"IRAK'ta İşgale Son, Filistin'e Özgürlük" eylemi ve düşündürdükleri...

Yapılması gerekenler ve görevlerimiz!

27 Eylül günü Ankara'da BAK'ın (Barış Adalet Koalisyonu) örgütlediği bir yürüyüş gerçekleştirildi.
Yürüyüşe ülke çapında katılım sağlanmaya çalışıldı. Buna rağmen toplam katılım 6-7 bin civarında insanla sınırlı kaldı.
Katılımın bu kadar düşük olması ülkemizde insanların büyük bölümünün savaştan yana olduğu, Irak'ın işgalinden yana olduğu, Filistin'in özgürlüğüne karşı olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır ve böyle anlaşılamaz da!
Çünkü, daha savaş öncesi ve savaş sonrası yapılan bir dizi kamuoyu yoklamaları çok açık bir şekilde, ülkemizdeki insanların çok büyük bölümünün, ki bu yüzde olarak ifade edilirse yüzde 80-90 civarındadır, savaşa, işgale ve Filistin'e karşı yapılan siyonist saldırılara karşı olduğu tespit edilmiştir.
O zaman neden insanlarımızın büyük bölümü bu gibi eylemlere katılmıyor sorusunu sormamız lazım kendimize..!
Bunun en temel nedenlerinden birisi, kuşkusuz 12 Eylül askeri faşist darbesinin insanlarımız üzerinde estirdiği terör sonucu toplumda bir sinmenin olduğu, sokağa çıkan ve demokratik hakkını kullanan, kullunacak olan insanların üzerinde yoğun bir devlet terörünün estirilebileceği yönünde piskolojik bir baskı vardır.
Daha yakın zamana kadar değişik eylemlerde devletin özel timlerinin, çevik kuvvetinin, yer yer jandarmasının bu gibi eylemlere karşı nasıl bir terör estirdiğini birlikte gördük ve bu toplum üzerinde sindirici bir rol oynamaktadır. Zaten burjuva demokrasisinden nasibini alamamış bu devlet de bunu isteyerek yapmaktadır.
Bu sindirilmişliğin etkisini ortadan kaldırmak, en aza indirmek için demokratik kitle içerisinde daha bilinçli ve daha kapsamlı bir çalışma yapmak gerekmektedir.
Bu duruma etkide bulunan bir diğer temel neden de,
Bu eylemi düzenleyen yapılanmalara duyulan güvensizliktir.
Bugün bile çok ciddi sebepler olmadan sadece birileri böyle istiyor diye, grup çıkarları bunu gerektiriyor diye rahatlıkla bir koordinasyonu parçalama cesaretini kendilerinde buluyorlarsa, o zaman bu yapılara fazla güvenilemeyeceği, güvenmemek gerektiği de ortaya çıkmaktadır.
Yapılması gereken bu güvensizliğe neden olan olguları açığa çıkarmak ve gerçekten ortak amaçlar için ortaklaşabilecekler ciddi bir çalışma içerisine girmeli ve dar grupsal çıkarlar uzun vadeli ortak çıkarların önüne çıkarılamamalıdır.
Bu somutta baktığımızda andaki durumda şunlar yaşanmıştır:
BAK bilindiği gibi, Irak'ta Savaşa Hayır Koordinasyonundan ayrılan "yeni" bir oluşum. Bu oluşumun içerisinde hiç de yeni olmayanlar yer almaktadır. Irak'ta Savaşa Hayır Koardinasyonunun da içerisinde yeralan bir çok kişi ve kurum aynı zamanda şimdiki koalisyonun da içerisinde yer almaktadır. Bu her iki koalisyonun neden birbirinden koptuğunu dair aklı başında bir açıklama bugüne kadar yapılmamıştır. Demokratik Kamuoyu halen hangi farklı fikirler ve perspektifler temelinde ayrışmanın gerçekleştiğini bilmemektedir. Yine kısır siyasi çelişmeler bu parçalanmanın temel nedeni olsa gerektir.
Çünkü tanıdığımız kadarı ile kimlerin ve hangi yapılanmaların nerede yeraldığını biliyoruz.
Her iki koordinasyonun içerisinde yer alan grupları eylemler sonucunda değerlendirdiğimizde, hiç de siyasi ayrışmaların bölünmede belirleyici rol oynamadığını tespit edebiliyoruz.
O zaman sadece bir soru geriye kalıyor... o da yine grupçu zihniyet mi parçalanmaya neden oldu? Biz evet bu olduğunu düşünüyoruz.
Bu tespiti yapmamızın nedeni de açıktır:
Irak'ta Savaşa Hayır Koordinasyonunun attığı sloganlarla hedeflediği perspektif bellidir. Dar anlamıyla Irak'ta Savaşın engellenmesi isteniyordu. Savaş engellenemedi ve bunun sonucunda gerçekleşen emperyalist işgale karşı çıkılarak "İşgale son" talebi şimdi öne çıkmaktadır. Bunun yanısıra İsrail devletinin Filistinli Arapların mini devletinin Başkanını Filistin'de sürgüne gönderme kararı almasının ardından uluslararası alanda, bu karara karşı "Filistine Özgürlük" şiarı etrafında birleşildi ve bir dizi ülkede demokrat, devrimci, komünist savaş karşıtları eylemler yapmaktadırlar. Bunlar eksik ve ama doğru şeylerdir.
İstanbul'da yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı eylemde de yukarıdaki sloganlar temelinde eylem yapılmıştır.
Peki BAK farklı bir şey mi savunuyor? Bize göre hayır!
BAK'ın Ankara'daki eylemine bizimle birlikte katılan herkes atılan sloganların aynı sloganlar olduğunu görmüştür. "Irak'ta işgale son", "Savaşa hayır" ve "Filistin'e Özgürlük" sloganları eylemde atılan esas sloganlar olmuştur ve zaten eylem bu şiarlar temelinde örgütlendi.
Yine aynı olan başka şeyler de var:
Mesela, her iki koordinasyonda da belli bir siyasetin ideolojik alanda sözcüsü durumunda olan, şeriat düzeninin ateşli bir savunucusu olan Abdurrahman Dilipak hem İstanbul'daki eyleme katılmıştır ve hem de BAK'ın ilk imzalayıcıları arasında yer almaktadır.
Yine şeriat düzenin savunucusu olan ve eylemlerinde "Tekbir Allahüekber" sloganını ağzından düşürmeyen Özgür-Der'liler BAK'ın imzalayıcıları arasında ve aynı zamanda savaşa karşı platformun içerisinde yer almışlardır. Yani her iki koordinasyon için de Mevlana'nın "Ne olursan ol, gel" felsefesi egemendir.
Peki o zaman sormazlar mı insana neden ayrıldınız diye?!
Perspektif ne olmalı?
Biz bu şekildeki bir bileşimle emperyalist işgale karşı mücadele etmenin savunucusu değiliz, olmamalıyız.
Bugün işgale karşı olduğunu söyleyen şeriatçı kesimin daha dün Sivas'ta demokrat, devrimci ve komünist olduğunu söyleyen insanları nasıl katlettiğini gördük, yaşadık.
Bu şeriatçıların İran ve Afganistan'daki din kardeşlerinin demokrat insanları, devrimcileri, komünistleri, kısacası kendilerinden olmayan her insanı hangi barbar yöntemlerle katlettiklerini biliyoruz.
Bu şeriatçıların bugün bu işgale karşı çıkmalarının temel sebebi işgal altındaki bölgelerde müslümanların baskı altına alınmasıdır. Başka bir nedenleri yoktur.
Bunlar emperyalizme, faşizme karşı oldukları için bu alanlara çıkmıyorlar... bunlar yine yarın bir yerde iktidarı ellerine geçirsinler kendilerinden olmayan insanları taşlayarak katledecekler..! Bunu mutlaka herkesin kendisinin yaşayarak görmesi gerekmiyor..!
Bırakalım şeriatçılar kendi düşündükleri temelde kendi eylemlerini yapsınlar.
Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde olmalıdırlar!
Biz kendi eylemlerimizi örgütlememiz lazım. İşyerlerinde, mahallelerde ve her yerde kendimiz bir olalım ve kendi örgütlülüğümüzü yaratalım.
Bu örgütlülüğümüzle yürüyelim emperyalizmin, gericiliğin üzerine!
Bu örgütlülüğümüzle işyerlerini kendi kalelerimiz haline getirelim, sendikaları gerçek sınıf örgütleri haline getirelim! Sermayeye karşı mücadeleyi güçlendirelim.
Kapitalist-emperyalist barbarlığa karşı özgürlüğün dünyasını kurmak ve yaşamak istiyorsak şu şiarı haykıralım:
Demokratlar, devrimciler, komünistler birleşiniz!
Demokratik, Devrimci, Komünist örgüt ve Partiler Birleşiniz!
Emperyalizme karşı olan, faşizme karşı olan, gericiliğe karşı olan herkes BİRLEŞİNİZ ve BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ VE EZİLEN HALKLAR BİRLEŞİNİZ!

YDİ ÇAĞRI okuru
30 Eylül 2003