İŞÇİ SINIFININ BİRLİĞİNİ SAĞLAMADA BİR GÖREV:
TAŞERON İŞÇİLER ÖRGÜTLENMELİ
Sermaye sınıfı uluslar arası alanda sınıfa karşı saldırılarını
aralıksız sürdürmektedir.
Özellikle 80'li yılların başında Kuzey Amerika ülkelerinde başlayarak,
90'lı yılların başlarında da Batı Avrupa'daki ülkelerde sınıf hareketinin
kazanmış olduğu hakları sürekli bir şekilde budama, İşçi sınıfının
örgütlü yapısını zayıflatma ve mümkünse dağıtma amacıyla değişik
yöntemlerle saldırılarını sürdürdü ve bu saldırılar günümüzde de
devam etmektedir.
Bu saldırılar işyerlerinde üretilen malın dışarıya verilerek işyerindeki
örgütlülüğü zayıflatmak ve hatta mümkünse dağıtmak; stoksuz çalışma
ile daha az işçi çalıştırma; sıfır hatalı üretimle işçiler üzerinde
büyük baskılar kurma ve böylece kontrol yapan işçileri mümkün olduğu
kadar ortadan silme ve böylece daha az işçiyle daha iyi ve daha
fazla üretim sağlama; esnekliğin değişik biçimlerini uygulayarak
çalışanların alışılagelmiş çalışma yaşamlarını felç etme, işçinin
özel yaşamı diye bir şeyi ortadan kaldırarak herşey patronun karını
yükseltme moduyla çalışma yaşamını şekillendirme ve önemli olan
bir çok çalışma biçimlerinin yanısıra yapılan işleri ya bir çatı
altındaki üretim birimlerini bir başka işverene yaptırarak, ya da
bu işi dışarıda başka bir patrona yaptırarak işyerindeki örgütlülüğü
dağıtma, en iyi halde zayıflatma perspektifiyle kazanılmış haklara
saldırıyı giderek güçlendirdiler.
Bir işyeri içerisinde işin üretim zinciri içerisinde bir parçasından
koparılıp alınarak bir alt işverene verilmesi, yani bir taşeron
ilişkisinin ortaya çıkarılması sonucu, sözkonusu üretim biriminde
çalışan işçilerin sendikasızlaştırılması anlamına gelmektedir.
Bu ama aynı zamanda bu işçilerin daha az ücretle çalıştırılması
ve aynı zamanda daha kötü çalışma koşullarında çalıştırılması anlamına
da gelmektedir.
Bu durum ilgili işyerinde örgütlü bulunan sendikanın üye sayısının
düşmesi ve üretim zinciri içerisindeki bir işte çalışanların bir
grev ya da direniş sırasında kendi örgütlü alanının dışında kalarak,
belki bir biçimde grev kırıcısı rolünü de oynaması anlamına gelebilmektedir.
Taşeron çalıştırma bir başka halde şöyle olmaktadır:
İşveren kuracağı ya da kurduracağı bir ikinci ya da üçüncü, beşinci
şirketle aynı işyerinde sendikalı işçinin yaptığı bir işi bir ya
da bir kaç taşerona yaptırmaktadır.
Böylesi bir durumda üretim biriminin birisinde ya da bir kaçında
sendikalı işçi ile birlikte taşeron/alt işveren de çalışan taşeron
işçileri bir arada çalışmaktadırlar.
Bu şu anlama gelmektedir:
Sendikalı işçi ile birlikte artık sendikasız işçi de çalışmaktadır.
Sendikalı işçi daha iyi ücret ve daha iyi imkanlarda çalışabilirken,
sendikasız olan taşeron işçisi daha az ücretle ve daha kötü koşullarda
kimi kez çalışmak zorunda kalmaktadır.
Böylesi bir yerde sendikanın yine örgütlü gücü zayıflatılmıştır.
Sendika istese de başarılı bir grev ya da direniş sergileyemez.
Çünkü, işçi bölünmüştür ve sendikalı işçinin yaptığı işi sendikasız
işçi eylem sürecinde yaparak, yapmak zorunda bırakılarak eylem kırıcısı
bir rol üzerlenmektedir.
Sonuçta örgütlü güç parçalanmış bir durumdadır ve sermeyenin saldırısı
karşısında güçsüzdür, güçsüz kalacaktır.
Bir başka taşeronluk biçimi de şöyledir:
Gerek çok uluslu tekeller ve gerekse de ülkedeki orta ve büyük işyerleri
ya da işletmeler kendilerinin yaptıkları bazı işleri üretim sürecinden
koparıp alarak, ya kendilerinin bir başka alanda kurduğu ya da kurdurduğu
bir işyerinde, ya da bir başka işverene yaptırma şeklinde görülmektedir.
Burada da yine sonuçta asıl işverenin işçilerine yaptırdığı işi
bir başka yerde yaptırarak, asıl işyerinde çalışanların sayısında
bir düşme olacaktır. Böylesi bir durumda da yine sendikalı işçi
sayısında bir azalma olacaktır ve dolayısıyla sendika yine zayıflayacaktır.
İşçi hareketi örgütlülüğü zayıflamış olacağından sermayenin saldırılarına
karşı direnmede zayıf kalacaktır.
Bugüne kadar deneyimler göstermiştir ki, bu olumsuz durumu aşmak,
taşeron işçilerini örgütlemek mümkündür.
Sabırlı ve bilinçli bir çalışmayla taşeronda genelde asgari ücretle
ve günde 12-16 saat çalışan işçiyi örgütlemek mümkündür.
Taşeronlar genelde işçilerini iyi çalışma koşullarında çalıştırmazlar.
İşçi sağlığı ve işgüvenliği kurallarına uygun imkanlar yaratmazlar.
Genelde işçileri her kaza olabilecek sağlıksız koşullarda çalıştırırlar.
Böylesi işyerlerinde işçilerin bir bölümü sigortasız çalıştırılır
ve ya sigorta primleri tam olarak SSK'ya ödenmez.
Dolayısıyla bu olumsuz koşullarda taşeronda çalışan işçileri örgütlemek
mümkündür. Bir çok deneyim bunu göstermiştir.
4857 sayılı İş Kanununun getirdiği kısmi iş güvencesi sonucu patronların
işçileri işten atması biraz daha zorlaştı.
Gerçi İş Kanunu yürürlüğe girdiği 10 Haziran tarihinden bu yana
yapılan örgütlenmelerde işverenler, işçilerin yasal haklarını kullanarak
sendikalaşmasına karşın tepkili davranmışlar ve yasanın getirdiği
güvenceyi yok sayarak işçileri işten atmışlardır.
İşçilerin İşe geri iade davaları açmaları sonucu ilk sonuçlar çıkmış
ve işverenler cezaya çarptırılmışlardır. İşverenlerin yasaya uygun
tavır takınmalarının daha belli bir süre gerektireceğini düşünmek
gerekir.
Bir çok işyerinde yapılan örgütlenmelerde, işverenler işçiyi işten
atma yerine sendikadan istifa ettirme yolunu seçmişlerdir. Bir bölüm
patron ise, sendikanın yetki almasını engellemek için yasaların
kendilerine tanıdığı hakları kullanmayı şimdilik yeğlemektedirler.
Çünkü, onlar çok sayıda işçiyi sendikalaşmadan dolayı işten atmalarının
kendilerine getireceği maddi yükümlülüğün altından kalkmada zorlanacaklarını
biliyorlardır.
Yine İş Kanununun 2. maddesinin son bendinde sendikaların ve işçilerin
lehine bir düzenleme çıkmıştır. Buna göre:
"Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak
çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz
ve ya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi
kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin
muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri
başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler.
İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren
işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez."
Burada bir kaç noktanın altını çizmek gerekiyor.
Birincisi, sermaye sahipleri sendikaları güçsüz hale getirmek için
"üç kağıt" çeviremezler diyor yasa. Mesela, daha önce her hangi
bir dönemde aynı işyerinde çalışmış bir yöneticisine ya da işçisine
taşeronluk yaptıramaz. Böyle bir şey yaptırırsa ve bu ispatlanırsa,
taşeron işçisine asıl işveren işçisiymiş gibi davranılacaktır ve
bu işçiler asıl işveren işçisinin kullandığı tüm haklardan yararlanacaktır.
Buna sendikal örgütlülük de dahildir.
İkincisi, İşveren taşeronluk ilişkisini kendi işyerinde ancak, kendisinde
olmayan daha yüksek bir teknolojiye ihtiyaç duyuyorsa ve bu teknolojiyi
kendisi edinemiyorsa, o zaman böylesi bir işi taşerona verebilir.
Üçüncüsü, işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık
gerektiren işlerin dışındaki işler taşerona verilemez.
Bu yasa çıkmadan öncede yargıtay'dan bu yönde kararlar çıkmıştı.
Ama bunun şimdi yasal bir zemin kazanması, sendikaları ve işçileri
biraz olsun rahatlatacaktır.
İşçileri örgütlemede ciddi olanlar bu durumu kullanmak durumunda
olmalıdırlar.
İş Güvencesinden dolayı işverenin işçiyi haklı sebeplerle işten
çıkardığını ispatlamak zorunda olması sonucu işverenler daha dikkatli
davranmak zorunda kaldıklarından, her sendikal örgütlenmede işçileri
işten atmadan önce çok daha dikkatli olacaklardır.
Buna rağmen işçi şimdiki 17. maddeye göre, yani tazminatı kendisine
verilerek işten atıldığında işçinin 30 gün içerisinde İŞKUR'a baş
vurarak işsizlik sigortasından yararlanma hakkı da ortaya çıkmış
durumdadır. Bu işçinin biraz daha kendisine güvenerek örgütlenme
çalışmasına girmesine de yardımcı bir unsur olmaktadır. Taşeron
işçiye zaten asgari ücret düzeyinde bir ücret vermektedir, ki bu
yaklaşık 220 milyon liradır. İşsizlik sigortası da yaklaşık 180
milyon lira para vermektedir. Bu işçinin bazı ihtiyaçlarını karşılayacağından
"ortada kalması"nı engelleyeceğinden daha rahat bir karar vermeye
elverişli ortam yaratmaktadır.
Taşeron işçinin örgütlenmesinde dikkat edilecek hususlardan birisi
de, asıl işverenin işyerinde çalışan ve bizim hileli dediğimiz muvazaalı
bir şekilde işin taşerona verildiği durumda, taşeron işçi üye yapılacak
ve bu üyeliği işverene bildirilerek sendikanın üyesinin Toplu Sözleşme
Hükümlerinden yararlandırılması talep edilecektir. İşveren bunu
kabul etmediği koşullarda, ya işyerindeki örgütlü gücün verdiği
avantajla üretimden gelen güç kullanılarak işveren dize getirilip
örgütlenme başarıyla sonuçlandırılacaktır; ya da İş Mahkemesine
başvurarak işçilerin alacaklarının mahkeme kararıyla ödenmesi ve
hukuki durumun çözülmesi yeni yasal düzenlemeye uygun bir şekilde
çözümü talep edilecektir.
Bu şekilde örgütlenme asıl işverenin işyeri içerisindeki tüm taşeron
çalışanları için de geçerlidir.
Taşeronların işyerinin dışında bir başka mekanda olduğu durumlarda,
işçiler örgütlenmeye ikna edilecek ve örgütlenme için yeter sayı
olan toplam çalışan içerisinde yüzde 50+1 bulunduktan sonra, ki
aslında yüzde 65-90'lara kadar hedefi yükseltmek en garantilisidir,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından tespit istenmelidir. ve
bu noktadan itibaren 2822 sayılı Grev, Lokavt ve TİS yasasının normal
işleyiş kurallarına göre hareket edilerek işyerinde sözleşme yapma
yetkisi alınıp işverenle TİS görüşmelerine oturmak gerekir.
Sağlam bir örgütlenme ile sendika bürokrasisinin korkak, ihanetçi
tavrının önüne geçerek örgütlenmeyi sendikalı işyerine dönüştürme
başarısıyla tamamlamak mümkündür. Bu yönde dikkatli bir çalışmanın
gerektirdikleri yerine getirilmelidir.
Tabii ki sınıfın sendikasına kavuşması sonal bir hedef değildir.
İşçi sınıfının örgütlenmesinin en alt basamağı olan bu örgütlenme,
işçi snıfının Bolşevik öncüleri tarafından siyasal parti örgütlenmesi
ile tamamlanmalıdır. Bu uzun süreli bir perspektiftir. Sınıfın öncüleri
her işyerinin partinin kaleleri durumuna getirilmesi gerektiğini
ortaya koymuşlardır ve bu tespitlere uygun bir çalışmayı uzun edimli
bir çalışma olarak görmektedirler.
Sermayenin çanına ot tıkamak için her işyerinde parti işletme hücrelerinin
gizlilik kuralları temelinde örgütlenmesi ve bu örgütlülüğün ülke/ler
çapında merkezi bir koordinasyonla siyasi iktidarı devrimci yoldan
ele geçirme hedefine doğru götürmek zorundadırlar.
Uluslararası alanda ve ülkemizde sermayenin temel amacı;
Bölünmüş, parçalanmış, örgütsüz bıraktırılmış bir işçi hareketini
yaratmak ve işçi hareketini etkisiz kılmaktır.
İşçi sınıfı hareketi bu saldırılara karşı gerek ülkemizde ve gerekse
de uluslar arası alanda başarılı bir karşı mücadele geliştirememiştir.
Sınıfı örgütleyerek karşı saldırıya geçememiştir.
Bunda sendikaların hatası olduğu kadar, sınıfın kendi öz örgütleri
olan Bolşevik Komünist Partilerinin de hataları vardır.
Bu hataların aşılması bir görevdir.
Bu görev yerine getirildiği ölçüde tek tek işyerlerinin örgütlenmesi
ve sınıfın parçalı yapısının ortadan kaldırılarak, sınıfın birliğini
baltalayan bir beladan da kurtulmak mümkün olacaktır.
Öyleyse taşeron işçilerin örgütlenmesine özel bir önem verelim ve
üzerimize düşen görevi gerektiği gibi yerine getirelim.
