Bilindiği gibi daha önceki sayılarımızda Metro Grosmarketlerde yaşanan sorunlar üzerine kapsamlı değerlendirme yazıları yayınlamıştık. Bu yazılarda DİSK'e bağlı Sosyal İş sendikasının sermayenin oyunlarına da alet olarak Metro Grosmarketlerde daha önce örgütlenmiş bulunan Tez Koop İş sendikasıyla kötü bir rekabete girdiğini dile getirmiştik. Sosyal İş'in bilerek ve isteyerek ve patronların da isteği ve desteği doğrultultusunda Tez Koop İş'in Metro'daki örgütlülüğüne ve mücadelesine karşı böylesine çirkin bir görev üstlenmiş olmasının bizce hoşgörülebilecek hiçbir yanı yoktur. Ve biz buradan tekrar şunun altını çizmek istiyoruz ki, biz bu çelişmede tarafız, bizim tarafımız hak alma mücadelesine saldırılan ve örgütlenmesine son verilmek istenen Tez Koop İş sendikasında örgütlü olan işçilerin yanıdır. Aşağıdaki söyleşiyi bu konudaki ÒtarafsızlığımızınÓ bir göstergesi olsun diye değil, tam tersine taraf olduğumuz konuda, okuyucumuzun doğrudan karşı tarafı da dinleyerek kimin haklı olduğunu daha net görebilmesi için yayınlıyoruz.
YDİ Çağrı

Sosyal İş İstanbul Şube Başkanı Ali Cancı ile, Metro Grosmarketlerde yaşanan sorunlar üzerine söyleşi...

YDİ Çağrı: Kendinizi okurlarımıza tanıtır mısınız?
Ali Cancı: Adım Ali Cancı. Sosyal-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu Üyesi, DİSK İstanbul Merkez temsilcisiyim.
YDİ Çağrı: İsterseniz ilk soruyla başlayalım. 97-99 yılları arasında Tez-Koop İş'in Metro'da örgütlenme çalışması olduğunu siz örgütlenmeye başladığınızda biliyor muydunuz?
Ali Cancı: Tez-Koop İş sendikasının Metro Grosmarket'lerdeki varlığı 97-99 değil. Bir kere 90'lı yılların başında başlamış ve 99 yılı sonu itibariyle de bitmiş. Zaten 97-99 yılları arasında bu işyerinde Tez-Koop İş sendikasının toplu iş sözleşmesi var. Yani toplu iş sözleşmesinin olduğu yerde hangi örgütlenme mümkün? Kısaca belirtmek gerekirse 90'lı yılların başında Metro uluslararası bir sermaye kuruluşudur. Dolayısıyla yabancı sermayenin kendi arasında yapmış olduğu protokol gereği rekabet bağlamında 90'lı yılların başında DİSK'e bağlı Sosyal-İş sendikası kapalı olduğundan bu alanda cunta icazetli iki sendika faaliyet gösteriyor. Önceki adı Tez-Büro İş olan ve daha sonraki ismi Tez-Koop İş olmuş olan bir sendika ve diğer tarafta da Koop-İş sendikası. Bu iki sendikadan birisini Metro işvereni tercih ediyor ve işyerine çağırıp işyerinde çalışanları sendikalı yapıyor. Bunun sonucu burada üç dönem Tez-Koop İş sendikası toplu sözleşme imzalamış.
Bir kere şunu belirteyim: Elbette örgütlülüğün kötüsü olmaz. Yani sınıfın örgütlenmesi gerekir ve bu burada sınıfa sınıf bilincini verecek olan o işyerindeki sendikanın görevidir. Ancak Tez-Koop İş sendikasının kendi içerisinde yaşamış olduğu yönetim kavgası, sık sık yaptığı genel kurullar bu bağlamda işyerlerindeki çalışanlara kadar yansıyor.
Tez-Koop İş sendikasının yapmış olduğu toplu iş sözleşmelerinde giderek süreç içerisinde çalışanların nerede ise yarıya yakını- 2821sayılı yasa gereği işyerlerinde bir tek işletme müdürü ve genel müdür sendika üyesi olamayacakken, çalışanların büyük kısmı kapsam dışı denilen bir madde yaratılarak kapsam dışına atılmışlar ve dolayısıyla 99 yılına geldiğimizde Tez-Koop Sendikası yetki müracaatında bulunuyor ve Çalışma Bakanlığı'ndan çoğunluk yetkisi olmadığının karşılığını alıyor.
Bunun üzerine Tez-Koop-İş sendikasının 1999 yılında TC İstanbul 5.İş mahkemesinde açmış olduğu bir dava var. 1999/ 1060 esas sayılı dava ve bu davayı Tez-Koop İş sendikası kaybediyor. Orada şu açık, Tez -Koop İş sendikasının sunduğu gerekçeler var. Kapsam dışındaki insanların sendika üyesi sayılamayacağını iddia ediyor. Oysa bir sendikanın böyle bir iddiada bulunmaması gerekir. Eğer bilerek bulunuyorsa o zaman bu konuda son derece bilgisiz olduğu ortaya çıkıyor.
Yine örneğin emekli olan işçilerin sendika üyesi olamayacağını iddia ediyor, ama bizim yasalarımızda emekli işçiler de sendika üyesi olurlar. Önceden biliyorsunuz SSK emeklisi olduğu için çalışamıyordu ama ek destek pirimi ile iş hayatlarını gayet tabii devam ettirebilirler. Tez-Koop İş bu davayı kaybetmiştir. 1567 çalışan gözüküyor bu işyerinde ve Tez -Koop İş sendikası'nın bilirkişi raporlarında da kesinleşen 498 üyesinin olduğu ve ikinci şıkda da 531 üyesi olduğu kabul edilmiş ve yargıtayca onanarak 1999 yılının sonunda Tez-Koop İş sendikasının Metro Grosmarket'lerde yetkisinin olmadığı tespit edilmiştir.
Sene 2003. Şimdi insana sorarlar, dört yıldır ne yapıyordunuz? Siz burda üç dönem toplu sözleşme yapmışsınız, üç dönem içerisinde burada 1000'e yakın arkadaşın iş akdi fesh edilmiş. Bu, arkadaşlarla bize gelen bilgiler. Hiç bir hukuki sürecin başlamadığı, başlatılmadığı görülüyor. Ve daha sonra Sosyal İş'in örgütleme çalışması ile birlikte birden bakıyorsunuz burada bir takım insanlar ortaya çıkıyor, 'Burda biz örgütleniyorduk, burda ne yapıyorsunuz' diyorlar.
Biz örgütlü bir işyerine girmeyiz ve nitekim bize gelen işyerlerine eğer toplu iş sözleşmesi varsa örgütlü işyerlerine girmeyeceğimizi ifade edip bu insanları geri çeviriyoruz. Ama burada elbette işci kendi iradesini ortaya koyarak gidip üye olup geliyorsa, burda bizim yapabileceğimiz çok fazla birşey yok.
Ama şunu bilmek lazım, Sadık Özben başkanımız değerli bir abimizdir. Benim de yakından tanıdığım bir arkadaşımız ve kendisi çok küçük dediği sendikanın üyesi idi. Hatta yöneticiliğini yaptı. 12 Eylül cuntası ile birlikte DİSK'e bağlı sendikalar kapatılınca ben de işlerim itibariyle İstanbul Tabib Odası'nda çılışıyordum, ben de bir dönem Tez-Koop İş sendikasının üyesi oldum. Burda şube yöneticisi oldum, merkez delegesi oldum bu arkadaşlarımız ile birlikte mücadele ettik.
Şunu sormak lazım, küçük bir sendika olarak ifade ettiği sendikanın 12 Eylül öncesinde hangi aşamada ve kaç tane üye sayısına sahip olduğunu kendisi çok iyi biliyor. Kendi işyeri TÜBİTAK (Türkiye Bilimsel Araştırma Kurumu) Sosyal-İş'in ve DİSK'e bağlı sendikaların içerisindeydi. SSK şu an Tez-Koop İş bünyesinde sayıyorum, bizden cunta tarafından onlara götürülen işyerleridir. İstanbul Barosu, Yağlı Tohumlar, Fisko Birlik, An Birlik, yani sayıları belki ellilere varan işyeri Sosyal-İş ve diğer bizim iş kollarımızda bulunan sendikalardan oraya aktarılan ve oraya cuntanın bir anlamda bıraktığı miraslardır. Böyle bir mirasın üzerinde oturacaksınız ondan sonra geleceksiniz geçmişte yöneticilik yaptığınız sendikada bu sendikadan giden birisi olarak mücadele verdiğinizi söylediğiniz sendikayı böyle karalayacaksınız. Bunlar hoş şeyler değil. Yine de dediğim gibi biz bu arkadaşlarımıza saygı duyuyoruz.
YDİ Çağrı: Geçmişte Sosyal-İş'in durumunu anlattınız. Fakat, Tez-Koop İş'in 90'lı yılların başından beri çalışması olduğunu, neticesinde de 97-99 yılları arasında orda yetki aldığını ve 99 yılında bu yetkiyi yitirdiğini siz biliyorsunuz. Dolayısıyla 99 yılından itibaren de sendikanın orada olacağını ve örgütlenme faaliyeti yapıyor olacağını sanırım yine siz bilmeliydiniz. Onu bilerek sizin Sosyal-İş olarak oraya girmeye çalışmanız, orada örgütleme faaliyeti yürütmek istemeniz sizce ne kadar doğru? Siz az önce dediniz ki örgütleme olan yerde biz gidip de örgütleme yapmayız.
Ali Cancı: Hayır, yani toplu iş sözleşmesini kastettim. Toplu iş sözleşmesi olan yerlere ilkesel olarak girmeyiz. Ama burda bir toplu iş sözleşmesi yok. Tez -Koop İş sendikasının açığa çıkan faaliyeti yok ve burada, 1800 kişinin çalıştığı yerde, Tez-Koop İş sendikasının üye sayısı belli. Çalışme ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın son şeyine göre biliyorsunuz çoğunluk yetkisi bizim sendikamıza verildi. Aynı gün Tez-Koop İş sendikasının da Çalışma Bakanlığına müracatı var. Bildiğim kadarı ile 300 küsür çalışanı bakanlığın kayıtlarında görülüyor. Bizim sayılmayan üyelerimiz var. Sayılmayan üyelerimiz dışında 900 küsür üyeyle biz (Türkiye genelinde) çoğunluk yetkisini aldık.
YDİ Çağrı: Bu rakam hangi yıl itibari iledir?
Ali Cancı: Bu rakam 7 Mayıs 2003 tarihi itibarı ile. Burda bir başka şey şu: Tez-Koop İş sendikasının 300 üyesinin içerisinde 110 kişi 1999 yılında Tez-Koop İş sendikasından istifa ettikleri halde, Çalışma Bakanlığına istifalar ulaşmıyor. Bunlar da Tez-Koop İş sendikasının üyesi olarak gözüküyorlar. 300 sayısının içerisinde bunlar da var. Artı herhangi bir sebeple Tez -Koop İş sendikasına bağlı bir işyerinde Migros'da çalışmış ama işyerini değiştirmiş gelmiş Metro'da çalışıyor. Şimdi maalesef yasa işçinin son iradesini dikkate almıyor. İlk iradesini dikkate alıyor. İlk irade yıllar önce Tez-Koop İş'le bir başka işyerinde iradesini ortaya koyduğu için o üyeliği geçerli saymış, daha sonra Metro'da bizim üyeliğimizi yok saymış. Yaklaşık 40 - 50 arkadaşımızın konumu da böyle. Bununla beraber bu 300 arkadaşdan da istifa edenler oldu.
Şu an tüm işyerlerinde mevcut üye sayısı 100 küsür. Bu arkadaşlarımız da şu an tabi Sosyal-İş'e gelecekler, gelmek istiyorlar, ama biz Tez-Koop sendikası gibi noter ücretini ödemiyoruz. Bu bizim ilkesel bir yaklaşımımız. İşçi kendisi ödüyor. Zaten yasa da böyle emrediyor. Bu durumda arkadaşlarımız ikramiyelerini bekliyorlar. İkramiyelerini aldıklarında öyle tahmin ediyorum ki bu arkadaşlarımız da Tez-Koop İş'den istifa edip Sosyal-İş sendikasına gelecekler.
Sosyal İş sendikasının bu çoğunluk yetkisi yasa gereği 6 işgününden sonra çağrı ellimize ulaştığı andan itibaren yetkiye dönüşecekti ve biz bugün Metro Gros Marketlerde toplu iş sözleşmesine oturacaktık. Bakın şu an davalı olduk. 1800 arkadaşım, işçi arkadaşım, sonucu değişmeyecek bir şeyin beklentisine itildiler ve mağdur ediliyorlar. Burdan şunu bir emek örgütüne sormak lazım; sonucu belli olan bir itiraz haklı mıdır, haksız mıdır? Bundan kazançlı çıkacak olan kimdir? Ne Tez-Koop İş sendikası kazançlı çıkacak, ne Sosyal-İş, ne de işçi kazançlı çıkacaktır. Burda tek kazançlı çıkacak olan işveren olacaktır.
YDİ Çağrı: Peki siz bunu iddia ediyorsunuz. Tez-Koop İş'in de başka iddiaları var. Şimdi '99 ile 2003 arasında sizin hiç üyenizin olmadığını ve son üç gün içerisinde sizin Metro'da işçileri örgütlediğiniz iddia ediliyor. Hatta siz kendiniz de bunu ifade etmiştiniz...
Ali Cancı: Şimdi bakın, benim Sosyal İş olarak Metro Grosmarket'lerdeki tanışıklığımız sanırım 94-95 'li yıllara kadar gider. Yani oradan bir grup arkadaşın gelip özellikle part-time sürecinin başlatılması ile ilgili Sosyal-İş sendikası ile yakın ilişkileri olmuştur. Sosyal-İş sendikasının ve özellikle benim şahsımın bu arkadaşlara yol götericiliği olmuştur. Ama biz orada bir toplu iş sözleşmesi olduğu için bir üyelik ve örgütleme faaliyeti içerisine girmedik. Burada kalarak bu arkadaşlara bu mücadeleyi vermeleri gerektiğini ifade ettim.
Değerli arkadaşlar şunu ifade edeyim; eğer bizim böyle bir niyetimiz olsaydı biz Anadolu Üniversitesi'ni tarihinde ilk defa örgütledik, toplu iş sözleşmesi yaptık. 93, 94, 95 yıllarında. 12 Eylül cuntasınnın örgütlenmenin önüne koyduğu en büyük engel olan barajlar. Ve bizim barajımıza itiraz eden Tez-Koop İş sendikası, bizim barajımızı düşürten Tez-Koop İş sendikası. Bu işyerindeki şube başkanı arkadaşlarımız hangi şartlarla transfer ettiklerini kendileri daha iyi biliyorlar. Önce bize bir Anadolu Üniversitesi'nin hesabını versinler. Anlatabildim mi? Tarihinde ilk defa örgütlenen, toplu iş sözleşmesine kavuşan bir işyerini nasıl götürdüklerinin hasabını bir kere vermek zorundalar.
İkincisi, tarihinde ilk defa örgüllenen TAS İş'in. Bu işçiler önce Tez-Koopİş'e gittiler, Tez-Koop İş'i dinlediler, Sosyal-İş'e geldiler Sosyal-İş'i dinlediler ve tercihlerini Sosyal-İş'den yana kullandılar. Bu işyerinde çoğunluk yetkisi Çalışma Bakanlığından çıktı. Üç yıl mahkemede bu insanlar süründürüldü. Gerekçe Sosyal-İş sendikasının baraja kendileri tarafından itiraz edildiği için İş mahkemeleri o zaman bekletti yetki vermedi. Sebep saydı. Bunun hesabını versinler.
SSK'yı ben Ali Cancı olarak bizzatihi örgütsüz kalmasınlar diye kendi elimle götürdüm. Arkadaşlarım çok iyi bilirler. TÜBİTAK'ın örgütlenmesini bizzatihi benim yaptığımı kendileri çok iyi bilirler. İstanbul Tabib Odası'nın, İstanbul Barosu'nun, İstanbul Mühendisler Odası'nın (Şu an işletme olduğu için yetkileri düştü bize geldiler) bizim kendilerine götürdüğümüzü çok iyi bilirler. Yani bunu bileceksiniz, ondan sonra böyle ağır ithamlarda bulunacaksınız. Biz bunu kullanmayız. Bize de yakışmaz. Kullandıkları bu dilleri biz öyle veya böyle sınıf mücadelesine katkı sunanlar için asla ve asla kullanmayız.
YDİ Çağrı: Peki 99 yılında kaç üyeniz vardı?
Ali Cancı: 99 yılında bizim Metro Gros Market'te bir tek üyemiz yoktu. 2003 yılının Şubat'ına kadar da yoktu.
YDİ Çağrı: Peki üç gün içerisinde mi örgütlediniz işçileri?
Ali Cancı: Hayır olur mu üç gün içerisinde? Halen bizim Metro Grosmarket'te örgütlenmemiz devam ediyor. Yani şimdi şeyin tehditi var; efendim diyor ki bilmem işverenlerin bilmem neyi ile.. Bu işletmenin beyni neresi biliyormu sunuz? Güneşli Mağazası. Bugün en örgütsüz olduğumuz işyeri neresi biliyormusunuz? Güneşli Mağazası. Eğer orada doğrudan işverenin bilmem neyi olsa biz başlangıçta Güneşli'yi bitirirdik. Güneşli'de adım adım insanları gizli bir şekilde notere taşıyoruz, bilmem ne yapıyoruz. Böyle birşey olsa biz kalkıp bilmem ne yapmayız, bir günde Güneşli'yi bitiririz. Hazirana gelmişiz yani bakın...
YDİ Çağrı:Kaç günde örgütleyebildiniz işçileri?
Ali Cancı: Bakın birşey söylüyorum. Daha henüz bitirmediğimizi söylüyorum.
YDİ Çağrı: Daha şimdiden 900 üyeniz var...
S : Ha 900 üyemiz var ama bakın orda çaılışan sayı 1800 kişi. Şu an 1300'lerdeyiz ama bitirdiğimizi söyleyemem. Halen Bizim Metro'larda örgütleme çalışmalarımız devam ediyor. Yani şu değil; ben buradan çoğunluğu alırım, Çalışma Bakanlığından da çoğunluk tespiti çıkar, bir dönem toplu sözleşme yaparım, ondan sonrası ne olursa olsun. Böyle bir anlayışa sahip değiliz.
YDİ Çağrı: Peki çok kısa bir soru: Patron sizi destekliyor mu?
Ali Cancı: Şunu söyleyelim; biz lafı burdan konuşup arkadan vermeyiz. İşin doğrusu ne ise odur. Bize burada katkı sunan, bu işin öncülüğünü yapan, onların işveren kategorisinde gördükleri, okumuş, yönetici değil, bakın okumuş üflemiş bu işe biraz kafa yoran insanlar...
YDİ Çağrı: Patronun temsilcisi deniyor...
Ali Cancı: Değil. Patronun temsilcisi değil. Orda patronun temsilcisi olan İşletme Müdürü ve İşletme Müdür Yardımcısı'dır. Siz kalkıp orda Departmanda yanında bir kişi çalışan bir insana patronun temsilcisi derseniz orda kimse kalmaz kusura bakmayın. Yani iki kişilik departmanda eğer biri işveren diğeri işçi derseniz, orda toplu sözleşme yapmanız mümkün değil. Tez-Koop'un durumuna düşersiniz. Yani bir dönem sözleşme yapabilirsiniz.
YDİ Çağrı: Benim sorum çok net. Patron sizi destekliyor mu?
Ali Cancı: Patron bizi destekliyor mu? Patronun işçilerin örgütlenmesi safhasında bir karşı duruşu olmamıştır. Onu söyleyeyim.
YDİ Çağrı: Neden?
Ali Cancı: Onu bilemem ben.
YDİ Çağrı: Yani şimdi siz şunu biliyorsunuz. Bu patronun Tez-Koop'un önüne çıkarmadığı engel yok. Yapmadığı oyun yok..
Ali Cancı: Bakın bizim işçilere yönelik verdiğimiz şey var. Bunu size de vereceğim. Diyoruz ki; 'örgütlü oldukları bazı işyerlerinin patronları ile çeşitli ilişkilere girmenin çok sıradan işler olduğu bu sendika ne yazık ki örneğin Migros Marketlerinin temizlik işlerini taşeron olarak alan Genel Başkanlar. Bunlar var mıdır? Yok mudur? Siz incelediyseniz bu sendikanın içerisinden kimlerin, hangi işverenlerin türediğini göreceksiniz. Bir başka şey daha; Sendikalarından zorla ve tehditle istifa ettirilen işçiler kimlerdir?
YDİ Çağrı: Sizce yok mu öyle birşey?
Ali Cancı: Hayır. Varsa gelsin. Kimmiş bu arkadaşım? Bu işci sonuçta Notere gidiyor. Notere gittiği sabah eğer iradesi o sendikadan yana değilse gider bir gün sonra istifa eder.
YDİ Çağrı: Genel sınıf mücadelesi içinde biz de yer alıyoruz, biz de işçi sınıfının davasını savunan bir dergiyiz. Ve şunu çok iyi biliyoruz: Hiç bir patron işçi sınıfının davasını savunan herhangi bir örgüte hoş bakmaz. Yani yüzyıllardır bilinen bir gerçektir bu. Şimdi nasıl oluyor da bırakalım önünüze engel çıkarmayı nerdeyse bir hoşgörü durumu mevcut...
Ali Cancı: Hayır bir hoşgörü yok.
YDİ Çağrı: Ama önünüze herhangi bir engel de çıkarmıyor.
Ali Cancı: Hayır bir engel yok. Bu engelin olmaması da şudur: Biraz önce konuşmamın başında da ifade ettiğim gibi, burada yabancı sermayenin kendi arasında imzaladığı öyle zannediyorum bir protokol var. Sendikasız işçi çalıştırmama bağlamında bir protokol bu.
YDİ Çağrı: Peki patron neden sizi tercih etti?
Ali Cancı: Orasını gidip Tez-Koop İş'e soracaksınız. Orasını ben bilemem. Tez-Koop İş'e gidip sormak lazım. Yani Tez-Koop İş sendikasının bu işyerindeki çalışana yapmış olduğu olumsuzluklar. Ben şunu söylüyorum, bir sendikanın somut göstergesi nedir? İmzalayacağı toplusözleşmesidir ve mücadelesidir. Orada ortaya koyacağı sınıfsal anlayıştır.
YDİ Çağrı: Şimdi 1990'dan başlayıp 97'e kadar üç dönem toplu sözleşme yapan bir sendika var. O dönemde işletmenin yöneticileri, genel müdürleri yabancıymış. Bu dönemde sizin söylediğiniz gibi uluslararsı çalışma örgütünün vs. yaptığı sözleşmeden dolayı sendikal çalışmaya pek fazla bir engel çıkarmamışlar. Tez-Koop İş'e de çıkarmamışlar. Onun için de üç dönem toplu sözleşme yapmışlar. Daha sonra bunların bir Delta Planı varmış ve bu Delta Planı bütün dünyada kendi işyerlerindeki bütün işçileri sendikasızlaştırma planıdır diğer bir deyimle. 1997'de başlayıp 1999'a kadar orada Tez-Koop'da örgütlü olan işçilerin bine yakını ya işten çıkarılmış ya da sendika üyeliğinden vazgeçirtilmiştir. 1999'a gelindiğinde Avrupa Sendikalar Birliği bunlarla bir protokol imzalıyor. Dolayısıyla Tez-Koop İş'le de bir protokol yapıyor. Bu da buradaki sendikal çalışmaya engel çıkarmama anlaşmasıdır. Kısacası Tez-Koop İş 1999'dan 2003'e kadar ciddi bir sendikal çalışma yürütmemiş, siz de yapmamışsınız...
Ali Cancı: Bakın bin işçi diyosunuz. İşten çıkartılmış bu bin işçinin -ki sendikal nedenle bu arkadaşlar işten çıkartılmış- hangisi adına Tez-Koop İş sendikası gitmiş ve hukuksal mücadele vermiş? Bunu sormak lazım. Bizim de Anadolu yakası Eczacılar Kooperatifinden işveren bıraktı gitti, o küçük gördükleri sendika her türlü olanağını ortaya koydu, 400 işçi adına dava açtı, bundan onbeş gün önce bu insanların geldik şubede tazminatlarını ödedik. Ben de atıldım. Ben de İTO'da işten çıkartıldım. Halen çok saygı duyduğum ve Tez-Koop İş'in avukatlığını yapan avukata -halen avukatlık yapıyor- gittiğimde üstelik sendikanın yöneticiliğini yapmışım, benden bir işçinin ödeyemeyeceği miktarda bir para talep etti. Yani sendika üyeliği sadece aidat öderken üyelik değil. Eğer işinize son verilmişse elbette sendikanızın size bir şekilde sahip çıkması lazım. Şimdi siz öyle veya böyle 1000 tane işçiyi işten attıracaksınız, bin tane işçiye hiç bir hukuksal destek vermeyeceksiniz, ne zaman ki Sosyal-İş sendikası geçmişten gelen ilişkileri dikkate alarak örgütlemeye gidiyor, çıkacaksınız ortaya...
Ben size açıkca şunu söyleyeyim, Tez-Koop İş sendikasının derdi Metro falan değil bir kere. Güneşi balçıkla sıvayamazsınız. Bu anlayışla bir yere kadar sendikacılık yaparsınız.
YDİ Çağrı: Bu anlayış dediğiniz nedir?
Ali Cancı: Türk-İş anlayışını kastediyorum. Bir yere kadar sendikacılık yaparsınız. Bir yerden sonra sökülürsünüz. Burdaki anlayış 'bize yar olmayan, başkasına yar olmasın' anlayışı. İkincisi; kendi kongre hesapları için bir itiraz. Üçüncüsü; diğer işyerlerinden işçilerin sendikalarını terk etmesinden korkuyorlar.
Evet yani sendikasına bağlı işçilerin şu an Sosyal-İş sendikasının Metro marketlerinde vereceği mücadele sonucu imzalanacak toplusözleşmeyi bekliyoruz. Arkadaşlarımız bunu çok iyi biliyorlar. Araştırın önce Anadolu Üniversitesinin hesabını versinler, Tas-İş'in hesabını versinler sonra oturup konuşalım ve bu işçiye de yazık etmesinler. Zaten üyeleri de kalmadı Metrolarda. Oturalım sözleşmeyi yapalım, ondan sonra işçi, kimin işçi, kimin işveren sendikası olduğunu anlasın. Bunun kararını versin. Bunun doğrusu budur. Emekçileri mağdur etmeyelim diyorum.
Pek tabi sendikaların asli görevi orada örgütlülüğü güçlendirmektir. Siz orada üç dönem toplusözleşme yapmış ama örgütlülüğü güçlendirememişsiniz.İşyerinde 1600'ler çalışırken 500'lere 400'lere düşmüşseniz o zaman kabahati biraz da kendinizde arayacaksınız. Az değil üç dönem toplusözleşme yapıyorsanız artık orda herşeyin yerli terine oturması lazım. Üç dönem toplu sözleşme yaptığınız yerde artık bazı sorunların asgariye inmesi lazım. Bunlar olmamış. Yani orada kalmamışsınız ve ipi kendi boğazınıza kendiniz geçirmişsiniz, altınızdaki sandalyeyi alıp yere vurmuşsunuz.
Sermayenin karşısında ilkeli, tutarlı anlayış beklenir. A şube başkanı farklı, B şube başkanı farklı bir anlayışla hareket ederse, yani benim bildiğim bir sendika içerisinde ana ilke olur ve bu herkesin uygulayacağı şey olur. Tez-Koop İş içerisinde işverenler türemiş ve türemeye devam ediyor ne yazık ki. Ama bana kalkıp birisi DİSK veya DİSK'e bağlı sendikalar içerisinde işverenler türemiş diyemezler.
YDİ Çağrı: Bunun örneklerini verebilirmisiniz?
Ali Cancı: Migros'ta iki arkadaşımız var. Şu an Migros'un yan kuruluşluğunu yapıyorlar. Halen bilmem başka neler söyleniyor. Bunlar doğrudur. 80 öncesi biliyorsunuz patronlar da sendika üyesi olabilirdi. O günün koşullarında en iyi sözleşmelerden birisini yapmıştık.
Osmanlı Bankasında bizim müdürlerimiz var. Müdürler temsilcimizdi. Bunları Sosyal-İş mi temsilci yapıyordu? Hayır. İşyerlerinde sandık kuruluyordu işçiler kendi temsilcilerini kendileri seçiyordu ve bu işyerindeki arkadaşlar temsilcilik görevini yerine getiriyorlardı. Az önce söyledim, yani bir departman düşünün, bölümde iki kişi çalışıyor. Bunun birisi müdür değil dikkat edin. Buna müdür demişler. Anlatabildim mi? İşveren vekili dedikleri orda işletme müdürü. Yasal statüsü işveren olan işveren vekilidir. Onlar zaten yasa gereği sendika üyesi olamazlar.
YDİ Çağrı: Fakat işveren vekili ile birlikte işçiler noterde görülmüş, buna ne diyeceksiniz...
Ali Cancı: Kimmiş o? Ben bilmiyorum. Bir emekçi bir emekçi ile görülmüştür bu da suç üstü oluyor. 2821 sayılı yasaya göre işveren vekili işletme müdürünün dışında herkesin bir mağazada sendika üyesi olma hakkı var. 'Haydi gidin siz üye olamazsınız' diyemeyiz. Sosyal-İş'in mücadelesine bakarsanız işçi-memur ayrımının mücadelesini vermiş olan ilk sendikadır. SSK'da 1975 yılında Demirel hükümeti döneminde zorla memurlaştırılmaya çalışılan müdürlere karşı mücadele vereceksiniz ondan sonra da kalkıp işveren vekilidir diyeceksiniz.
YDİ Çağrı: Çalışmalarınızı sendikal rakabet çerçevesinde mi görüyorsunuz?
s: Ben bunu sendikal rekabet olarak görmüyorum. Yayınlarımıza dikkat ederseniz mümkün olduğunca bu alana girmemeye özen gösterdik.Tez-Koop İş sendikasındaki arkadaşlar bunu gayet iyi bilirler. Hangi sendikalarda olursa olsun biz işçilerin örgütlülüğünden yanayız.12 Eylül 1980'de biz kapatılmadan önce özel sektörde 500 bin üyemiz vardı. Üç konfederasyonun iki milyonun üzerinde sendikalı sayısı vardı ve ülke nüfusu 45 milyondu. Bugün 70 milyona yaklaşmışız, Türkiye'deki üye sayısı 700 bin. Bunun en büyük sebebi örgütlenme önündeki engellerdir. Bu engeller bize göre farklı, Türk-İş'e göre farklıdır. Bunların en büyüğü %10 barajıdır. Bu sendika dışarda buna karşı olduğunu söyler ama bu ülkeye gelirler barajın savunuculuğunu yaparlar. Bu ülkede Cumhurbaşkanı düz bir kağıda istifasını yazar verir, milletvekili de öyledir. Ama bir işçi sendikasından istifa etmek için 6 nüsha doldurur verir, 50 milyon para verir ve istifa ettiği sendikadan da bir ay sonra ancak sendikanın üyesi olmaktan çıkar vs. Biliyorsunuz bu daha önce üç aydı. Son düzenleme ile bir aya düşürüldü. Bütün bunların altında DİSK'in Genel Sekreterinin imzası yoktu. Fakat Türk-İş Genel Sekreteri sayın Salih Kılıç'ın imzası var. Eh, şimdi kalkıp bütün bunların bilmem ne yapmanın ne ahlaki ne de mantıki bir yanı var.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen biz Emek Platformu olarak biraraya geliyoruz, önemli işler yapıyoruz. Ne kadar çok örgütlenirsek, ne kadar bir alanda mücadelemizi pekiştirirsek birtakım olumsuzluklara karşı da mücadele etmiş oluruz.
1475 sayılı kanun meclisten geçti. İşçi sınıfının 100 yıllık birikimini aldı götürdü.
YDİ Çağrı: DİSK ne yaptı buna karşı?
Ali Cancı: DİSK ne yaptı derseniz, DİSK gücü oranında adam gibi durdu. Gitti Çalışma Bakanlığı'nda bütün konfederasyon başkanlarının olduğu ortamda tavrını ortaya koydu. Mersin'de tarihinde ilk defa siyah gömlek eylemi yaptı. AKP binaları önünde kitlesel basın açıklamaları gerçekleştirdi. Biz Türk-İş'den aynı katkıyı bekledik ama gelmedi. Hak-İş'den aynı katkıyı bekledik ama gelmedi. Bu tek başına DİSK'in sorunu değildir. Bu ülkede çalışan 1 milyonun sorunu idi.
YDİ Çağrı: Öyle bir süreç yaşıyoruz ki bir dizi saldırı sonucu sendika toplu sözleşme yetkisini yitirebiliyor. Ama bu, artık o sendikanın orda olmadığı anlamına gelmiyor. Siz buralarda örgülenmeye başladığınızda gerek Avrupa Sendikalar Birliğinden gerekse Tez-Koop İş'den yazılı veya sözlü herhangi bir uyarı geldi mi?
Ali Cancı: Hayır bir uyarı gelmedi. Aksine bize atılmadık çamur bırakılmadı. Belgeler sizin elinizde de var. 7 Nisan 2003 tarihinde bu işçiler kendi kaderlerini kendileri tayin etsin dedik, referandum dedik.
YDİ Çağrı: Siz mi dediniz?
Ali Cancı: Evet...
YDİ Çağrı: Şimdi Tez-Koop İş'in de böyle bir talebi var...
Ali Cancı: Hayır yok. Öyle bir talep yok.Buna bütün arkadaşlarımız işyerlerinden yanıt vermeye başladılar. Biz Bakanlıktan çoğunluk yetkisi olmadan bu refarandumu yapalım dedik. Ama ne zaman kendileri red dedi, arkasından bize referandum yapabileceklerini ve şartlarını konuşacaklarını söylediler. Bakanlıktan red yemişsiniz, yasal süreç sonuçlanma noktasına gelmiş 'gelin referandum yapalım' diyorsunuz. Bunda ne kadar samimisiniz? Ben de şimdi güçlük çekiyorum. İlk teklifi götüren biziz.
YDİ Çağrı: Yani şu anda referandumu kabul etmiyor musunuz?
Ali Cancı: Dediğim gibi işyerlerindeki arkadaşlarımız onun cevabını verecekler. Biz vermeyeceğiz, arkadaşlarımız verecek.
YDİ Çağrı: Söyleşimizin sonlarına yaklaşırken sizden bir son söz alabilir miyiz?
Ali Cancı: Bütün olumsuzluklara rağmen Tez-Koop İş sendikasının içerisinde benim de saygı duyduğum değerli arkadaşlarım var. Sınıf mücadelesine inanmış arkadaşlarım var. Kullandıkları bu dili kendilerine yakıştıramıyorum. Uygun değil, şık değil. Burada Metro Gros Merket işçisi bir tercih yapmış ve bu tercihinin sonucunu beklemektedir. İtirazlarınıgeri çekmelidirler. Bu mücadeleye 30 yılını vermiş biri olarak bunu bekliyorum, istiyorum. Biz bu arkadaşlarımızla yine birlikte alanlarda olacağız, birbirimizin yüzüne bakacağız, yine birlikte mücadele edeceğiz. O bakımdan böyle karşılaştığımızda birbirimizin gözünün içine bakamayacak yaklaşımlardan, söylemlerden arkadaşlarımızın uzak durmasını istiyoruz.
Metro işçisi doğruyu bulur bunu söyleyeyim. Beklesinler görsünler. İşverenin ekmeğine yağ sürmekten başka hiç bir anlam ifade etmeyen o haksız itirazlarını, bir kez daha tekrarlıyorum, geri çeksinler. Yazıktır, günahtır. 1800 kişidir. Aileleri ile birlikte 10 bin kişidir.10 bin kişinin sofrasına gelecek ekmeğe el koymasınlar. Söyleyeceğim bu.
YDİ Çağrı: Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Haziran 2003