80 yıl Türkiye Cumhuriyeti =
80 yıl erkek egemenliği!
35 yıl işçilerin - emekçilerin
Sovyet Cumhuriyeti
işçi ve emekçi kadınların
kurtuluş yolunu aydınlatıyor!

80 yıl...Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim'de 80. kuruluş yıldönümünü kutluyor. Türk egemenleri bir kere daha kadınların hak eşitliği ve özgürlüğü konusunda ileri geri konuşacak, Cumhuriyet'in kadınlara kazandırdığı güdük "haklar"la övünüp duracaklar. Bunların yüzsüzlüğüyle ilgili fazla söz sarfetmeye gerek yok.
Biz olgulardan yola çıkıyoruz.
yıldızEkim ayında bir başka yıldönümü daha var: Bu yıl 1917 Ekim Devrimi'nin 86. yıldönümü.
Şimdi Sosyalist Sovyetler Birliği yok. Sosyalizmin anavatanında bir zaman atılmış olan adımlar modern revizyonizmin marifeti sonucu yenilgiyle sonuçlandı. Bunu fırsat bilen uluslararası burjuvazi kendi düzeninin alternatifsiz olduğunu savunuyor. Ancak biz bir başka gerçeği görüyoruz. Bütün iniş-çıkışlara rağmen işçilerin-emekçilerin cumhuriyetinde -sosyalizmde- 1917-1956 yılları arasında emekçi kadınların kurtuluşu sorununda elde edilen başarılar belgeli. İşte olguları birkaç ana başlıkla karşı karşıya koyuyoruz! 80 yıl Türk egemenlerinin cumhuriyeti ve 35 yıl Sovyetler Birliği'nde işçilerin-emekçilerin cumhuriyeti! Olgular konuşuyor: Emekçi kadınların tam hak ve sosyal eşitliğine giden en garantili ve en kısa yolun sosyalizm olduğunu Sovyet iktidarı deneyimi gösteriyor.
Emekçi kadınların kurtuluşu sorununda da siyasi kararlılığın olduğu yerde çözüm vardır!!!
Ancak burjuvazinin ve sermayenin çıkarlarını değil, işçilerin emekçilerin çıkarlarını gözeten, bunun için her türden sınıfsal-cinsel-ulusal eşitsizliği yoketmeyi hedefleyen bir iktidar başarıya giden en kısa yola talip olabilir.
Sovyetler Birliği deneyimi bugün de buna işaret ediyor!

80 yıl Türkiye Cumhuriyeti
=
80 yıl erkek egemenliği!
35 yıl işçilerin-emekçilerin
Sovyet Cumhuriyeti
işçi ve emekçi kadınların
kurtuluş yolunu aydınlatıyor!
Ay-YıldızYasalar önünde eşitsizlik sürüyor! orok-çekiçEzilen kadın cinsine yasalar önünde tam eşitlik!
Atatürk ve el öpen kadın

Türk egemenlerinin en çok övündükleri şeylerden biri kadınlara birçok burjuva devletinden önce bir takım yasal hakları tanımış olmalarıdır. Ancak, bu noktada esasen övünülecek pek birşey yoktur. Cumhuriyetin 80. yıldönümünde de yasalar önünde tam eşitlik sağlanmış değildir. Yeni Medeni Yasa erkeğe sağlanan imtiyazları ortadan kaldırmamıştır. Şimdi Türk Ceza Yasası'nda değişikliklerin yapılması gündemdedir. Bu konuda sunulan taslak, ceza yasalarındaki kadınların aleyhine işleyen ve erkeklere üstünlük sağlayan maddelerin hiç de kaldırılma niyetinin olmadığını göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti 1923'te ilan edilmiştir. Padişahlık dönemine göre kadınlara daha fazla hak tanıyan Medeni Yasa'nın çıkış tarihi 1926'dır. Medeni Yasa geçmişin kadın-erkek eşitsizliğini birazcık törpülemiştir o kadar. Özde Medeni Yasa erkeğin egemenliği üzerine kuruludur. Erkeği "aile reisi" ilan eden madde bunun en açık örneğidir. 2002 yılında -yani TC'nin kuruluşundan 79 yıl sonra- hazırlanan yeni bir yasayla bu madde nihayet kaldırılmıştır. Fakat hâlâ daha yasalar önünde eşitlik sağlanmış değildir. Yeni çıkarılan Medeni Yasa'da da -eskisi kadar açık olmasa da- erkeğe tanınan ayrıcalıklar devam etmektedir.
1926 yılında çıkarılan Medeni Yasa ve 2002'de çıkarılan Yeni Medeni Yasa Türk egemenlerinin kadınların yasal eşitliği konusundaki ciddiyetinin ne olduğunu göstermektedir.
Bu yasalar Kemalizmin kadınlara ilişkin bakış açısına denk düşmektedir. Kemalistler kadınları bağımsız özgür kişilikler olarak değil, en fazlasından "Türk aile yapısı" çerçevesinde erkeğin bir adım gerisinde, onun destekçisi, evin idaresini yürüten, çocukları büyüten, yeni kemalist nesiller yetiştirmeye yetecek kadar "okumuş" hanımefendiler olarak görüyorlardı. Erkeğe reisliği kadınlara da evin idaresini bırakan Medeni Yasa tam da bu mantığın yasalarca pekiştirilmesiydi.

sovyet kadınları1917 Ekim Devrimi dünya tarihinde ilk defa ve bir çırpıda kadınları aşağılayan ve onları ikinci sınıf insan gören tüm gerici yasaları tarihin çöplüğüne attı. Lenin, Ekim Devrimi'nin ikinci yıldönümünde yazdığı bir makalesinde haklı olarak Sovyet iktidarının kadınların kurtuluşu için burjuva cumhuriyetlerinin topunun 130 yılda yaptıklarından daha çok şey yaptıklarını vurguluyordu. Ve bunlar boş sözler değildi. Yeniyi yaratmak için önce zemini temizlemek gerekti. Çarlık döneminin tüm gerici yasalarını bir hamlede kaldıran ve kadın ve erkeklerin yasalar önünde tam eşitliğini tanıyan Sovyet iktidarı, bu konudaki kararlılığını ortaya koyuyordu. Ve en önemlisi devrime önderlik eden proletarya partisi atılan bu büyük adımın sadece bir başlangıç olduğunun bilincindeydi. Yasalar önünde eşitlik henüz gerçek yaşamda eşitlik değildi. Kadınların ekonomik, siyasal ve sosyal olarak eşitliklerinin sağlanması için zorlu bir mücadele ve bunun için adım adım uygulamaya konması gereken bilinçli politikalar gerekliydi. Sovyet iktidarı derhal bunları gerçekleştirmeye koyuldu.

Siyasal alanda...
Siyasal alanda...
Ay-Yıldız

Türk egemenlerinin bu noktada da övünmeleri boşunadır.
Kadınlara seçme ve seçilme hakkı TC'nin kuruluşundan ancak 13 yıl sonra tanınmıştır. İlk olarak 1934 yılında kadınlara belediye seçimlerine katılma hakkı tanınmıştır. Genel seçimlerde kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması ise 1936 yılında gerçekleşmiştir. kadınlar ve polislerSeçme ve seçilme hakkının tanınmasına karşılık kadınların, özelde de işçi ve emekçi kadınların siyasal iktidarda ne kadar söz sahibi olduğunu Meclisin sergilediği tablo göstermektedir. TBMM'nin adının Türkiye Erkek Meclisi olarak değiştirilmesi daha doğru olacaktır. 3 Kasım 2002 seçimlerinde oluşan mecliste toplam 550 milletvekili içinde sadece 24 kadın milletvekili (% 4,36) vardı. Kadın milletvekillerinin arasında işçi ve emekçi kesimden gelen olmadığı da açık. Salt bu açıdan bile bu yapısıyla TBMM'nin milleti temsil etme iddiası havada kalmaktadır. Çünkü milletin yarısını oluşturan kadınlar bu haliyle bu mecliste temsil edilmemektedirler. Bu yapıdaki bir meclisten kadınlar lehine, özelde de işçi ve emekçi kadınlar lehine yasaların çıkmasını, kadınların toplumsal eşitliği için gerekli tedbirlerin alınmasını beklemek olmayacak işle uğraşmak anlamına gelmektedir. Nitekim 79 yıl sonra Yeni Medeni Yasa mecliste görüşülürken erkek vekilleri ayrıcalıklarını "mallarımızı karılara mı kaptıralım" sözleriyle de sonuna dek savunmuş evlilikte "mal ortaklığı rejimi"nin temel alınmasını engellemişlerdir. Yeni Ceza Yasası'nın geçmesinde de olacak şey aynıdır.
Türk egemenlerinin kadınları siyasal olarak aktifleştirme konusundaki söylemlerinin salt oy avcılığıyla ilişkili olduğu gayet açıktır. Bu da esasen 1980'li yılların ortasından itibaren canlanan kadın hareketine cevap vermek zorunluluğundan doğmuştur. Bu ülkede kadın haklarına verilen önemin ne olduğu 12 Eylül sonrasında siyasi partilere kadın kolları kurmalarının yasaklanmasında da görülmüştür.

orok-çekiç

Ekim Devrimi'nin ve sosyalizmin inşasının büyük kazanımı sadece Çarlık Rusyası'nda her türden haktan yoksun olan kadınlara siyasal hakların tam tanınmasıyla sınırlı değil. Sovyet iktidarının büyük önemi dünya tarihinde ilk defa ezilen kadın kitlelerini, işçi ve köylü kadın kitlelerini aktif bir şekilde siyasal yaşama ve devlet yönetimine çekebilmiş olmasındadır. Genç Sovyet iktidarı daha işin başlangıcında sovyet seçimlerine emekçi kadınları çekebilmek için kampanyalar yürütmüş, bilinçli bir çaba harcamıştır. Bizzat Lenin, partisiz de olsalar kadınları sovyetlere seçme yönünde çağrıda bulunmuş, bu bağlamda Sovyet iktidarının tüm burjuva devletlerden farklı olduğunun bizzat pratikte gösterilmesine önem vermiştir. Devrimden 3 yıl sonra yapılan Sovyet seçimlerinde, 1920'de şehir sovyetlerine seçilen kadınların oranı % 5'tir. İktidar organları olarak sovyetlerin TC parlamentosuyla karşılaştırılamayacağı açıktır. Özdeki tüm farkı bir kenara bırakacak olursak 80 yıl sonra hâlâ parlamentoda % 5 kadın oranını yakalayamayan TC'nin durumu gözönünde tutulduğunda Sovyet iktidarının 3 yıldaki başarısının büyüklüğü ortadadır. Sovyetlerdeki kadın oranı sosyalizmin inşası süreci boyunca her yıl biraz daha artmış ve 1930'lara gelindiğinde üçte bir oranına varmıştır. Sovyet iktidarının 32. yılında -1949'da- Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nde 10 kadın bakanlık görevini üstleniyordu. 1955-1956 döneminde Sovyetler Birliği'nin en üst iktidar organı Yüksek Sovyetler içinde -tüm temsilcilerin % 25,8'ini oluşturan- 348 kadın yer alıyordu. Ve Sovyetlerde kadınlar en yüksek iktidar organları içinde yaklaşık üçte bir oranında yer alırken, Fransa'da, İsviçre'de, Arjantin'de vs. kadınlar henüz seçme ve seçilme hakkına bile sahip değildi.
Bu başarı öncelikle sovyet iktidarına önderlik eden Komünist Partisinin çabasına bağlıydı. Komünist Partisi, Parti, Sovyet organları, sendikalar, kooperatiflerde, yani siyasal yaşamın bütün alanlarında emekçi kadınların temsil edilmesi ve güç kazanması için bilinçli ve tutarlı bir çalışma yürütüyordu. Onların yürüttüğü bu mücadele -tüm eksiklikleri ve yanlışlarıyla birlikte- işçi ve emekçi kadınları siyasal yaşama ve bizzat devlet yönetimine aktif bir şekilde katmanın mümkün olduğunu göstermiştir. Evet, Lenin'in deyimiyle işçilerin-emekçilerin cumhuriyetinde "her aşçı kadın devleti yönetebilme" durumuna gelmiştir.

Eğitim alanında...
Eğitim alanında...
Ay-Yıldız

Kadınların varolan haklarından faydalanabilmelerinin en önemli öncüllerinden biri de onların gerekli eğitimi alabilmeleridir. TC'nin ilk dönemlerinde yürütülen "eğitim seferberliği" daha sonraki yıllar tavsamıştır. TC'nin 80. yılında da tüm kızların temel eğitim alması sağlanmış değildir. Ve 80. yılda yetişkin kadınlarda okur-yazarlık oranı hâlâ % 72 oranındadır (erkeklerde %92). Okul derecesi yükseldiği ölçüde eğitimden faydalanan kadınların oranı da düşmektedir. Örneğin, yükseköğretim yaşındaki kadınların sadece %15,2'si erkeklerin ise %26,5'i öğrenim görmektedirler. Bu birkaç rakam bile kadınların eğitim fırsatlarından eşit oranda faydalanma konusunda hangi durumda olduklarını göstermektedir.


Çarşaflı kadınlar

orok-çekiç

Emekçi kadınları özgürlük ve eşitlik mücadelesinde güçlü kılan en önemli etmenlerden birisi de eğitimdir. Sovyet iktidarı bu alanda da o güne dek hiçbir burjuva devletinde gerçekleştirilememiş olanı gerçekleştirdi. Çarlık Rusyası'nda emekçi kadınlar tamamen eğitimsiz ve geriydiler. Ekim Devrimi'nin ardından başlatılan kampanyalardan biri de okur-yazarlık kampanyasıydı. Eski Rusya nüfusunun % 76'sı, kadınların ise % 87,6 okur yazar değildi.kadın öğretmen "Sosyalizmin yolu okur-yazarlıktan geçer" şiarlarıyla gerçekleştirilen ve yıllar süren büyük okur-yazarlık kampanyalarıyla 1930'lu yılların ikinci yarısında bu sorun esasta aşılmıştı. Bütün ülke çapında okul ve diğer eğitim kurumları ağı geliştirilmiş ve İkinci Dünya Savaşı öncesinde bütün ülkede 7 yıllık zorunlu öğrenim tamamen gerçekleştirilmişti. Çarlık Rusya'sında yüksekokullar kadınlara kapalıyken, sosyalist Sovyetler Birliği'nde onlara bütün eğitim alanları açık tutulmakla kalınmıyor, kadınlar meslek eğitimi ve öğrenim alanında özel olarak teşvik ediliyordu.

Çalışma yaşamında kadınlar...
Çalışma yaşamında kadınlar...
Ay-Yıldız

Kadınların toplumsal eşitliğinin en önemli önkoşulu ekonomik bağımsızlıktır. Buradan hareket ettiğimizde TC'de kadınların konumu "ev köleliği"ne denk düşmektedir. Cumhuriyet'in 80. yılında da bu bağlamda esaslı bir değişiklik sözkonusu değildir. Tam tersine her geçen gün şiddetlenen ekonomik kriz ücret karşılığı çalışan kadınların sayısını düşürmektedir.

direnen kadınlar

 Devlet istatistiklerine göre son bir yıl içinde (2002 Temmuz-2003 Temmuz) işini kaybeden kadın sayısı 203 bindir. Yine devlet istatistiklerine göre çalışabilir yaştaki kadınların yüzde 49,6'sı hiçbir ücret almadan (ücretsiz aile işçisi) çalışıyor ve bunların önemli bir bölümünü kırsal alanda çalışan kadınlar oluşturuyor. Ücretsiz aile işçisi ve ev kadını statüsündeki kadınların hiçbir sosyal güvenceleri olmadığı açıktır. Onlar her yönüyle tamamen kocalarına ve ailelerine bağımlı durumdalar ve sonuçta bir kölenin durumundan farksız bir konumdalar. Bu nedenle milyonlarca kadın aile içinde en ağır şiddete maruz kalmasına karşın şiddet ortamını terkedemiyor, özgür ve insanca bir yaşamı seçemiyor.
Ücret karşılığında çalışan kadınların sayısının son derece düşük olduğu TC'de kadınların çilesi bununla bitmiyor. Çalışan kadınları da son derece ağır çalışma koşulları ve düşük ücretler bekliyor. Sendikaların verdiği bilgilere göre sözümona "eşit işe eşit ücret"in yasa olduğu TC'de kadınların eline erkek ücretlerinin ancak 3/2'si geçiyor. Çalışan kadınların en ağır ve en düşük ücretli işlerde istihdam edildiğinin bir göstergesi de işgücünü oluşturan kadınların arasında yüksekokul mezunu kadınların oranıdır. Bu oran %11,9 olarak verilmektedir.

orok-çekiç

Sosyalizmin inşası sürecinde kadınların yaşamındaki en temel değişikliklerden biri üretim alanında gerçekleşti. Çarlık Rusyası'nda emekçi kadınların büyük bölümü ücretsiz aile işçisiydi. Ücretli çalışanların çoğunluğu da tekstil gibi çalışma koşulları ağır, ücretleri son derece düşük alanlarda çalışıyorlardı. Çarlık Rusyası'nda tekstil kadın işçilerinin eline ortalama olarak erkek ücretlerinin 3/5'ü geçiyordu, buna karşılık çalışma saatleri günde 16 saate kadar varabiliyordu.

çalışan kadın


Tüm kadın cinsinin toplumsal üretime katılımının sağlanması! Sosyalizmin hedefi buydu. Ancak ekonomik Tüm kadın cinsinin toplumsal üretime katılımının sağlanması! Sosyalizmin hedefi buydu. Ancak ekonomik olarak bağımsız, eğitimli, toplumda ve siyasette söz sahibi kadınlar gerçekten özgür sayılabilirlerdi. Proletarya partisinin önderliğinde sovyet iktidarı bunu gerçekleştirmek için yola koyulmuştu. Ve bu alanda da kısa zamanda çok büyük başarılar elde ettiler. 1930'lara gelindiğinde kadın kitlelerinin ezici çoğunluğu sanayide ve tarımda istihdam edilmek suretiyle ekonomik bağımsızlığına kavuşmuş durumdaydı. 1929'da 7 saatlik işgünü uygulamaya konulmuştu. Kadın, aynı erkek gibi çalışma ve dinlenme hakkına, eşit iş karşılığında eşit ücret hakkına, sosyal sigorta ve eğitim hakkına sahipti.

Sosyal haklar
Sosyal haklar
Ay-Yıldız

TC'nin 80. yılında işçi ve emekçi kadınların yaşamını belirleyen sosyal haklar değil, azgın baskı ve sömürüdür. Bu ülkede yaşayan kadınların büyük çoğunluğu emeklilik hakkı, sağlık sigortası, konut hakkı, sosyal yardım gibi en temel sosyal haklardan yoksundur. Toplumsal olarak "anne ve ev kadını" olmaya yönlendirilen kadınlar bu bağlamda dahi hak sahibi değildirler. Bu ülkede hâlâ sağlık sorunlarının başında anne ve çocuk ölümleri gelmektedir. Ebe ve doktor olmadığı için kadınlar doğum yaparken yaşamlarını yitirebilmekte; temiz su bulunmadığı için bebekler ishalden ölebilmektedir.


çöp toplayan ana

orok-çekiç

Ekim Devrimi'nin emekçi kadınlara kazandırdığı sosyal haklara, bugün dahi ileri burjuva devletleri erişememiştir. Ve esasen tersi yönde bir gelişme sözkonusudur. Dünya işçi hareketinin mücadelesiyle kazanılmış haklar her geçen gün biraz daha yontulmakta ve rafa kaldırılmaktadır. Sovyet iktidarı sosyalizmin inşası sürecinde çocuk eğitiminin toplumsallaştırılması bağlamında çığır açtı. Kırda ve kentte kreş, yuva, ana-okulları, yaz okulları, gençlik ve çocuk kampları gibi kurumlarıyla okul öncesi yaştaki hemen hemen tüm çocukların toplumsal bakım ve eğitimi sağlandı. Böylece kadınların omuzundaki yükü hafifletti ve kadınların üretim, politika ve diğer sosyal yaşama katılmalarının şartlarını yarattı.
Ev işlerinin toplumsallaştırılması, büyük çamaşırhanelerin, yemekhanelerin kurulması bağlamında da (tüm zorluklara rağmen) büyük başarılar elde edildi. Örneğin 1936'da nüfusun % 35'inin yemek ihtiyacı kamu mutfakları (kantinler) üzerinden karşılanıyordu. Yırtık söküklerin dikilmesi için elbiseler terziye, yıkanması için çamaşırlar çamaşırhaneye verilebiliyordu... Bunlar henüz geliştirilmeye muhtaçtı, ancak sorunun çözümüne ışık tutuyorlardı.
Sovyet iktidarı tüm nüfusun sağlık hizmetlerini ücretsiz karşılıyor, özelde anne ve bebek sağlığını korumaya ilişkin geniş çaplı tedbirler alıyordu.

Ve ulusal haklar
Ve ulusal haklar
Ay-Yıldız

80 yıl TC, 80 yıl erkek egemenliği ve Türk olmayan kadınlar üzerinde tüm vahşetiyle ulusal baskı demektir. Bu ülkede ulusal hakları için mücadele eden Kürt kadınları en yoğun baskılarla karşılaşmakta, sindirme ve yoketme politikasının bir parçası olarak gözaltında ve işkencede taciz ve tecavüze maruz kalmaktadırlar. ulusal kadınlarBu ülkede Türk ulusundan olmayan kadınlar baskı ve terörle içiçe yürüyen asimilasyon politikasının hedefi olmaktadırlar. Türkçenin resmi dil kabul edildiği, Kürtçenin ve diğer azınlık dillerinin üzerinde yasakların egemen olduğu şartlarda kadınların bir bölümü "dilsizleştirilmek"tedir. Onlar hapishaneye düşen kızları ve oğullarıyla konuşamaz, yalnız doktora gidip dertlerini anlatamaz duruma düşürülmektedirler.

orok-çekiç

Ekim Devrimi, bir "halklar hapishanesi" olan Çarlık Rusya'sının ulusal despotizmine bir darbede son vererek tüm uluslara ayrılma hakkı ve tüm milliyetlere tam hak eşitliğini ilan etti. Böylece o Doğu kadınlarını ulusal boyunduruktan kurtardı. Sovyet iktidarı tüm millet ve milliyetlerden kadınlara kendi ulusal kimliklerini, dillerini ve özyönetimlerini verdi. Bunu yaparken o burjuva milliyetçilerinin tersine, kadınları köleleştiren, onları erkek şiddetine teslim eden "ulusal gelenekler"le uzlaşmadı, bunlara karşı amansız bir mücadele verdi.


ulusal sovyet kadınları

Burjuvazi, bütün dünyada sosyalizmin kazanımlarını unutturmaya çalışıyor. Ezilen ve sömürülen kadın kitlelerine kendi çözümlerini, burjuva eşitlikçiliğini çözüm olarak sunuyor. İşte karşılaştırma, olgular ortada! Tüm eksiklikleri ve zaaflarıyla birlikte Sovyetler Birliği'ndeki sosyalizm deneyi emekçi kadınların kurtuluş yolunu aydınlatıyor. Özgürlük ve eşitlik için en kısa yol egemen burjuvaziden kurtulmaktan ve işçilerin-emekçilerin iktidarını, cumhuriyetini kurmaktan geçiyor.

21 Eylül 2003