FRANSA

G-8 Zirvesi yapıldı...

Sekizler Grubu (G-8) olarak bilinen emperyalist devletlerin yılda bir yaptıkları zirve, bu sene 1-3 Haziran tarihleri arasında Fransa'nın Evian kentinde gerçekleşti.
Sekiz emperyalist büyük güç ve onların egemen olduğu IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, BM gibi emperyalistlerin kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin katıldığı G-8 zirvelerinde dünyanın kaderi belirleniyor...
ABD emperyalistleriyle müttefiklerinin Irak'a karşı yürüttükleri savaş ve Irak'ın işgalinden sonra, savaştan yana olanlarla savaşa karşı görünenler ilk kez bir araya geldi. Gündeme de ABD emperyalizminin dayattığı "terör ve haydut devletler" ve Irak'ta savaş sonrası "yeniden yapılanma" konuları damgasını vurdu.
Medyaya yönelik şovlarda, özellikle Bush'un Chirac'la, Schröder'le el sıkışmaları, Irak savaşı dönemindeki "kızgınlıkların" geride bırakıldığı, "aynı aile içinde de çelişkilerin gündeme gelebileceği" ama bunun "gerektiğinde birlikte hareket etmenin, birlik olmanın önünde engel" olmadığı yönlü "barışma" mesajları verildi.
Bu arada tabii ki kapalı kapılar ardında tartışmalar, pazarlıklar sürdü ve kamuoyuna aralarındaki gerçek çelişkiler değil, üzerinde anlaştıkları sonuçlar yansıdı. Daha yakından baktığımızda zirveden karşımıza çıkan bazı yanlar şöyledir.

GÜVENLİK ÖNLEMLERİ VE ÇATIŞMALAR...

Son yıllarda özellikle "küreselleşme karşıtı" olarak kendini gösteren protesto eylemleri gözönüne alınarak zirvenin güvenlik önlemleri de yoğunlaştırılıyor. Bu sefer de böyle oldu. Evian'ın Fransa-İsviçre sınırında olması da gözönüne alınarak önlemler hem Fransa tarafından hem de İsviçre tarafından alındı. Kendi kolluk güçleri yetmiyormuş gibi Almanya'dan da -özellikle İsviçre'ye- 1000'den fazla polis "ödünç" verildi... Toplam 25 binden fazla polis, asker zirvenin güvenliği için görevlendirildi.
Fransa İçişleri Bakanı, güvenlik denetimi için en yeni teknolojinin kullanıldığını açıkladı. Zirvenin yapılacağı bölgeye Crotele tipi füzeler ve radar sistemi yerleştirildiği de belirtildi.
Bölgede beş bin metrenin altındaki uçuşlar yasaklandı. Bu sınırı çiğneyecek olan tüm yabancı uçaklara ateş emri verildi. Hava korumasını gerçekleştirmek için 70 adet Mirage 2000 ve F-18 uçakları hazır tutuldu. Helikopterler kontrol için aralıksız devriye uçuşu yaptı. Awacs uçakları da 24 saat boyunca gözetim işini yerine getirdi.
Kimyasal ve antibakteriyel üniteler gibi, uçaksavarlar, raketlerin hazırlandığı ve 200 kilometrekarelik alanın askeri bir karargaha dönüştürüldüğü bölgede, özel dalgıçlar da görevlendirildi. Evian sakinlerine özel kimlikler dağıtıldı. Şengen anlaşması bu süreçte geçersiz kılındı.
Sözkonusu önlemler İsviçre'de de alındı. Zaten ortak önlemler alınmıştı. Ama İsviçre'de bu önlemlere ek olarak, önemli otel ve iş merkezlerinin, bankaların vitrinleri tahtalarla örtüldü. Para kasalarındaki paralar boşaltıldı. Bilet otomatları kaldırıldı. Banka ve sözkonusu işyeri çalışanları "zorunlu tatile" çıkarıldı vb. vb.
Tüm bu önlemleri gözönüne alan burjuva medyanın kimi mensupları haklı olarak, şimdiye kadar hiçbir zirvede bu kadar önlem alınmadığını dile getirerek "yüksek düzeydeki uluslararası bir toplantının" yapıldığını, ama bunun "altın bir kafeste" gerçekleştirildiğini savundular.
Tüm bu önlemlere rağmen "küreselleşme karşıtı" güçlerle, içlerinde az sayıda da olsa devrimci ve komünistlerin de olduğu onbinlerce insan protesto eylemleri gerçekleştirdi. Yer yer güvenlik güçleriyle şiddetli çatışmalar yaşandı, onlarca kişi yaralandı. Birçok eylem ise yasaklandı.
Sözkonusu eylemlerin zirveyi engelleyemeyeceği baştan belliydi. Siyasi açıdan da eylemlere damgasını vuran esas düşünce ise "küreselleşmeye karşı" olan, ama sistem içi siyasetin ötesine geçmeyen reformist kesimin düşüncesiydi. Ama buna rağmen, zirveye karşı seslerini yükseltmesi ve mücadelenin sürdüğünü, süreceğini göstermesi açısından, protesto eylemleri olumlu idi.
Eylemlerde "küreselleşmeye hayır", "üçüncü dünya ülkelerinin borçlarını silin" gibi sloganlar yükseldiği gibi "siz sekiz iseniz, biz milyarlarız", "yaşasın sosyalizm" gibi sloganlar da vardı.
Sonuç itibariyle eylemlere damgasını reformist düşünceler vursa da, dünyanın egemenleri bu reformist içerikli militan eylemlerden bile korkuyorlar!

ZİRVEYE KATILIM

Geçmişte zirveye sadece gruba ait olan devletlerin temsilcileri ve uluslararası emperyalist kurum ve kuruluşların temsilcileri katılıyordu. Bu uygulamaya son birkaç yıldır son verilmiş durumda. Zirvenin esas görüşmelerine olmasa da, "genişletilmiş yemekli görüşmelere" katılmaları için özel davetiyelere başlandı.
Örneğin 2001 yılında bazı Afrikalı temsilciler G-8'in zirvesine katılmış ve "Afrika'nın Kalkınması İçin Yeni Ortaklık" (NEPAD) düşüncesini emperyalist ağalara sunmuş ve bunun üzerine görüşülmüştü. Ekim 2001'den beri Mısır, Nijerya, Cezayir, Senegal ve Güney Afrika tarafından oluşturulan NEPAD konusunda, 2002'de Kanada'da yapılan zirvede anlaşmışlardı ve destekleme sözü vermişlerdi.
Bu seneki zirveye ev sahipliği yapan Fransa'nın Başkanı Chirac G-20'nin parçası olan ve aynı zamanda G-8 dışındakileri vurgulamak için G-12 de denilen ülkelerin temsilcilerini de davet etmişti. Sözkonusu ülkelerin temsilcilerinin yanısıra NEPAD'ı oluşturan ülkelerin temsilcileri de zirvede yer aldı.
G-8 ülkeleri dışında zirveye temsilcileri katılan ülkeler -emperyalist kurum ve kuruluşların temsilcilerini burada saymıyoruz- şunlardır: AB dönem başkanı olarak Yunanistan; Mısır, Cezayir, Nijerya, Güney Afrika, Fas, Senegal, Meksika, İsviçre, Brezilya, Çin, Suudi Arabistan, Malezya, Hindistan.
Bu katılımla dünya nüfusunun % 80'inin temsil edildiği söylense de, esas amaçları ya da istekleri kuşkusuz ki sözkonusu nüfus içindeki işçi ve emekçiler, yoksulların sorunlarına "çare" bulmak değildir. Bunun böyle olmadığını somut olarak Afrika'da yaygın olan AIDS ve malarya hastalığına karşı mücadelede verilen sözlerin yerine getirilmemesi olgusu da göstermektedir.

ZİRVE'DEN ÇIKANLAR...

Kapalı kapılar ardındaki tartışmalar bir kenara bırakılıp kamuoyuna sunulan ortak açıklamaya bakıldığında, zirveden çıkan ortak görüşler Hürriyet gazetesinin aktarımıyla şunlardır:
"IRAK: Irak'ta barışın ve yeniden yapılanmanın zamanının geldiği vurgulandı. Tam egemen, istikrarlı ve demokratik bir Irak hedeflendiği belirtildi.
ORTADOĞU: Liderler, bildiride ABD liderliğindeki Ortadoğu barış görüşmelerini ve bu amaçla hazırlanan -Yol haritası'nı desteklediklerini belirtti.
GÜVENLİK: Nükleer silahlar ve terörizmle mücadele, hava ulaşımı ve hava alanlarının kontrolü ile hafif silah satışlarının denetimi konusunda ortak görüş bildirdiler. Kuzey Kore ve İran'ın nükleer silah almasına izleyici kalmayacaklarını vurguladılar.
AIDS: AIDS'le mücadeleyi desteklemek üzere, 1 milyar dolar bağışta bulunmaya söz veren G-8'ler, ABD'nin AIDS hastalığıyla mücadeleye beş yıl içinde 15 milyar dolarla katıldığının altını çizerek BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, kıtada, açlık ve yoksulluğa karşı alınmış olan kararların uygulanmasının önemini vurguladı.
EKONOMİ: Büyük düşüş riskleri uzaklaştı, iyileşme için şartlar oluştu." (Hürriyet, 4 Haziran 2003)
Özetle aktarılan bu sonuçlar da zirvede esas olarak ABD'nin dayattığı gündem üzerine tartışıldığını ortaya koymaktadır. Irak, Güvenlik ve Ortadoğu ile ilgili görüşler, sonuç itibariyle yüzde yüz ABD'nin istediği gibi ortaya konmasa da, esas olarak ABD'nin istediği yöndeki kararlardır.
Zirvenin esas gündemi olarak düşünülen "ekonomik kalkınma" vb. sorunlar üzerine fazla durulmadığı da ortaya çıkmaktadır. Bu alıntıda aktarılanın ötesinde ekonomi bağlamında yapılan tespit, "ekonomilerimizin büyüme potansiyeline güveniyoruz" biçimindedir. Yani özel bir karar alınmış değildir. Sadece ekonomilerine güvendikleri yönünde mesaj vermişlerdir.
Afrika'ya "yardım" bağlamında da atılan ciddi bir adım yoktur. Öneriler yapılmıştır. Sözü verilen yardımın yapılmadığının üzeri örtülmeye çalışılmıştır böylece. Örneğin AIDS'e karşı mücadele için oluşturulan özel fon'a verileceği söylenen miktarda para verilmediği için sözkonusu fon, Ekim 2002'de iflas noktasına gelmiştir. Bu zirvede de esas olarak "söz" verilmiştir. Somut olarak para falan verilmemiştir. Bush'un gelecek beş yıl için ABD'nin 15 milyar dolar yardımda bulunacağı açıklaması da, şimdilik sadece bir "yardımsever" görünme şovundan başka bir şey değildir. Zirve'de Afrika kıtası için çıkan esas sonuç, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da öne çıkarmasıyla, özellikle AB'li emperyalist güçlerin Afrika ile "daha fazla ilgilenmesi", somut olarak Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ne karşı olduğu gibi atılan askeri müdahale adımları olmuştur.
Zirve'de öne çıkan çelişkilerden ikisi İran ve Kuzey Kore'ye karşı takınılacak tavır ile, açık denizlerdeki yük gemilerinin "teröristlere malzeme taşıdığı" iddiasıyla durdurulup kontrol edilmesi noktalarındaydı. Bu noktalarda Irak'a karşı tavırdakine benzer bir saflaşma olduğu yönündeki bilgiler basına yansıdı.
Ortak açıklamada İran ve Kuzey Kore'ye yönelik takınılan tavırda, iki tarafın istediği gibi yorumlayacağı formülasyon kullanıldı. Yine Hürriyet gazetesinin aktarımına göre "uluslararası yasa, denetim ve diplomasinin tehditi ortadan kaldırmada yetersiz kalması halinde diğer önlemlere başvurulabileceği" yönündeki tespit, ABD tarafından silahsızlanma kurallarını ihlal eden ülkelere karşı güç kullanılması yetkisi verdiği biçiminde yorumlanmaktadır. Fransa Başkanı Chirac ise, bu yorumun "fevkalade cesur bir yorum olduğu"nu, "güç kullanma" konusunda görüşülmediğini açıkladı.
Sonuç olarak bakıldığında bu zirvede de ezilenlerin çıkarları için hiçbir şey yok, herşey emekçilerin zararınadır. Emperyalist güçler kendi aralarındaki çelişkilere rağmen, ezilenlere karşı birlikte "aynı ailenin fertleri" (Bush) olarak ortak hareket etmektedirler. Dünyanın işçi ve emekçileri, ezilen halklarının görevi de bu emperyalist "aileye" karşı, ezilenlerin "ailesini" oluşturmak ve emperyalist sisteme son vermektir.

19 Haziran 2003