Fransız sömürgeciliği Korsika'da hâlâ sürüyor...

Türkiye devrimci hareketinin tarihinde, özellikle de 1970'li yıllarda sömürge nedir meselesi üzerine çokça tartışıldı. Çoğunlukla da "klasik sömürgecilik" olan "denizaşırı" sömürgecilik biçimine takılıp "iç sömürge" ve "yeni sömürgecilik" konusunda yanlış tavırlar takınılıyordu.
Sözkonusu yanlış yaklaşım, devrimci hareket içinde bugün de esas olarak egemenliğini koruyor. Bir ulus veya milliyete ait bir bölgede, coğrafyada özel örgütlenme gerekliliğini görmeyen, kavramayan devrimciler, "ayrı örgütlenmeye" karşı oldukları için "sömürge" ya da "iç sömürge" tespitlerinden kaçınıyor; tersi durumda ise, "ayrı örgütlenmeden" yana olanlar, ayrı örgütlenme taleplerinin -bu ayrı örgütlenme talebi esas olarak ulusal temelde ayrı bir örgütlenmedir- doğruluğunu ispatlamak için ülkelerinin "sömürge" olduğunu savunuyor.
Böylece egemen ulustan devrimcilerin işçilerin, emekçilerin birliği adına savunduğu şoven tavır ile; ezilen ulustan kesimlerin, ulusal baskıya karşı haklı bir tepki olarak içine düştükleri ezilen ulus milliyetçiliği tavrı arasındaki tartışma, yer yer hâlen yürüyor.
Kuşkusuz devrimcilerin, komünistlerin yaklaşımı, en başta şoven tavırlara karşı mücadele etmektir. Ezilen ulus milliyetçiliğine karşı da mücadele edilmelidir tabii ki, ama ezen ulus ile ezilen ulus arasındaki farkı gözeterek...
Sözkonusu tartışmalarda klasik sömürgelerin günümüzde olup olmadığı üzerine de duruluyor, geçmiş tarihi dönemden örnekler aktarılırken, günümüzde böylesi örneklerin -istisna da olsa- olup olmadığına ikna edici bir cevap verilmiyordu.
Korsika'nın durumu böylesi bir soruya yanıt veriyor... Korsika'daki duruma biraz yakından baktığımızda, karşımızda kelimenin gerçek anlamında bir "denizaşırı" sömürgeyi görme durumundayız. Bu, genel olarak klasik sömürgeciliğin son bulmasına, özellikle de İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde yeni sömürgeciliğin varlığına rağmen böyledir.
Korsika'nın tarihine kısaca baktığımızda, yüzyıllar boyunca hep çatışma alanı olmuştur. Akdeniz'in batısındaki adalar içinde üçüncü büyük ada olan Korsika, İtalya'nın Livarno kentine 85 km., Fransa'nın Nizza kentine ise 180 km. uzaklıktadır. Büyüklüğü ise 8680 m2'dir. sahil uzunluğu 1047 km. 260 000 civarında nüfusa sahip olan Korsika'da anadil Korsikaca olmasına karşın resmi dil Fransızcadır.
15.05.1768'de Versailles'de varılan anlaşmaya göre Korsika, Cenova tarafından Fransa'ya satılır. O tarihten bugüne kadar, değişik dönemlerde yürüyen çatışmalara rağmen Korsika Fransa'nın bir parçası olarak kalmıştır.
Fransız sömürgeciliği, Avrupa'da burjuva demokrasisinin "anayurdu" olmasıyla övünürken, Korsika halkının Fransız halkından ayrı bir halk olduğu gerçeğini bugüne kadar kabul etmemiştir.
Yukarı (Kuzey) Korsika ile Güney Korsika biçiminde ikiye ayrılan yönetimin valisi Fransa hükümeti tarafından atanmaktadır, ya da işine gelmediği zaman doğal olarak görevden almaktadır. Atanan valiler adı resmen konmasa da gerçekte sömürge valisi konumundadır.
1990 yılına kadar Korsikalılar kendi dillerinde eğitim hakkına sahip değildi. Korsikalılar bu hakkı ancak belli bir mücadele sonrasında kazandılar. Resmi dil hâlâ Fransızca, Korsikaca öğrenim, ancak seçmeli ve ikinci dil olarak yapılabilmektedir. Yani egemen dil, sömürgecilerin dili olan Fransızcadır.
1970'li yılların başlarına gelindiğinde Korsika'da Fransa'ya karşı mücadele oluşmaya başlamıştı. Özellikle Cezayir'in bağımsızlığını elde etmesiyle, özellikle de 1960'ta Cezayir'den çekilmek zorunda kalan Fransız sömürgeciliğinin temsilcileri, Fransa hükümeti tarafından Korsika'ya yerleştirildi. Arazi tahsis edildi, krediler verildi.
Korsika halkı, hayrete düştükleri deri ayakkabıları nedeniyle bunlara "Kara Ayaklılar" adını takmıştı. İşte Fransa'nın bu "Kara Ayaklılar"a arazi tahsis edip kredi vermesi, Korsika halkının bunlar şahsında Fransa'ya karşı mücadele etmesinin de yolunu açtı.
1962'den itibaren gelişen bu tepki ve eylemler 1975'e gelindiğinde silahlı mücadeleye dönüşmüştü. Bir grup silahlı Korsikalının "Kara Ayaklılar"dan birinin şarap üretim alanını işgal etmesi üzerine, Fransa hükümeti tanklarla eylemcilerin üzerine yürüdü. Böylece, gerek otonomi isteyen, gerekse de tam bağımsızlık isteyen Korsikalıların Fransaya karşı mücadelesi daha da harlandı. Değişik biçimlerde, yoğunlukta yürütülen mücadele bugüne kadar sürdü.
1976 yılında kurulan Korsika Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLNC) 1983'ten beri yasaklanmıştır. Fransız sömürgeciliği, Korsikalıların mücadelesi karşısında geri adım atmış, 1981'de sınırları dar bir eyalet otonomisini tanımıştır. Ama bu mücadeleye önderlik eden, özellikle silahlı eylemler gerçekleştiren, bombalamalar örgütleyen FLNC'yi de yasaklamıştır. Bu yasaklama sonrasında da FLNC'nin saldırıları durmamış, örgüt 1990'a kadar ortalama her yıl 600 civarında saldırı eylemi gerçekleştirmiştir.
1990'lı yıllardan bugüne kadar bazen ateşkes ilan edilmiş, bazen de duruma göre yeniden bombalama, saldırı eylemleri vb. eylemler gerçekleştirilerek silahlı mücadele sürdürülmüştür.
Kendi aralarında otonomist ya da tam bağımsızlıkçı, legal ya da illegal olma vb. farklılıklara rağmen, Fransa sömürgeciliğine karşı mücadele eden birçok örgüt, grup var. Bunlardan -FLNC dışında- bazıları şunlardır: Korsika Halk Birliği (UPC), Korsikalı Yurseverler Hareketi (APC), Asiler Cephesi (FR).
Tüm bunlar içinde egemen olan düşünce, Korsika'nın Fransa devleti çerçevesinde otonomiye -gerçekte dışişleri ve savunma meselesi dışında kendi kendini yöneten bir durumu sağlayan otonomiye- kavuşma düşüncesidir. Bu otonomi kuşkusuz Korsika halkını, Fransız halkından ayrı bir halk, ulus ya da milliyet olduğunu kabul etmeyi de gerektiren bir otonomidir.
Fransız emperyalizminin de esasta reddettiği şey, bu noktadır. Yani Korsika halkının "Büyük Ulus"un (Fransız) bir "mozayiği", parçası olmadığı, kendi başına ayrı bir halk olduğu meselesi işin püf noktası.
Korsika halkı kendi kendini yönetmek için mücadele ederken, sömürgeci Fransa sorunu "güvenlik ve ekonomik kalkınma" olarak ele almayı sürdürüyor. "Güvenlik" dediği ise Korsika için mücadele eden örgütlere karşı daha çok askeri, polisiye önlemler almaktır. Aynı zamanda "desantralizasyon" planıyla, Paris ile ilişkileri biraz gevşetme temelinde, Korsika halkının mücadelesini durdurmanın hesaplarını yapıyorlar.

REFERANDUM...

Fransa'da, Başbakan Raffarin hükümeti kurduktan sonra Korsika için yönetimde reformlar yapmayı vaadetmiş ve bu vaadin yerine getirilmesini kolaylaştırmak, görüşmelere elverişli zemin yaratmak için de FLNC'nin "Savaşçılar Birliği" 13 Aralık 2002 tarihinde, "Adsızlar" grubu ise 6 Ocak 2003'te ateşkes ilan etmişlerdi.
Fransa yönetimi, 6 Temmuz 2003 tarihinde Korsika'da bir referandum örgütledi. Sözkonusu referandumda 190 bin olduğu söylenen Korsikalı seçmene, "Yukarı (Kuzey) Korsika ve Güney Korsika yönetimlerinin bir merkezde birleştirilmesi, bu yönetimin vergi yükseltme, yol yapımı, çevre, kültür ve turizm konularında Fransa hükümetiyle birlikte karar alma hakkına sahip olmasına evet mi, hayır mı?" sorusu sorulacaktı.
Seçim kampanyası döneminde, Korsika'ya giden Fransa Başbakanı Raffarin ve Fransa İçişleri Bakanı Zarkozy de Korsika'da halk tarafından protestolarla karşılaştılar. İçişleri Bakanı, Korsika Valisi Delzant'ı görevden alarak yerine yeni vali atadı. Başkan Chirac ise, Korsikalılara, reformlara evet oyu vererek, Korsikalıların Fransa'ya sadakatlerini göstermeleri çağrısında bulundu.
Yani sözkonusu referandum ve yapılmak istenen reformla, Fransa'nın egemenliği aynen korunuyor -soru işareti haline bile getirilmiyor- ve "desantralizasyon"la, sömürgecilik kırbacının yanısıra Korsikalılara "havuç" yedirmenin planı yapılıyordu.
Referandumdan iki gün önce, 1998'de öldürülen Korsika valisi Claude Erignac'ın katil zanlısı olarak suçlanan ve dört yıldan beri Fransa'da aranan FLNC'nin üyesi olduğu söylenen Yvan Colonna, yakalanıp yargılanmak üzere Paris'e götürüldü. Korsika halkının -özellikle de gençliğin- tepkisini çekti bu tutuklama. Fransa'nın Yvan'a yardım edip onu barındıranlara karşı baskısı, tutuklama vb. yaptırımları ise tepkiyi daha da ateşledi.
Referandumda %51 hayır, %49 evet sonucu çıktı. Bir bölüm Korsika milliyetçisi aslında reformdan yanaydı. Çünkü onlara göre ipler biraz gevşiyordu... Ama işin püf noktasını, yukarıda aktardığımız Chirac'ın çağrısındaki yaklaşım oluşturuyordu. Korsika halkının reformdan yana olanlarının bir bölümü, Fransa'ya sadakatlerini göstermeme anlamına da geldiği için, reforma hayır oyu vermiştir.
Fransa hükümeti referandumdan bu sonucu beklemiyordu. Bunun ardında İçişleri Bakanı Sarkozy, "Bundan böyle adayı çok farklı günler bekliyor. Artık ciddi biçimde adanın güvenlik sorunu ile uğraşacağız." yönlü açıklama yaptı. Bunun gerçek anlamı, Korsika'ya daha fazla Fransız polisi, askerinin yerleştirilmesi, daha fazla baskının gerçekleştirilmesidir.
"Terörizme karşı mücadele" adına savunulan "güvenlik" meselesinin ilk adımı, 1998'de öldürülen vali Erignac'a suikastten yargılanan -Yvan Colonna dışındakiler- Korsikalılara, Paris mahkemesi 15 yıldan 30 yıla kadar hapis cezalarının yanısıra ömürboyu hapis cezası da verdi.
Bu arada, Fransa'nın reform planına karşı çıkan FLNC, Fransızlara ait yazlık ev ve villalara yönelik bombalama eylemleri gerçekleştirdi. Üstüste binen bu gelişmeler, ateşkese son vermeyi de beraberinde getirdi. FLNC ateşkesi sona erdirdiğini açıklarken, Korsika ulusalcı ve bağımsızlık yanlısı partilerden biri olan Corsica Nazione ise Korsika parlamentosundan çekilme kararı aldı. Çekilme kararının nedeni ise koşulların ağırlaşması olarak gösterildi.
19 Temmuz'da Korsika'nın başkenti Ajaccio'da, binlerce kişinin katıldığı belirtilen gösteride, polisle çatışmalar yaşandı. Bu çatışmalar sonrasında Fransa'nın Nice kentinin de içinde olduğu birçok yerde bombalı eylemler gerçekleştirildi. bazı verilere göre sadece Temmuz ayı içinde 50 eylem gerçekleştirildi.
Korsika halkının ve örgütlerinin büyük çoğunluğu esas olarak kendisini otonomi talebiyle sınırlıyor ve silahlı mücadeleden yana değil. Ama buna rağmen, otonomiyi kabul ettirmek için de olsa, bir bölümü silahlı mücadeleyle Fransa devletini sıkıştırmanın gerekliliğine inanıyor.
Sömürgeci-emperyalist güç Fransa ise daha çok polis, asker gücüyle "güvenliğini" sağlama peşinde. Güçler dengesine bakıldığında Korsika'nın Fransa'dan bağımsız bir devlet olarak kopmasının mümkün olmadığı ortadadır.
Korsika halkının büyük bölümü, otonomi temelinde kendi kendini yönetme talebini ileri sürmektedir. Korsikaca öğrenim hakkı nasıl ki ancak mücadele ile kazanıldıysa, kendi kendini yönetme de ancak ve ancak emperyalist-sömürgeci Fransa'ya karşı mücadele ile kazanılacaktır.

Ekim 2003