıştır. Şimdi
işçi sınıfımızın ve yoksul köylülerimizin büyük çoğunluğu, kurtuluşlarının
ancak silahlı mücadeleyle olacağını kavramış durumdadır. Bugün kırlık
bölgelerde köylü kitlelerinin başına geçip silahlı mücadeleyi örgütlemeyen
ve kararlı , tutarlı, azimli bir şekilde yürütmeyen bir komünist
hareket, komünist sıfatına layık olamaz ve devrimci kitlelerden
tecrit olur. Bugün ülkemizdeki devrimci mücadele çok önemli bir
noktaya, silahlı mücadele yolunu tutmayan bir akımın, bunun adı
isterse komünist hareket olsun, kitlelerden tecrit olacağı bir noktaya
ulaşmış bulunuyor.
3 - Bu şartlarda, hareketimiz, kararlı ve cesur bir şekilde köylü
kitlelerinin başına geçip onları silahlı gerilla mücadelesi için
seferber edeceği yerde, eskiden beri taşıdığı sağ hataları, bunlara
yeni şartlara uygun yeni bir biçim vererek, devam ettirmektedir.
Dergideki legal eğitim çalışmalarının yerini, bu imkân ortadan kalktığı
için, bu sefer gizli ve yarı-gizli yürütülen eğitim faaliyeti almakta
ve bu, gittikçe sistemleşme göstermektedir. Silahlı mücadelenin
ise, eskiden olduğu gibi, yine sadece sözü edilmektedir. Gizli okuma
faaliyeti, silahlı mücadeleye hizmet eden, onu geliştiren, güçlendiren
bir faaliyet olarak değil, onu gerileten, köstekleyen, sekteye uğratan,
o yoldaki girişimleri engelleyen bir faaliyet olarak gelişmektedir.
Çünkü eğitim grupları, bir silahlı mücadele yürütecek organlar olmadıkları
gibi, hantal ve yarı-legal yapıları dolayısıyla, silahlı mücadelenin
başlamasıyla birlikte gelişecek karşı-devrimci saldırılar altında
varlığını sürdürecek durumda da değildirler. O zaman bunların dağılacağı
endişesi, silahlı mücadeleyi erteleme şeklinde sağ bir hataya yol
açmaktadır. Böylece kendi önümüze kendi ellerimizle dikenli teller
örmekteyiz. İlerde ya bu dikenli telleri çiğneyip, ya da bunların
arkasında hapsolacağız.
4 - Öte yandan bu sağ hata, silahlı mücadeleyi belirsiz bir geleceğe
erteleme hatası, yeni kanıtlarla desteklenmekte ve güçlendirilmektedir.
Silahlı mücadeleyi başlatmak için, "ülke çapında örgütlenmek
gerektiği", "önce bütün bozkırı kurutmak, ondan sonra
tutuşturmak" gerektiği, bu cinsten gerici kanıtlardır. Bunlar
hem partinin, hem de ordunun silahlı mücadele içinde inşa olacağı,
gelişip büyüyeceği, çelikleşebileceği tezini inkârdır. Silahlı mücadele
içinde gelişmeyen bir örgütlenme, bugün kof bir örgütlenme olur,
birkaç gerici darbe ile yıkılmaya mahkûmdur. Yine bu kanıtlar, devrimin
dengesiz gelişeceği, ülkenin bazı yerlerinde daha önce, bazı yerlerinde
daha sonra gelişeceği, iktidarın parça parça alınacağı tezinin üstü
kapalı bir inkârıdır. Ayrıca bu kanıtlar, ülkenin bazı kırlık bölgelerinde
başlayan silahlı mücadelenin, bozkırın diğer bölgelerini kurutmadaki
muazzam rolünün inkârıdır.
Kitleler içinde kök salmış, demir disiplinli, subjektivizmden, revizyonizmden
ve oportünizmden arınmış, özeleştiriyi uygulayan çelik gibi bir
parti, silahlı savaş içinde gelişecek güçlenecektir. Böylece bayatı
atıp tazeyi alacak ve burjuva unsurlardan arınacaktır. Halkın en
ileri unsurlarını, komünist önderleri ve militanları böylece bağrında
toplayacaktır.
Halkın silahlı kuvvetleri, küçükten büyüğe, zayıftan kuvvetliye,
düzensiz gerilla birliklerinden düzenli ordu birliklerine doğru,
silahlı mücadeleyle birlikte gelişecektir. Mao Zedung yoldaş bu
konuda şunları söylüyor:
"Partimiz, devrimci savaşlar boyunca gelişmiş, sağlamlaşmış
ve Bolşevikleşmiştir. Silahlı mücadele olmasaydı bugünkü Komünist
Partimiz de olamazdı. Bütün parti yoldaşları kanımızla ödediğimiz
bu tecrübeyi hiç bir zaman unutmamalıdırlar."
5 - Barışçı eğitim çalışması ve okumak için örgütlenme, kadro politikası
konusunda da kendisini gösteriyor. Militan mahalli kadroların her
türlü gerici bağlarını koparıp bunları profesyonel mücadeleye çekmek
yerine, onların gerici bağlarıyla uzlaşılıyor. Bu gibi kadrolar
köreltiliyor, enerjileri söndürülüyor. "Hele bekle", "şu
kitabı da oku", "bilmem kimle ilişki kur" ve buna
benzer tavsiyelerle, sınıf mücadelesinden kopuk laf ebeleri yetiştirilmeye
çalışılıyor. Oysa, son sıkıyönetim bu gibi kadroların yüzde doksanını
ıskartaya çıkardı. Sonuç olarak, ne bu kadrolar yeterince gelişiyor,
ne de hareketimizin kadro ihtiyacı karşılanabiliyor.
6 - "Halkın birleşik cephesi" konusunda da eski sağcı,
teslimiyetçi anlayış hâlâ devam etmektedir. Halkın birleşik cephesi,
proletarya önderliğindeki işçi-köylü temel ittifakı üzerine ve bir
veya birkaç bölgede kızıl siyasi iktidar kurulmadan gerçekleşemez.
Aksini savunmak, "kendi kuvvetlerine dayanmak, bağımsızlığı
korumak ve inisiyatifi elde bulundurmak" yerine, burjuvaziye
bel bağlamak, bağımsızlığı kaybetmek ve inisiyatifi gericilere bırakmaktır.
Kızıl siyasi iktidarın ülkemizde doğması için bugün eksik olan şey,
"doğru bir çizgi izleyen güçlü bir parti" ve "oldukça
güçlü bir kızıl ordu" dur. Ülkemizin çeşitli kırlık bölgelerinde
kızıl siyasi iktidar için diğer bütün şartlar -ki bunlar kuvvetli
bir kitle temeli, kendi kendine yeterli ekonomik kaynaklar ve askeri
harekâta elverişli arazidir- mevcuttur. Bu bakımdan, bugün başlıca
ve esas görevimiz, partinin ve ordunun silahlı mücadele içinde,
inşa edilmesidir.
7 - "Savaşmak, başarısızlığa uğramak, gene savaşmak, yeniden
başarısızlığa uğramak, zafere ulaşana kadar böyle davranmak, işte
halkın mantığı budur... Bu Marksist bir kanundur. Rus halkının devrimi
bu kanunu izlemiştir ve Çin halkı'nın devrimi de bu kanunu izlemektedir."
Türkiye halklarının devrimi de bu kanunu izleyecektir. Saflarımızda,
hiç başarısızlığa uğramadan, burnumuz dahi kanamadan zafere ulaşmak
anlayışı öteden beri mevcuttur ve hâlâ da etkisini sürdürmektedir.
"Önce ülke çapında örgütlenelim, sonra silahlı mücadeleye girişelim",
yoksa başarısızlığa uğrarız; "önce bozkırı kurutalım sonra
tutuşturalım", yoksa başarısızlığa uğrarız, yolundaki görüşlerin
bir sebebi de bu anlayıştır. Bu anlayış, hareketimizi durmadan sağa
çekmekte, pasifliğin, hareketsizliğin, durgunluğun, sürekli olarak
barışçı mücadele metodlarının ön plâna çıkarılmasının ideolojik
kaynağını teşkil etmektedir. Halk savaşının uzun, çetin, zor bir
mücadele olması, sözde çok tekrarlandığı halde gerçekte kavranmamıştır,
bu aynı zamanda bir sürü yenilgilerden ve başarısızlıklardan da
geçmek demektir. Biz, birinci olarak hata yapmamaya ve hatalardan
ileri gelen başarısızlıklara uğramamaya çalışmalıyız; ikinci olarak
başarısızlıklara uğramaktan korkmamalı, bunu göze almalıyız; üçüncü
olarak da her başarısızlıktan gereken dersleri çıkarmasını bilmeliyiz.
Başarısızlığa düşeriz endişesiyle aktif mücadeleden kaçınmak, pasif
bir tutumdur.
8 - Devrim kitlelerin eseri olacaktır. Bu doğru, "bütün kitleler
yanımızda yer almadan silahlı mücadeleye başlanamaz" şeklindeki
sağcı bir görüşü haklı çıkarmadığı ve çıkarmayacağı gibi, devrimci
mücadeleye katılan her ferdin devrimin anlamını, önemini ve bütün
sonuçlarını tümüyle kavramış olması ve "muhtemel bütün sonuçlarını
göze alması" anlamına da gelmez. Lenin bu anlayışı "kakavanlıkla"
suçladıktan sonra şöyle devam ediyor:
"Bir yanda bir ordu safa girecek ve, 'biz sosyalizm istiyoruz'
diyecek, öte yanda bir başka ordu safa girecek, 'biz emperyalizmden
yanayız' diyecek ve bu, sosyal devrim olacak!".
Bu, sosyal-devrimi imkânsız hale getirmektir. Yine Lenin devrime
katılanların birçoğunun küçük-burjuva önyargılarını, gerici hayallerini
de birlikte getireceklerini, bunsuz devrim olmayacağını ve bunların
devrimden sonra da hemen ortadan kalkmayacağını söylüyor. 1905 devrimine,
Japon parası alanların, bir kısım maceraperestlerin vb. nin de katıldığını,
ne var ki hepsinin farklı nedenlerle, fakat aynı ortak hedefe saldırdıklarını
belirtiyor. Proletaryanın öncüsünün rolü, bütün bu muhtelif unsurları
birleştirmek, ortak hedefe karşı saldırılarını yöneltmektir diyor.
Saflarımızda ise, peşimizde mücadeleye katılan her ferdin sosyalizmi
bilmesi, devrimin amaçlarını, sonuçlarını bütünüyle kavraması ve
benimsemesi, "bütün muhtemel sonuçlara başından razı olması
gerektiği" şeklinde, tam da Lenin'in eleştirdiği şekilde, sosyal
devrimi imkânsız hale getiren bir "kitle çizgisi" anlayışı
mevcuttur ve bu "ihtilalci" değil, ihtilali "köstekleyici"
bir çizgidir ve "yaşamamalı" yaşatılmamalıdır.
9 - Acil görevlerimiz şunlardan ibaret olmalıdır: Kuvvetli bir kitle
temeline, kendine yeterli ekonomik kaynaklara ve askeri harekâta
elverişli bir araziye sahip önemli kırlık bölgeler seçilmeli, en
değerli profesyonel partili kadrolar, bunların en çoğu bu bölgelerde
seferber edilmelidir. Bu bölgelerde örgütlenmede kavranacak halka
ta başından silahlı mücadele örgütlerinin, yani gerilla birimlerinin
teşkili olmalıdır. Eğer gerekliyse çok kısa bir propaganda ve ajitasyon
faaliyetinden sonra derhal gerilla eylemlerine girişilmelidir. Örgütlenmenin
bütün diğer biçimleri, illegal okuma grupları, yayınları basan,
ulaştıran ve dağıtan hücreler vs. vs... gerilla faaliyetinin seyri
içinde onun ihtiyaçlarına cevap verecek, onu destekleyecek, güçlendirecek
şekilde ele alınmalıdır. Bu amaçla seçilmiş bölgelerdeki en ileri
unsurlar, derhal her türlü gerici bağlarından koparılmalı, profesyonel
faaliyetin içine çekilmelidir. Şehirlerdeki ileri işçiler ve önder
kadrolar (işe yaramayan, mütereddit, kendisi öndere muhtaç, ayakbağı
olan geri ve tecrübesiz unsurlar değil), bunların büyük çoğunluğu
köylük bölgelere, köylülerin silahlı mücadelesini örgütlemeye gönderilmelidir.
Hareketin her türlü imkânları bu yolda seferber edilmelidir.
10 - Bu toplantı, özetlediğimiz sağ hatalara, bütün partili yoldaşların
ve Merkez Komitesi'nin dikkatini çeker. DABK'nın altındaki komiteler
ve diğer yoldaşlar, faaliyetlerini bu toplantının kararları ışığında
gözden geçirmeli, hatalara karşı amansız bir savaş açmalı, onları
yenmeli, doğru yolda kararlı, cesur, inatçı ve uygun adımlarla ilerlemelidir.
Halkımız bizden bunu bekliyor.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, Şafak revizyonistleri yukarıdaki
eleştirilerin önemli bir kısmını, bu karara cevap teşkil eden genelgede
kabullenmiş göründüler. Öte yandan da bu genelge ile çelişen bütün
yayınların doğru olduğunu iddia ediyorlar. "Bizim ideolojik
ve politik çizgimizi, Şafak gazeteleri, Şafak yayınları, Parti genelgeleri
ve diğer makaleler temsil etmektedir" diyorlar. O halde, biz
de Şafak revizyonizmini eleştirirken bütün bu yayınlara dayanmak
hakkına sahibiz.
(İbrahim Kaypakkaya, Seçme Yazılar, sayfa 318-326, Ocak Yayınları)
