Kadın katliamına son!
Bu
ülkede töre, namus, ahlak, edep, iffet vs. adına kadınların saldırıya
uğrayıp katledilmediği gün yok gibi...
Her gün yeniden ve yeniden feodal-erkek egemen anlayışla beslenen
ve desteklenen erkekler tavuk keser gibi kadın kesiyorlar.
Erzurum'da erkeklerle dolaştıkları dedikodusu yüzünden 29 yaşındaki
Murat Algül, amca kızlarını bıçaklayarak öldürüyor ve cesetlerden
birini arabanın bagajına koyarak çok iyi bir iş becermiş bir kahraman
edasında karakola teslim oluyor. Suçluluk duygusu yok: "Pişman
değilim. Bu bir namus meselesidir. Hesabım daha bitmedi" diye
bir de tehdit savuruyor.
Aradan çok geçmiyor bu sefer Mardin'li Şemsiye Allak'ın ailesi tarafından
"recm cezasına" çarptırıldığını yani taşlanarak öldürüldüğünü
öğreniyoruz. 35 yaşındaki Şemsiye Allak 55 yaşındaki Halil Açı'dan
hamile kalıyor. Kuma olarak Halil Açı'yla "evlenmesi"
de kurtarmıyor onu... "Namuslarının kirlendiği" gerekçesiyle
ailesi tarafından hamile kaldığı erkekle birlikte taşlı sopalı saldırıya
uğruyor. Esas saldırı hedefi Halil Açı değil, Şemsiye Allak. Halil
Açı onu korumaya kalktığı için o da saldırıdan payını alıyor ve
olay yerinde ölüyor. Taşlı-sopalı saldırı sonucu komaya giren Şemsiye
Allak önce çocuğunu sonra da yaşamını kaybediyor. Ailesi Şemsiye
Allak'ın ölüsüne sahip çıkmıyor. Çeşitli kadın grupları ve kadın
haklarını savunan kuruluşlar cenazenin kendilerine teslim edilmesini
istiyorlar, ancak devlet buna da yanaşmıyor. Bir haftayı aşkın bir
zaman morgda bekledikten sonra Şemsiye'nin belediye tarafından toprağa
verilmesi gündeme geliyor.
Bir değil-iki değil... her gün yeniden ve yeniden yaşanan "sıradan"
kadın katliamları... Katledenler soğukkanlı, "töreler böyle",
"namus meselesi" deyip işin içinden çıkıyorlar ve yakalanıp
yargılansalar dahi düşük bir cezayla paçayı kurtaracaklarını düşünüyorlar...
"Namus cinayetleri"yle ilgili 300"e yakın dosyayı
incelediğini açıklayan İstanbul Valiliği İnsan Hakları Masası Başkanı
Avukat Vildan Yirmibeşoğlu "Duyulacak herhangi bir şey, bir
söz, bir davranış, o kadının hayatını sonlandırırken, Ônamus' cinayetleri
sanıkları ise küçük cezalar alarak bir Ôkahraman' olarak topluma
dönüyorlar" diyor.
Toplumda egemen olan feodal-erkek egemen anlayışlar mağdur kadınları
hor ve onları öldürenleri hoş görüyor. Yürürlükteki yasalar da "ağır
tahrik" ve benzerinden kılıflarla cezalara indirimler getirerek
bu anlayışı destekliyor, kadın katliamlarına çanak tutuyor.
TCK yenilenmek isteniyor -kadınlar açısından özde değişen yine bir şey yok!
Şemsiye Allak'ın vahşice katledildiği ve bunun kamuoyuna yansıdığı
bu günlerde meclise yeni bir Ceza Yasası taslağı sunulmuş durumda.
Uyum yasalarıyla da bağ içinde alelacele çıkarılmak istenen yeni
Ceza Yasası kadınlara yönelik cinsel suçlara yaklaşım bağlamında
hiç de yenilik getirmiyor, eski erkek egemen maddeler esasen yeni
Taslak'ta varlığını koruyor.
- Tasarıda cinsel suçlar "topluma karşı işlenen suçlar"
başlığı altında ele alınıyor. Bu, kadının "namus"unu tüm
toplumun "namusu" olarak kabul eden feodal-erkek egemen
bakış açısının onaylanmasından başka bir şey değildir. Böylelikle
kadını toplumun malı olarak gören zihniyet ve bundan doğan maddeler
yürürlükte bırakılmakta ve bir kere daha onaylanmak isteniyor.
- Tasarıda "edep töreleri" kavramı kullanılıyor ve böylelikle
cinsel suçlar "töre"ye bağlanarak feodal anlayışın kutsanmasına
devam ediliyor.
- Töre cinayetlerinde "ağır tahrik"le gerekçelendirilerek
ceza indirimi uygulanmasının devamı öngörülüyor.
- Bakire-bakire olmayan kadın ayrımı ve bunun sonucu kadınların
aleyhine işleyen erkek egemen maddeler korunuyor.
- Kadınları aşağılayan bekaret kontrolleri suç olarak düzenlenmiyor.
- Evlilik içi tecavüz suç kapsamına alınmıyor. Evlilik içi tecavüz,
şu anda yürürlükte olan TCK'da olduğu gibi yine sadece "fena
muamele" sayılıyor.
Yeni Yasa Tasarısı hatta belli noktalarda eskisinden de kötü. Örneğin
tecavüz suçu Yeni Tasarı'da şikayete bağlanıyor. Buna göre, 18 yaşından
büyüklere tecavüz edenler ancak şikayet halinde cezalandırılabilecek.
- Yeni Tasarı'da tecavüz suçuyla ilgili eski uygulama, "ırza
geç, evlen kurtul" maddesi değişmeden kalıyor. Buna göre ırzına
geçtiği kadınla evlenmeyi kabul edenler cezadan kurtuluyor. Kadınları
aşağılayan ve toplumsal baskıyla kendisine tecavüz eden bir erkekle
evlenmeye zorlayan feodal-erkek egemen yaklaşım bir kere daha onaylanmak
isteniyor.
Uzun lafın kısası eskisini aratmayan ve kadınlar açısından elle
tutulur bir iyileştirme getirmeyen bir Yasa Tasarısı... Bizim böyle
bir "yenilik"e ihtiyacımız yok.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Kadınlara Karşı Her Türlü
Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ne imza atan Türk devleti, bu
sözleşmeler doğrultusunda kendi yasalarını gözden geçirme ve hükümler
getirme noktasında hiçbir gerçek ilerleme kaydedemediğini bir kere
daha göstermiş oluyor. Türk devletinin erkek egemen bakış açısından
kurtulamayacağını Medeni Yasa "yeni"lenirken yaşamıştık,
şimdi de Ceza Yasası'nda yaşıyoruz. Atılmak istenen yeni cila bile
o kadar özensiz ki, fazla kazımaya gerek yok. Feodal-erkek egemen
anlayış tüm adiliğiyle sırıtıyor.
Biz yasalarda tam eşitlik ve tüm erkek egemen yasaların derhal kaldırılmasını
talep ediyoruz. Kadınlara yönelik şiddet, cinsel şiddet ve katliamlara
yasal ve toplumsal her türden hoşgörü ve onayın derhal son bulmasını
istiyoruz. Mağdur kadınlara derhal ekonomik- psikolojik-toplumsal
destek ve hizmetlerin sunulmasını talep ediyoruz.
Yasalarda değişiklik yetmez!
Bu taleplerimizin kabulü için mücadele ederken yasalarda değişikliğin
yetmeyeceğini de bilincimizde tutuyoruz. "Recm cezası"nın
Türk Ceza Yasası'nda yeri yoktur. Buna rağmen ama Şemsiye Allak'ın
katlinde olduğu gibi pratikte uygulanabilmektedir... Meclisiyle,
ordusuyla, tüm kurum ve kuruluşlarıyla erkek egemen olan Türk devletinin
varlığı koşullarında yasalardaki değişikliklerin önemli ölçüde kağıt
üzerinde kaldığı / kalacağı bizim açımızdan açıktır. Yasalarla birlikte,
kadınları aşağılayan-horlayan, onları bir mal gibi alıp-satan ve
yaşamı ve ölümü hakkında karar verme hakkını kendinde gören feodal-erkek
egemen zihniyetin değişmesi gerekir. Bu ama kendiliğinden olmayacak,
ancak mücadeleyle elde edilebilecektir. Bunun önündeki en büyük
engel, bizzat Türk devletidir.
Bize kadınların ekonomik ve toplumsal eşitliği, gerçek eşitliği
için mücadeleyi temel yasası kabul eden sözde değil, gerçek demokrasi
gerek; kadın ve erkek işçilerin-emekçilerin demokratik cumhuriyeti
gerek!
Kadınları mağdur, failleri "kahraman" kılan erkek egemen
yasalar tarihin çöplüğüne!
Eşitlik ve özgürlük sosyalizmle gelecek!
19 Haziran 2003
