DEMOKRATİK KONGO CUMHURİYETİ

İç çatışmalar sürüyor, AB ordusu işgal ediyor...

Mayıs ayı başında BM gözlemcileri, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde toplu mezarların varlığının farkına vardı! 300 ile 400 arasında cesedin çıkarıldığı, durumun öngörüldüğünden daha da kötü olduğu kamuoyuna açıklandı.
Ardından da "katliamı engellemek" adına Kongo'ya müdahale etmenin planlarına başladılar. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın talebi üzerine AB, 4 Haziran'da Kongo'ya askeri güç göndermeyi kararlaştırdı. Bu müdahalenin gerçek nedeni ortaya çıkarıldığı söylenen toplu mezar ve Kuzeydoğu Kongo'daki çatışmalar mıdır? Bu sorunun cevabını bulmak için biraz Kongo'daki duruma bakmak gerekiyor.
1997'de, Zaire (Kongo'nun o dönemki ismi böyleydi) Başkanı Mobutu'nun 32 yıllık iktidarına, Laurent Kabila önderliğindeki güçler son vermiş, ülkenin adını Demokratik Kongo Cumhuriyeti olarak değiştirmişlerdi.
1998'in ortalarından itibaren, Kabila'nın muhalefetteyken verdiği sözleri, demokratik hakların verilmesi vb. sözleri yerine getirmediği; Mobutu iktidarını yıkan güçlerin eşit biçimde iktidarda pay alamamaları sonucu sözkonusu ittifak dağılmış; yeniden iç çatışmalar başlamıştı. Kısacası 1998'den beri Demokratik Kongo Cumhuriyeti gerçekte ikiye bölünmüş durumdaydı. Biri Kabila'nın doğrudan yönetimi ve denetimi altındaki kesim, diğeri ise Uganda ve Ruanda tarafından desteklenen güçlerin etkisindeki kesim.
Batıdaki değişik burjuva kaynakların verdiği bilgiye göre beş-altı yıllık süreçte esas olarak açlıktan, hastalıktan yaşamını yitirenlerin sayısı 3 milyon ile 3.5 milyon arasındadır.
BM'nin gözlemcileri 1998'den beri Kongo'dadır. Ama özel olarak bir önlem alma yönünde herhangi ciddi bir adım atılmamıştır. Göz göre göre 3.5 milyon civarındaki insan ölüme terkedilmiştir. Karşılıklı etnik çatışmalarda da onbinlerce insan katledilmiştir.
Laurent Kabila 2001 yılında bir saldırı sonucu öldürüldü ve yerine oğlu Joseph Kabila başkan oldu.
Bu süreçte değişik ölçülerde çatışmalar yaşandığı gibi, barış yönündeki görüşmeler de sürdürülmüştür. Sözkonusu görüşmelerin bir sonucu da, Laurent Kabila'nın Mobutu yerine iktidara gelmesinin ardında Kabila güçleriyle çatışmaya giren Uganda ve Ruanda'nın askeri güçlerini Kongo'dan çekmeleri oldu.
Mayıs ortalarından itibaren Hema ve Lendu'lar arasındaki çatışmalar, en son olarak Uganda'nın askeri güçlerini çekmesi ertesinde de yaşandı. Şimdiki çatışmalar sonucu Bunia şehrinde yaşayan 350 bin insanın büyük bölümü kaçmak zorunda kalmıştır.
Fakat bu çatışmalar yeni değildi. Dört yıldan bu yana Hema ve Lendu'lar arasındaki çatışmalar sürüyordu. Şimdi sözkonusu edilen bölgede, İturi bölgesinin Bunia şehrindeki çatışmalar Uganda askeri güçlerinin çekilmesi ertesinde doğan otorite boşluğundan şehrin kimin eline geçeceği sorununu gündeme getirmiş ve Bunia şehrinde hakim olmak için çatışmalar başlamıştır.
Bunlar arasında dört yıllık süreçte yaşanan çatışmalarda binlerce insan yaşamını yitirmiştir. Ama BM temsilcileri, "mavikask"lı askeri güçleri bunlara gözünü kapatmış, çatışmadaki tarafların birbirini kırmasına karşı herhangi bir önlem alınmaya çalışılmamıştır.
Barış görüşmeleri Aralık 2002'de Güney Afrika'nın Başkenti Pretoria'da imzalanan barış anlaşmasıyla sonuçlanmış ve çok partili geçici bir hükümetin kurulması üzerine anlaşılmıştı.
Normal şartlarda Mayıs ayı sonuna doğru sözkonusu edilen bu çok partili geçici hükümetin kurulması gerekiyordu. Fakat, bu güçlerin arasındaki çelişkiler, çatışmalar 1998'den bu yana süren savaşın, iç çatışmaların bittiğinin resmen ilan edilmesini her seferinde erteledi... Geçen sene anlaşmalarına rağmen kimi güçler görüşmelerden zaman zaman çekildi ve yeniden görüşmelere katıldı. Bu görüşmeler sürüyor ve BM temsilcileriyle yapılan görüşmelerde Haziran sonunda çok partili geçici hükümetin kurulacağı, çatışmaların son bulacağı yönlü açıklamalarda bulunuldu. Eğer geçici hükümet kurulursa iki sene sonra seçimlere gidilecek ve başkanın kim olacağı belirlenecek. Ayrıca ülkedeki tüm kesimlerin temsil edileceği başkan yardımcıları ve hükümet kurulacak. Böylece, şimdi çatışanlar, ülkeyi birlikte yönetecekler!
Bu duruma bakıldığında aslında ne BM'nin, ne de BM'nin talebi üzerine AB'nin Kongo'ya müdahale etmesini gerektiren özel bir durumun olmadığı görülür. Yani eğer çatışmalar ve ölümler engellenmek isteniyorsa, müdahale etmenin maddi temeli bundan beş-altı sene önce vardı ve bu hep varolageldi. Kuşkusuz bizim böylesi bir müdahaleyi doğru bulduğumuzdan ya da bulacağımızdan dolayı bu çelişkiye dikkat çekmiyoruz.
Biz BM'nin de AB'nin de şu ya da bu emperyalist gücün ya da bir başka gerici gücün Kongo'ya müdahale etmesine karşıyız. Bu çelişkiye dikkat çekmemizin nedeni, BM'nin ve AB'nin Kongo'ya askeri müdahale etmesinin arkasında yatan gerçeğin, Kongolu insanların yaşamlarını yitirmesi, karşılıklı birbirlerini öldürmesi olmadığına işaret etmektir.
BM'nin ve AB'nin Kongo'ya askeri müdahalede bulunmasının arkasında başka gerçekler yatmaktadır.
Her şeyden önce bilinmesi gereken gerçek, Afrika kıtasında milyonlarca insanın açlıktan, hastalıktan ölmesinin nedeni, kıtanın doğal zenginliklerinden yoksun olması değildir. Bu gerçek Demokratik Kongo Cumhuriyeti için de geçerlidir.
Kongo'nun yeraltı zenginlikleri içinde, her şeyden önce Altın ve Elmas madenleri vardır. Uganda ve Ruanda'nın Kongo ile çatışmalarının perde arkasında da bu madenlere sahip olma amacı yatıyordu. Şimdi bu savaş taşeronları (Hema ve Lendu'lar) tarafından yürütülmektedir. Bakır, Kobalt, Kalay gibi yeraltı zenginliklerinin yanısıra, Kongo dışında sadece Avusturalya ve Brezilya'da varolan Coltan madenleri de var. Ve bu bağlamda Kongo'daki madenler, Brezilya ve Avusturalya'dakinden çok daha fazladır.
Şimdiye kadar adı fazla duyulmayan, ya da fazla tanınmayan Coltan, Pentagon tarafından stratejik ham madde ilan edilmiştir. Bu maden/metal esas olarak bilgisayar endüstrisinde, cep telefonlarında kullanıldığı gibi, silahlanma ve uzaycılık / astronomi alanında da kullanılmaktadır.
Almanya'nın tekellerinden Bayer AG, bu tekele bağlı H.C.Starck ve Siemens gibi tekeller Kongo'nun Coltan-Ticaretinden önemli pay sahipleri olan tekellerdir.
Kongo'nun yeraltı zenginlikleri sadece bunlar değil. Son dönemde Uganda ve Ruanda sınırına yakın bölgede petrol kaynağının varlığı da ortaya çıktı. 30 bin kilometrekarelik alanda varolduğu tespit edilen petrol rezervinin, petrol üretiminde Afrika kıtasında Nijerya'dan sonra ikinci sırada yer alan Angola'nın rezervlerinden daha büyük olduğu bilgisi verilmektedir. Kanada şirketi Heritage Oil Corporation ile Kongo ve Uganda arasında anlaşma yapılmış durumda. Petrol çıkarılması için emperyalistlerin ülke içinde istikrara ihtiyaçları var. BM Genel Sekreteri Annan'ın AB'ye Kongo'ya askeri müdahale önerisinde bulunmasının hemen ardında Kanada'nın BM'nin müdahalesi çerçevesinde askeri güç vermeye hazır olduğunu açıklamasının arkasında da bu çıkarları yatıyor.
Ekonomik temel olarak emperyalistlerin iştahını çeken esas olarak Kongo'nun yeraltı zenginlikleridir. Ama sadece bu da değil, işin bir de siyasi yönü var.
Bilindiği gibi ABD, Irak'a karşı yürüttüğü savaşta BM'yi bir bağlamda kenara koymuştu... AB ile ABD arasında ise AB'nin başını çeken Almanya ve Fransa ile çelişkiler gündeme geldi.
Savaş sonrasında BM'de yürüyen tartışmalarda ABD'nin isteği yönünde tavır takınıldı, "bir ailenin fertleri arasındaki çelişkiler" G-8'lerin toplantısında da uzlaşma görüntülerine büründü...
Kongo'ya askeri müdahale ise bir yanda BM'nin yeniden kendine bir misyon yüklenmenin, kendisini kabul ettirmenin bir çabası; diğer yandan ise AB'nin emperyalist dalaşta askeri güç olarak ilk kez kendi başına bir misyon yüklenmesi olarak görülebilir. Bunların hepsi de "barışı sağlama", "barış için müdahale" adına yapılmaktadır...
Evet Makedonya'daki sınırlı deneyim sonrasında AB'nin "AB-Müdahale/gücü/kıtası" olarak oluşturmaya çalıştığı askeri gücün, ilk kez kendi başına müdahale etmesi gündeme gelmiş ve AB Haziran'da bu adımı karara bağlamıştır.
Bu karara bağlı olarak başta Fransa ve Belçika askeri olmak üzere 1400 civarında askeri güç Kongo'ya gönderilmeye başlandı, bir bölümü gideceği yere vardı ve çatışmalara girdi bile... Fransız ve Belçika askerlerinin Afrika kıtasında sömürgeci deneye sahip ülkelerin askerleri olarak gönderilmesi de, emperyalistlerin gerçek amaçlarına işaret etmektedir. Almanya ise başta askeri güç göndermeyi reddederken, Haziran ortalarında BM Barış Gücü kapsamında, çatışmalara girmeyecek ve diğer askeri güçlere tıbbi ve lojistik destek sağlayacak bir Alman askeri gücünün gönderilmesi yönünde tavır takındı.
Fransa önderliğindeki AB askeri gücü 1 Eylül'e kadar görev üstlenecek ve 1 Eylül'de görevi Bangladeş'e devredecekmiş...
AB'nin şef diplomatı Javier Solana ile yapılan bir röportajda Solana'nın takındığı tavır AB'nin emperyalist emellerini de ortaya koymaktadır.
Röportajı Almanca yayınlanan "Die Zeit" (Zaman) gazetesi muhabirleri yapmıştır. Röportajı kısaltarak yayınlıyoruz.
"Die Zeit: Avrupa neden Kongo'ya askeri güç göndermek zorunda?
Javier Solana: Çünkü orada şiddet yeniden başladı. Diplomatik olarak Kongo'daki sorunlarla zaten çoktan beri uğraşıyoruz. Ayrıca daha yeni G-8 zirvesinde Afrika ile daha sıkı ilgilenme yönünde karar aldık.
Die Zeit: Kongo'daki askeri müdahalenin zaman olarak sınırlı kalacağından, bu girişimde ikinci bir Afganistan'ın oluşmayacağından emin misiniz?
Solana: Dikkat, biz Kongo'nun her tarafına gitmiyoruz. Biz İturi bölgesinde koruyuculuk yapacağız, tam söylenirse: Bunia şehrinde bazı sınırlı sayıdaki objeyi koruyacağız. Eğer biz geri çekilirsek, ülkenin bütün problemlerini çözmüş olmayacağız. Ama bununla bir başlangıç yapmış olacağız. Diplomatik olarak çözüm için tabii ki çaba göstermeye devam edeceğiz.
Die Zeit: Bu misyon aniden veya biraz erken gelmiyor mu?
Solana: Bilakis. Bu, bizim 2000 yılından bu yana oldukça güçlü çalıştığımızı ispatlıyor. O zaman, 1999 Aralık ayında, AB-hükümetlerinden, Helsinki'de Birliği tam da böylesi müdahaleler için hazırlama görevini aldım. Ben bunu yaptım. Bu görev yerine getirilmiştir. (...)
Die Zeit: Kongo'daki askeri müdahaleyi neden AB yapıyor da NATO ya da tek tek ülkeler yapmıyor?
Solana: BM Genel Sekreteri Kofi Annan bizden oradaki "Mavikask"ların (BM askeri gücü. BN) yanına gitmemiz için ricada bulundu. Biz olur dedik, çünkü bunu yapabilecek durumdayız. Böylece ilk kez askeri olarak hangi konumda olduğumuzu da göstereceğiz. Ve biz, bir yerde istek varsa, orada bir yolun da olduğunu ispatlıyoruz.
Tabii ki bunu NATO da yapabilirdi. Ama ne Amerikalıların ne de NATO'nun ilgisi vardı. Böylece biz bunu bütünüyle NATO'ya dayanmadan yapıyoruz. Ve biz bunu birlikte yapıyoruz, çünkü böylece askeri olarak daha iyiyiz ve böylece siyasi tenkit gösteriyoruz.
Die Zeit: Avrupanın siyasi çıkarları nerede yatıyor?
Solana: (...) Biz bölgenin istikrarını istiyoruz ve insani açıdan sorumluluk taşıyoruz.(...)
Die Zeit: Yani bugün Afrika, yarın belki Latin Amerika ve ertesi gün dünyanın geri kalanı mı sözkonusu?
Solana: Hayır. Biz dünyanın polisi olmaya kendimizi yetkili bulmuyoruz. Ama dünya için bizim sorumluluğumuz var, ister hoşumuza gitsin, ister gitmesin.
Die Zeit: Küresel sorumluluktan ne anlıyorsunuz?
Solana: (...) Biz çoktandır küresel bir gücüz. Sadece şimdiye kadar askeri aktör değildik. Fakat, değerlerimizi korumak istiyorsak olmak zorundayız. Bununla kendimizi ABD ile otomatikman rakip duruma getirmiyoruz.(...) (adı geçen gazete, 12 Haziran 2003)
Solana AB'nin küresel olarak askeri aktör olma isteğini, bu bağıntıdaki siyasetini açıkça dile getiriyor. Kongo'ya müdahale de açıkça bu siyasetin uygulanmasıdır.
Yardım adına emperyalist işgale hayır!
İşgal güçleri kıtadan derhal defolmalıdır!

18 Haziran 2003