İRAN

Rejimi protesto eylemleri ve bazı gelişmeler...

Bilindiği gibi İran da, ABD emperyalizminin temsilcileri tarafından ilan edilen "şer ekseni" içindeki ülkelerden biri. İran'daki molla rejimi, ABD'nin Ortadoğu planında yeri olmayan bir rejim.
ABD emperyalistlerinin "şer ekseni" içinde gösterdikleri ülkelerden biri olan Irak'ı işgal etmesinin ertesinde sıranın kime geleceği sorusunda, gözler Suriye, Kuzey Kore gibi ülkelerin yanısıra İran'a da çevrildi ve ABD emperyalizminin dünya jandarmalığı rolünü kime karşı kullanacağı konusunda tahminler yürütülmeye başlandı.
Bu yönlü tahminlerde kimileri -Rusya'da yayınlanan "Nezavisimaya Gazeta" gibileri örneğin- ABD'nin Irak'tan sonra İran'a yönelik askeri harekât başlatacağı, bunun için Irak, Gürcistan ve Azerbaycan'daki üsleri kullanacağı, hatta Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev ile anlaşıldığı vb. yönlü görüşlere kadar değişik görüşler savundu.
ABD emperyalistlerinin gerektiğinde askeri bir müdahalede bulunabilecekleri teorik olarak mümkün olduğu gibi, pratik olarak da mümkündür. Fakat andaki durum gözönüne alındığında, İran'daki durum ile Irak'taki durum arasında belli farklılıklar var ve ABD anda askeri müdahaleye ihtiyaç duymamaktadır.
Bunun perde arkasındaki nedenlerden biri Irak'ın işgali ertesinde, Irak'ta istedikleri gibi bir yapılandırmanın ayakları üzerine oturtulması gerektiği gibi, bir diğeri de Arap dünyasının tepkisini biraz da olsa dindirmek için Filistin sorununun çözümünde bazı adımların atılmasıdır. ABD bu yönde adımlar atmaya çalışıyor. Ama ABD'nin İran'a anda askeri müdahalede bulunmamasının nedeni sadece bunlar da değil.
İran'da son birkaç yılda ortaya çıkan, rejime karşı örgütlenen bir burjuva muhalefet hareketi var ve bu hareket giderek güçlenmektedir. Bu hareketin giderek güçlenmesi, İran'da, ABD'nin bir askeri müdahalesi olmadan da bir rejim değişikliğinin mümkün olduğunu göstermektedir.
Böylesi bir durumda ABD emperyalizminin İran'daki muhalefeti kullanarak, İran'da istediği gibi bir rejimi oluşturmaya çalışması daha çok işine gelmektedir.
Bu bağlamda İran'ın "şer ekseni" içinde ilan edilmiş olması, ABD'nin andaki durumda askeri bir müdahaleye, emperyalist işgal harekatına hazırlıktan çok, molla rejimini baskı altına almak ve muhalefete destek olarak kavranmalıdır.
ABD emperyalizminin İran'daki molla rejimine karşı muhalefete desteği, rejime karşı mücadelede Şah yanlılarından liberal burjuvaziye ve molla rejimi karşıtı olan Halkın Mücahitleri Örgütü'ne kadarki kesimleri kapsamaktadır.
Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ) aslında hem ABD'nin hem de AB'nin "terörist örgütler listesi" içindedir. Fakat ABD yönetiminden kimilerine göre HMÖ'nün "terörist örgütler listesi"ne alınmış olması, aslında Clinton döneminde İran'a bir jest yapmaktan kaynaklanmıştır. 1970'lerden beri HMÖ'nün ABD'yi, Amerikalıları hedef almadığı, bunun için de bu listeden çıkarılması gerektiği düşüncesindedir.
Irak'ın işgalinden sonra yapılan bir iş ise, Irak'ta bulunan HMÖ'nün silahlı güçleri ile ABD'nin ateşkes anlaşması ve sözkonusu güçleri şimdilik belli oranda silahsızlandırmasıdır. Yani ABD emperyalistleri Irak'ta HMÖ ile "barışmış" durumdadır.
Bu gelişme de gözönüne alındığında ABD emperyalistlerinin molla rejimine karşı HMÖ'nü de kullanmak istedikleri ortaya çıkmaktadır.
1979 yılından bu yana İran'la ilişkilerini resmen kesen ABD, Afganistan'a yönelik yürüttüğü savaştan sonra bu yılın Mayıs ayı başlarında Suudi Arabistan'ın Riyad kentindeki patlama öncesine kadar İran ile diplomatik ilişkilerde bulundu. Riyad'daki patlamanın El Kaide örgütü tarafından örgütlendiği iddiası ile bunların İran tarafından desteklendiği iddia ve suçlaması birleştirildi. Bu olay gerekçe gösterilerek Cenevre'de yapılan diplomatik görüşmeler iptal edildi.
ABD emperyalistlerinin Irak'a karşı savaşı hazırlamada yalan söyledikleri burjuva kesimler için de açığa çıktığı bir ortamda, bu sefer İran'ın nükleer silah programı "denetim" altına alınıp engellenmesi gündeme getirildi. Ayrıca ABD, İran'a Filistin-İsrail barış görüşmelerini, Irak'ta "yeniden yapılanmayı" sabote ettiği suçlamalarını da yöneltti.
Mayıs ayı ortalarından itibaren karşılıklı suçlamalar, tehditler giderek yoğunlaşmaya başladı. ABD Başkanı Bush Mayıs ayı sonu Haziran başı Moskova'da Rusya Başkanı Putin ile görüşerek İran'ın nükleer silah programına, ya da somut olarak atom bombası üretme ihtimaline karşı ortak tavır takınıp İran'ı "nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmasına uymaya" çağırdılar. İran'ın sözkonusu programını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na (IAEA) sunmasını da istediler.
ABD ile Rus emperyalizminin İran'a karşı ortak tavır takınması, aslında İran'a nükleer santral teknolojisi satanların başında gelen Rusya'nın, anda ABD emperyalizmiyle doğrudan karşı karşıya gelmek istemediğine işaret etmektedir. Bir yandan ABD Başkanı ile ortak tavır takınan Putin diğer yandan da İran'a nükleer teknolojiyi satmak için şu formülü gündeme getirmiştir: "İran zaman geçirmeden tüm atom programını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) denetimine açmalı. Ayrıca nükleer silah sahibi olmayacağı teminatını da vermeli. Bu garantilerin verilmesi koşuluyla işbirliği sürecek." (4 Haziran tarihli Hürriyet'ten)
Moskova'da yapılana benzer bir ultimatom, ya da ortak tavır -aralarındaki çelişkilere rağmen- G-8 olarak bilinen emperyalist güçlerin 1-3 Haziran tarihlerinde Fransa'da yapılan zirvenin ortak bildirisinde de yeraldı.
Bu arada tabii ki ABD emperyalizminin değişik temsilcileri İran'a yönelik açıklamalar yapmaya, tehditler savurmaya ve İran halkını "siyasi ve dini liderlere baskı yaparak ülkeyi değişime zorlamaya" çağırdılar...
10 Haziran'a gelindiğinde, üniversitelerin özelleştirilmesine karşı çıkan Tahran Üniversitesi öğrencileri, üniversitenin yurdunda eylem yapmaya başladı. Son dönemdeki eylemlerin "en büyüğü" olarak gösterilen bu eyleme 3000 civarında katılım gerçekleşti. Eylemlerde "siyasi mahkumlar serbest bırakılsın" gibi sloganlar dile getirildiği gibi, İran'ın dini lideri Hamaney ve Cumhurbaşkanı Hatemi aleyhindeki sloganlar da atıldı.
Bu eylemlerin başlamasıyla gözler İran'a çevrildi... ABD emperyalizminin andaki yöneticileri, sözkonusu eylemlere desteklerini ilan ettiler. Hem de tüm sahtekârlıklarını kullanarak dünyanın bir çok halkı üzerinde egemen konumda olduklarını, kendi kaderini tayini postallarıyla çiğnedikleri gerçeğini gizleyerek İran halkının da her halk gibi kendi kaderini tayin etme hakkına sahip olduğunu savundular!
İran'ın molla rejiminin bekçileri de karşı tavır takınıp eylemcilerin üzerine, resmi kolluk güçlerinden çok sivil silahlı güçlerini, milislerini (Besic) saldı... Resmi kolluk güçleri "mümkün olduğunca şiddet uygulamama"ya çalıştı... Tabii ki gözyaşartıcı bombalar, tutuklamalar, dayak vb. uygulamalar bunlar tarafından gerçekleşti. (Öyle ya bunlar şiddet sayılmazdı!) Onlarca kişi yaralandı, yüzlercesi tutuklandı. Tahran'da başlayan eylemler, giderek Tebriz, Hamedan, Meşhed, İsfahan ve Şiraz gibi diğer şehirlere de yayılarak genişledi.
İran'daki bu eylemler ABD ile AB, daha doğrusu AB içindeki büyük emperyalist güçlerden Fransa arasında varolan dalaşa da yansıdı.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Halkın Mücahitleri Örgütü hem ABD'nin hem de AB'nin "terörist örgütler listesi"ndedir. ABD HMÖ'yü molla rejimine karşı muhalefet olarak kullanmak istemektedir ve bu desteğini açıkça ilan etmiştir. İşte İran'daki öğrenci eylemlerinin geliştiği bu süreçte Fransa, Fransa'da bulunan HMÖ'ne yönelik "şafak operasyonu" gerçekleştirdi. Hem de ABD ile ortak tavır içinde "terörizme karşı", "terörist örgüte karşı" mücadele adına!
Fransa Başbakanı Jean-Pierre Raffarin "ülkenin çıkarı doğrultusunda yapılan" operasyonu savunurken şunları da söyledi: "Bizde faaliyet gösteren ve AB tarafından Ôterörist' olarak tanımlanan bir örgütün belini kırmak önemliydi." (20 Haziran tarihli Hürriyet'ten)
165 kişinin tutuklandığı, örgütün 1.3 milyon dolarına, bilgisayar, disket ve vericisine el konduğu bu operasyonun anda İran'da gelişen olaylarla ve ABD'nin bu eylemleri desteklemesiyle hiç bir ilişkisinin olmadığı da Fransız yetkililer tarafından açıklandı...
Sözkonusu tutuklamalarda İran Ulusal Direniş Konseyi'nin lideri ve aynı zamanda HMÖ'nün lideri Mesud Recavi'nin eşi olan Meryem Recavi'nin de tutuklanmış olması, Avrupa'nın değişik metropollerinde de eylemlerin yapılmasına yol açtı. Fransa'nın tavrını protesto edenler içinde kendilerini yakanlar oldu, kimi de yakma sonucu yaşamını yitirdi.
Bu yazı yazılırken eylemler devam ediyordu... Medyaya yansıyan en son önemli haber, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (IAEA) İran'ın nükleer programı hakkında BM'ye sunduğu raporun taraflarca kendine göre yorumlandığı, yontulduğudur.
Sözkonusu rapor elimize geçmedi ama gazetelerdeki haberlere göre, rapor "arabulucu" bir nitelik taşımaktadır. Bu yüzden de hem Washington'un, hem de Tahran'ın rapordan memnun olduğu bildirilmektedir.
Olayların hangi yöne doğru yol alacağını önümüzdeki dönemde birlikte göreceğiz. Bilinmesi gereken esas şey, molla rejiminin giderek çatladığı, burjuva muhalefetin de giderek güçlendiğidir. Fakat bir rejim değişikliğinin gerçekleşmesi için daha çok sancılı bir yolun katedilmesi gerekiyor.
Öyle ya da böyle, İran'da rejim değişikliği gündeme gelmiştir. Sorun, bu rejim değişikliğinin işçi ve emekçiler lehine, onların kendi iktidarlarını kurduğu yönde gelişip gelişmeyeceğidir. İran'da da işçi ve emekçilerin, ezilen ulus ve milliyetlerin gerçek kurtuluşu, emperyalizme ve molla rejimine karşı devrim için mücadeleyle, işçi köylü iktidarının kurulmasıyla; kısacası demokratik devrimle mümkündür!
Bunun için mücadele etmeye değer!

21 Haziran 2003