İBO'dan:
Şafak Revizyonizmi üzerine...
"1) Şafak Revizyonizmi Geçmişteki Sağ Çizgiyi Bütünüyle Savunuyor.
Şafak revizyonistleri, TİP ile M. Belli klikleri arasındaki mücadeleyi,
bu iki revizyonist klik arasındaki mücadeleyi, oportünistlerle proleter
devrimcileri (!) arasındaki mücadele olarak görüyor. Şafak revizyonistlerine
göre, M. Belli TİP'e karşı proleter devrimci çizgiyi temsil etmiştir
(bak: "Yurdumuz Türkiye Faşist Zulmü Altında Yarı-Bağımlı, Yarı-Feodal
Bir Ülkedir", s. 6-7-8). Burjuva önderlik, böylece kendi Mihrici
geçmişini temize çıkarmaya çalışmaktadır.
Aynı broşür, daha sonraki dönemlerde izlenen sağ çizgiyi de bütünüyle
doğru ve haklı bir çizgi olarak sunuyor. Aynı şeyler sözlü olarak
da savunuluyor.
Anlaşılan şudur ki, Şafak revizyonizmi geçmişten en ufak bir ders
çıkarmış değildir. Geçmişin sağcı ve teslimiyetçi çizgisine binlerce
bağla bağlıdır. Aynı şeyleri şartları müsait görür görmez tekrar
savunmaya hazırdır.
Demek oluyor ki, Şafak revizyonizmi, M. Belli'nin kapitalist olmayan
yol teorisiyle proleter devrimciliğinin bağdaşabileceğini sanıyor.
M. Belli'nin hakim millet milliyetçiliğini doğru ve devrimci kabul
ediyor. Onun sınıflarüstü ordu ve devlet teorilerini devrimci sayıyor.
Gençliğin mücadelesini cunta emellerine âlet etme çabalarını proleter
devrimciliği olarak görüyor. Köylülerin devrimci rolünü reddetmesini,
halk savaşını reddetmesini, proletarya partisini reddetmesini, Sovyet
sosyal-emperyalizmini sosyalizm olarak alkışlamasını proleter devrimciliğine
aykırı bulmuyor.
Geçmişteki legalizmi, amatörlüğü, burjuva kuyrukçuluğunu, köylük
bölgelerdeki faaliyeti küçümsemeyi, her aktif eyleme düşmanlık güden
pasifist tutumu, reformist sendikaları kayıtsız şartsız desteklemeyi,
kendiliğinden gelme kitle eylemlerini arkadan izlemeyi, Boratavcılığı,
toprak devrimini ve halk savaşını reddetmeyi, Kıvılcımlı çömezliğiniÉ
hepsini proleter devrimciliğinin tabii gereği saymaktadır (!).
Şafak revizyonizmi, anti-Marksist-Leninist faşizm tahlillerini ve
faşizme karşı mücadele taktiklerini (!), "tamamen doğruydu ve bugün
de aynen geçerlidir" diye övmektedir (adı geçen broşür, s. 14).
Şafak revizyonizmi, Sosyalist Kurultay ve legal parti girişimini
de doğru bulmaktadır. Bay A. Z'nin Sosyalist Kurultayı nasıl hararetle
savunduğuna daha önce işaret ettik. Bay B. Y. de, örgütsel ayrılığın
kesinleştiği tartışmada, "Sosyalist Kurultay girişimi doğruydu,
aynı şartlara tekrar dönülürse bu şiar tekrar atılabilir ve legal
bir parti kurulabilir" demiştir. Bay L. R. de, bunlarla aynı fikirdedir.
Başka bir tartışmada bay A. N. daha da ileri giderek, sıkıyönetim
öncesi şartlara dönülmesi halinde legal bir partinin kurulabileceğini
ve hatta bu partinin meclise de girebileceğini savunmuştur. Sıkıyönetim
öncesi şartlar bilindiği gibi devrim dalgasının kabardığı, buna
paralel olarak faşizan baskıların da gemi azıya aldığı şartlardır.
Yani silahlı mücadele için son derece elverişli şartlardır.
Bize saldırmaya çalışan bir paçavrada Sosyalist Kurultay maskaralığı
şöyle savunuluyor:
"Sosyalist KurultayÉ devrimcileri, mahalli kadroları Marksizm-Leninizm-Mao
Zedung Düşüncesi temelinde toplamak gayesiyle yapılmıştır. İşçi
sınıfının ve devrimcilerin birlik istedikleri bir dönemde bu birliği
sağlamak içinÉ".
Birinci cümle şöyle olsaydı çok daha doğru olurdu: "Sosyalist Kurultay
devrimcileri, mahalli kadrolarıÉ" legalizm batağında toplamak ve
boğmak gayesiyle yapılmıştır. İkinci cümle baştan sona saçmadır.
İşçi sınıfı ve devrimciler, hangi dönemde birlik istemezler ki?
Böyle bir gerekçeye dayanarak "Sosyalist Kurultay"ı savunmaya kalkışmak,
onu hiç savunmamakla birdir. Madem ki Sosyalist Kurultay ve legal
parti girişimini hâlâ doğru buluyorsunuz, o halde şu iddiaların
aksini ispatlayınız. 1) Sosyalist Kurultay, legalizm çamuruna batmaktır.
2) Sosyalist Kurultay, oportünist klikler arasında bir barış çağrısıdır.
3) Sosyalist Kurultay yoluyla devrimciler arasında bir birlik asla
sağlanamaz. 4) Sosyalist Kurultay, silahlı mücadelenin önüne dikilen
bir settir. 5) Kadroları faşizmin kabaran iştahına tabakta meyve
sunar gibi sunmaktır. Yani ihanettir. 6) Sıkıyönetimden iki hafta
önce Sosyalist Kurultay kararını almak, en hafif tabiriyle uzak
görüşlülükten yoksunluktur.
Bütün bunlardan Şafak revizyonizmi hesabına çıkarılacak sonuçlar
şunlardır: Birincisi, Şafak revizyonizmi, bugün hâlâ sıkıyönetim
öncesi hastalıklarının mikroplarını bünyesinde taşımaktadır. Yani
mikroplar vücuttan sürülüp atılmamıştır. Elverişli şartları görür
görmez bunların tekrar faaliyete geçmesi ve vücudu eski hastalıkların
tümüyle sakatlaması kaçınılmazdır.
İkincisi, Şafak revizyonizmi, Marksist-Leninist partilerin temel
prensiplerinden biri olan özeleştiri ilkesini hayasızca çiğnemiştir.
Bir partinin kendi hatalarına karşı takındığı tavır, o partinin
proletarya davasına bağlılığının ölçüsüdür. Şafak revizyonistleri,
hatalarını kıskançlıkla savunarak kendi küçük kliklerinin menfaatlerini
halkın menfaatlerinden üstün tuttuklarını, halka karşı sorumluluk
duymadıklarını, halkın davasını ciddiye almadıklarını, geniş işçi
yığınlarının partisi değil, küçük bir menfaat şebekesinin partisi
olduklarını bir kere daha belgelemişlerdir. Böyle partilerin akibeti
yıkılmak ve yok olmaktır.
2. Şafak Revizyonistlerinin Örgütsel Politikası, İşçileri ve Köylüleri
Eğitim Grupları Şeklinde Örgütlemektir.
Eskiden dergide yürütülen legal eğitim çalışmaları bu kez yarı-gizli
olarak, işçiler ve köylüler arasında yürütülmeye başlanmıştır. İşçileri
ve köylüleri eğitim grupları halinde örgütleyerek, sınıf mücadelesinden
kopuk entellektüeller yetiştirmeye girişmişlerdir. Eğitim grupları,
silahlı mücadele organları olamayacağı gibi, silahlı mücadeleye
girişilmesi halinde artan gerici baskılar karşısında varlıklarını
koruyacak güçten de yoksundurlar. Bu nedenle, bu grupların dağılacağı
endişesi, silahlı mücadeleyi sürekli olarak kösteklemiştir.
"Eğitim grupları bir yandan halkımızın ileri unsurlarının, sempatizanların,
geri bilinçli işçilerin Marksist-Leninist eğitimlerini sağlayacak,
öte yandan da, ihtilalci mücadelemizin gerektirdiği pratik görevleri
yerine getireceklerdir".
İşte, revizyonizmin yeni şartlardaki örgütlenme politikası budur!
Silahlı mücadeleyi durmaksızın erteleyen anlayışın örgütsel alandaki
tezahürü budur.
Marksist-Leninistler bu gerici örgütlenme politikasını eleştirerek
şunu savundular. Örgütlenmedeki kavrayacağımız halka, parti önderliğinde,
gerilla birimleri örgütlemektir. Diğer bütün grup ve hücreler, gerilla
eyleminin seyri içinde ve onu destekleyecek, geliştirecek şekilde
ele alınmalıdır. Ve herkes, hareketin ihtiyaçlarına ve kendi yeteneklerine
uygun düşecek tarzda ve mutlaka belli görevler etrafında örgütlenmelidir.
Herkesin, her işi yaptığı, ihtisaslaşmaya dayanmayan örgütlenme,
Leninist örgütlenme ilkelerine aykırıdır. Böyle örgütler, muazzam
kuru gürültü çıkarmaktan başka bir işe yaramazlar. İşte eğitim grupları,
silahlı mücadeleyi köstekleyen hantal ve pasifist karakterinin yanında,
bu özelliği de taşımaktadır: "Diğer yandan da, ihtilalci mücadelemizin
gerektirdiği pratik görevleri yerine getireceklerdir."
Bu eleştiriler karşısında, Şafak revizyonistleri bir kıvırtmaca
yaparak şöyle yazdılar: "Ôokuma grubu' ve Ôeğitim grubu' gibi isimler
bırakılmalıdır. Çünkü bu şekilde adlandırmalar geri bilinç uyandırabilir"
(!). Ve "eğitim grupları" isminin yerine, "köylü komiteleri" ismini
geçirdiler. Burjuva baylar, bir şeyin ismini değiştirince, o şeyin
mahiyetinin de değişeceğini sanıyorlar. Özü değiştirmek yerine biçimi
değiştirmek! İşte Şafak revizyonizminin başından beri izlediği politika
budur.
Bu revizyonist kliğin bazı mensupları ise, tam da burjuvalara yakışacak
mekanik bir kafayla şu sıralamayı yapıyorlar:
"Önce eğitim grupları kurulmalı, bu gruplara katılanlar, Marksizm-Leninizm'i
genel hatlarıyla kavramalı, polise karşı mücadele tecrübesi edinmeli,
bu gruplar içinde denenmeli ve ancak bunlardan sonra, layık görülenler
gerilla grupları içinde örgütlenmeli".
Pes doğrusu! Neresinden baksanız saçma bir teori. Eğer bu teoriye
uymak icap ederse, sınıf düşmanlarına karşı saçından tırnağına kadar
kinle dolu yoksul köylüleri, parti önderliğini ve örgüt disiplinini
kabul ederek silahlı mücadeleye katılmayı isteyen köylüleri, "olmaz,
önce Marksizm-Leninizm'i öğrenin, polise karşı tecrübe kazanın!"
diye göğüslerinden geri itmek gerekecektir. Okuma yazma bilmeyen,
feodalizmin uyuşturduğu yüzbinlerce köylü, ağalara, beylere ve merkezi
otoriteye karşı silaha sarılmak isterse, hemen ellerinden silahlarını
almak, terbiyesizliklerinden dolayı (!) yanaklarına birkaç tokat
yapıştırmak, sonra da yakalarından kavrayıp eğitim gruplarına götürmek
gerekecektir. Yukarıdaki teorinin gerici mahiyeti apaçıktır. Üstelik
barışçı eğitim çalışması yoluyla, yıllarca sonra pek az köylü yetiştirilmiş
olacaktır. Bunların bir kısmı da döküleceğine göre, geriye gerilla
gruplarına katılacak çok az kişi kalır. Bu, silahlı mücadeleyi imkânsız
hale getirmek değil de nedir? Bu, silaha sarılmak isteyen köylülerin
önüne dikilerek, onların öfkesini yatıştırmak, kinlerini törpülemek
ve onları pasifleştirmek değil de nedir?
Kaldı ki, eğitim grupları içinde başarılı ve iyi görünen bir kişinin
silahlı mücadelede mutlaka işe yarayacağı da söylenemez. Yani eğitim
grupları içinde deneme, doğru bir deneme metodu da değildir. Hatta
genel olarak eğitim gruplarında okumuş yazmış varlıklı köylüler,
aydın unsurlar, öğretmenler vs. ön plana çıkmakta, yoksul köylüler
başarısız olmaktadır.
Bu sağcı, bürokratik, hantal ve pasifist örgütlenme politikasını
reddettiğimiz için, bizim, "devrimci kitle çalışmasına lüzum yoktur"
dediğimizi söylüyorlar. Devrimci kitle çalışmasından, böylece, varlıklı
köylülerle ve okur-yazar takımıyla, sınıf mücadelesinden kopuk,
entellektüel gevezelikler yapmayı anladıklarını öğrenmiş oluyoruz.
Evet, biz böyle bir devrimci kitle çalışmasına (!) lüzum yoktur
diyoruz.
Bu sahtekârlar sürüsü, bizim, "siyasi çalışma bütün çalışmaların
can damarıdır" ilkesini reddettiğimizi de ileri sürüyorlar. Hayır!
Biz, sınıf mücadelesinden kopuk entellektüel gevezeliği reddediyoruz.
İdeolojik ve politik çalışma pratik mücadeleye bağlı olmalı ona
hizmet etmeli ve onun yolunu aydınlatmalıdır diyoruz. İdeolojik
ve politik eğitimin belli bir sınırı ve sonu yoktur. Her görev grubu,
her hücre, her gerilla müfrezesi bir yandan kendi alanındaki pratik
faaliyeti yürütmeli, öte yandan da sürekli bir eğitime tâbi tutulmalıdır.
Ve bu eğitim, demokratik devrimin başarısından sonra da, proletarya
diktatörlüğü altında da, sosyalizmin inşaasında da devam edecektir.
Sırf eğitim için eğitim olmaz. Burjuva bayların kaba mekanik mantıkları
bunu kavramayabilir ama, doğrusu budur."
