İŞÇİ SINIFININ ULUSLARARASI ÖRGÜTLENMESİ - 25

Komintern Dördüncü Kongresi'nden Beşinci Kongre'ye

Komintern Dördüncü Kongresi'nde uluslararası durum değerlendirilirken, burjuvazinin saldırılarına rağmen durumun objektif olarak hâlâ devrimci olduğu ve büyük devrimci mücadelelerin gündeme gelmesinin olası olduğu tespiti yapılıyordu.
1923 yılındaki gelişmeler bu öngörünün doğruluğunu pratikte gösterdi.
Avrupa'da, Ruhr bölgesinin (Almanya) 6-7 Ocak 1923'de Fransa / Belçika tarafından işgali ile uluslararası çelişmeler iyice sertleşti. İtalya'da faşizmin iktidara gelmesi, ardından Ruhr işgali yeni bir emperyalist savaş tehlikesini olağanüstü arttıran faktörler oldu.
Bu gelişmeler karşısında komünistler Dördüncü Kongre'nin "İşçilerin Birleşik Cephesi" siyasetine uygun olarak sosyaldemokratlara "savaş tehlikesine ve faşizme karşı eylem birliği" yönünde çeşitli çağrılar yaptılar.
Örneğin Ruhr havzası işgalinin hemen ertesinde, 7 Ocak 1923'te Essen'de yapılan ve Belçika, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Hollanda ve Çekoslovakya Komünist Partilerinin yanında Almanya ve Fransa devrimci sendikaları ve Komünist Gençlik Enternasyonali (KGE) temsilcilerinin katıldığı bir konferans toplandı. Bu konferans savaş tehlikesine ve gelişen faşizme dikkat çekti.
Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulu (KEYK), Kızıl Sendikalar Enternasyonali'nin (KSE) Yürütme Kurulu ile ortaklaşa olarak İkinci Enternasyonal'e ve Amsterdam Sendika Enternasyonali'ne İtalya'da faşizme karşı ortak eylem önerisi getirdi vb.
Bu çağrıların tümü sosyaldemokrat parti önderlikleri tarafından ya reddedildi ya da dikkate bile alınmadı. Sosyaldemokrasi artık yerini burjuvazinin esas partilerinden biri olmak yönünde seçmiş, merkezci akım da "arabulucu" rolünü bırakıp aslına, "yuvaya" dönme yönünde gelişmesinde yolun sonuna gelmişti.
Mayıs 1923'te İkinci ve 2,5. Enternasyonal sağ sosyaldemokratların çizgisi temelinde birleştiler. Bu, Komintern Yürütme Kurulu'nun tespit ettiği gibi "Merkezci akımın sağa teslim olması" idi. Sosyaldemokratların "işçi sınıfının birliğinin sağlanması" olarak değerlendirdikleri bu gelişme gerçekte, işçi sınıfının devrimci / komünist ve sosyaldemokrat reformist bölünmesinin iyice derinleşmesi anlamına geliyordu.
Artık sosyaldemokrat partilerle birleşik cephe üstten de gerçekleştirilecek bir proje olmaktan pratikte çıkmıştı. Artık birleşik cephe siyaseti pratikte neredeyse yalnızca tabandaki işçilere ortak hedefler için mücadelede birleşme çağrısı, ortak eylemi sosyaldemokrat önderlere rağmen ve onlara da karşı gerçekleştirme çağrısı ve bu yönde çalışma anlamına geliyordu.
Fakat bu çizgi, komünist partilerdeki hem sağ hem sol açısından kendine göre yorumlanıyordu. Sağcılar sosyaldemokrat partilerdeki gelişmeleri yok sayıp hâlâ sosyaldemokrat partilerle birlikte -hatta onların hükümetlerinde yer alarak- birleşik cephe hükümetleri kurma ve bunlar üzerinden işçi haklarını vb. savunmayı düşlerken; solcular birleşik cephe hükümetinin zaten proletarya diktatörlüğünün bir biçimi olduğunu savunarak birleşik cephe hükümetine onun yapamayacağı işleri yüklüyorlardı. Bu esasında de facto birleşik cephe siyasetinden vaz geçilmesi anlamına geliyordu.

KEYK III. Genişletilmiş Toplantısı:

Reformistlerin eylem birliği / ortak eylem çağrılarını reddetmesi, komünistlerin birleşik cephe siyasetinden vazgeçmesi anlamına gelmedi. KEYK'in 12 Haziran-23 Haziran 1923 tarihleri arasında Moskova'da toplanan III. Genişletilmiş Toplantısı'nda gelişmeler çok yönlü değerlendirildi. 26 komünist partinin temsilcilerinin katıldığı toplantıda işçi sınıfı hareketi içinde reformizme karşı mücadelenin yoğunlaştırılmasının gerektiği tespit edildi. "Sosyalyurtseverlerin burjuvaziyle birleşik cephesinin karşısına, tüm ezilenlerin burjuvaziye karşı birleşik cephesi için mücadelenin çıkarılması gerektiği"; "işçi partilerinin kapitalistlerle ortak hükümetlerinin karşısına, kapitalistlere karşı tüm işçi partilerinin işçi-köylü hükümeti için mücadele ile çıkılması gerektiği" tespit edildi.
Bu toplantıda gelişen faşizm tehlikesi ve faşizm ile savaş tehlikesi arasındaki bağ üzerinde de duruldu. Faşizme karşı mücadele konusunda KEYK adına bir sunum yapan Clara Zetkin, komünistlerin faşizm ile burjuva demokrasisi arasındaki mücadelede "tarafsız" kalamayacağını Bulgaristan örneğinden yola çıkarak ortaya koydu. Bulgaristan'da burjuva demokrat Stamboliski hükümeti, bir faşist darbeyle alaşağı edilmiş, askeri faşist bir diktatörlük kurulmuştu. Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) "burjuvazinin iki kampı -kentsel ve kırsal kamp- arasındaki bu mücadelede biz taraf değiliz" şeklinde bir tavır takınmıştı. Clara Zetkin konuşmasında faşizmin iktidara gelmesinin "bir burjuva hükümetin basitçe bir diğeri ile yer değiştirmesi" olmadığını, sözkonusu olanın "bir açık terör diktatörlüğü kurularak tüm demokratik özgürlüklerin tasfiyesi" (KEYK III. Genişletilmiş Toplantısı tutanağı, Alm. Hamburg 1923, sayfa 205) olduğunu açıklıyor ve bunun kavranması gerektiği üzerinde duruyordu.
Clara Zetkin konuşmasında, her ülkede faşizmin değişik özellikler göstermesine rağmen, tüm faşizmlerde ortak olan "karakteristik özellikler" olarak iki özelliği sayıyordu:
"Geniş toplumsal kesimlerin duyguları, çıkarları ve taleplerine olağanüstü ustaca cevap veren lafta devrimci bir program ve buna bağlı olarak da en vahşi, en şiddetli terör uygulaması." (age, sayfa 210, sözkonusu toplantıda faşizm üzerine alınan karar metni için bkz. "3. Enternasyonalde Faşizm Üzerine tartışmalar I, Dönüşüm Yayınları, İstanbul 1991, sayfa 22-26)

Bulgaristan'da antifaşist ayaklanma

KEYK'de faşist darbeye karşı umursamaz tavrı nedeniyle eleştirilen ve hatasını kabul eden BKP, kralcı faşist iktidarı devirmek için antifaşist bir cephe oluşturma işine girişti. Bulgaristan Sosyal-Demokrat Partisi'ne ve Bulgaristan Köylü Halk Birliği'ne ve bir dizi küçük başka partiye komünistler ısrarla, antifaşist cephe çağrıları yaptılar. Antifaşist cephenin hedefi kralcı faşist iktidarı devirmek, yerine işçilerin-köylülerin demokratik iktidarını kurmak olacaktı. BKP'nin bu çağrısına yalnızca Köylü Halk Birliği'nin sol kanadından olumlu cevap geldi. BKP buna rağmen, isyana başlandığında emekçilerin büyük bölümünün buna katılacakları beklentisi içinde, Eylül 1923'de tarihin ilk antifaşist ayaklanmasını başlattı. Ne yazık ki BKP'nin beklentileri yerine gelmedi. Sosyaldemokratların ve Köylü Halk Birliği'nin sağ kesiminin etkisindeki kitleler, reformist önderlerden koparak isyana katılmadılar. Yalnızca komünistlerin ve Köylü Halk Birliği'nin sol kesiminin etkisindeki -emekçilerin küçük bir azınlığını oluşturan- kesim ayaklandı. Ayaklanma kanla bastırıldı. Buna rağmen bu ayaklanma BKP'nin korkusuz ve fedakâr mücadelesi sayesinde kitlelerin güveninin kazanılmasında büyük rol oynadı ve ileriki dönemde BKP'nin emekçi kitlelerin gerçek önderi olmasının temelini attı.

Polonya'da sınıf mücadelesinin yükselmesi ve ayaklanma:

1923 sonbaharında Polonya'da da yükselen işçi sınıfı hareketi Polonya'daki sömürücülerin egemen sistemini kökten sarsmaya başladı. İşçilerin grev hareketleri o güne kadar görülmemiş boyutlara ulaştı. Grevler bir çok halde doğrudan siyasi talepler temelinde yürüyor, grevlere sokak gösterileri ve bunları bastırmaya çalışan polisle sokak çatışmaları eşlik ediyordu. Hareketin başını Polonya Komünist İşçi Partisi (PKİP) çekiyordu. 1923 Ağustos ayında bu parti Polonya'nın emekçi halkına da duyurduğu bir açık çağrıyla Polonya Sosyalist Partisi'ni ve Köylü Partisi'ni, işçi-köylü iktidarı kurma hedefli bir birleşik cephe kurmaya çağırdı. Aynı çağrı 19 Eylül-2 Ekim 1923 tarihleri arasında toplanan PKİP'in II. Kongresi'nde de tekrarlandı.
Gelişmekte olan grev hareketlerinin merkezlerinden biri Yukarı Şlezya idi. Burada çeşitli işletmelerden işçi temsilcileri alttan bir birleşik cephe organı oluşturup bütün Yukarı Şlezya'da grev hareketlerini örgütleyip koordine edecek bir "21'ler Komitesi" seçtiler. Bu komitenin çağrısı üzerine 15 Ekim 1923'te bütün Yukarı Şlezya bölgesinde genel grev başladı. Hükümetin buna cevabı sıkıyönetim ilan etmek oldu. Buna bütün Polonya'da işçi sınıfı, bu kez tabanın baskısına dayanamayan sosyaldemokrat partinin de katılımı ve çağrısıyla, Polonya çapında 5 Kasım'da bir genel protesto eylemiyle cevap verdi. Sosyaldemokrat önderler fakat aynı anda hareketin daha derinleşip gelişip radikalleşmesini engellemek amacıyla egemen sınıflarla pazarlığa oturdular. Sosyaldemokratlar hareketi satarken, komünist partisi bütün partilerden işçi ve emekçileri, mücadeleyi hükümeti devirip bir işçi-köylü hükümeti kurmak için ilerletmeye çağırıyordu.
Protesto grev ve eylemleri bütün Polonya'da yayılırken Krakov kentinde silahlı ayaklanma biçimine büründü. Karşıdevrim önceden PKİP örgütüne çok ağır bir darbe indirmiş, önderlerinin çoğunu öldürmüş veya zindana atmıştı. Dışarda kalan kadrolar bir ayaklanmayı yönlendirecek tecrübe ve yetkinliğe sahip değildi. Bu arada Sosyalist Parti'nin pazarlıkları da sonuç vermiş, Sosyalist Parti işçileri genel greve son vermeye çağırmıştı. Krakov'daki silahlı ayaklanma sonuçta ülkeye yayılmadı, yerel kaldı ve kanla bastırıldı. Genel grev de Sosyalist Parti'nin ihaneti sonucu kısa sürede dağıldı. KEYK kahraman Krakov direnişinden çıkardığı derslerde, hareketin en önemli eksikliklerinden birinin işçi-köylü ittifakının sağlanamamış olmasında yattığına dikkat çekti.

Almanya'da yarım kalan ayaklanma:

Batı Avrupa'da 1923'de işçi hareketinde çok önemli gelişmelerin yaşandığı ülkeler içinde kuşkusuz uluslararası proletarya hareketi açısından en önemli olanı Almanya idi. KEYK bu ülkedeki gelişmeleri sürekli izledi, doğrudan yol gösterdi, direktifler verdi. 1923 yılı başında Ruhr havzasının işgali, zaten kriz içinde olan Alman ekonomisinin krizini iyice derinleştiren bir rol oynadı. Bunun işçi sınıfı ve emekçi kitleler açısından sonucu, korkunç boyutlara varan bir işsizlik, yoksulluğun artması, hayat şartlarının iyice kötüleşmesi oldu. Bu gelişmeler işçi sınıfı ve emekçi hareketlerinin de gelişmesinin maddi temelini oluşturdu.
Almanya Komünist Partisi (AKP) merkezi, Mayıs 1923'te Cuno hükümetinin devrilip bir işçi hükümetinin kurulması çağrısını yaptı. Parti aynı zamanda faşistleşme tehlikesini gördüğü için ülke çapında 29 Temmuz'da antifaşist eylemler düzenledi. Hem faşistlere karşı, hem de emperyalist rakiplerine karşı uzlaşmacı, fakat sınıf mücadelesini bastırmada şahin olan Cuno hükümetinin devrilmesi çağrısı, giderek sosyaldemokrat işçi tabanında da yaygınlaştı. 11 Ağustos 1923'te Berlin'in devrimci işçi temsilcileri Cuno hükümetinin devrilmesi için genel grev çağrısı yaptılar. Aynı gün Berlin'de işçiler hayatı durdurdu. 12 Ağustos'ta AKP Merkez Komitesi ve İşçi Temsilcileri Almanya Komisyonu genel grevin tüm ülkeye yayılması çağrısını yaptı. İşçilerin bu çağrıya uyacağını gören sosyaldemokrat önderler bile Cuno hükümetine destek vermeyeceklerini açıklamak zorunda kaldılar. Cuno hükümeti istifa etmek zorunda kaldı. G. Stressemann önderliğinde, sağ sosyaldemokratların da içinde bakan düzeyinde yer aldığı yeni bir hükümet kuruldu.
Bunun ertesinde burjuvazi bütün gücüyle işçi hareketinin bastırılması üzerine yoğunlaştı. 27 Eylül'de ülke çapında sıkıyönetim ilan edildi.
Almanya Komünist Partisi daha 1923 başında yapılan Leipzig Kongresi'nde demokratik hakların korunması ve genişletilmesi, işçi sınıfının ve emekçi yığınların ekonomik durumlarının düzeltilmesi için işçilerin birleşik cephesinin kurulmasına; işçi sınıfının diğer emekçi sınıflarla ittifakının sağlanarak işçi-köylü hükümeti için mücadele edilmesine yönelinmesi gerektiğini tespit etmişti. Almanya Komünist Partisi burjuvazinin beyaz teröre giderek daha sık başvurduğu ve faşist askeri örgütlenmelerin de geliştiği şartlarda, kitle mücadelesinin, silahlı ayaklanmanın hazırlanmasıyla birleştirilmesi gerektiğini de tespit etmiş, proletaryanın askeri örgütlerinin kurulması gerektiğini belirlemişti.
Cuno hükümetinin yıkılması ertesinde, Almanya Komünist Partisi Merkez Komitesi ve KEYK Almanya'da hızla bir devrimci krizin gelişeceğinden yola çıkıyorlardı. Bu değerlendirmeye bağlı olarak 28 Ağustos'ta Almanya Komünist Partisi MK, seçtiği 6 kişilik bir gruba silahlı ayaklanma hazırlığı görevi verdi. Bir askeri konsey kuruldu ve derhal proleter askeri grupların silahlandırılması ve eğitimi işine girişildi.
Bu dönemde parti örgütleri silahlı ayaklanmanın teknik-askeri hazırlığı işlerine yoğunlaştılar, fakat bu yapılırken kitlelerin demokratik haklarının savunulması için kitlesel mücadele fazla önemsenmedi. Parti yönetimi kitlelerin zaten hazır olduğu düşüncesindeydi. Cuno hükümetinin yıkılması için gerçekleştirilen başarılı genel grev, iktidarın ele geçirilmesi için silahlı ayaklanma halinde kitlelerin buna katılacaklarının güvencesi olarak görülüyordu. Kitlelerin hazırlık derecesi konusunda abartılı tespitler ve beklentiler vardı. Bu tespitler ve beklentiler öncelikle merkezde Brandler ve çevresindekiler tarafından savunuluyor; Ernst Thaelmann, Eberlein gibi AKP önderleri, askeri hazırlığın yeterli olmadığı, silahlanmanın yeterli olmadığı konusunda uyarılarda bulunuyorlardı. Parti içinde sol kanat temsilcisi olan Ruth Fischer, A. Maslow gibileri ise, zaferin kısa zamanda kaçınılmaz olduğu tespitleriyle, işçi-köylü hükümeti şiarından vazgeçilmesini, derhal işçi sovyetleri hükümeti şiarıyla ayaklanmaya gidilmesini savunuyorlardı. KEYK de, Almanya Komünist Partisi önderleri ile yapılan toplantıda iyimser, abartılı beklentileri üzerlendi.
Bu toplantıda, KEYK Başkanı Zinovyev, aynı zamanda Rusya Komünist Partisi / Bolşevik (RKP/B) temsilcisi olarak RKP/B'nin "Almanya'da gelen devrim ve RKP/B'nin görevleri" başlıklı bir karardan toplantıdakileri haberdar etti. Sözkonusu kararda şöyle deniliyordu:
"Şimdi şu gayet açıktır ki, Almanya'da proleter devrim artık kaçınılmazdır, evet o hatta çok yakındır ve dolaysız olarak gündemdedir. AKP proletaryanın aktif tabakalarını şimdiden fethetmiş durumdadır. Çok yakın gelecekte AKP bütün proletaryanın çoğunluğunu kazanabilecektir." Aynı belgede Stressemann hükümetinin hemen hemen hiç bir güce sahip olmadığı da tespit ediliyordu. (Almanya Birlik Partisi Merkezi Arşivinden aktaran "Üçüncü Enternaslonalin Kısa Tarihi /Aleksandr Sobolev. Verlag Marksistische Blaetter. sayfa 239)
KEYK ile AKP yöneticilerinin yaptığı ortak toplantıda 1 Ekim 1923'de ayrıca AKP'nin Saksonya ve Türingen eyaletlerinde başında sol sosyaldemokratların bulunduğu hükümetlerde bir şartla yer almasının doğru olacağı yönünde karar aldı. Bu şart, Saksonya ve Türingen'de işçi hareketini bastırmak göreviyle gönderilen general Müller önderliğindeki güçlere karşı, 50-60 bin işçinin silahlandırılarak, silahlı direnişin örgütlenmesi idi. Bu şartlarda komünistlerin hükümetlerde yer almasının ayaklanmanın hazırlığı açısından yararlı olacağı varsayılıyordu.
Ayaklanma planı, ayaklanmanın Saksonya'da "işçi hükümetini savunmak" şiarıyla başlamasını, işçi sınıfının silahlandırılmasını, böylece ülkenin orta bölgesinde sağlam bir dayanak yaratılmasını ve ayaklanmanın hemen diğer alanlara da yayılmasını öngörüyordu. 23 Ekim tarihi genel ayaklanma tarihi olarak öngörülmüştü.
Bu plan, yanlış bir değerlendirmeye, AKP'nin işçi sınıfını esasta kazanmış olduğu değerlendirmesine dayanıyordu. Sosyaldemokrasi 1923 sonbaharında da -güç kaybetmiş olmasına rağmen- hâlâ işçi sınıfının çoğunluğunu etkisi altında bulunduruyordu.
8 Ekim 1923'de AKP Merkez Komitesi "Alman proletaryasına" yaptığı bir çağrıda "Beyaz diktatörlüğe karşı kızıl diktatörlük!" şiarını atıyor ve iktidarın "İmparatorluk parlamentosundan Sovyet Kongresine devrini" talep ediyordu. "İktidar Sovyetlere" şiarı tabii ki -eylem şiarı olarak, duruma, güç dengesine vb. uygun bir şiar değildi; aynı anda Saksonya ve Türingen eyaletlerinde Almanya Sosyal-Demokrat Partisi ile hükümetlerde yer alma edimiyle de çelişiyordu. 10 Ekim'de Saksonya eyaletinde sosyaldemokrat Zeigner'in kurduğu "işçi hükümeti"nde AKP Merkez Komitesi üyeleri Brandler, Hackert ve Böttcher de yer aldılar. Hükümet ortaklığından da pratikte çok şey bekleniyor, bu hükümetin işçileri silahlandırabileceği ciddi ciddi savunulabiliyordu. Böylece sol şiarlarla, sağ bir cephe pratiği elele yürüyordu. Bu tavırlar aslında partinin önünde duran büyük görevlerin -proletaryanın gerçekten ve doğrudan silahlandırılması ve kitlelerin kazanılması için kitlelerin dolaysız, güncel talepleri için de kitlesel eylemlere hız verilmesi- ciddi bir şekilde ele alınıp çözülmesini engelliyordu. Burjuvazinin bu gelişmeler karşısında tavrı, işçi hareketini ezmek için Almanya orta bölgesinde askeri yığınağını güçlendirmek oldu.
Daha önceki ayaklanma planlarına göre, 21 Ekim'de Chemnitz'de toplanan işçi temsilcileri konferansında genel grev kararı alınacaktı. Beklenen bunu ezmek için burjuvazinin saldırıya geçeceği, ilk saldırının Saksonya'da işçi hükümetini devirme girişimi olacağı, buna karşı Saksonya'da başlayacak silahlı ayaklanmanın 23 Ekim'de Hamburg, Berlin ve bir dizi büyük şehirde ayaklanmalarla bütün Almanya'ya yayılacağı idi.
Fakat söz konusu konferansta işçi temsilcilerinin çoğunluğu genel grevden yana tavır takınmadılar. Sosyaldemokrasi bir kez daha işçiler içinde etkin olduğunu göstermişti. Bu gelişme karşısında AKP Merkez Komitesi, KEYK ile danışma içinde, 23 Ekim'de silahlı ayaklanmanın gerçekleştirilmesinin yanlış olacağı sonucuna vardı. Toplantıdan bütün alanlara ayaklanma kararının ertelendiği haberi iletildi. Haberin geç gittiği Hamburg'ta bölgesel AKP örgütü önderliğinde, Komünist Parti'nin etkisindeki işçiler silahlı ayaklanmaya giriştiler. Yalnız başlarına, tecrit olmuş bir şekilde savaşan Hamburglu işçilerin isyanı -60 saat süren kahramanca bir direnişten sonra- kısa sürede bastırıldı.

Antiemperyalist birleşik cephenin sorunları

Komintern Dördüncü Kongresi'nde emperyalizme bağımlı ülkelerde cephe siyasetinin ana hatları belirlenmişti. Dördüncü Kongre ile Beşinci Kongre arasındaki dönemde özellikle Endonezya ve Çin somutunda bu siyasetin uygulamaları yaşandı. KEYK bu iki ülkenin deneyimleri ışığında antiemperyalist-ulusal-demokratik devrimde cephe siyasetini geliştirdi.
Endonezya'da özellikle antiemperyalist tavırlar takınan, pratikte antiemperyalist konumda olan islamcı bir akımla eylem birliğini reddeden Endonezya Komünist Partisi KEYK tarafından eleştirildi.
Endonezya Komünist Partisi, islami hareketten esas örgütünden kopan "Halk Birliği" isimli küçük bir grupla cephe kurma çalışmasına girişti. Bu çalışma içinde fakat bu kez de bu grupla arasındaki farklılıkları silen bir tavır içine girdi. KEYK'in önerisi, ulusal devrimden yana olan bütün gurupların, partilerin içinde kendi kimlikleri ile yer alacakları ulusal devrimci bir çatı partisi kurulması yönünde oldu. Sınıfsal tabanı itibarıyla esasta işçi-köylü ittifakının partisi olacak böyle bir çatı partisi yalnızca Endonezya için değil, Çin devrimi için de KEYK'in önerisi oldu.
Temmuz 1921'de kurulan Çin Komünist Partisi (ÇKP) kuruluş kongresinde diğer partilerle birlikte çalışmayı reddeden bir pozisyondaydı. Henüz kendi çehresini doğru dürüst ortaya çıkarmamış bir parti için bu taktik katılık / hareketsizlik belli ölçüde anlaşılır bir şeydi de.
ÇKP'nin 1922'deki İkinci Kongresi'nde, Komintern'deki tartışmaların da ışığında "milliyetçilerle birleşik cephe"yi ilke olarak kabul eden bir karar alındı. "Milliyetçiler"in örgütü Guomindang isimli partiydi.
Çin'deki gelişmelerle yakından ilgilenen KEYK, 12 Ocak 1923'de "ÇKP'nin Guomindang Partisi ile ilişkisi üzerine" başlıklı bir karar aldı. Bu kararda "Emperyalistlere ve onların yerli feodal ajanlarına karşı milli devrim Çin'de devrimin merkezi görevidir" tespiti yapılıyor "Liberal demokratik burjuvaziye ve küçük burjuvaziye, aydınların ve işçilerin belli bir bölümüne dayanan Guomindang Çin'de tek önemli ulusal devrimci gruptur" deniyordu. İşçi sınıfının ulusal devrimin zaferinden dolaysız çıkarı olduğu vurgulanıyor ve Komünist Parti üyelerinin Guomindang'a girerek çalışmalarının mümkün ve uygun olduğu söyleniyordu. Ancak Guomindang içine girip çalışmanın "hiç bir şart altında Komünist Partisi'nin bağımsızlığını ortadan kaldırmaya veya yaralamaya yol açmamasına dikkat edilmesi" isteniyordu. ÇKP Şubat 1923'de kendi önderliğinde ve yalnız başına gerçekleştirdiği Pekin-Hanku demiryolu işçilerinin grevinin kanlı bir şekilde bastırılması deneyimi temelinde, bu yenilginin bir nedeni olarak da olası müttefiklere önem vermemeyi tespit edip KEYK'in önerdiği çizginin doğru olduğu sonucuna varmıştı. Haziran 1923'de gerçekleştirilen ÇKP Üçüncü Kongresi, KEYK'in 12 Ocak 1923 kararını onaylayan -onu çıkış noktası yapan bir karar aldı. Komünistler yoğun bir şekilde -Komünist Partinin varlığına son vermeden ve onun bağımsızlığına dokunmadan- Guomindang içine girerek çalışmaya başladılar. Guomindang'ın kuruluşunda temel olan üç halk ilkesinin (Milliyetçilik / Demokrasi / Halkın refahı) içeriği bu dönemde devrimci bir tarzda dolduruldu.
Milliyetçiliğin içeriği "dünya emperyalizmine karşı devrimci mücadele", dünya ölçeğinde antiemperyalist hareketlerle ve Sovyetler Birliği ile işbirliği ve dayanışma biçiminde;
Demokrasinin içeriği antiemperyalist mücadelede yer alan kitleler için tüm hak ve özgürlüklerin varlığı biçiminde;
Halk refahı ilkesi, emperyalist tekellerin ve emperyalizmin uşaklığını yapanların şirketlerinin millileştirilmesi, kırda antifeodal devrim olarak dolduruldu.
1924 Ocak ayında Birinci Kongresi'ni yapan Guomindang, Sun Yatsen önderliğinde, içinde komünistlerin de çalıştığı, tüm antiemperyalist güçlerin bir blok / çatı partisi haline geldi.
Komintern Dördüncü Kongresi ile Beşinci Kongresi arasındaki tüm bu gelişmeler Beşinci Kongre'de değerlendirildi.

Eylül 2003

orak-çekiç