Türkiye'de Kürt dili üzerindeki
yasakların kaldırılması sorunu
Medet Kaya
Herkesin bildiği bir gerçek var. Bugün adına Kürdistan denilen
ülke dört devlet tarafından işgal edilmiş. 1639'da İran ile Osmanlı
devleti arasında bölüşülmüş, sonraları 1920'lerden başlayarak Osmanlı
devletinin çöküşü ile oluşan Türkiye, Irak ve Suriye arasında paylaşılmış.
Kafkasya'daki Kürtler'i bir azınlık olarak kabul edersek, öteki
dört parçadan oluşan ve özünde tek bir bütün olan Kürdistan'daki
halk bir azınlık değildir. Yapay, keyfi ve zorla konmuş sınırların
ayırdığı Kürt halkı, dili, kültürü ve bütün değerler sistemi bakımından
"total" bir bütünlük arzeden bir ulus niteliği taşır.
Eski bir dil, kökleri tarihin derinliklerine uzanan zengin bir kültür
birikimi var burada. Bugün bu toprakların üzerine dev birer parazit
gibi çöreklenen Türk, Arap ve Fars uluslarının egemen çevreleri,
bu halkı hiçe sayıyorlar.
Osmanlı döneminde bile Kürtlere, köklerinin çok eskilerden gelmesi
nedeniyle saygı duyulur, onlara geçmişi zenginliklerle dolu soylu
bir halk olarak bakılırdı.
Cumhuriyet döneminden bu yana Kürtçe tamamen yadsınıp yok edilmeye
çalışılıyor.
Oysa Osmanlı döneminde değişik Kürt medreselerinde bir çok Kürt
şairi, bilim insanı kendi dillerinde yapıtlar vermişlerdir. Oralarda,
Kürtçe bir eğitim dili olarak canlılığını korur, bu dilde sanat
değeri yüksek yapıtlar verilir. Şimdi "bu dil de nereden çıktı?"
deyip bu zengin geçmişi, hiç yazılı kaynakları yokmuş gibi göstermeye
yeltenerek Kürtçeyi gelişmemiş bir dil gibi nitelemeye hor görmeye
kimsenin hakkı yoktur. (Hor Kürtçe kökenli bir sözcüktür, "aşağılama"
anlamına da gelir.)
Özellikle Türkiye'de Kürtler tümüyle hiçe sayılıyorlar. Hangi aşağılık
duygusudur bu acaba? Egemen bir ulusun yöneticileri, bütün dizginler
elindeyken, alabildiğine sömürürken nasıl oluyor da bu denli kendilerini
güçsüz görebiliyor, bu memleketi, Türkiye'yi hep karanlıkta tutmak
istiyorlar? Acaba Kürtçe'nin bir dil olarak yok sayılması, ya da
az sözcüklü bir dil olması Türkçe'ye ne gibi güç kazandırabilir?
Türkçe eğer Kürtçe olmazsa daha mı zengin olur. Ya da Kürtçe zayıf
bir dil ise, bu "Kürtler yoktur" anlamına mı gelir?
Kürtçe, sözcük dağarcığı bakımından yoksul olsaydı, bu kadar çok
gazete ve dergiler, kitaplar basılamaz, televizyon kanalları bugün
Kürtçe yayın yapamazlardı.
Bir dili ve kültürü yok sayıp o dilin ve kültürün malvarlığı üzerine
konmak, tüm zenginlikleri, güzellikleri egemen güç olarak kendine
maledip sömürmek, kendi kültürü içinde eritmeye çalışmak kadar insanlık
onurunu kırıcı bir şey olamaz. İzledikleri bu tutumla, toplumun
ezen kesimleri kendi halkına da zarar verir, onun bütün halklara
özgü duru niteliklerini de kirletirler. Böylece kendi toplumunu
başkalaştırır, onu aldatıp zarar verirler ona.
Özünde Kürtçe ve Farsça aynı dil grubunun içinde olduklarından doğallıkla
bazı ortak sözcükler aynı köke dayanacaktır, bu dilbilimsel bir
olgu, bir gerçekliktir. Ama bir dili bir başka dilden ayıran temel
bazı özellikler vardır. Bu özellikleri Kürtçenin Farsçadan ayrı
oluşundan, her iki dilin kendilerine özgü fonetiğinden (sesbilimi),
sentaksından (sözdizimi), morfolojisinden ( biçim-yapı bilgisi),
entonasyonundan (tonlama bilgisi) ve sözcük dağarcığından anlarız.
Türkçe'ye yalnız Kürtçe sözcükler girmemiş, aynı zamanda sayısız
fıkralar, deyimler, atasözleri, masallar, destanlar, halk şarkıları
da (ezgileri ve sözleriyle) geçip bu dili ve kültürü zenginleştirmişlerdir.
Başka bir dil aracılığıyla, baskı ve zorbalıkla duyguları ve kültürüyle,
bilinciyle değiştirilmeye çalışılan Kürt halkı hangi parçada yaşıyor
olursa olsun ne derece yaşadığı ülkeye yararlı olabilir? Bir halkın
tüm özgürlükleriyle kendisi olmaya hakkı yoksa, hiç bir zaman kendisi
olmasına izin verilmiyorsa, o halka direnişten başka bir yol bırakılmamış
olur. Bu direniş de "uluslararası hukuk ilkeleri", "evrensel insan
hakları" (göreceli olarak ne denli var iseler) açısından en doğal
bir direniş olur...
"Asıl mesele 500 yıldır bölge halkına (Kürtlere) Türkçe öğretilmemesidir"
diyen bir askeri yetkilinin mantığıyla hareket eden bir düşüncenin
ardında bir içtenlik beklenebilir mi! Bu çevrelere göre sorun Türkleştirmenin,
Kürtçeyi yok etme çabasının çok önceden başlamamış olmasıdır.
Diller birbirlerinden etkilenir. Birbirlerinden sözcükler alırlar.
Bu gerçek bütün dünya dilleri için sözkonusudur. Türkçe de Kürtçenin
zenginliklerinin gücüyle daha da verimli bir aşamaya gelmiş bir
dil olabilir. Bu savı ileri sürdüğünüzde, karşınıza hemen bazı çevreler
ya da kişiler çıkar ve o sözcükler Kürtçe değil, Farsçadır derler.
Bu karşı çıkış da o kadar ilkel ve düzeyi düşük bir direnmedir ki,
tıpkı Romanistik diller topluluğunda Latince, İtalyanca, Fransızca,
İspanyolca, Portekizce, Romence dillerinden birinde olan bir sözcüğü
öteki dillerden birinde görünce bu sözcüğü hangi dile kızıyorsa
o dilden saymamaya benziyor. Aynı dil ailesinde bir sözcük hangi
dilde daha çok kullanılıyor olursa olsun o sözcük ortak bir dil
kökünden gelir eğer daha başka bir yabancı dilden gelmiyorsa.
Kürtçe ve Farsça çok eskiden beri ilişkiler içinde olan tarihsel
bağları derinlerde bulunan, aynı dil grubundan iki köklü dil. Kürtçe'de
"harf-i tarif" yani artikel var eril ve dişil olmak üzere ama Farsçada
bu özellik yok.
Türkçe'de bilirsiniz "turşu" karşılığı bir sözcük yoktur. Nereden
gelir bu sözcük? Bilgiçler hemen fırlar ortaya ve Farsça'dan geldiğini
söylerler. "Tırş" sözcüğü Kürtçede "ekşi" anlamına gelir. "Tırşi"
sözcüğü de "ekşilik" anlamındadır. "Tırşbûn" ekşimek demektir. Ayrıca
ister Farsça kökenli olsun ister Kürtçe kökenli, bu iki dil kökleri
birbirine çok yakın eski iki dildirler. Önemli olan ikisinde de
bu sözcüğün değişik söyleyişlerle var olmasıdır. Üstelik Türkçe'deki
turşu sözcüğü Kürtçe'deki gibi hemen hemen aynı bir söyleyişle söylenir.
Türkçe'yi temizleme girişimlerine bir "örnek" daha. Arapça "tesadüf"
yerine bütün Hint -Avrupa dillerinde de var olan Kürtçe kökenli
"rast" sözcüğü ile Türkçe "-lantı" ya da "-lamak" ya da " - gelmek"
gibi bir (suffix) sonek ekleyerek oluşturulan sözcük dizileri...
Kürtçeyi yok saymak yerine Türkçeye yüzlerce sözcük vererek onu
zenginleştiren bir dil olduğu için teşekkür etmek gerekir.
Kürtçe bir dil olarak var hem de zengin bir dil kimliğiyle. Bu dili
Anadolu'da, Mezopotamya'da toprağın derinliklerindeki kültürel kalıntılarda,
Sümerlerin çivi yazısı tabletlerinde koklayabilirsiniz. Eğer darda
kalırsanız, eski Yunan kaynaklarına Heredot'lara, Ksenefon'lara
sorun.
Bu dilin özgürlüğü, demokratik bir ortamda güzelliğini, zenginliğini
gösterebilmesi savaşımı yıllardır sürüyor. Ne kadar utanç verici
bir durumdur, birine, bir şeye özgürlük tanımak... Kim hangi hakla
özgürlük tanıyabilir, suyun akışına, güneşin doğuşuna... Özgürlük
tanımak, hak vermek bile bu denli utanç verici iken, özgürlüğü kısıtlamak
ne anlama gelir acaba?
Kürtçe özgür yaşayacaktır. Binlerce yıldır bu böyle, bugün de, yarın
da böyle olacaktır. Egemen çevreler özgürlük tanımayı tartışacaklarına
insanlık kültürüne zenginlikler katmış bu dile ve kültüre yeni olanaklar
tanıyarak ondan özür dilemelidir.
Devlet okullarda bir ders olark Kürtçeyi okutmalıdır. Üniversitelerde
Kürdoloji bölümleri açılıp serbestçe çalışmalı, radyo ve televizyonlar
Kürtçe yayınlar yapmalı, Kürtçe ve Kürt kültüründen kaynaklanan
filmler çevrilmeli.
Türkçe ne yapıyorsa, Kürtçe de onları yapabilmelidir!
Devletin özür dilemesinin abecesi budur. Yalnız Kürtçe mi? Lazca,
Rumca, Ermenice, bütün Anadolu dilleri korunmalı, desteklenmelidir.
Türkiye'nin onuru bu zenginlikleri korumaktan geçer, bunları baskı
altında tutmaktan değil.
Kürtçe üzerindeki oyunlardan vazgeçmeli Türkiye'deki egemen çevreler.
Avrupa Birliği'ne girme niyetiyle, kendilerini kimi dış çevrelere
olumlulaştırmak amacıyla göstermelik sözler söylemek ama içerden
bu dilin ve kültürün önüne engeller koymak, onu ezmek kimsenin gözünden
kaçmayan bir tutumdur.
