Bundan yaklaşık altı ay kadar önce kaçırılarak işkenceye ve cinsel tecavüze maruz kalan DEHAP Kadın Kolları Üyelerinden Gülbahar Gündüz ile yaptığımız söyleşiyi aşağıda yayınlıyoruz. Kendisine ismine ve resmine açıkça yer vermiş olduğumuzdan dolayı aldığımız para cezalarını, yaptığı faaliyetleri ve daha birçok konuyu konuştuk.

"Siz zamanında tepki koysaydınız,
belki ben bunu yaşamamış olacaktım"

YDİ Çağrı: Bize ilk olarak yaptığın faaliyetler hakkında bilgi verebilir misin?

Olay öncesinden yaklaşık bir sene önce İstanbul Kadın Platformunda çalışıyordum. Tabi o zaman ismi Savaşa Hayır Kadın Platformu idi. Bu platformun içerisinde bir süre düzenli olarak bulundum. Bunun dışında yine olayın yaşanmasından kısa bir süre önce o dönem Barış Kampanyası çerçevesinde bir kadın şenliği yapmayı planlıyorduk. Değişik ülkelerden hangi dinden, ırktan vs. olursa olsun birçok kadını bir araya getirecektik. En azından değişik ülkelerdeki kadın temsilcilerini bir araya getirmeyi planlıyorduk. Bunların dışında aydın ve sanatçı kesiminin de katılımını sağlamaya çalışarak, herkesin barışa dair sözünü söylemesini istiyorduk. Özellikle kadınların neler istediğini, barış dediğimizde neden kadının barışa bu kadar çok ihtiyacı olduğunu açığa çıkarmayı amaçlıyorduk. O dönem bir organizasyon şirketi ile görüşüyorduk. Ben onlarla ortak çalışıyordum ve belli bir aşamaya da gelmişti. Birçok bayan sanatçıyla görüşmüştük. Sadece bayan olmayacaktı fakat ağırlığı bayan sanatçılar oluşturacaktı. Hatta tarihi falan da belirlenmişti. Bu olayla beraber bitti. Maalesef kesintiye uğradı. Çünkü bunu en çok isteyen bendim. Bunun önerisini getiren bendim. Fakat tabi ki bundan sonra da yapmak istediklerim var. Kendimi şimdi daha hazır hissediyorum. Kafamdan çeşitli projeler geçiyor ve bunu zaman zaman arkadaşlarla da paylaşıyorum. Daha çok da şunun üzerinde yoğunlaşıyorum, bunun yöntemini bulmaya çalışıyorum; yani bu tür vakaları nasıl açığa çıkarabiliriz, kadınlara ne tür zeminler yaratabiliriz ki, kadınlar kaygı ve korku yaşamadan bunları açıklayabilsinler. Sorun sadece güvenlik güçleri tarafından, sistem tarafından işkenceye, tecavüze maruz kalma biçiminde yaşanmıyor, bugün töre cinayetleri, aile içi ensest ilişkiler vs. de yoğun olarak yaşanıyor. Bunlar da aslında çok fazla gizlenen şeyler. Ben bunların da bir şekilde sistemin uzantısı olduğunu düşünüyorum. Bunların önüne geçmek için bunları açıklayarak işe başlanabilir. Tabi bunu ilk yapan için biraz ağır olur, bunun bedeli çok ağırdır yer yer. Ama işte sonuçta birileri bu bedeli göze almak zorunda. Ben bir dönem bu olayları yaşayıp da bunu açıklamayan bayan arkadaşlara çok tepki gösteriyordum. Gerçi olayın verdiği bir pisikoloji ile söylediğim şeylerdi bunlar, mesela şöyle demiştim; "Siz zamanında bunu açıklamış olsaydınız, tepki koysaydınız belki ben bunu yaşamamış olacaktım". Gerçi o dönemde sağlıklı düşünüp de karar verdiğimi söyleyemem. Dolayısıyla açıklamış olmama biraz fazla cesaret biçildi gibime geliyor. Açıkçası pek de öyle değildi. Şimdi düşünüyorum da bu olayı nasıl açıkladım diye gerçekten inanamıyorum. Ha, biraz birçok şeye bakış açım farklıdır, birçok şeyi kırdım. Henüz çok küçük yaşlarda, 13- 14 yaşlarında, cins ayrımcılığının farkına vardım. Ailede bir erkek çocuğun olmaması, ailemin beni çok seviyor olmasına rağmen, bu durumu bana sürekli hissettirmeleri, beni çok erken yaşta kadınla erkek arasındaki ayrımı sorgulamaya itti. Belki belli bir cesaretim vardı ama bence o kadar değildi. 'Evet, ben bu olayı açıklamalıyım, bunun üzerine gitmeliyim' şeklinde değildi. Yani ilk verdiğim tepki bunu açıklamama yönündeydi. Ama bunu tamamen kızım için yapacaktım. Yoksa hani kim nasıl bakacak, bana bakış açıları değişecek diye değildi. Bunun zorluklarını başta çok fazla kestiremedim, yani açıklarsam ne olur diye. Zaten düşünecek pek fırsatım da olmadı. Yapmak istediğim tek şey biran önce eve gitmek, üstümü değiştirip, elimi yüzümü yıkayıp, kızımı almak ve hiç birşey olmamış gibi davranmaktı. Çünkü o anda benim için en büyük mutluluk hayatta kalabilmiş olmaktı her şeyden önce. Çünkü 12 saat boyunca ölüm hakimdi, ölümü hissettim ve buna inandırıldım. Yani işte, 12 saatten sonra kurtuluyorsun ve yaşadığına inanamıyorsun. Yani şu çok insani bir şeydi, kızımı almak ve hiçbir şey olmamış gibi davranmak istedim. Aynaya baktığımda aslında gizleme şansımın olmadığını gördüm. Ha, birçok şeyi anlatmayabilirdim. Ama hastaneye gittiğimizde 'Sana neler yapıldığını çok açık bir şekilde söyle' dendiğinde, ben de 'aklınıza gelebilecek her şey' dedim.

YDİ Çağrı: Peki bu saldırının sana yönelmiş olmasını sen öncelikle neye bağlıyorsun?

Bu saldırının bana yönelmiş olmasının esas nedeni benim siyasi ve muhalif bir faaliyet içerisinde olmamdır. Kürt olmamdır vs. Bu olayı açıklamamın nedeni biraz da bu olabilir. Eğer ben bunu direk kendime almış olsaydım daha farklı davranabilirdim. Çünkü işkenceye maruz kaldığım süre boyunca sorulan sorular, oradaki tavır vs. genel bir şeydi. Aslında ben orada bile şunu anlamıştım, bu salt benim kişiliğime yönelik yapılmak istenen bir şey değil. Bu Kürt ve kadın olmamdan kaynaklıydı, Kürt mücadelesinde kadının öncülüğünü bir şekilde üstlenmiş olmamızdan kaynaklıydı vs. Kürt mücadelesi dışında da ben birçok şeyin kadınların götürdüğünü düşünüyorum. Sisteme karşı kadının daha sorgulayıcı olduğunu, erkekle karşılaştırdığımızda, erkeğin sistemin sunduklarına biraz daha teslim olmuş vaziyette olduğunu düşünüyorum. Oysa kadın geçmişindeki binlerce yıllık bastırılmıştık tarihine rağmen, yaşadığı onca şeye rağmen, onda bir diriliş var, bir karşı koyuş var. Mesela şunu da söyleyeyim; sadece kadın olduğun için atılan bir dayakla siyasi kimliğinden dolayı yediğin dayak arasındaki farkı hissedebiliyorsun. Ben o an nasıl hissettim mesela, saçımdan tutup yüzümü defalarca yere vura vura şunu söylüyordu: 'Siz kim oluyorsunuz, neyinize güveniyorsunuz'. Ben o anda erkeğin ve sistemin ne kadar birbirine benzediğini fark ettim. Ne kadar böyle birbirine kenetlendiğini hissettim. Çünkü bazen bir erkek, bazen bir sistem tarafından saldırıya maruz kaldım. Dediğim bu saldırıların nedeni hem kadın olmamdan, hem belli kampanyaların öncü gücü olmamdan kaynaklıydı. Biz genel af dediğimizde sadece içeridekilerin çıkmasını kastetmiyorduk. Her iki tarafın da özeleştirici yaklaşmasını istiyorduk. Barışın imzalanması şeklindeki bir talebimiz idi.

YDİ Çağrı: Hukuki olarak bugüne kadar bu konu ile ilgili ne gibi girişimlerde bulundun?

Olay günü gece yarısı Gazi Karakoluna gittik. Karakolda çok kötü bir şekilde karşılandık. Beni kaçıranların yüzünü görüp görmediğimi sordu. Ben fazla bir şey görmediğimi sadece yandan gördüğüm kadarı ile iriyarı pala bıyıklı biri olduğunu söyledim. Benimle durmadan alaycı bir tarzda konuşuluyordu. 'Demek görmedin, nasıl olur, allah allah, vay be' gibi şeylerle yanıt veriyorlardı. Burada bir tartışmamız oldu. İşlerini yapacaklarsa doğru dürüst yapmalarını söyledik. Yani hiçbir şekilde ilgilenmediler, tam tersine suçlayıcı bir tavır içerisindeydiler. Bana resim göstereceklerini ve teşhis edip edemeyeceğimi sordular. Tabi ben hayır dedim, çünkü hiç birini net bir şekilde görmemiştim. Ayrıca kimseyi de zan altında bırakmak istemiyordum. Ama kedilerine sesten tanıyabileceğimi söyledim. İstanbul'da 30 bin polisin olduğunu tek tek hepsinin sesini dinlettirmenin imkansız olduğunu vs. söylediler. Bu karakol hakkında kötü muameleden, 12 saat boyunca kaçırılarak işkenceli sorguda kalmaktan dolayı dava açtık. Bu karakol ile ilgili bir şey daha; olay gecesi karakolda yazılı herhangi bir ifade vermemiş olmama rağmen, daha sonra dosyamın arasında benim adıma düzenlenmiş sahte bir ifade ortaya çıktı. Sanırım benim o gün anlattıklarımdan yola çıkarak böyle bir şey düzenlenmiş. Bunu biz çok tesadüfen, atılan tarihte yapılan bir hata sonucu ortaya çıkardık. Fakat gelinen aşamada olayla ilgili açtığımız dava Adli Tıp Kurumunun raporu beklenmeden, delil yetersizliği gerekçesiyle takipsizlikle sonuçlandı. Şu anda idari mahkeme devam etmekte. Adli Tıp Kurumunun raporunu bekliyoruz. Açıkçası ben bundan çok fazla birşey çıkacağı beklentisi içerisinde değilim. Tabi ki sorumluların yargılanması çok önemlidir. Bir keresinde bana şöyle söylemişlerdi. 'Artık uyum yasaları var. Böyle olaylar artık yaşanmıyor' diye. Ben onlara şunu söylemeyi çok istemiştim, 'Demek ki bundan öncekilerini kabul ediyorsunuz, Vedat Aydın'ları, Musa Anter'leri kabul ediyorsunuz.' Aslında istemeden bir itirafta bulunmuş oldular. Fakat bütün bunlar benim bu yaşadıklarımı kesinlikle hafifletmez. Ben bunları yaşadım ve bu böyle kalacak. Sorun zaten sadece bir kaç kişinin yargılanıp cezalandırılması da değil. Buna karşı köklü ve güçlü bir mücadele vermek gerekiyor. Evet son durum bu. Ben tabi ülke içerisinde hukuki olarak birşeylerin yapılabilmesini isterdim. Belki uluslararası bir kuruluş olan Sodav'dan bir gözlemci talebimiz olabilir. Sadece bu olayla ilgili değil, bir bütün olarak kaçırılıp çeşitli işkencelere maruz kalan kadınların araştırılması ile ilgili olarak. Tabi iç hukuk tükendiğinde AİHM'e başvurabiliriz. Fakat ben artık bu olayın çok fazla gündemleştirilmesinden yana değilim açıkçası. Artık herşeyin biraz normale dönmesini arzuluyorum.

YDİ Çağrı: Tacize ve tecavüze uğrayan kadınların ezici çoğunluğu maalesef senin gösterdiğin cesareti gösteremeyip suskunluğu seçiyorlar. Bu durum taciz ve tecavüz olaylarını ortaya çıkarma ve onlara karşı etkili mücadele etmeyi zorlaştıran bir durum. Sen bu konuda ne düşünüyorsun? Sence bu konuda neler yapılabilir?

Demin de söylemiştim ya, tepkilenmiştim, neden açıklamıyorsunuz diye. Ama mesela olay sonrası ben açıkladığım zaman bunun gerçekten ağır bir şey olduğunu gördüm. Herkesin gerçekten de kaldırabileceği bir şey olmayabiliyor. Yani çok küçük yaşlarda yaşama dair mücadele vermek gerekiyor. Öncelikle kadının kendisiyle barışık olması gerekiyor. Yani biz bir tecavüz olayına namusu kirlendi şeklinde bakmazsak, bunu bir kırabilirsek ilerleyebileceğimizi düşünüyorum. Bunun da yediğimiz bir dayaktan farksız olmadığını düşünmeliyiz, ki çoğu kez bu bile açıklanmaz. Kadın bunu onuruna yediremediği için açıklamaz. Ama şu hep hakimdi; kadın hep utanması gerekenlerin yerine utandı. Sorun aslında burada başlıyor. Kuşkusuz korku vardır ama birçoğunda da utanma vardır. Bu da toplumun kadına biçtiği değer yargılarından kaynaklıdır. Örneğin özellikle Güneydoğuda son dönemde yaşanan olaylar, 'namus cinayetleri vs. bütün yakıcılığıyla devam etmektedir. Kadınlar da biraz erkeğin baktığı gibi bakıyorlar meselelere. Kanıksamışlar bir yerde artık. Mesela annelik görevi vs. gibi şeyleri belki istemese de yapması gerektiğini düşünüyor birçok halde. Fakat yine özellikle Güneydoğuda yaşanan ulusal mücadelenin ben bu bölgedeki kadınlara çok şeyler de kazandırdığını düşünüyorum. Özgürleşme mücadelesinde önemli bir payı olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce özgüvenimizi kazanmamız gerekiyor. Kendi kendimizi sevmemiz gerekiyor. Eğer bunları başarabilirsek ben inanıyorum ki bu tür olayların açığa çıkarılmasında önemli gelişmeler kaydedeceğiz.

YDİ Çağn: Başından geçen olayları bir basın açıklamasıyla basına ve kamuoyuna duyurdun. Biz de bu olayı dergimiz üzerinden okurlarımıza duyurduk, ancak senin ismini ve resmini açıkça yayınlama gerekçesiyle İstanbul Savcılığı hakkımızda para cezası verdi ve bu parayı ödemediğimiz için de hakkımızda dava açtı. Bunun üzerine bunu da haber yaptık ve aynı türden bir cezayı ikinci kez aldık ve hakkımızda bir dava daha açıldı. Bu konuda sen ne düşünüyorsun, isminin ve resminin açıkça yayınlanmasında bir sorun görüyor musun?

Ben aslında sizin dava açmanız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü burada o kadar açık bir çifte standart uygulanmış ki. Bunu yapan bir tek siz değilsiniz ki. Ben şimdiye kadar birilerine bundan dolayı dava açıldığını ve para cezası aldıklarını duymadım. Bugüne kadar birçok yere röportajlar verdim, bir çok dergide, gazetede halen yayınlanıyor. Sabah gazetesi bile ismimi açık açık yazmıştı. Ona dokunmazlar, onların gazetesi çünkü. Gerçekten çok komik. İlk senden duymuştum ve çok gülmüştüm, ya aslında bunların dava açması gerekir diye düşünmüştüm. Ben şunun bile beni inciteceğini düşünürüm: yani işte sadece ismimin baş harflerinin yazılması. Ya da genelde yapılır ya, gözlere siyah bir bant çekilir vs. Ben zaten bir çok şeyi göze alarak ve böyle olması gerektiğini düşünerek açıklama yaptım. Bunu ben kendim istedim. Olması gereken de buydu. Beni korumak için mi acaba size dava açıldı?
Komik. Yani gerçekten çok komik. Bu dava, kesinlikle sizin üzerinizde bir baskı unsuru oluşturmak için bir bahanedir. Tamamen politik bir yaklaşımdır, bir karardır. Yani bırakın da bari ben açayım davayı. Yani rahatsız olması gereken bini varsa o da benim. Ben otuz yaşında bir insanım, on üç yaşında bir çocuk değilim. Benim devletim kalkıyor da benim adıma karar veriyor. Hayır. Ben bir bireyim. Siyaset yapan bir kadınım ve bunun kararını da ben veririm. Yani sorgulamayı gerektirecek bir şey varsa bunu yapacak olan benim. Neden resim vermem bunları bu kadar ürkütüyor. Bence bunun yapılması gerekiyor. Üzerine gidilmesi gerekiyor. Zaten amaçlanan da o. Yıldırmak, korkutmak mücadelesinden geri çekilmesini sağlamak vs. Buna izin verilmemeli.

YDİ Çağrı: Son olarak şunu sormak istiyorum: Son dönemde özellikle Doğuda kadın katliamlarında, recm olaylarında önemli bir artış görülüyor. Son olarak Kadriye Demirel'in recm edilmesine bölgedeki kadın kurumlarının belli ölçülerde kitlesel tepkisi gelişmeye başladı. Sen geliştirilen bu tepkilerin yeterliliği konusunda ne düşünüyorsun?

Geliştirilen tepkiler tabii ki yeterli değil. Bırakalım Türkiye'de geliştirilen az sayıdaki tepkileri, böyle olaylar yaşandığında dünyanın aslında ayağa kalkması gerektiğini düşünüyorum. Ülkede verilen tepkiler yeterli değildi. Yani henüz 14 yaşındaydı Kadriye... Hak etmediği bir şekilde öldürüldü ve zaten ölümü de hak edecek bir şey yapmamıştı. Aslında erkeğin söylediği şu: 'Ben istersem sen yaşarsın, yaşayabilirsin. İstemezsem seni bir çok değişik şekilde katlederim. Seni bir hiç sayarak katlederim, seni duygu olarak katlederim.' O kadar çok katletme metotları var ki! Erkek egemen zihniyet o kadar çok geliştirilmiş ki. Bir dönem Batman'da kadın intiharları vardı ve bu korkunç boyutlardaydı. Mesela Güney Kürdistan'da bir çok kadın kendini yakarak intihar etti. Aslında yakmak bile bir protestodur, bir tepkidir. Kadın artık dayatılanı kabul etmedi, etmiyor ve gerekirse hayatımdan vazgeçerim ama sana teslim olmam diyor. Tavır koyuyor. Bir insanın kendi hayatına son vermesi kolay bir şey değildir. Eskiden belki biraz daha teslim olma vardı, biraz daha kabullenme vardı, ama özellikle kadının kurtuluş mücadelesinin yükselmesi ile beraber intiharlar vs. çoğaldı. Çünkü salt bilmek yetmiyor. Bunun koşullarını da hazırlamak lazım. Bir çok kadın kendi durumumun farkında aslında. Ben eminim ki bunun koşulları olsa yüzlerce kadın eşinden ayrılacak, binlercesi erkeği hayatından çıkarıp atacak. Ama zorunlu olarak kabul ediyor. Bunun bir bütün koşullarını yaratımaya çalışıyoruz. Bir taraftan toz pembe şeyler dayatılıyor. "Diğer kadınlar" gibi olmaya özendiriliyor. Diğer taraftan da kadın bu şekilde davrandığında ailenin yüz karası olduğu gerekçesiyle öldürülüyor.
Kadınların bir bütün olarak yaşadığı bu problemlerin üstesinden gelebilmek için her şeyden önce kadınların kendi aralarındaki örgütlülüğünün çok önemli olduğunu düşünüyorum. Ortaklaşma konusunda eksikliklerimiz var. Bazen siyasi görüşlerimiz bir araya gelmemizin engeli olabiliyor. Mesela ben isterdim ki, olaydan sonra yapılan Saraçhanede'ki basın açıklamasını DEHAP değil de kadın örgütleri yapsın, üstlensin. Ama öyle olmadı. Bizi güçsüzleştiren de biraz bu ortaklaşamama olduğu kanısındayım. Karşımızda hiç de küçümsenmeyecek güçte ve boyutta bir egemen zihniyet var. Biz ne kadar bu egemen zihniyeti yıkmak istiyorsak onlar da yıkılmamak için çırpınıyorlar. Şiddet olgusu da tam burada başlıyor. Kadınların birliği her zamankinden daha yakıcı bir şekilde kendisini dayatıyor diye düşünüyorum.

YDİ Çağrı: Söyleşi için çok teşekkür ederim.