TÜRK-İŞ VE SENDİKAL ÖRGÜTLENME

Ülkemizde sendikal hareketin yaşadığı gerileme artık, bu sorunla biraz ilgilenen herkes tarafından kabul edilmek zorunda kalınan bir gerçeklik haline gelmiştir. Onyıllarca "devlet sendikacılığı"na sırtını dayayarak sendikacılık yapan ve kamu işyerlerinde devlet organlarının ve yöneticilerinin açık tercihleri sonucunda fazla bir üye kazanma, örgütleme sorunu yaşamayan TÜRK-İŞ de artık sendikal örgütlülüğün zayıflamasını gündemine almak, gerilemenin nedenlerini tartışmak zorunda kalmıştır.
Sendikal örgütlenmenin gerilemesini özel olarak ele alan ve bunun nedenlerini ve çözüm yollarını tartışan iki ciltlik bir kitap TÜRK-İŞ tarafından yayınlanmıştır. "Örgütleme El Kitabı" (TÜRK-İŞ yayınları, Temmuz 2003, Ankara) adını taşıyan iki ciltlik bu kitabın 1. cildinde Türkiye sendikal hareketin örgütsel durumu ve perspektifleri ele alınmaktadır.
1. cildin başına TÜRK-İŞ Yönetim Kurulu bir "Sunuş" yazmıştır. Sunuşta sorun şöyle konmaktadır.
"Sendikal örgütlenmenin güç koşullarda sürdürüldüğü bir dönem içindeyiz. Model alınan ekonomikpolitikalar, özelleştirmeler ve özellikle son yıllarda ülkemizde yaşanan ekonomik krizlerin de etkisiyle ciddi üye kayıpları yaşanmaktadır. Yeni örgütlenmeler ise istenilen düzeyde yapılamamaktadır." (s.11) TÜRK-İŞ Yönetim Kurulu örgütlenmedeki gerilemenin temel nedenini kendisi dışındaki koşullarda gördüğünden bunu hemen başa koymaktadır. Bununla amaçlanan da bellidir: Sendikal örgütlenmenin gerilemesinin temel nedenleri olarak TÜRK-İŞ'in siyaseti ve örgütlenme anlayışı görülmesin, ele alınmasın. TÜRK-İŞ'in sendikal siyaseti ve örgütlenme anlayışı tartışılacak olursa o zaman bu siyaseti ve örgütlenme anlayışını temsil eden sendika ağalarının kendileri de tartışma konusu olacak. Bu yüzden TÜRK-İŞ Yönetim Kurulu bilinçli bir üçkağıt ile sendikal örgütlenmedeki ciddi gerilemenin sebeplerini anlatırken daha baştan sorunun esas özünü örtmeye çalışmaktadır. Fakat kendi anlayışlarının ele alınmasını tümüyle engellemeleri de mümkün değildir. Onyıllardır yönetiminden, siyasetinden, örgütlenmesinden sorumlu oldukları örgütün örgütsel yapısının gerilemesinin tartışıldığı yerde mutlaka birileri çıkıp "bu işten siz sorumlu idiniz. Bu gerilemede sizin sorumluluğunuz yok mu?" diye soracaklardır. Bu tür soruların daha derine inmesini engellemek amacı ile de TÜRK-İŞ Yönetim Kurulu şu tavrı takınmaktadır:
"Ancak hemen belirtmek gerekir ki, sendikal alandaki bu durum, tek başına örgütlenme koşullarının zorluğu nedeni ile değil, örgütlenme faaliyetlerine gereken ağırlığın sonuç alıcı biçimde verilmeyişine de bağlı olmaktadır." (s.11)
TÜRK-İŞ Yönetim Kurulu örgütlenmedeki gerilemenin esas nedeninin kendi siyasi ve örgütlenme anlayışına bağlı olmadığından emindir! Esas neden olmasa da TÜRK-İŞ'in çalışması ile bağıntılı bir sebep de kabul ediliyor. O da TÜRK-İŞ'in "örgütlenme faaliyetlerine gereken ağırlığı sonuç alıcı bir biçimde" vermemiş olması. Kendi faaliyetine yönelik eleştirel bir laf eden TÜRK-İŞ Yönetim Kurulu bunda da o kadar isteksiz ki, kendine yönelik değerlendirmeyi kıvıra kıvıra iyice yumuşatıyor. Güya Türk-İş örgütlenme faaliyetlerine gereken ağırlığı vermiş de, yalnız bu ağırlığı "sonuç alıcı bir biçimde" vermemiş!
Türk-İş Yönetim Kuruluna göre örgütlenmeye ağırlığın "sonuç alıcı bir biçimde" verilmesi için ise şöyle yaklaşılması gerekiyormuş: "Örgütlenme kararlılık ve uygulama isteyen, zorlu ve bitmeyen bir yol. Ancak dünyanın en uzun mesafesine bir adımla başlanır. Bu adım geleneksel olanları yanısıra, yeni sendikal örgütlenme yöntemlerinin geliştirilmesini de gerekli kılmaktadır." (s.11)
İşte Türk-İş'vari çözüm önerileri. "Geleneksel olanlar"dan, yani Türk-İş'in şimdiye kadarki bürokratik, sınıftan, tabandan uzak, sınıf işbirlikçisi sendika siyaseti ve sendika örgütlenme anlayışından ve pratiğinden kopulmayacak, bunların yanısıra bu anlayışları devam ettiren "yeni sendikal örgütlenme yöntemleri de" geliştirilecek.
Türk-İş, Türkiye'de sendikal hareketin örgütsel bakımdan gerilemesini iki bölümde incelemektedir:
1. Dışsal sorunlar.
2. İçsel sorunlar.
Dışsal sorunlar içerisinde öne çıkan etkenler içerisinde özellikle şu noktaları belirtmektedir:
- Sendikasızlaştırma, günümüzde en yükseğe tırmandırıldı.
- Yeni liberal propaganda bombardımanı, sendikalara olan inancı olumsuz yönde etkiledi.
- Ekonomik kriz koşullarında sendika üyelerine yönelik baskılar en üst düzeye çıkmıştır.
- İşsizlik, sendikasızlaşmanın en büyük düşmanı olmuştur.
- Kayıt dışı istihdam, işçinin sendikalaşma hakkını yasal olarak engelliyor.
- Üye olmak isteyen işçilere yönelik baskılar, başta işten çıkarmalar olmak üzere, çok daha artmıştır.
- Özelleştirmeler, senndikasızlaştırma olmuştur.
- Kamu işyerlerinde sendikasızlaştırma sürdürülmüştür.
- Esnekleştirme uygulamaları, sendikal örgütlenmeyi zorlaştırmıştır.
Sendikasız işçilerin sendikalara olan inancı zayıflamıştır.
- Örgütlenmeye, aşılması güç resmi prosedürler getirilmiştir.
- Yargı bir sistem olarak, örgütlenme önünde başlı başına bir engel olmuştur (bkz. a.g.e., s.42-45).
Dışsal sorunlar içerisinde Türk-İş ekonomik ve siyasi sistemin kendisini, özünü sendikasızlaştırmanın temel bir nedeni olarak görmüyor. Ona göre sendikaların içerisinde faaliyet yürüttüğü kapitalist ekonomi ve burjuva siyasi ilişkiler, bir bütün olarak sömürü sistemi işçilerin örgütlenmesinin, sendikal alanda güçlerini birleştirmesinin önünde engel çıkartmıyor, tersine kapitalizmin "yanlış" ekonomik modelleri ve "sosyal olmayan" uygulamaları, örneğin neo-liberal ekonomik ve siyasi modeller, yalnızca sendikasızlaştırmayı beraberinde getiriyor. Türk-İş bu hareket noktasından yola çıktığı için çıkartılan sonuç ta bunun paralelinde oluyor ve "kötü", "asosyal" kapitalist modellere karşı "iyi", "sosyal" kapitalist model hedefi sendika siyasetinin hedefi haline getiriliyor.
İçsel sorunlar bağıntısını Türk-İş iki alt kategoride ele alıyor: a) Örgütlü olunan işyerlerinde,
- Üyeleri tutmakta güçlük çekilmiştir.
- Esnekleşme uygulamaları yaygınlaşırken, sendikalar hazırlıksız yakalanmıştır.
- 12 Eylül öncesinde yaygın olan mücadelelere dayalı örgütlenme geleneğinden uzaklaşılmıştır.
- Sendikal bilinç ve aktiflik düzeyi yetersiz kalmıştır.
Sendikalara gönüllü edinmek için çaba gösterilmemiş, işyeri sendika temsilcilerinin yetiştirilmesine gereken önem verilmemiştir.
- Yeni kadrolar oluşturulmamıştır.
- Sendikal hareketin temeli olan özveri, günümüzde yetersizdir.
- Üyeleri ve üye olmayanları tanımayı sağlayan araştırmalar yapılmamıştır.
- Uzunca bir süre sendika üye sayısı yeterli görülmüştür.
- "Kamu sendikacılığı" geleneği kırılıp, yeni koşullara uygun sendikacılık geliştirilmemiştir.
Yeni örgütlenecek işyerlerinde
- Sendikalar, örgütsüz işçiler için yeterince çekim merkezi olamamaktadır.
- Sendikasız işçilere yeterince ulaşılamamaktadır.
- İşçiden işçiye örgütlenme çalışmaları geliştirilememiştir.
- Yeni örgütlenecek işyerleri için uzmanlık hizmetlerinden yeterince yararlanılamamaktadır.
- Sendikalara güven sorunu, yeni örgütlenecek işyerleri için de ayrı bir önem taşımamaktadır.
- Yeni örgütlülükler sürdürülememektedir.
- İşten atılmaları önleme yönünde kararlı bir çaba ortaya konmamaktadır.
- Resmi prosedürlere boğulunmaktadır.
- Yargı engelini aşmada başarılı olunmamaktadır.
- Örgütlenme faaliyetleri merkezi bir eşgüdüm içinde yürütülmektedir.
- Yeni işyerlerinin örgütlenmesinde, yine sendikal rekabet sorunu vardır. (bkz. a.g.e. ... s. 36-42)
Burada tek tek sayılan noktaları ayrı ayrı ele alıp incelemek önemlidir. Fakat bu yazının çerçevesi içerisinde Türk-İş'in örgütlenme ve sendikasızlaştırma olgusu karşısında temel mantığını anlamak için bakış açısını ortaya koymak yeterlidir.
Sendikasızlaştırma, sendikaların örgütsel gücünün düşmesi konusunda güya Türk-İş özeleştiri yaptığı izlenimini vermeye gayret göstermektedir.
Diğer yandan da başından, kendine yönelecek eleştirilerin önünü kesmek amacı ile özeleştirinin keskinliğini daha sayılan tek tek noktaların "yeterince" yapılmadığını iddia ederek yumuşatmaktadır.
Aslında Türk-İş örgütlenme alanında saydığı noktaların hiçbirinde ciddi, esaslı, yapılması gerekenlerin asgarisine bile uygun olan bir tek adım atmamıştır. Atamazdı ve önümüzdeki dönemde de atamayacaktır, çünkü
- Türk-İş işçileri ücretli kölelik düzeninde tutan kapitalist sömürü sisteminin temellerine karşı örgütsel alanda da tutarlı bir mücadeleyi gerekli görmediği gibi, bu yönde kendi içinde çıkan her kıvılcımı söndürmek için elinden gelen herşeyi yapmıştır.
- Türk-İş kapitalist sömürü sisteminin efendileri sermaye sahiplerini ve sermaye devletini işçilerin ve onların en temel örgütlerinden sendikaların düşmanı olarak görmemektedir. Tam tersine Türk-İş'in sendikal anlayışına göre "işverenler" ve devlet işçilerin ve sendikaların diyalog içerisinde bulunduğu "sosyal ortaklarıdır". Bu yüzden Türk-İş'in siyaseti tümüyle "sosyal ortak" olarak görülen sermaye sahiplerinin ve onların devletinin çıkarlarını da gözönünde bulundurmaya, korumaya yönelmiştir. Bu temeldeki bir sendika siyaseti, tamamen sermayenin çıkarlarına bağımlı kalmaya mahkum olmakla sınırlı kalmamakta, aynı zamanda sermayenin ve onun devletinin siyasetlerinin sonuçlarına da katlanmaya mahkum olmaktadır.
- Türk-İş, onyıllarca "kamu-sendikacılığı" yapan, özel sektörde fazla gücü olmayan ve özel sektörde örgütlenmek için pek çaba sarfetmeyen bir örgütlenme anlayışına sahipti. Türk-İş sendika ağaları bu durumun devamını çok isteseler de neo-liberal ekonomik politikaların sonucunda devlet işletmelerinin özelleştirilmesi ile Türk-İş'in bu niyeti "tatlı bir hayal" olmanın ötesine geçemeyecektir. Özelleştirme devam etmektedir ve önümüzdeki yıllarda da devam edecektir. Bu yüzden artık, Türk-İş'in egemen sınıfın sözcüleri ile kapalı kapılar ardında "siyasi görüşmeler, siyasi pazarlıklar" aracılığı ile idare ettikleri sendikacılık oyununun hareket alanı oldukça daralmıştır. Bu olgu karşısında Türk-İş'e bağlı sendikaların büyük bir bölümü büyük üye kayıpları ile karşı karşıya kalmış, ister istemez özel sektördeki sedikal örgütlenmeye de el atılmak zorunda kalmıştır.
Fakat özel sermaye sahipleri hükümet ve devlet temsilcileri gibi siyasi kaygılarla, seçim yatırımları ile pek uğraşmak zorunda kalmadıklarından Türk-İş gibi sarı bir sendikal yapının bile örgütlenmesine çoğu kez karşı çıkmaktadır. Bu yüzden Türk-İş'e bağlı sendikalar özel sektördeki örgütlenme çabalarında - amaçları bu olmasa bile tek tek özel sermaye sahipleri ile geri düzeyde de olsa mücadele etmek zorunda kalmaktadırlar.
- Türk-İş ağalarını yeni örgütlenme çabalarına iten bir başka tayin edici etken, ellerinde bulundurdukları rantı kaybetme korkusudur. Türk-İş sendika ağaları, Konfederasyon Genel Merkez üyeleri ve hatta şube başkanlarına kadar işçilerden toplanan aidatlar ile kendilerine yüksek gelirli, bol harcırahlı, özel arabalı ve özel şöförlü, deri koltuklu... bir saltanat kurmuşlardır. Bu saltanatın sürmesinin temel şartı işçi aidatlarından gelen suyun durulmaması, bu musluğun kesilmemesidir. Fakat sermayenin ve onun devletinin neoliberal politikaları sonucunda tam da sarı ve reformist sendika tabakasının gelirinin büyük ölçüde azalması tehlikesi reel olarak ortaya çıkmıştır. Bu yüzden, bir an önce üye sayılarının artırılarak bu gelirin sağlama bağlanması sendika ağalarının en temel hareket noktalarından birisidir.
Türk-İş'in örgütlenme alanında zorlandığı bu tartışmayı sınıf bilinçli işçiler ve yeteneklerini ve imkanlarını işçilerin çıkarlarına bağlamış olan sendikalarda çalışan arkadaşlar doğru hedeflere yönelmesi için kullanabilirler ve mutlaka kullanmalıdırlar da.