Şili'de ve Türkiye'de
askeri cuntaya karşı
direnişte kadınlar vardı!
Şili'de
işçi sınıfı hareketi içinde kadınlar başından itibaren önemli bir
rol oynamışlardı. Bakır madenleri işçi eşlerinin oluşturduğu "ev
kadınları komiteleri", grevlerin sağlam destekçileri olarak
ün kazanmışlardı. Şili'de kadınlar üretim alanında çok düşük oranda
temsil ediliyorlardı. Kadınların büyük çoğunluğu "ücretsiz
aile işçisi", "ev kadını" durumunda olduğundan işçi
sınıfı hareketi içindeki rolleri ve konumları da ağırlıklı olarak
buna uygun düşüyordu...
Şili'de devrimci hareketin yükselişi ile birlikte işçi ve emekçi
kadınlar giderek artan ölçüde siyasileşmiş ve öncelikle de devrimci
örgütlerde aktif rol almaya başlamışlardı. Bu arada gericiler de
boş durmuyor, kadınların "annelik" ve "eşlik"
rollerine vurgu yapan kadın örgütleri içinde kadınları toplamaya
çalışıyorlardı. Fakat bunlar özelde işçi sınıfı kesimine ulaşmada
başarılı değildiler.
Şili'de Salvador Allende başkanlığında oluşan Unidad Popular'ı (UP)
(Halk Birliği) iktidara taşıyan % 41 oranında kadın oylarıydı. Bütün
solun ortak bir seçim platformunda birleştiği Unidad Popular, kadınların
kurtuluşu sorununda da tutarlı bir programa sahip değildi. İşçi
ve emekçi kadınların kurtuluşunun önünü açacak gerçek bir demokratik
atılım yerine, örneğin sanayi yerlerinde çocuk yuvalarının açılması
gibi kısmi bazı tedbirlerin alınmasıyla yetinilmişti. Unidad Popular
hükümetinde bir aile bakanlığı kurulması planlanmasına karşın, bu
bile gerçekleştirilmedi.
UP'nin oportünist-revizyonist teori ve pratiği kadınların kurtuluşu
sorununda da kendisini gösteriyordu. Rusya'da Ekim Devrimi'nin hemen
ertesinde Bolşevikler örneğin kadını aşağılayan ve erkek egemenliğine
teslim eden tüm burjuva yasalarını büyük bir radikallikle ve derhal
kaldırmışlardı. Yasa önünde kadın erkek eşitliğinin sağlanmasının
henüz bir ilk adım olduğu bilinciyle kadınların kurtuluşunu sağlayacak
ekonomik ve toplumsal sosyalist tedbirleri Ğbütün zorluklara rağmenĞ
uygulamaya koymakta kararlılıklarını göstermişlerdi. Burada kadın
sorununda sağlam bir yaklaşıma sahip marksist-leninistler ile her
türden reformist-revizyonistler arasındaki fark bilince çıkmaktadır.
Şili devrimi kadınları
siyasi olarak aktifleştirdi!
UP'ye
yöneltilmesi gereken tüm eleştirilerden bağımsız olarak, Şili'de
devrimci hareketin yükselmesine bağlı olarak kadın kitleleri de
siyasi olarak aktifleşmişti. Allende döneminde bir yanda karşıdevrim,
diğer yanda sol hareket arasındaki cepheleşme giderek derinleşiyor
ve bu bütün sınıf ve katmanlardan kadınları da etkiliyordu. Herkesin
siyasi yan belirlemesi gereken bir durum yaşanıyordu: Ya devrim
cephesindesin, ya da karşıdevrim cephesinde!!!
Bu arada faşistler boş durmuyor, Allende hükümetini zayıflatmak
için kadınları kullanmaya çalışıyorlardı. Faşistlerin kışkırttıkları
kadınlar boş tencerelerle yürüyüşler düzenliyor, geceleri çanak
çömlekle gürültülü protestolar düzenliyor; gıda maddelerini stoklama
ve el altından satma, Allende hükümeti döneminde kurulan "Gıda
Dağıtımı ve Fiyat Kontrolü Komiteleri"ni boykot etme, Halk
Birliği hükümeti hakkında yalan haber yayma gibi yöntemlere başvuruyorlardı.
Faşistlerin bu gerici saldırıları sürüp giderken, Allende hükümeti
ancak darbeden bir iki ay önce FPM'yi (Yurtsever Kadınlar Cephesi)
kurmayı akıl edebildi. Bu arada ama karşıdevrimin saldırılarına
karşı kendiliğinden oluşan direniş hareketleri içinde kadınlar en
ön saflarda yerlerini alıyorlardı. İşçi-emekçi-devrimci kadınların
bu mücadeleler içerisindeki örnek tavırları, kadınların örgütlenmesine
ve işçi ve emekçi kadınların taleplerine önem vermeyen UP'nin oportünist-revizyonist
çizgisine rağmen ve kendiliğinden gelişiyordu.
Ve 11 Eylül'de CIA desteğiyle
faşist cunta saldırdı!
Darbe geldi geliyorum demesine, karşıdevrim Allende hükümetine yönelen
saldırılarını giderek şiddetlendirmesine karşın, UP işçi ve emekçi
halk kitlelerine dayanarak karşıdevrimi geri püskürtme kararlılığını
göstermedi. Onlar, emperyalist destekli karşıdevrimin tüm saldırılarına
rağmen burjuvaziyle anlaşarak ve barış içinde "sosyalizmi kurma"
hayalleri peşinde koşuyorlardı. Bu hayaller Şili halkının üstüne
bir kabus gibi çöken Pinochet önderliğindeki askeri darbeyle son
buldu. 11 Eylül'ü izleyen süreçte kazanılan haklar rafa kaldırıldı,
baskı ve terör rejimi binlerce insanı katletti, yüzbinleri zindanlara
attı!
Şili'deki Pinochet önderliğindeki faşist cunta bütün barbarlığıyla,
işkence ve katliamlarıyla belleğimizde. Şili halkına ve devrimci
hareketine yapılanları unutmadık, unutmayacağız.
Yüzbinlerce insanı sistemli bir şekilde işkenceden geçiren cunta
eline geçirdiği kadınlara uyguladığı barbar-aşağılık cinsel şiddetle
de kötü ün saldı.
Cunta döneminde gözaltına alınan hemen hemen bütün kadınlar sistemli
olarak cinsel şiddete maruz kalmışlardır: Cunta, devrimci kadınları
onların direnişini kırma ve örgütsel faaliyetleri hakkında bilgi
almak amacıyla; siyasi tutuklu erkeklerin eşlerine, kızkardeşlerine,
sevgililerine vb. erkeklerin direncini kırmak ve onlardan siyasi
bilgi almak amacıyla cinsel şiddet ve tecavüz uygulamıştır. Erkeğin
ya da çocukların gözü önünde toplu tecavüzlerden tutun, kadınların
rahimlerine fare yerleştirmeye kadar her türlü canilik vardır Pinochet
faşizminin sicilinde...
Buna tanıklıklardan sadece bir örnek:
"V.L.: Evli ve üç çocuklu genç bir kadın, sabah saat birde
saldırıya uğradı. Sivil giyinmiş üç erkek Ğaskeri işkence timlerinin
üyeleriĞ içeriye daldığında, evde yalnızca kadın ve çocukları vardı.
Adamlar, yardım isterse onu vuracakları tehdidinde bulunarak 5,
4 ve 2 yaşlarındaki çocuklarının önünde kadına silah zoruyla defalarca
tecavüz ettiler. Bu olay iki aylık bir süre içinde altı kez tekrarlanarak,
V.L. ve çocukları için sürekli bir terör ortamı oluşturdu. Kocası
daha önce yetkililerce gözaltına alınmıştı. Kadının direncini kırarak
kocasının siyasi eylemleri hakkında bilgi edinmek için devletçe
uygulanan bu cinsel eziyete V.L. defalarca maruz kaldı." (Latin
Amerika'da Askeri Diktatörlük ve Kadın, s. 104-105, Belge Yayınları)
Bütün bunlar unutulmadı, unutulmayacak!!! Şili halkları ve dünya
halkları emperyalistlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin uyguladıkları
katliam ve terörün hesabını soracak!
Pinochet rejimine karşı
kadınların direnişi.
Pinochet rejimine karşı mücadelede ülkenin gömüldüğü mezar sessizliğini
ilk yırtan kadınlar oluyordu...
Şili'de askeri cuntaya karşı oluşan en önemli direniş hareketi gözaltında
kaybedilenlerin yakınlarının hareketidir. Evlerinden zorla alınarak
kayıplara karışan yakınlarının isimlerini ya da resimlerini kumaş
kırpıntılarını birleştirerek yaptıkları tablo veya yastığın bir
köşesine yerleştiren "arpilleristas" (kırpıntı ustaları)
bir yandan geçimlerini sağlamaya çalışıyor, diğer yandan da faşist
cuntadan yakınlarının akibetini soruyorlardı. Bu hareketin çoğunluğunu
işçi kadınlar oluşturuyordu. Onlar, kadınları "kadınsı değerleri"
kendi faşist emelleri için ikiyüzlüce kullanan Pinochet rejimine
karşı direnişte aynı yöntemi kullanıyor, "kadınsı bir uğraş"
olan dikiş nakış işleriyle cuntaya karşı mücadelede kendilerini
ifade etmeye çalışıyorlardı.
Faşist cuntaya karşı direniş hareketleri salt bununla sınırlı değildi
şüphesiz. Ancak artık önemli bir değişiklik olmuş, işçi ve emekçi
kadınlar geçmişe göre çok daha büyük ölçüde kendi talepleriyle ve
bağımsız kişilikleriyle bu direnişler içinde yerlerini almaya başlamışlardı.
Bu süreç içinde "sol"un içindeki erkek egemenliği de mücadeleye
atılan kadınlar tarafından artık sorgulanmaktaydı...
Ve 12 Eylül - Türkiye...
Şili halklarının aldığı darbenin bir benzerini Türkiye halkları
yaşadı...
Türkiye devrimci hareketine ağır bir darbe indiren 12 Eylül faşizmi,
Şili'dekine benzer bir baskı ve terör rejimi kurdu.
Türkiye'de de cunta kadın-erkek eline geçirdiklerine sistemli işkence
uyguladı. Şili de olduğu gibi Türkiye'de de işkenceciler özel olarak
yetiştirilmişlerdi ve devlet izniyle her türlü caniliği yapma özgürlüğüne
sahiptiler.
Faşizmin eline geçirdiği kadın devrimcilere vs. cinsel şiddet uygulaması
şüphesiz 12 Eylül öncesinde de vardı. Ancak 12 Eylül dönemi bunun
en yoğun ve sistemli bir şekilde uygulandığı dönem olma özelliğine
sahiptir. En hafifi "orospu"dan başlayan, kadın cinsini
aşağılamaya yönelik küfürler, sözle ve elle yapılan fiili cinsel
saldırılar, kadın tutuklunun çocuklarına, aile fertlerine yapılacak
işkence ile tehdit edilmesi; işkence seanslarında çırılçıplak soyma;
copla, şişeyle yapılan tecavüzler... bütün bunlar, devrimci kadınların
doğrudan cinsiyetlerine yönelmiş, onları devrimci olmalarının yanında,
kadın olarak da aşağılamaya, kadın olarak da onurlarını kırmaya,
teslim almaya yönelik yöntemlerdir. Yüzde 99'u erkek olan işkenceciler,
kadınlara "üstünlük"lerini ispatlama ateşiyle yanıp tutuşmaktadır.
12 Eylül faşizmi binlerce kadını yıldırmak için işkenceden geçirdi...
Ancak zindanda ve dışarda kadınların direnişini söndüremedi. Faşizmin
zindanlarında kadınlar cesur direniş örnekleri verdiler... Devrimci
kadın tutukluların birçoğu, iğrenç boyut ve biçimlerde cinsel işkencelere,
her türlü aşağılamalara rağmen devrimci onurlarını korumuş, uğrunda
savaştıkları davayı kendi ten ve canlarından üstün tuttuklarını
pratikleriyle ispatlamışlardır. En ağır ve en adi işkenceler karşısında
çözülmeyen, pekçok erkek devrimciye davranışlarıyla örnek olan onlarca
kadın devrimci, hakim sınıfların "zayıf cins" "korunmaya
muhtaç cins" safsatalarına gerekli yanıtı vermiştir.
12 Eylül'ün yarattığı tahribat bugün hâlâ etkili olmasına karşın,
devrimci ve muhalif hareketler içinde yeralan kadınların bilincinde
önemli bir sıçrama olmuştur. Artık siyasi bilince sahip kadınlar,
geçmişle karşılaştırılamayacak oranda erkeğin uzantısı olarak değil,
ondan bağımsız olarak mücadelede yeralmak, kendi çıkarları ve talepleriyle
hareket içindeki yerini almak istemektedir. Faşizme karşı direnişte
de kadınlar erkek egemen zihniyetin ikiyüzlü namus ve ahlak anlayışına
karşı cepheden direnme cesareti göstermektedirler. Gözaltında cinsel
taciz ve tecavüze karşı mücadele bunun bir göstergesidir. İşçi ve
emekçi kadınların güçlü bir hareketi için bu olumlu adımlar sınıf
bilinciyle daha da ileri taşınmak zorundadır.
11 Eylül Şili ve 12 Eylül Türkiye dönemlerinde faşizme karşı direnişte
düşen, zindanlarda ve en ağır işkencelerde devrim bayrağını yükseklerde
tutan, teslim olmayan kadın devrimcilere selam olsun! Onlar kadının
her türlü ezilmişliğine son verilmiş yarınların toplumunun habercileridir...
Unutmayacağız, onları mücadelemizde yaşatacağız!
