Kadınları fuhuşa sürükleyen "kadın sığınma evleri" değil, erkek egemenliğidir!

Türkiye'de
kadın sığınma evleri başından beri siyasetçilerin gözüne batar oldu.
Mor Çatı girişiminden bu yana kadın hareketinin gündeme getirmeye
ve yasal bir statü kazandırmaya çalıştığı kadın sığınma evleri sürekli
devletin, belediyenin, polisin, politikacıların vb. saldırı hedefi
oluyor. Kadın sığınma evlerinin varlığına tahammül edemeyen erkek
egemen bakış açısı bu evleri kapatmak için hep aynı silaha sarılıyor:
Kadın sığınma evlerini "fuhuş yuvası" olmakla suçlamak.
Bunu zamanında İstanbul Gündoğan'daki kadın sığınma evini kapatmak
için kullandılar, Ankara ve diğer şehirlerdeki kadın sığınma evlerini
kapattırmak için kullandılar ve aynı amaçla kullanmaya devam ediyorlar.
Son olarak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek "Sığınma
evleri açıldıktan sonra neye dönüştü biliyor musunuz? Bunun ne olduğunu
burada açıklayamam, çünkü hanımlar var." diyerek aynı koroya katıldı.
Bu beyler kadın sığınma evlerine yasal statü vermemek, ülkede kadın
sığınma evinin açılmasını engellemek ve varolanları da kapattırmak
için ellerinden geleni yapıyorlar.
Türkiye'de şu an hizmet veren kadın sığınma evi sayısı zaten son
derece az... Bunlar ne ihtiyacı karşılayabilecek durumda ne de bir
sığınma evinin sahip olması gereken standartlara, maddi ve personel
koşullara sahip. Varolan sığınma evleri "hiç yoktan iyidir" anlayışıyla
özelde angaje olmuş kadınlar tarafından ayakta tutulmaya çalışılıyor.
Fakat toplumda erkek egemen zihniyet o kadar köklü ki, kadınların
aile içi şiddetten kaçıp barınacakları bir yerlerinin olmasına bile
tahammül yok. Tepeden tırnağına kadar erkek egemen olan devlet,
kadınların ve çocukların aile içi şiddetten korunmasını kesinlikle
kendi görevi saymıyor. Bu konuda kadın hareketinin baskısıyla bir
yasa çıkarılmış olmasına karşın umurunda değil, ayak diretmeye devam
ediyor.
Yasaların tek başına yeterli olmadığı, yasaların pratiğe geçirilmesi
için bunun maddi koşullarının yaratılması konusunda politik irade
olması gerektiğini her noktada yeniden görüyoruz. Kadınlara yönelik
şiddete karşı mücadelede de durum tabii ki farklı değil. Zaten olamazdı
da...
Şimdi hükümet yeni bir "yerel yönetimler yasası" çıkarıyor. Bu yasayla
zaten son derece yetersiz olan kamu hizmetlerinin tamamıyla özelleştirilmesi
ve paralı hale getirilmesi amaçlanıyor. Bu girişim çerçevesinde
Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü ve Aile Araştırma Kurumu
da kaldırılıyor. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'na (SHÇEK)
bağlı Kadın Sığınmaevleri de sözümona yerel yönetimlere devrediliyor!!!
Öyle bir devrediliş ki, Yerel Yönetimler Yasa Tasarısından yerel
yönetimlerin sığınak açma görevi de tasarıdan çıkarılmış. Açıkçası
varolan kadın sığınma evleri de kapatılmak isteniyor. Belediyelerin
bunlara harcayacak ne parası ne de isteği var. Kadın sığınaklarından
kurtulunmak isteniyor.
Melih Gökçek'in yaptığı açıklama işte bu senaryonun bir parçası...
Kadın sığınma evlerine "fuhuş yuvası" iftirasıyla eski erkek egemen
silaha başvuruluyor ve bu yükten kurtulunmak isteniyor.
Sahtekârlığın ve utanmazlığın bu kadarı az bulunur! Bir kere fuhuş
kadın sığınma evleri lafı dahi bilinmezken bu dünyada ve Türkiye'de
vardı! Fuhuşu yaratan kadın sığınma evleri değil, erkek egemen toplumdur.
Erkek egemenliğinin ortaya çıkmasından bu yana kadınlar maddi ve
manevi olarak erkek egemen toplum tarafından fuhuşa zorlanmaktadır.
İkincisi eğer fuhuş "aşağılık", "yasaklanması gereken" bir olaysa
o zaman neden bütün "tedbir ve cezalar" salt kadınlara yöneliktir?
Fuhuşa başvuran erkek neden cezasız kalmaktadır?
Ama tüm bunlar Melih Gökçek'in ve tüm onun zihniyetinde olanların
derdi değildir!!! Onların tek kaygıları kendi çıkarları, kendi egemenlikleridir.
Bunun için erkek şiddetinden kaçan kadınlar bir de "fuhuş yapıyor"
damgasını yemekte, tüm kapılar yüzlerine kapatılarak kendilerine
yeniden duvarları erkek şiddetiyle örülmüş "yuva"larına dönme yolu
gösterilmektedir.
Kadınları ve çocukları erkek şiddetinden korumak, bunun için sığınma
evleri açmak ve kadınların ekonomik bağımsızlığını kazanmaları için
iş imkanları açmak vb. devletin görevidir! Bunu yapacak yerde, mağdur
olan kadınlar iftira ve aşağılanmaya maruz bırakılmakta, az sayıda
var olan sığınma evleri kapatılmaya çalışılmaktadır. Kuşkusuz tüm
bu çabalar da erkek egemenliğinin açık bir göstergesidir.
