İBO'dan:
TİİKP Program Taslağı Eleştirisi
Ocak 1972
Komünizmin büyük önderi ve öğretmeni Marks şöyle diyordu:
"İleriye doğru atılan her adım, her gerçek ilerleme, bir düzine
programdan daha önemlidir."
Bu sözler, hiç bir zaman değerini ve geçerliliğini yitirmeyen bir
temel kanun niteliğindedir. İleriye doğru adımlar atmak, gerçek
bir ilerleme sağlamak, başlıca amacımız olmalıdır. Öte yandan, yeni
bir programın büyük önem taşıdığını da akıldan çıkarmamalıyız:
"Genel olarak bir partinin resmi programının, o partinin hareketlerinden
çok daha az önemli olduğu doğrudur. Ama yeni bir program, herkesin
gözü önünde yükseklere çekilen bir bayrak gibidir ve herkes, parti
hakkında hükmünü buna göre verir" (Engels).
Şimdi biz, herkesin gözü önünde yükseklere bir bayrak çekiyoruz.
Bu bayrak, proletaryanın Kızıl bayrağı olacaksa, onun kızıllığını
bozan bütün lekeler, ciddi ve titiz bir çabayla silinip atılmalıdır.
Program Taslağı'nı bu amaçla eleştirdik.
I. BÖLÜM
"Bilimsel olarak doğru olması ve proletaryanın siyasi bilinçlenmesine
katkıda bulunması için partimizin adı ne olmalıdır?".
Lenin, 1917'de bu soruyu sormuş ve şöyle cevap vermişti:
"Marks ve Engels'in yaptıkları gibi kendimize komünist partisi adını
vermeliyiz.
"Marksist olduğumuzu yeniden ilan etmeliyiz, temel olarak Komünist
Manifestosu'nu almalıyız".
Biz de aynı soruya şöyle cevap vermeliyiz:
Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao Zedung'un yaptığı gibi kendimize
komünist partisi adını vermeliyiz. Komünist sıfatını hiç bir tereddüde
düşmeden benimsemeliyiz. Fakat bu yetmez. Çünkü, birinci olarak,
ülkemizde bu şanlı sıfatı kendisine yakıştıran revizyonist bir burjuva
kulübü vardır. Ve biz kendimizi bu kulüpten kesinlikle ayırmak zorundayız.
İkinci olarak, komünist adını alan partilerin çoğu bugün revizyonizmin
ve reformizmin batağına batmışlardır. Bunlar proletaryanın değil,
burjuvazinin partileridir. Devrimin değil, karşı-devrimin aracıdır.
Sovyetler Birliği'nde ve Doğu Avrupa ülkelerinde bu partiler, burjuvazi
ve gericiler üzerinde proletarya diktatörlüğünün değil, işçiler
ve diğer emekçi halk üzerinde burjuva diktatörlüğünün aracıdır.
Biz kendimizi bunlardan da kesinlikle ayırmalı, komünist kelimesine
ilave olarak Marksist-Leninist sıfatını da kullanmalıyız.
Önce diğer isimler üzerinde duralım:
İhtilalci İşçi - Köylü Partisi adlandırması niçin yanlıştır? Çünkü,
bizim gerçek niteliğimizi, nihai hedefimizi belirtmiyor. Biz işçi
sınıfı hareketiyiz, onun öncü müfrezesiyiz. Köylü hareketi asla
değil. Ülkemizin bugünkü somut şartları bize köylülükle ilgili görevler
yüklüyor, ama bu geçicidir, bizi asıl görevimize yaklaştıran geçici
bir adımdır. Köylülük, kitle olarak, bir bütün olarak, "üretim araçlarının
özel mülkiyeti alanında" bulunmaktadır. Ve kapitalist toplumun temelinin
muhafazasından yanadır. Köylülük, modern sanayi karşısında dağılan
ve yok olmaya doğru giden bir sınıftır. Oysa proletarya, mülkiyetle
bütün bağlarını koparmıştır. Modern sanayiin özel ürünü ve asıl
ürünüdür. Modern sanayiin gelişmesiyle birlikte gelişir ve güçlenir.
Geçmişi değil, geleceği temsil eder. Özel mülkiyetin muhafazasını
değil, kesinlikle ortadan kaldırılmasını ister. Bu nitelikleri dolayısıyla
da, toplumun bütün emekçi kesimlerinin, bu düzenden acı çeken insanlığın
tümünün kurtuluşunu, tarih, işçi sınıfının omuzlarına yüklemiştir.
İşte biz, bu sınıfın öncü müfrezesiyiz ve bu yüzdendir ki, partimizin
önüne bir de köylü sıfatının eklenmesi, bilimsel olarak yanlıştır.
Birinin varlığı, diğerini imkânsız kılar.
Bugüne kadar kendisine köylü partisi adını veren partiler olmuştur.
Fakat bunlar genellikle, nihayet burjuva demokrasisini en son sınırlarına
kadar genişletmek isteyen partilerdi. Sosyalizmi ve komünizmi amaçlayan
partiler değil. Yani, küçük-burjuva demokratlarıydı. Proletarya
partileri de, şartların gerekli kıldığı hallerde burjuva demokrasisini
son sınırlarına kadar genişletmek ister ve bunun için aktif ve kararlı
olarak mücadele eder ama bunu, proleter demokrasisine geçişin (yani
proleter diktatörlüğüne geçişin) bütün ön şartlarını yaratmak için
yapar. Orada durmak ve onunla yetinmek için değil. Peki, yoksul
ve aşağı-orta halli köylülerin de proletarya ile birlikte proletarya
demokrasisi için mücadele etmesi neyi gösterir? İşçi sınıfı ile
bunların arasında bir fark olmadığını mı? Hayır! Sadece, kapitalizmin
temelleri yıkılmadıkça, bu köylü tabakalarının kesin kurtuluşlarının
da imkânsız olduğunu, bunların kesin kurtuluşunun proletaryanın
kurtuluşuna bağlı olduğunu. Öte yandan, bunlar, proletaryanın vazgeçilmez
önder rolü olmadan, burjuva demokrasisinden bir adım bile öteye
ilerleyemezler. Bugün ülkemiz şartlarında ise, proletaryanın önderliği
olmadan, değil proletarya demokrasisine geçmek, burjuva demokrasisini
bile son sınırına kadar genişletemezler. Kaldı ki, köylü kavramı
sadece yoksul ve aşağı, orta halli köylüleri değil, zengin ve orta
köylüleri de içine alır. İşçi - Köylü Partisi adlandırması, pratikte
de sadece burjuva demokrasisi ile proletarya demokrasisi arasındaki
kesin farkı silerek, proletaryanın sınıf bilincini bulandırmaya
yarar.
Peki... Kanunilik endişesiyle konulan "TSEKP", "TİÇSP" adlarını taklit
etmeli miyiz? Kesinlikle hayır. Çünkü, her şeyden önce bizim partimiz
"kanuni" bir parti değil, kanunlara rağmen kurulan ve var olacak
olan bir parti olmalıdır. İkinci olarak, böyle bir adlandırma, kanunilik
endişesiyle bile yapılsa, yanlıştır.
"TİİKP" adlandırmasının, işlerimizi kolaylaştıracağı özellikle köylülere
yaklaşmamızı ve onlarla kaynaşmamızı kolaylaştıracağı doğru mudur?
Belki geçici olarak, feodalizmin ve burjuvazinin gerici şartlandırmasının
etkisinde olan köylülerle yakınlaşmamızda ve kaynaşmamızda böyle
bir kolaylık sözkonusu olabilir. Ama bu bile, ileri işçilerden ve
yoksul köylülerden uzaklaşma ve kopma pahasına olabilir. Çünkü ileri
işçiler, köylüler ve hatta aydınlar, artık kendisini korkusuzca
komünist olarak adlandıran ve gerçekten bu isme layık olan bir harekete
güven duyuyorlar. Böyle işçilerin, köylülerin sayısı da her geçen
gün artıyor. Biz, köylüler arasındaki çalışmalarımızda küçük burjuva
ve burjuva-demokratlarından (THKO, THKP, TİP, vs... den) kendimizi
ayırmak için "komünist" olduğumuzu söylüyoruz. Bizi onlardan kesin
çizgilerle ayıran en iyi kavram da bu oluyor ve bu tutum, en kararlı
ihtilâlci yoksul köylülerin saflarımızda toplanmasına hizmet ediyor.
TİİKP adlandırmasının, bizi bugün için geri olan unsurlara yaklaştırırken,
ileri unsurlardan da uzaklaştıracağını söyledik. Denilebilir ki,
ileri unsurlardan niçin kopalım? Biz komünist olduğumuzu saklamayacağız
ki, işte programımızda ve tüzüğümüzde nihai hedefimizin komünizm
olduğunu yazıyoruz. Peki öyleyse, niçin partimizi de komünist olarak
adlandırmayalım? Tüzük ve programımızda komünist olduğumuzu söylemek,
bizi kitlelerden koparmıyor da, partimizin adı niçin koparsın! Ya
tutarlı olmak için tüzük ve programdan da komünizmle ilgili her
şeyi çıkarmak, kitleye açık her türlü parti yazısında, bu kelimeden
ve onu hatırlatacak her şeyden, giderek Marks'ı, Engels'i, Lenin'i,
Stalin'i ve Mao Zedung'u zikretmekten kaçınmak, komünist propagandadan
vazgeçmek zorundayız ve böylece tavizciliğe boynumuza kadar batarak,
proleter devrimciliğinden uzaklaşmak zorundayız, ya da geri bilince
ve gericiliğin şartlandırmalarına vs... boyun eğmeyi reddederek başından
itibaren, tavizsiz bir şekilde proleter devrimciliğine sarılmak,
böylece en ileri unsurlarla birleşirken, geri unsurları da ilerletmek
zorundayız. İkisinden biri!
Bu adlandırmayı benimseyen arkadaşların ikinci kanıtı şu: TİİKP
adlandırması, kitlelerin İşçi-Köylü hareketiyle partimiz arasında
bağ kurmasını sağlayacak ve o hareketin taraftarları, etkilediği
unsurlar yeni hareketimizin saflarında toplanacaklardır. Bence bu
da yanlıştır. Çünkü, her şeyden önce bu bağlantıyı, siyasi polis
kuracaktır. Legal yayın faaliyetinin etrafında şu veya bu ölçüde
çalışan, ona abone olan, bağış yapan vb... gibi herkesi, yeni dönemin
illegal parti faaliyetinden sorumlu tutacaktır. Böyle bir durumda
yapılacak ve yapılması en doğru olan şey, legal faaliyetle illegal
faaliyet arasındaki bağı, siyasi polise karşı en büyük bir dikkat
ve titizlikle gizlemektir. Yanlıştır; çünkü, İşçi - Köylü hareketi
saflarındaki en iyi unsurlar, zaten, daha şimdiden hareketimizin
saflarındadır ve gittikçe de toplanmaktadır. Onların içindeki işe
yarar herkesi saflarımızda gerçekten toplayacak olan şey, böyle
bir isim benzerliği değil, sıkı, enerjik, kapsamlı ve iyi düşünülmüş
bir örgütlenme faaliyetidir. Böyle bir faaliyet, İşçi - Köylü saflarındaki
işe yarar unsurları değil, İşçi - Köylü saflarında yer almamış olanlar
da dahil, halkın bütün ilerici ve devrimci unsurlarını etrafımızda
toplayacaktır. Yanlıştır; çünkü, hareketimiz bugün İşçi - Köylü
hareketinden sadece nicelik bakımından değil, nitelik bakımından
da ayrılmalıdır. İşçi - Köylü hareketi, sadece bir legal faaliyetti,
bugün faaliyetimiz esas olarak illegal bir faaliyet olmalıdır. İşçi
- Köylü faaliyeti etrafındaki çalışma, sadece propaganda ve ajitasyon
yapan bir dergi faaliyetiydi. Ve örgütlenmesi de bu göreve uygun
düşüyordu. Bugün hareketimiz, silahlı bir mücadeleyi fiilen örgütlemeye
yönelmiş bir parti faaliyeti olmalıdır. Propaganda ve ajitasyon
da, bu duruma uygun olarak yürütülmelidir. İşçi - Köylü etrafında
çalışanlar, büyük ölçüde burjuva bağlarını (daha genel bir ifadeyle
gerici bağlarını) devam ettiren kimselerdi. Bugün hareketimiz, bu
bağlardan tamamen ve kesinlikle kopmuş olanları, yani işçi, köylü
ve diğer devrimcileri saflarında toplamalıdır. Gerici bağlarına
teslim olanlar dökülmüşlerdir. Yani gerekli olan, her bakımdan bir
nitelik sıçramasıdır. Bu sıçrama, hareketimizin isminde de kendisini
göstermelidir. TİİKP ismini savunma, bir açıdan, bir "eskiyi koruma"
çabasıdır. Sıçramaya direnme tutumudur.
Bu saydığım noktalardan, TİİKP adlandırmasını doğru bulmuyorum.
TİİP ismi bilimsel olarak doğrudur, fakat bazı pratik mahzurları
vardır. Birinci mahzur: Revizyonist TİP ile karıştırılmak. Bilindiği
gibi TİP, her alanda Marksizm-Leninizme uzak, reformcu bir burjuva
örgütüdür. Marksizm-Leninizm, en temel noktalarda, devlet meselesinde,
devrim meselesinde, enternasyonalizm meselesinde vb... revizyonist
TİP kliğinin ihanetine uğramıştır. Onunla kendi aramıza, kesin ve
kalın bir çizgi çekmek zorunludur.
İhtilâlci kelimesi, bu çizgiyi çekmekte yetersiz kalmaktadır. Ayrıca,
ihtilâl kelimesinin, ülkemizde, halkın arasında kazandığı özel anlam
da hesaba katılmalıdır! İhtilâl genel olarak, burjuva subaylarının
darbesi olarak anlaşılmaktadır. Darbeci subaylar kendilerine "ihtilâlci"
demişler, halk da onları öyle tanımaya alışmıştır. Meselâ, "27 Mayıs
İhtilâli" denir. Bu harekete katılanlara "ihtilâlci subaylar" denir.
İ. İnönü eski bir "ihtilâlci subaydır" vs. Halk ayaklanmaları, bu
çeşit darbecilikten "isyan" kelimesiyle ayrılır. Şeyh Bedrettin
İsyanı, Pir Sultan İsyanı, Baba İshak İsyanı, köylü isyanları, Dersim
İsyanı, askerlerin isyanı vs... Biz, burjuva darbeciliği ile kitlelerin
"aktif mücadelesi" arasına da koyu ve kalın bir çizgi çekmek zorundayız.
Bir başka kanıt: TİİP, bilimsel olarak doğru olmakla birlikte, bizim
nihai hedefimizi, komünizm hedefimizi de içinde taşımakla birlikte,
bunu açık olarak ifade etmiyor. (M-L) koymak yoluyla bu mahzuru
ortadan kaldırsak bile, reformculuğun, devrim ve komünizm aleyhtarlığının,
silahlı mücadeleye aleyhtarlığının, Marks, Engels, Lenin, Stalin
ve Mao Zedung aleyhtarlığının (yani komünizm davasının dünya çapındaki
önderlerine aleyhtarlığın) sembolü haline gelen TİP ile karıştırılma
mahzuru, ihtilâl kelimesinin halk dilindeki geleneksel anlamından
doğan mahzur, halen mevcut olacaktır.
Lenin, oportünistlerle, revizyonistlerle, sosyal şovenlerle ve her
türlü sosyalizm hainleriyle araya kesin bir çizgi çekmekteki önemi
şöyle belirtmektedir:
"Emperyalizm halinde evrim göstermiş kapitalizmin objektif zorunluluğu,
emperyalist savaşı doğurdu. Savaş bütün insanlığı, uçurumun kenarına,
bütün uygarlığın yıkımına, vahşete, milyonlarca insanın, sayısız
milyonların yeniden ölümüne sürükledi.
"Hiç bir kurtuluş yoktur, bu yol proletarya devrimi yolu değilse!
"Ve bu devrimin, çekingen, pek sağlam olmayan, bilinçsiz ve burjuvaziye
fazla inançlı olan ilk adımlarını atmaya başladığı bir anda Ôsosyal
demokratların', Ôsosyal demokrat' parlamenterlerin, Ôsosyal demokrat'
gazetelerin şeflerinin çoğunluğu... sosyalizmi terk ettiler, sosyalizme
ihanet ettiler, kendi milli burjuvazilerinin yanına geçtiler.
"Yığınlar, bu şefler tarafından şaşırtılmış, yolundan, yönünden
döndürülmüş, aldatılmıştır.
"Ve biz; zamanı geçmiş, İkinci Enternasyonal kadar çürümüş eski
adlandırmayı muhafaza etmekle bu aldatmacayı cesaretlendirir, ona
yardım ederiz!
"ÔPek çok' işçi, sosyal-demokrasiyi iyi anlamda anlamamaktadırlar;
olsun. Ama, subjektifle objektif arasında ayırım yapmayı bilmenin
zamanıdır.
"Subjektif olarak, bu sosyal-demokrat işçiler, proleter yığınların
son derece sadık kılavuzlarıdırlar.
"Ama dünyada objektif durum o şekildedir ki, Partimizin eski adı
yığınların aldatılmasını kolaylaştırmaktadır. Ve ileri doğru hareketi
köstekler..."
Lenin'den aktardığımız bu açıklama, partimizin adının niçin TİİKP
olmaması gerektiğine ışık tuttuğu gibi, niçin sadece TKP olmaması
gerektiğine de ışık tutmaktadır. Çünkü bugünkü dünyamızda da adı
komünist olan başka partiler ve şefler, proletaryanın davasına ihanet
ettiler. Yığınlar bu kez de bu partiler ve şefler tarafından şaşırtıldı;
yolundan, yönünden döndürüldü, aldatıldı.
Bu açıklamalardan sonra, hareketimizin niteliğini ve nihai hedeflerini
en kesin, en açık ve en doğru bir şekilde ifade eden ve pratikte
de işçi sınıfının ve diğer emekçilerin bilinçlenmesine katkıda bulunan
ve bizi her türden sosyalizm hainlerinden ayıran adlandırmanın TKP
(M-L) olacağı açıktır.
Her şeyden önce, TKP (M-L), bilimsel olarak doğrudur. Ve bizim nihai
hedefimizin tam ve açık bir ifadesidir. Çünkü:
"İnsanlık, kapitalizmden doğrudan doğruya ancak sosyalizme, yani
üretim araçlarının ortak mülkiyetine ve ürünlerin herkesin emeğine
göre üleştirilmesine geçebilir. Bizim partimiz daha uzağı görüyor:
Sosyalizm kaçınılmaz olarak komünizm haline evrim göstermelidir.
Komünizm ilkesinde Ôherkesten yeteneklerine göre, herkese ihtiyacına
göre' yazılıdır."
Yine bizim partimiz, komünizme geçmek için bir devletin, Paris Komünü
tipinde, Sovyet tipinde vb... bir devletin zorunluluğunu kabul etmekle
birlikte, nihai olarak her türlü devleti kaldırmak amacındadır.
Oysa, diğer adlandırmalar bu noktaları da ifade etmekte yetersiz
kalmaktadır.
İkinci olarak, bu adlandırma bizi her türlü sosyalizm haininden,
sosyal şovenden, revizyonizmden, oportünizmden, anarşizmden, reformizmden
vb... den kesin olarak ayırmaktadır.
Bu konuda ileri sürülen hiç bir esaslı karşı kanıt yoktur. Birincisi,
komünizm kelimesinin köylüler tarafından hoş görülmeyeceğidir ki,
bunun neden doğru olmadığını biraz önce belirttik. Birincisi, bunun
ileri sürülmesi, bilinçsizliğe, gerici şartlandırmalara vb. boyun
eğmeyi, hareketi geri seviyeye indirmeyi ifade eder. İkincisi de,
bu ismi, bu gerekçeyle reddetmek, bizce her bakımdan bir geri dönüşün
başlangıcı olur.
İkinci karşı kanıt: Bizi revizyonist TKP ile karıştırırlar. Böyle
bir tehlike, diğer teklif edilen isimlere nisbetle çok daha zayıftır.
"Bizi anarşist komünistlerle karıştıracaklar" diyenlere Lenin'in
cevabı şudur:
"Peki milli sosyalistlerle, liberal sosyalistlerle ya da radikal
sosyalistlerle karıştırılmaktan neden korkmuyoruz? Onlar ki Fransız
Cumhuriyetinin burjuva partileri arasında yığınların burjuvazi tarafından
aldatılmasında en ileri gitmiş, en uzman olan kısmıdır...".
Peki, biz niçin TİP ile TİÇSF ile ve bunun gibilerle karıştırılmaktan
korkmuyoruz? Kaldı ki, bizde TKP'yi işçiler ve yoksul köylüler,
meselâ TİP'den daha az tanırlar. TKP'yi en çok tanıyanlar, işçilerin
ve emekçi halkın en ileri unsurlarıdır ki, bunlar daha şimdiden
TKP ile TKP (M-L)'yi ayırdedebilecek seviyededir. Halkın geri kalan
kısmını da o seviyeye yükseltmek bizim görevimizdir. Sonucu Lenin'in
sözleriyle bağlayalım:
"Ve biz kendi kendimizden mi korkacaktık! Biz, Ôher zaman' giydiğimiz
Ôsevgili' pis gömleğimizle mi yetinecektik?...
"Kirli gömleği çıkarıp atmanın zamanıdır, temiz çamaşır giymenin
zamanıdır!".
