İBO'dan:
Türk devletinin egemenleri, bu yıl cumhuriyetin 80. yılını kutluyor... Yine Kemalizm beyinlere şırıngalanıyor, yine Kemalist Devrim'in faziletleri anlatılmakla bitirilemiyor... 80 yıl cumhuriyetin 80 yıl faşizm olduğunu bir nebze de olsa bilinçlere çıkarmak için bu sayımızda İbrahim Kaypakkaya'nın Türkiye'de faşizm, faşist iktidar vb. konudaki tavrının bir değerlendirmesini, "Kazanımları Ve Hataları İle İbrahim Kaypakkaya (Genel Değerlendirme)" adlı ve YDİ Çağrı Yayınları tarafından yayınlanan kitaptan aynen aktarıyoruz.
İbrahim Kaypakkaya'nın faşizm, Kuzey Kürdistan-Türkiye'de faşist iktidar ve faşizme karşı mücadele konularındaki görüşleri hakkında tezler...
1)
İbrahim KAYPAKKAYA, Kuzey Kürdistan-Türkiye'de faşizm ve faşizme
karşı mücadele sorunlarında, esas olarak Marksist-Leninist öğretinin
sınıflar ve sınıf mücadelesi, devlet ve devrim, faşizm ve faşizme
karşı birleşik cephe üzerine öğretilerini çıkış noktası olarak almıştır.
2) O'nun faşizme karşı mücadele perspektifinin merkezinde sürekli
ve sistemli olarak faşizmin, işçi sınıfının önderliği ve komünist
partisinin yönlendiriciliği altında bir devrimle yıkılması durmaktadır.
3) İbrahim KAYPAKKAYA, Marksist-Leninist teoriye dayanarak, Kuzey
Kürdistan-Türkiye'de faşizmin iktidara gelişini ve faşist iktidarın
pekişmesini somut tarihi gelişimi içinde de incelemektedir.
4) O, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkıntıları üzerinde kurulan Türkiye
Cumhuriyeti devletinin başından itibaren faşist bir devlet olduğunu
doğru olarak tespit etmiştir. Bu devlette egemen olan kemalist ideoloji,
gerçekte faşist ideolojinin Kuzey Kürdistan-Türkiye'ye uyarlanmış
biçimidir.
5) İbrahim KAYPAKKAYA, Şafak revizyonizminin faşizm üzerine tezleriyle
polemik içinde, şunları da tespit etmiştir:
> Faşist kemalist diktatörlük askeri, feodal ve bürokratik özelliklere
de sahiptir.
> Türkiye Cumhuriyeti devletinin faşist niteliği değişmeden kalmış,
fakat uluslararası konjonktüre ve ülkede işçi sınıfı ve diğer emekçi
sınıfların hareketinin gelişimine bağlı olarak, faşist diktatörlük
kimi zaman koyulaşmış, kimi zaman da çok sınırlı ve kısa sürelerle
de olsa bazı demokratik haklar tanınarak faşizm yumuşatılmış, bu
anlamda yarıfaşist dönemler de yaşanmıştır.
> Kuzey Kürdistan-Türkiye'de parlamento, başından itibaren faşizmin
yüzüne geçirilen kaba ve uydurma bir maske olmuştur.
> Reformist bir milli burjuva hükümeti, antifaşist bir halk hükümetinden
nitelik olarak ayrıdır. Birincisi, kapitalist düzeni savunma temelinde
gericilikle uzlaşma hükümeti; ikincisi ise, faşizme ve gericiliğe
karşı bir savaş hükümetidir.
> Antifaşist mücadele, iktidarın kime ait olacağı mücadelesidir.
Kuzey Kürdistan-Türkiye'de antifeodal, antiemperyalist cephenin
sınıf muhtevası, antifaşist cephenin sınıf muhtevasıyla bir ve aynıdır.
Gerçek antifaşist iktidar mücadelesi, aynı zamanda antifeodal ve
antiemperyalist iktidar mücadelesi, yani işçi sınıfı önderliğinde
demokratik halk devrimi mücadelesidir.
6) İbrahim KAYPAKKAYA'nın bu tespitleri, yaşadığı dönemde, tüm sol
hareket üzerinde hakim olan Kemalizm hayranlığına, faşizm ve faşizme
karşı mücadele konusunda egemen olan revizyonist görüşlere vurulmuş
büyük bir darbedir. Bu tespitler, komünist hareketin Kuzey Kürdistan-Türkiye'de
yeniden ayakları üzerine dikilmesi ve antifaşist mücadelede açık
bir devrim perspektifine sahip olması için muazzam bir ideolojik
cephanedir.
7) İbrahim KAYPAKKAYA, faşizm konusunda esasta doğru Marksist-Leninist
çizgi geliştirirken kimi tali ve ağırlıklı olarak teorik hatalar
da yapmıştır.
İbrahim KAYPAKKAYA'nın faşizm konusunda yaptığı hataları Bolşevikler
şöyle değerlendirmektedir:
> İbrahim KAYPAKKAYA, Kuzey Kürdistan-Türkiye'de faşizm sorununu
tartışırken onun çıkış noktası yalnızca Marksizm-Leninizm'in bu
alandaki temel tezleri değildir. O, bu noktada da Marksizm-Leninizm'in
bu konudaki temel tezleri yanında, aynı zamanda Marksizm-Leninizm
adına savunduğu Mao Zedung Düşüncesi'nin yanlışlarından da etkilenmekte,
bu ikisini birleştirmeye çalışmaktadır. Bu, en açık bir biçimde,
Kuzey Kürdistan-Türkiye'de faşizm tehlikesi niçin geçici değildir
sorusunun tartışıldığı yerde kendini göstermektedir. O bağlamdaki
tartışmada, İbrahim KAYPAKKAYA, önce açıkça Mao Zedung Düşüncesi'nin
yanlış "yarısömürge/yarıfeodal ülkeler" genellemesini
yapmaktadır, hemen ardından da "emperyalizmin toptan çöküşe
gittiği çağ"ı, faşizme yönelmenin gerekçelerinden biri yapmaktadır.
(O'nun bu teorik hatası, daha sonra O'nun izleyicileri olan bizler
tarafından iyice geliştirilmiş, 1981'e kadar savunduğumuz "bütün
yarısömürge, yarıfeodal ülkelerde sürekli faşizm teorisi"nin
dayanağı yapılmıştır.)
> İbrahim KAYPAKKAYA, yarısömürge, yarıfeodal ülkelerde faşizmin
sınıfsal dayanağının komprador burjuvazi ve toprak ağaları olduğu
görüşüne sahiptir. Karşıdevrimci sınıfları, yalnızca bu iki sınıf
olarak tanımlamaktadır. Kuzey Kürdistan-Türkiye'deki kemalist faşist
diktatörlüğün sınıf temelinin komprador burjuvazi ve toprak ağaları
olduğu tespitinin çıkış noktalarından biri, bu teorik yaklaşımdır.
Bu yaklaşım, O'nun Marksizm-Leninizm'in geliştirilmesi olarak savunduğu
Mao Zedung Düşüncesi'nin yaklaşımıdır.
Bu yaklaşım, aynı zamanda "milli burjuva" diktatörlüğünün,
ya da küçük burjuva diktatörlüğünün faşist olamayacağı yaklaşımıyla
da tamamlanmaktadır. Bu, yanlış bir yaklaşımdır. Emperyalizm çağında
burjuvazinin her kesimi, faşist bir diktatörlük kurabilir. Faşizm,
yalnızca tekelci burjuvazinin veya komprador burjuvazinin yönetim
biçimi değildir; ya da tersi, burjuvazinin tekelci veya komprador
olmayan kesimleri mutlaka burjuva demokratı değildir. Genelde emperyalizm
çağında, emperyalist ülkelerde hakim olan burjuvazi, tekelci emperyalist
burjuvazi, daha başka bir tanımla finans kapital; emperyalizme bağımlı
ülkelerde de emperyalizme bağımlı burjuvazi ve onunla ittifak içinde
olan sınıf ve katmanlar, en başta da feodallerdir. Hal böyle olduğu
için, emperyalist ülkelerde faşizm "finans kapital"in;
emperyalizme bağımlı ülkelerde de "emperyalizme bağımlı burjuvazinin
(bu bağımlılık ille de komprador biçiminde bir bağımlılık >yani
kelimenin dar anlamıyla yalnızca ticari temsilcilik> anlamında
bir bağımlılık da olmayabilir) ve toprak ağalarının (kimi hallerde
kapitalistleşmiş toprak beylerinin) "açık terörcü diktatörlüğü"dür.
Fakat bu, belirli olağanüstü şartlarda iktidara gelebilecek olan
"milli burjuva", ya da küçük burjuva sınıfların diktatörlüğünün
ille de burjuva demokratik olacağı anlamına gelmez.
> İbrahim KAYPAKKAYA'nın, Mao Zedung Düşüncesi savunuculuğuyla
bağıntılı bir başka hatası, faşist diktatörlüğü yıkmanın askeri
yolu olarak, halk savaşı stratejisini mutlaklaştırmasıdır.
