Abdullah Gül'ün tehdidi
bir itiraf mı acaba?

Son aylarda Türkiye'nin en önemli gündemlerinden birini Irak'a
asker gönderip göndermeme sorunu oluşturdu. 7 Ekim'de bu konuyla
ilgili tezkerenin Meclis'ten geçmesine rağmen bu konu hâlâ gündemin
esas maddelerinden biri.
Tezkere Meclis'ten çıktı ama Türk askerinin Irak'a gidip gitmeyeceği
tam netleşmiş değil. Çünkü, özellikle Irak'ın geçici yönetimi başta
olmak üzere, Irak'taki Arap, Kürt, Türkmen, Asuri vd. halklardan
insanların büyük çoğunluğu, Türk askerinin Irak'a gitmesini istemiyor.
Türk şoförlerine saldırılar, Bağdat'taki Türk Büyükelçiliği binasına
yönelik bombalı saldırı ve bunların yanısıra Iraklı politikacıların
"komşu ülkelerin askerini istemiyoruz" yönlü açıklamaları işi zora
soktu, sokuyor.
Kendisi tarafından atanan geçici yönetimi ikna etme gerekliliğiyle
karşı karşıya kalan ABD'nin yetkili ağızlarından, "bu sorun karmaşık
bir sorun, çözmek için görüşüyoruz", ya da "Iraklıları ikna ettikten
sonra somut durum üzerine görüşmelere devam ederiz" yönlü açıklamalar,
acaba ABD Türk askerini istemekten vaz mı geçti yönlü sorulara bile
neden oldu, oluyor.
Eğer Türk askeri Irak'a giderse ikmalin hangi yoldan gerçekleşeceği
meselesi de tartışılan noktalarından biri.
İşte bu ortamda, Türk hakim sınıflarının değişik Ğasker ve sivilĞ
temsilcileri, özellikle Barzani ve Talabani şahsında Güney Kürdistanlı
Kürtlere yönelik açıklamalar yaptı tehditlerde bulundu.
Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, asker ve askeri
malzemenin ikmalinin hangi yollardan yapılacağının kendileri için
açık olduğunu belirttiği açıklamada şunları söyledi:
"Bölgedeki Kürt grupların Kuzey Irak'tan geçen bizim konvoylarımıza
karşı saldırma durumları olursa gerekli cevabı alırlar. TSK orada
gerek konvoylarını gerek ise varlığını koruyabilecek güç ve yeteneğe
sahiptir." (14 Ekim tarihli basından)
Bu açıklama, genel olarak Türk askerinin kahramanlığının vurgulandığı
ve karşılıklı tehditler bağlamında alışılmış bir açıklama olarak
algılandıÉ
Bu açıklamayı, İslam Konferansı Örgütü'nün Malezya'da yapılan 10.
Dönem toplantılarına katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Irak
Geçici Yönetimi'nin Dışişleri Bakanı Zebari'ye cevaben yaptığı açıklama
tamamladı!
Gül, sözkonusu açıklamada şunları söyledi:
"Saddam, savaş öncesinde 15 yıl boyunca Türkiye'ye, ÔGelin Kürtleri
birlikte yok edelim, başlarını birlikte keselim' dedi. Bunu reddettik,
hatta ona karşı Kürtleri koruduk. Türkiye'nin arşivleri onların
(Kürtlerin / BN) teşekkür mektuplarıyla dolu." (15 Ekim tarihli
basından)
Gül Kürtleri tehdit ederken bir gerçeği itiraf mı ediyor diye sormadan
edemiyoruz! Yani Kürtlerin Saddam'a karşı korunduğunu değil, Saddam'dan
Türk devletine böyle bir teklifin geldiği gerçeğini itiraf mı ediyor
sorusunu soruyoruz. Böylesi bir önerinin gelme olasılığının büyük
olduğu gibi, Gül'ün bu konuda gerçeği ortaya koyduğu ihtimali de
yüksektir.
Gül, Kürtlere "sizi koruduk" diyerek Kürtlerin kendilerine minnettar
olmasını beklerken, aslında Türk egemenlerinin Irak, Suriye ve İran
egemenleriyle Kürtlere karşı katliam gerçekleştirme vb. konularda
pazarlıklar ettiğini itiraf etmektedir.
Saddam'dan gelen öneriye "evet" dememeleri de, Türkiye, İran, Irak
ve Suriye'nin egemenlerinin kendi aralarındaki çelişkilere, dalaşa
rağmen Kürtlere karşı birlikte hareket ettikleri; değişik ortaklıklar
kurdukları gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.
Bu gerçeklere bakıldığında Saddam'ın öneride bulunduğu ve bu önerinin
kabul edilmediği olasıdır. Fakat, Kürtlerin Saddam'a karşı korunduğu
tespiti büyük bir yalandır!
Sınırötesi harekât adına gerçekleştirilen harekâtlar, Güney Kürdistan'ın
yıllarca bombalanması, sayısız insanın öldürülmesi Kürtleri korumaksa
eğer, "tanrı, Kürtleri böylesi koruculardan korusun!" demekten başka
şey kalmıyor!
Gül, "Kürt katliamını biz önledik" açıklamasını yaparak, katliamcılıklarının
üzerine örtmeye çalışıyor! Fakat güneş balçıkla sıvanamaz!
