Görünmeyen emek örgütlen!
Ev işleri ücretlendirilsin!
"Ev kadınları bütün gün yemek yapar, sofra kurar, sofra kaldırır,
çocuk bakar. Evin temiz ve düzenli olmasının sorumlusudur. Bazen
10 dakika dinlenmeden gelir akşam... Kocaya yoruldum demek olmaz,
çünkü cevap bellidir. "Bütün gün evde boş boş oturuyorsun, ne yorulması?"
Ev işlerinin ne parasal karşılığı vardır, ne de manevi değeri... Yaparsınız,
yaparsınız görünmez. Sizin yaptığınız köfteyi dışarıdan satın almaya
kalktığınızda ise para ödemeniz gerekir. Ev işleri nankördür. Görülmez..."
Bu satırları Petrol-İş sendikasının çıkardığı özel kadın dergisinden
okuyoruz. Ocak 2003 yılından beri yayına giren derginin adı "Petrol-İş
Kadın". İşçi ve emekçi kadınların özellikle çalışma yaşamlarında
karşılaştıkları sorunları ele alan dergi ilk sayısında ev kadınlarının
sorunlarını ele alıyor ve ev kadınlarına "ücret ve sigorta" talebini
tartışıyor.
Türkiye'de 10 milyonu aşkın kadının "ev kadını" statüsünde olduğu
hesaplanıyor. Ve bunların önemli bir bölümü her türlü güvenceden
yoksun, tamamen koca eline bakan bir ekonomik bağımlılık içerisinde
yaşıyor. Bu kadınların yegâne güvenceleri mevcut koşullarda evlilik
kurumları. Temizlik, beslenme, hasta bakıcılığı, çocuk bakımı ve
eğitimi ve daha bir dizi irili-ufaklı işi onlar çoğu kez karın tokluğuna
yerine getiriyorlar. Refah düzeyleri kendi harcadıkları emekten
bağımsız olarak, aile bütçesinin durumuna göre belirleniyor.
Ev kadınlarının ekonomik olarak bağımlılıkları, onları mutsuz evlilikleri
sürdürme, koca dayağı ve kötü davranışları katlanmaya zorluyor.
Ev kadınlarının mağdur edilmesi, toplumun erkek egemen yapısıyla
doğrudan ilişkilidir ve bir toplumda erkek hakimiyetinin yoğunluğu
ölçüsünde de katmerli olmaktadır. Bunun en basit örneğini biz daha
yenilerde yaşadık, yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Medeni Yasası
başından beri ev işleri ve çocuk bakımını kadının görevi olarak
tespit ederken, evlilik süresince kadının ev içindeki çalışmasıyla
aile zenginliğine yaptığı katkısını fiilen yok saymaktaydı. Evlilik
süresince edinilen mal ve mülk (eğer doğrudan kadının üstüne tapulu
değilse) boşanma durumunda erkeğin malı ve mülkü olarak kabul ediliyordu.
Yeni Medeni Yasa'da bu noktada bir değişiklik yapıldı ve evlilik
süresince edinilen mal ve mülk (eğer tersini gerektiren bir evlilik
anlaşması yapılmadıysa) kadın ve erkeğin ortak mülkü olarak görülmesini
sağlayan bir yasa düzenlemesi yapıldı. Büyük tartışmalar ardından
yapılan bu yasa değişikliği de ama ancak 1 Ocak 2002 tarihinden
sonra evlenenleri kapsıyor. Dolayısıyla bu tarih öncesinde evlenmiş
olan yaklaşık 17 milyon kadın bu yasadan faydalanamıyor.
Evlilik içi mal rejimi düzenlemesi kadınlara yönelik en açık haksızlıktır.
Mal ortaklığı rejimiyle bu haksızlık bir yönüyle ortadan kalksa
da, ev kadınlarının emeğinin yok sayılması, görülmemesi durumu elbette
salt bununla sınırlı değildir ve dolayısıyla ortadan kalkmış durumda
değildir.
Petrol-İş Kadın dergisinde Prof. Dr. Necla Pur'la yapılan söyleşide
kadınların ev içinde harcadığı emeğin, verdikleri hizmetin görünür
kılınması için ne yapılması gerektiği tartışılıyor.
Bu tartışmada ev kadınlarının yaptıkları işi görünür kılmanın yolunun
ev kadınları için ücret ve sigorta talebinde bulunulması olduğu
haklı olarak öne sürülüyor:
"Ev kadınlarının ürettiği değer milli gelir hesaplarında zaten yer
almıyor, bunu biliyoruz. Ev kadınları bir artı değer yaratıyorlar
ve bu ortada yok. Ev kadınlarının bu çalışmalarını ücretlendireceğiz,
bir yerde onların yaşamlarını güvence altına almak için ücretlendirmemiz
gerek. Ev kadınlarının ellerine bir para geçmediği için bir güvenlik
şemsiyesi altına alınmaları gerekiyor. Bugün Türkiye'de özel sigorta
ve Bağ-Kur olmak üzere 100 bin civarında ev kadınının sigortalı
olduğunu görüyoruz. Bu rakamlar, yaklaşık 13 milyon ev kadınının
sosyal güvenlikten ne kadar uzak olduğunun açık bir göstergesidir."
(Prof. Dr. Necla Pur, Petrol-İş Kadın dergisi, sayı Ocak 2003, sayfa
5)
Yukarıda söylediğimiz gibi biz ev işleri için sigorta ve ücret talebini
haklı bir reform talebi olarak değerlendiriyor ve bu talebe işçi
ve emekçi kadın hareketinin sahip çıkmasını savunuyoruz.
EV İŞLERİ
ÜCRETLENDİRİLSİN
Yalnız biz, bugünkü şartlarda ezici çoğunlukla kadınları ilgilendiren
bir talep olmasına karşın, bu talebin "ev kadınlarına ücret ve sigorta"
olarak değil, "ev işlerinin ücretlendirilmesi ve sigorta hakkı"
olarak savunulmasının daha doğru olacağını düşünüyoruz. Bu talep
ev işlerinin iş olduğunu, bir hizmet olduğunu ve bunu ister kadın
yapsın, ister erkek yapsın görülmesi ve ücretlendirilmesi gerektiğini
öne çıkaran bir taleptir. Ayrıca "ev kadınları ücretlendirilsin"
talebi, "ev kadınlığı"nın ücretli bir mesleğe dönüştürülmesi düşüncesini
de içinde taşır. Biz, esasen "ev kadınlığı"nın ortadan kalkması
için mücadele etmek zorundayız. Ev kadınlarının bugün yaptığı işlerin
toplumsal çözümü sürecinde dört-duvar içine hapsolmuş milyonlarca
ev kadını yeteneklerini kendi istekleri doğrultusunda geliştirebilecek
ve toplumsal üretim sürecine katılabileceklerdir.
Devamen "ücret ve sigorta" talebinin içeriğinin nasıl olacağı tartışması
yürütülmek zorundadır ve yürütülmektedir. Ev işlerinin ücretlendirilmesi
talebine evet dendiğinde de, bunun kim tarafından ücretlendirileceği,
sigorta primlerinin kimin tarafından ödenmesi gerektiği sorusu gündeme
gelmektedir. Petrol-İş Kadın dergisinde bu şu şekilde yanıtlanıyor:
"Son seçimlerde siyasi partiler kadınlara Ôbütün ev kadınlarını
sosyal güvenlik şemsiyesi altına alacağız' diye yine her zamanki
gibi bir parmak bal verdiler... Ama ortada somut bir şey yok. Yani
asıl sorunun yanıtı bilinmiyor: O primleri kim ödeyecek? Ev kadınının
kocası çalışıyor, kocası mı ödeyecek. O zaman eve gelen maaşta sıkıntı
olacak. Devlet ödeyecekse hangi kaynaktan ödeyecek? İşveren mi ödeyecek?
Bir görüş, işveren ödesin diyor. Çünkü kadın kocasını dingin bir
şekilde işe yolluyor. Bana göre en uygun sistem ev kadınlarının
bir miktarı devlet, bir miktarı işveren ve bir miktarı da kocasının
maaşından kesilerek sigortalanmasıdır." (agy.)
Burada savunulan görüşe biz katılmıyoruz. Birincisi "ücret ve sigorta"
talebi burada salt "sigorta primlerini kim ödeyecek?" tartışmasına
indirgeniyor... Hakim sınıf partilerinin de bugün tartışmaya hazır
oldukları en fazlasından budur. Bu haklı talebin pratikte kırpılıp
"kuşa çevrilmesi" anlamına gelmektedir. Ve ikincisi primlerin devlet-işveren-koca
arasında paylaşılması talebi de yanlıştır, ev işlerinin "özel hizmet"
olarak görülmesinin, devamı anlamına gelmektedir. Ve kadının kocaya
ekonomik bağımlılığı durumunu da değiştirmekten uzaktır.
Bizim talebimiz "Ev işleri ücretlendirilsin - ücret ve primleri
patron ve devlet ödesin!" şeklindedir.
Bizim bu talebimiz, ev işlerinin özel bir hizmet olarak görülmekten
çıkarılması, ev içi hizmetlerin kadın ile erkek arasında yapılan
"bir iş anlaşması" konumundan çıkarılmasını hedeflemektedir. Yukarıda
savunulan biçimde ise koca "üçte bir patron" hatta devlet ve işverenden
sübvansiyon (maddi destek) alan esas patron pozisyonu sözkonusudur.
Biz esasen ev işlerinin kapitalist toplumda olduğu biçimiyle "özel
hizmet" olarak örgütlenmesine karşıyız. Biz ev işleri ve çocuk bakımının
bütünüyle toplumsal olarak örgütlenmesini istiyor, uzun vadeli mücadele
hedefimiz olarak bu talebimizi yükseltiyoruz. Ev işleri ve çocuk
bakımının bütünüyle toplumsal biçimde örgütlenmesi mümkündür. Ancak,
bunun için başka toplumsal koşullar gereklidir. Bunun gerçekleşmesi
için ama emekçi kadınların emeğine el koymayı, onları ev köleleri,
ya da en düşük ücretlerle çalıştırılacak ücretli köleler olarak
görmeyi adet edinmiş kapitalizmin yerle bir edilmesi gereklidir.
Kadınların üzerindeki her türlü cins baskısının ortadan kalkmasının
maddi koşullarını yaratmayı bayrağına yazan sosyalist toplum ev
işleri ve çocuk bakımının da bütünüyle toplumsal olarak örgütlenmesi
görevini çözen toplum olacaktır. Bu nedenle bizim sosyalist talebimiz
"ev işleri ve çocuk eğitiminin toplumsallaştırılması"dır.
EV İŞLERİ SALT
EV KADINLARININ DEĞİL, ÇALIŞAN KADINLARIN DA SIRTINDA YÜK!
Bugünün koşullarında ev işleri ve çocuk bakımının yükü salt ev
kadınlarının omuzuna binmiyor. Bu yükü ücretli olarak çalışan işçi
ve emekçi kadınlar da omuzlarında taşıyor ve hatta onlar ikinci
bir yük olarak taşıyorlar. Bütün gün fabrikada, atölyede, büroda...
çalıştıktan sonra eve geldiklerinde yemek, temizlik, çocukların
her türlü ihtiyaçlarının giderilmesi vb. gibi işler onları bekliyor.
Eşleriyle hemen hemen aynı şartlar altında bütün gün dışarda ev
geçimini sağlamak için ücretli bir işte çalışsalar dahi, eve gelindiğinde
erkekler genelde ev işlerini paylaşma vb. konusunda kıllarını dahi
kıpırdatmıyorlar. Durumun ne kadar kötü olduğunu, erkeklerin hâlâ
ne kadar imtiyazlı konumda olduklarını yapılan araştırmalar ortaya
koyuyor:
"Erkekler de ev işi yapıyor: % sıfır
Ev işleri ve erkeklerle ilgili bazı rakamlar...
- Yemek pişirme işini tek başına üstlenen erkek oranı yüzde 0. Kadın
ve erkeğin birlikte üstlenme oranı yüzde 1.2. Buna karşılık çalışan
kadınların yüzde 65.3, çalışmayan kadınların ise yüzde 75.7'si yemeği
kendi pişiriyor.
- Temizlik yapma işini tek başına üstlenen erkek oranı yüzde 0.
Bu işi eşlerin birlikte üstlenme oranı yüzde 0.7.
- Bulaşık yıkamayı tek başına üstlenen erkek oranı yüzde 0. Eşlerin
bulaşığı birlikte yıkama oranı yüzde 0.8.
- Aile bütçesini tek başına düzenleyen erkek oranı yüzde 51.4. Bütçenin
ortak düzenlenme oranı yüzde 22.7.
- Resmi kurumdaki işi izlemeyi tek başına üstlenen erkek oranı yüzde
67.1. Bu işi eşlerin birlikte üstlenme oranı yüzde 7.5."
(Kaynak, 1990'lı Yıllarda Türkiye'de Kadın, DİE Yayınları, 1996)
"Ev kadınlarına ücret ve sigorta" yerine "ev işleri ücretlendirilsin"
talebini savunmanın gerekliliği bu noktada da kendisini göstermektedir.
Çünkü çalışan kadınlar da ek iş olarak evde ev işlerini yürütmektedirler.
Biz genelde ev işlerinin görünmez olmasının son bulmasını istiyoruz.
Bunun için ister fabrikada vb. çalışılsın, ister "ev kadını" ya
da "ev erkeği" statüsünde olunsun ev işleri son tahlilde toplumsal
bir hizmet olarak kabul edilip ona göre değerlendirilmek ücretlendirilmek
zorundadır.
Biz mücadele taleplerimizi bu şekilde ifade ediyor ve gerekçelendiriyoruz.
Konunun bir de başka yönü var tabii ki: Ev işleri toplumsallaşana
dek, bu yükleri kadınlar çekmek zorunda şeklinde yaklaşılmasına
tamamıyla karşıyız. Bugün işçi ve emekçi kadınların sırtındaki ikili-üçlü
yükün hafifletilmesi için de mücadele gereklidir. Bu doğrudan işçi
ve emekçi erkeklere yönelttiğimiz ev işleri ve çocuk bakımını paylaşmaları
talebidir. Bütün gün patron tarafından ezilen kadın ve erkek işçi
ev içinde ezen-ezilen ilişkisini devam ettirmeyi değil, paylaşımcı
ve karşılıklı dayanışmacı bir ilişki sürdürme hedefini önlerine
koymak zorundadırlar. Bu yaklaşım bizi sınıf mücadelemizde güçlendirecek,
gerçek düşmanlarımıza kapitalistlere ve onların sınıf devletine
karşı birliğimizi pekiştirecektir.
Aralık 2003
