İktidar dalaşı sürüyor...

AKP HÜKÜMETİ İLE KEMALİST "DERİN" DEVLET ARASINDAKİ İKTİDAR DALAŞI DERİNLEŞİYOR...
İŞÇİLERİN, EMEKÇİLERİN GÖREVİ BU DALAŞTA ŞU YA DA BU KESİMİN KUYRUĞUNA TAKILMAK DEĞİL, KENDİ İKTİDARI İÇİN; İŞÇİ-KÖYLÜ İKTİDARI İÇİN MÜCADELEDİR!"

Hükümet olduk ama iktidar olamadık" sözü ile itiraf etmişti Recep Tayyip Erdoğan... Biraz serzeniş, biraz kızgınlık ve bir de amaç ilanı vardı sözlerinde...
Evet, AKP seçimlerden birinci parti olarak çıkmış, hükümet kurmuş, icraatlara başlamıştı ama gerçek iktidar Kemalist devlet bürokrasisinin ve ordunun elindeydi...
AKP hükümetinin devlet kurumlarında "Kemalistlerin tekelini kırma", açılan gediklerden kendi kadrolarını (ki Başbakan bunu da kendi "vücut dillerinden anlayan bürokratlar" biçiminde çok veciz(!) bir şekilde tanımladı) devlet kurumlarına sokma... kısaca "iktidar olma" isteği yeni manevralarla sürüyor.
Bu yönde son dönemlerde en fazla üzerine tartışılan konulardan birisi YÖK idi. Önceki sayılarımızda değindiğimiz gibi hükümetin hazırladığı taslak çerçevesinde "değişim" isteği ordunun da devreye girmesi ve "olumsuz görüş" belirtmesiyle geri çevrilmiş, bu tartışma sürecinde Başbakan rektörleri "edep" düzeyinde eleştirmiş, rektörler de ondan aşağı kalmayan bir üslupla Başbakanı yanıtlamışlardı.
Bu tartışma daha tam kapanmadan AKP hükümeti bu kez de tartışmaya bir başka unsur daha soktu: "Meslek liselerinde okuyan öğrencilerin üniversite seçme sınavlarında haksızlıklara uğramaması amacıyla" meslek lisesi mezunlarının her bölüme girişlerini kolaylaştıran tek maddelik bir yasa tasarısı gündeme getirildi. Bu tasarıya daha ilk andan itibaren Kemalist kesim "imam hatip mezunlarının üniversitelerin her bölümüne girişlerini kolaylaştırmayı amaçladığı", "8 yıllık temel eğitim uygulaması sonrasında etkinliği sınırlandırılan imam hatiplerin yeniden çekim merkezi haline gelmesinin sağlanmak istendiği" vb. gerekçeleriyle karşı çıkıldı. Genelkurmayın da "böyle bir tartışmanın gündeme getirilmesinden rahatsızlık duyduğu" yönünde tavır takınmasıyla bu tasarı da geri çekilerek YÖK yasa taslağıyla birleştirileceği açıklandı.
AKP'nin el attığı, Kemalist bürokrasinin de karşı çıktığı bir diğer alan TÜBİTAK oldu. Yasalar gereği TÜBİTAK'ın Ğbaşkanlık görevi boşaldığındaĞ kendi başkanını kendisinin seçmesi gerekiyordu. Seçti de... Ama Recep Tayyip Erdoğan Bilim Kurulu'nun yaptığı seçim sonrası Başkanlığı kazanan üyenin atama kararını imzalamadı, kendisine sorulmadan yapılan atamadan rahatsızlığını dile getirdi. Bunun üzerine Bilim Kurulu Başbakana üç yeni isim önerdi. Başbakan bunu da reddetti. Bilim Kurulu son olarak Başbakandan isim önerisinde bulundu. Başbakanın isim önerileri de Bilim Kurulu tarafından kabul edilmedi. Şimdi AKP hükümeti TÜBİTAK'ta atamaların hükümet tarafından yapılmasını sağlayacak yeni bir yasanın hazırlığı içinde. Ama AKP'nin TÜBİTAK bağıntısındaki tüm bu çabaları da yine Kemalist bürokrasinin tepkisiyle karşılanıyor. Nasıl sonuçlanacağını önümüzdeki süreçte göreceğiz...
AKP'nin Kemalist kesimin denetimindeki eğitim ve "bilim" kurumlarından gedik açma genel planının parçaları salt bunlarla kalmadı. Üniversitelere, üniversite yönetimlerine yönelik zorlama çabası sürdü. İstanbul Üniversitesi'nin Baltalimanı'ndaki bir binasına Maliye Bakanlığı'nın el koymak istemesi, buna karşı üniversite yönetiminin protestosu geçtiğimiz günlerde gündeme düşen haberler arasındaydı. Bir yandan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, "Bu binayı alıp turizmin hizmetine sokacağını" yırtına yırtına anlatıyor, diğer taraftan marşlar eşliğinde üniversite yöneticileri baskılara pabuç bırakmayacaklarını söylüyorlardı!
Ve dalaşın son perdesi... AKP hükümetinin kurumlara, özellikle üniversitelere yönelik girişimlerine karşı üniversite yönetimleri bir yürüyüş ve miting düzenledi. Eylemde "Ordu göreve!" yazılı pankartlar taşınarak darbeye çağrı yapıldı; AKP iktidarına aba altından sopa gösterildi.

***

Bir yanda "demokrasi aşığı" olduğunu sık sık yineleyen, gerçekte demokrasiyi kendileri için, kendi iktidarları için isteyen; bunu sağladıktan sonra demokrasi sakızını bir kenara kaldırıp atmaktan çekinmeyecek olan AKP hükümeti...
Diğer yanda "şeriata karşı laik cumhuriyetin savunucusu" olduğunu söyleyen, gerçekte laiklikle alakası olmayan, laikliği devlet dini olarak yorumlayan Yargıtay, YÖK, TÜBİTAK... Yer yer Cumhurbaşkanı... Hemen her dönem şu ya da bu biçimde ordu... vb.
Türkiye'deki iktidar dalaşının tarafları...
Bu noktada bir sorunun yanıtı net verilmek zorundadır: Egemenler arasındaki bu kavgada desteklenecek bir taraf var mıdır?
Buna yanıt "Hayır!" olmalıdır!
İşçilerin-emekçilerin, kendilerini işsizliğe-aşsızlığa, yokluğa yoksulluğa mahkum etmede birleşen, emperyalistlere uşaklık konusunda birleşen, Irak'a işgal ortaklığı konusunda birleşen, işçileri-emekçileri Irak'ta sınıf kardeşlerinin üzerine sürme konusunda birleşen, bunun hazırlıklarını birlikte yapan egemenlerin iktidarın gerçek sahipliği konusunda yürüttükleri dalaşta şu ya da bu kesimin peşine takılmasında bir çıkarları yoktur!
İşçilerin, emekçilerin mücadelesi tüm egemenlere karşı sınıf mücadelesi olmalıdır!
İşçiler, emekçiler bir bütün olarak egemenlerin saltanatlarını yıkıp kendi iktidarlarını kurmanın mücadelesini, devrimin ve sosyalizmin mücadelesini vermelidirler... Çünkü tek kurtuluş yolu budur!

Ekim 2003